YARGITAY KARARI
DAİRE : 10. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/9801
KARAR NO : 2022/12634
KARAR TARİHİ : 18.10.2022
Mahkemesi : … Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesi
No :
İş kazasında vefat eden sigortalının hak sahiplerinin maddi ve manevi tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda; ilk derece mahkemesince ilâmda yazılı nedenlerle davanın reddine dair verilen karara karşı davacılar vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine … Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesince davacılar vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
… Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesince verilen kararın, davacılar vekili tarafından duruşmalı olarak temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosya incelenerek, işin duruşmaya tâbi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 18/10/2022 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmiştir. Duruşma günü duruşmalı temyiz eden davacılar adına Av. … ile davalı adına Av. … geldiler. Duruşmaya başlanarak, hazır bulunan avukatların sözlü açıklamaları dinlendikten sonra duruşmaya son verilerek aynı günde Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
I- İSTEM:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkillerinin murisi sigortalı … …’nın 09.05.2010 tarihli iş kazası neticesinde 26.05.2010 tarihinde meydana gelen vefatı neticesinde belirsiz alacak davası mahiyetinde sonrasında artırılmak kaydıyla eşi … için 100.000,00 TL, çocuğu … için 17.000,00 TL ve çocuğu … için 33.000,00 TL’ şer maddi tazminat ile eş lehine 150.000,00 TL, … … için 75.000,00 TL ve … … için 50.000,00 TL manevi tazminatın kaza tarihinden faiziyle davalıdan tahsilini talep ve dava etmiş yargılamanın devamında maddi tazminat istemini eş için 186.830,05 TL’ye, … … için 33.493,59 TL’ye, … … için 11.417,19 TL’ye artırmıştır.
Davacı vekili birleşen dava dosyasının dava dilekçesinde özetle; aynı iş kazası nedeniyle … … için ek 67.452,63 TL maddi tazminatın kaza tarihinden faiziyle davalıdan tahsilini talep etmiştir.
II- CEVAP:
Davalı vekili asıl dava dosyasında cevap dilekçesinde özetle; … 12. İş Mahkemesinde iş kazası tespit kararı verilmesinin davalının kusurlu olduğu anlamına gelmediğini, olay ile murisin ölümü arasında illiyet bağının bulunmadığını, 17/05/2011 tarihli … raporuna göre murisin yaptığı işin beyin kanamasını doğuracak nitelikte olmadığının tespit edildiğini, … … Fakültesi hekim raporu ile de sabit olduğunu, teftiş kurulunun 17/05/2011 tarihli raporunun esaslı delil olduğunu, murisin olayın meydana gelmesi öncesinde başlayan hastalık durumunu ciddiye almayarak işveren hekimine yahut herhangi bir doktora başvurmaktan imtina etmesi sonucu kusurlu olduğunu, murisin ekonomik ve sosyal durumu ile aldığı maaş göz önüne alındığında talep edilen tazminatların fahiş olduğunu, davanın reddine yargılama giderlerinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili birleşen dava dosyasına cevap dilekçesinde özetle; Davacının davalıya ait ilaç fabrikasında operatör olarak çalıştığını, görevinin çalıştığı odada bulunan tablet makinesinden çıkan ilaçların makinenin çıkış noktasında bulunan ve yaklaşık 15-20 kg kapasiteli ilaç torbalarına boşaltımını sağlamak ve … dolduğunda yerlerini yenisi ile değiştirmek olduğunu, dolum esnasında operatörün maske ve kulaklık takmak suretiyle bilgisayar ekranını izleyerek dolum işlerini takip etmekle yükümlü olduğunu, davacının 08/05/2010 tarihinde 20:00’da mesaisine başladığını, 09/05/2010 tarih saat 00:50 civarında tablet makinesinin başında fenalaşarak bayıldığını, tedavileri devam ederken vefat ettiğini, geçirmiş olduğu beyin kanaması nedeniyle bayıldığının tespit edildiğini, tamamen normal ve kişisel bir sağlık problemi olduğunu, illiyet bağının bulunmadığını, … tarafından davalıya karşı … 3. İş Mahkemesi 2016/368 Esas sayılı rücuan tazminat davasında 13/09/2017 ve 22/12/2017 tarihli 2 ayrı bilirkişi heyet raporunda davalıya kusur yüklenmediğini, iş bu mahkemedeki kusur raporu ile diğer mahkemedeki alınan kusur raporlarının çeliştiğini, davacının emsal ücrete göre talepte bulunamayacağını, nitekim dilekçede ücreti açıkladığını, TÜİK raporuna göre hazırlanan aktüerya raporunu kabul etmediklerini, davanın reddine yargılama giderlerinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
III- MAHKEME KARARI:
A-İLK DERECE MAHKEME KARARI
İlk derece mahkemesince; “… Bölge Adliye Mahkemesi kararı gereğince bir beyin ve sinir cerrahi uzmanı- bir nöroloji uzmanı- bir iş sağlığı ve güvenliği uzmanından oluşan heyetten alınan 18/12/2020 tarihli bilirkişi raporunda ölen işçinin iskemik inme sonucu tamamen kendi bünyesinden kaynaklı nedenle öldüğü, işçinin ve davalı işverenin kusurunun bulunmadığı bildirilmiştir.
… 3. İş Mahkemesi 2019/76 Esas sayılı dosyada iki makine mühendisi- bir nöroloji uzmanından oluşan heyetten alınan 19/03/2020 tarihli bilirkişi raporunda da aynı görüş bildirilmiştir.
… Bölge Adliye Mahkemesi kararından sonra düzenlenen bilirkişi heyet raporları gözetilerek davalı işverenin kusurlu olmadığı anlaşıldığına” gerekçesine işaretle “asıl dava ve birleşen davanın reddine” karar verilmiştir.
B-BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI:
Bölge Adliye Mahkemesince “Davacılar vekilinin istinaf başvurusunun HMK’nın 353/(1) b)1. maddesi gereğince esastan reddine” karar verilmiştir.
IV-TEMYİZ KANUN YOLUNA BAŞVURU VE NEDENLERİ:
Davacılar vekili temyiz dilekçesinde özetle; … Müfettişinin inceleme raporunda davalıya kusur atfedildiğini, kaldırma kararının raporlar arasındaki çelişkinin giderilmesine ilişkin olduğunu, kazada işverenin iş güvenliği uzmanı istihdam etmemesi, iş sağlığı güvenliği tedbirlerini denetlememesi nedeniyle kusurunun bulunduğunu, beyin kanamasında tıbbi yardımın önemli olduğunu ambulans temin edilememesi nedeniyle geç kalındığını, iş kazasının gerçekleşmesinden sonra işçilerin saat başı kontrolü uygulamasının getirildiğini, müvekkilinin ilaç üretimi yapılan odada uzun süre yerde yığılı vaziyette kaldığını, yere yığılan ilaçlar nedeniyle camların tozlandığının tanık beyanlarından tespit edildiğini, bu şekilde işçinin uzun süre odada yalnız kaldığının tespit edildiğini, iş kazasının gerçekleştiği odada video kaydının olmamasının hatalı olduğunu, acil durum eylem planı olmadığını, işçi arkadaşlarının sigortalıya hatalı müdahale ettiklerini, hastaneye hızlı bir şekilde götürülemediğini, raporda ilk müdahale konusunda değerlendirme yapılmadığını, kaçınılmazlığın değerlendirilmediğini davanın kabulü gerektiğini ileri sürerek kararın bozulmasını talep etmiştir.
V-İLGİLİ HUKUK KURALLARI VE İNCELEME:
Dava, iş kazası sonucu sigortalının vefatı nedeniyle sigortalının hak sahipleri olan eş ve çocuklarının maddi ve manevi zararlarının giderilmesi istemine ilişkindir.
Geniş anlamıyla sorumluluk kavramı, bir kişinin başka bir kişiye verdiği zararları giderme yükümlülüğü olarak açıklanmıştır. Hukuki anlamda sorumluluk ise, taraflar arasındaki borç ilişkisinin zedelenmesi sonucu doğan zararların giderilmesi (tazmin edilmesi) yükümlülüğünü içerir.
İşçi ve işverenin hizmet sözleşmesinden kaynaklanan sıkı iş ilişkisi, işçi yönünden işverene içten bağlılık (sadakat borcu), işveren yönünden işçiyi korumak ve gözetmek borcu şeklinde ortaya çıkar. Gerçekten işçi, işverenin işi ve iş yeri ile ilgili çıkarlarını korumak, çıkarlarına zarar verebilecek davranışlardan kaçınmak, buna karşı işveren de, işçinin kişiliğine saygı göstermek, işçiyi korumak, iş yeri tehlikelerinden zarar görmemesi için iş sağlığı ve güvenliği önlemlerini almak, işçinin özlük hakları ve diğer maddi çıkarlarının gerektirdiği uygun bildirimlerde ve davranışlarda bulunmak, işçinin çıkarına aykırı davranışlardan kaçınmakla yükümlüdür.
Sanayi ve teknolojideki gelişmeler, yeni işletmelerin açılması, fabrikaların kurulması iş yerlerindeki makinalaşmanın artmasına yol açmış, bu durum iş kazaları ile meslek hastalıklarında artışlara neden olmuştur. Bu gelişme, iş yerinde iş sağlığı ve güvenliği önlemlerinin daha etkili şekilde alınması gereğini ortaya çıkarmıştır.
İşveren, gözetme borcu gereği, çalıştırdığı işçileri, iş yerinde meydana gelen tehlikelerden korumak, onların yaşam, bedensel ve ruhsal sağlık bütünlüklerini korumak için iş yerinde teknik ve tıbbi önlemler dahil olmak üzere bilimsel ve teknolojik gelişmelerin gerekli kıldığı tüm önlemleri almak zorundadır.
Anayasanın 17. maddesinde; “Herkes, yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir. Tıbbi zorunluluklar ve kanunda yazılı haller dışında, kişinin vücut bütünlüğüne dokunulamaz; rızası olmadan bilimsel ve tıbbi deneylere tabi tutulamaz.” hükmü getirilerek yaşama hakkı güvence altına alınmış, bu yasal güvencenin yaşama geçirilmesinde İş ve … Mevzuatında da işçilerin korunması, işin düzenlenmesi, iş güvenliği, sosyal düzen ve adaletin sağlanması düşüncesi ile koruyucu bir takım hükümler getirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 332. maddesinde; “İş sahibi, aktin özel halleri ve işin mahiyeti noktasından hakkaniyet dairesinde kendisinden istenilebileceği derecede çalışmak dolayısıyla maruz kaldığı tehlikelere karşı icabeden tedbirleri ittihaza ve münasip ve sıhhi çalışma mahalleri ile, işçi birlikte ikamet etmekte ise sıhhi yatacak bir yer tedarikine mecburdur.
İş sahibinin yukarıdaki fıkra hükmüne aykırı hareketi neticesinde işçinin ölmesi halinde onun yardımından mahrum kalanların bu yüzden uğradıkları zararlara karşı isteyebilecekleri tazminat dahi akde aykırı hareketten doğan tazminat davaları hakkındaki hükümlere tabi olur.” hükmü düzenlenmiştir.
Yasa koyucu 818 sayılı Borçlar Kanununun 332. maddesinin karşılığını 01/07/2012 tarihinde yürürlüğe giren yeni 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 417. maddesinin 2. fıkrasında düzenlemiştir.
Anılan fıkrada “İşveren, işyerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için gerekli olan her türlü önlemi almak, araç ve gereçleri noksansız bulundurmak; işçiler de iş sağlığı ve güvenliği konusunda alınan her türlü önleme uymakla yükümlüdür.” hükmü yer almaktadır. Bu fıkraya göre, işverenin, işçinin yaşam, sağlık ve bedensel bütünlüğünü korumak için gerekli önlemleri alma yükümlülüğü öngörülmektedir. Burada işverenin özellikle iş kazalarına karşı gerekli önlemleri alma yükümlülüğü söz konusudur. Buna göre işveren, hizmet ilişkisinin ve yapılan işin niteliği göz önünde tutulduğunda, hakkaniyet gereği kendisinden beklenen; deneyimlerin zorunlu kıldığı, teknik açıdan uygulanabilir ve iş yerinin özelliklerine uygun olan önlemleri almakla yükümlüdür.
Aynı maddelere paralel olarak, 4857 sayılı İş Kanununun “İşverenlerin ve İşçilerin Yükümlülükleri” kenar başlıklı 77. maddesinin 1. fıkrasında da benzer bir düzenlemeye yer verilmiştir. Bu fıkraya göre “İşverenler iş yerlerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için gerekli her türlü önlemi almak, araç ve gereçleri noksansız bulundurmak, işçiler de iş sağlığı ve güvenliği konusunda alınan her türlü önleme uymakla yükümlüdürler.”
Bundan başka işveren, mevzuatta öngörülmemiş olsa dahi bilimsel ve teknolojik gelişmelerin gerekli kıldığı iş sağlığı ve güvenliği önlemlerini almak zorundadır. Bilim, teknik ve örgütlenme düşüncesi yönünden alınabilme olanağı bulunan, yapılacak gider ve emek ne olursa olsun bilimin, tekniğin ve örgütlenme düşüncesinin en yeni verileri göz önünde tutulduğunda işçi sakatlanmayacak, hastalanmayacak ve ölmeyecek ya da bu kötü sonuçlar daha da azalacaksa her önlem işverenin koruma önlemi alma borcu içine girer.
Bu önlemler konusunda işveren iş yerini yeni açması nedeniyle tecrübesizliğini, bilimsel ve teknik gelişmeler yönünden bilgisizliğini, ekonomik durumunun zayıflığını, benzer iş yerlerinde bu iş güvenliği önlemlerinin alınmadığını savunarak sorumluluktan kurtulamaz. Gerçekten, çalışma hayatında süregelen kötü alışkanlık ve geleneklerin varlığı işverenin önlem alma borcunu etkilemez. Işverenlerce, iş güvenliği açısından yaşamsal önem taşıyan araç ve gereçlerin işçiler tarafından kullanılması sağlandığında, kaza olasılığının tamamen ortadan kalkabileceği de tartışmasız bir gerçektir.
Nitekim, günümüzde gelişen sanayi ve teknoloji karşısında yukarıda açıklanan hükümler yeterli görülmemiş, insan yaşamının kutsallığı çerçevesinde işverenin, iş yerinde işçilerin sağlığını ve iş güvenliğini sağlamak için gerekli olanı yapmak ve bu husustaki şartları sağlamak ve araçları noksansız bulundurmakla yükümlü olduğu 4857 sayılı İş Kanununun 77. maddesinin açık buyruğu iken, İş Kanununun 77. ve devamı bir kısım maddeler 30/06/2012 tarih ve 28339 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanununun 37. maddesiyle yürürlükten kaldırılmış olup, 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu, işverenin sağlık ve güvenlik önlemlerini alma yükümlülüğünü daha ayrıntılı bir biçimde düzenlemiştir.
Yukarıda yapılan bu açıklamalardan sonra 818 sayılı Borçlar Kanununun 332. maddesinin karşılığı olarak çağdaş yaklaşımla düzenlenen 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 417. maddesinin 2. fıkrasında; “İşveren, iş yerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için gerekli her türlü önlemi almak, araç ve gereçleri noksansız bulundurmak; işçilerde iş sağlığı ve güvenliği konusunda alınan her türlü önleme uymakla yükümlü” olacağı belirtilerek, İş Kanununun 77/1. maddesiyle bütünlük sağlandığı gibi 3. fıkrasında; “İşverenin yukarıdaki hükümler dahil kanuna ve sözleşmeye aykırı davranışı nedeniyle işçinin ölümü, vücut bütünlüğünün zedelenmesi veya kişilik haklarının ihlaline bağlı zararların tazmini sözleşmeye aykırılıktan doğan sorumluluk hükümlerine tabi” olduğu hükme bağlanmak suretiyle, hizmet sözleşmesinden kaynaklanan sorumluluğun hukuki niteliği konusunda tartışmalar sona erdirilmiş, sözleşmeye aykırılıktan kaynaklanan ölüme ve vücut bütünlüğünün zedelenmesine veya kişilik haklarının ihlaline bağlı zararların tazmininde sözleşmeden doğan sorumluluk hükümlerinin uygulanacağı öngörülmüştür.
Bu kapsamda mevzuatta yer alan düzenlemelere göre işverenin sorumluluğu objektifleştiren kriterler olarak değerlendirilmelidir. Bu sebeple mevzuatta yer alan teknik iş kurallarına uyulmaması işverenin kusurlu davranışı olarak kabul edilmelidir. Ancak işveren sadece anılan yazılı kurallara değil, yazılı olmayan ve teknolojinin gerekli kıldığı önlemlere aykırı davrandığında da kusurlu görülerek oluşan zararı karşılamalıdır.
Öte yandan objektifleştirilen kusur, kusur sorumluluğunu kusursuz sorumluluğa yaklaştırsa da, onu kusursuz sorumluluk haline dönüştüremez. Çünkü, bazı istisnalar dışında işverenin sorumluluğu için kusurun varlığı şarttır.
Öte yandan işvereni, zararlandırıcı olay nedeniyle sorumluluktan kurtaracak olan durum, eylem ile meydana gelen zarar arasındaki uygun illiyet rabıtasının kesilmesidir. Kusursuz sorumlulukta olduğu gibi kusur sorumluluğunda da illiyet bağı; mücbir sebep, zarar görenin ve üçüncü kişinin ağır kusuru nedenleriyle kesilebilir. Uygun illiyet bağının kesildiğinin ispatı halinde, işverenin sorumluluğuna gidilmesi mümkün değildir. (HGK, 20/03/2013 tarih, 2012/21-1121 Esas, 2013/386 Karar)
Dosya kapsamındaki bilgi ve belgelere göre sigortalı … …’nın davalı şirkette tablet üretim makinesinde operatör olarak çalıştığı, olay tarihi olan 09.05.2010 tarihinde işyerinde gece vardiyasında çalışmak üzere saat 20.00 civarında iş başı yaptığı ve tanık … … tarafından saat 00.50 civarında çalıştığı odanın camının ilaç tozuyla kaplandığının anlaşılması üzerine davacının çalıştığı odayı açtığında yerde uzanmış vaziyette olduğunun tespit edildiği, işyerinde çalışan diğer işçilerin olanakları ile önce en yakın devlet hastanesine oradan da ambulansla … ………… ön tanısıyla 10.05.2010 tarihinde ameliyata alındığı, ameliyatta sol frontotemporoparietal kraniotomi, duroplasti uygulandığı ve entübe olarak yoğun bakıma alındığını, bu şekilde tedavisi devam ederken hastanede 26.05.2010 tarihinde gelişen kardiyak arrest neticesinde vefat ettiği, morg kağıdına göre ölüm sebebinin MCA enfarktı ve kardiyak arrest olarak belirtildiği dosya kapsamında sigortalının uğradığı iş kazasıyla ilgili gördüğü tedavisi bulunup bulunmadığına dair tedavi kayıt ve belgelerinin bulunmadığı gibi tanıkların işyeri çalışma koşullarına ilişkin bilgisine başvurulmadığı, işyerinden işe giriş ve … muayene kayıtlarının getirilmediği anlaşılmıştır.
O halde mahkemece öncelikle davacının beyin kanamasına bağlı kalp krizi neticesinde vefat ettiği anlaşılarak iş kazası geçirmesinden öncesine ilişkin tedavi kayıt ve belgelerini ilgili sağlık kuruluşlarından, işveren nezdinde ise işe giriş ve … muayane kayıtları bulunmakta ise bu kayıtları işyerinden getirtmek, taraf tanıklarını yapılan iş, olay günü sigortalının her zamankinden fazla bir eforla çalıştırılıp çalıştırılmadığı, bünyesini zorlayacak bir duruma maruz kalıp kalmadığını tespit ederek, sigortalının olay anında maruz kaldığı işyeri ve çevresel şartları belirlemek.
Giderek sigortalının kaza öncesinde mevcut tansiyon, kalp ve damar rahatsızlığı ve kazaya sebep olabilecek başka bir rahatsızlığının bulunup bulunmadığını, davacının bünyesinde mevcut bir rahatsızlığın kazaya sebep olmadığını, işverenin sigortalının yaptığı iş için olay tarihinde geçerli mevzuata uygun işe giriş ve … sağlık muayenelerini yaptırıp yaptırmadığı, bu kapsamda sigortalının bünyesel durumuna uygun işte çalıştırılıp çalıştırılmadığını açıklığa kavuşturmak.
İşverenin işyerinde sağladığı iş sağlığı ve güvenliği tedbirlerinin neler olduğu hangi tedbirlerin alındığı hangi tedbirlerin alınmadığı, olay tarihindeki mevzuata göre risk/acil durum değerlendirmesinin yeterli olup olmadığını araştırmak, öte yandan işyeri hekimi, ambulans bulundurmak zorunluluğunun bulunup bulunmadığı, bu zorunluğun bulunması halinde verilecek bu hizmetlerle mevcut olayın önlenmesinin mümkün olup olamayacağı hususunun değerlendirilerek davacı itirazlarını karşılamak.
Öte yandan davacıda olumsuz yaşam şekli, beslenme tarzı, genetik faktör ile sigara kullanımı gibi etkenlerin olup olmadığı var ise bu gibi durumların olayın gerçekleşmesi üzerindeki etkisi hususundaki deliller toplanmak.
Toplanacak bu delillerle beraber somut ölüm olayının gerçekleşmesinde işyeri şartları, yaşam şekli, bünyesel faktör ile olay anındaki etkenler bir bütün olarak değerlendirilerek, davacı itirazlarını karşılar mahiyette somut verilere dayalı kusur raporunun düzenlenmesi için dosyanın alanında uzman … hekimlerin de yer aldığı, A sınıf İş güvenliği uzmanlarının da bulunduğu heyete tevdi ederek, ölüm iş kazası olayının gerçekleşmesinde tarafların kusur oranları ve bünyesel faktörün etkisini belirleyecek mahiyette rapor aldırmak alınacak bur raporla beraber dosyadaki veriler değerlendirilerek sonucuna göre usuli kazanılmış hakları gözeterek bir karar vermekten ibarettir.
Mahkemece, açıklanan bu maddi ve hukuki olgular göz önünde tutulmaksızın, eksik inceleme ve araştırma sonucu yazılı şekilde hüküm kurulması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O hâlde, davacılar vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli bozma sebebine göre sair temyiz itirazları incelenmeksizin … Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesinin istinaf başvurularının esastan reddine ilişkin kararı kaldırılarak İlk Derece Mahkemesince verilen hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ : … Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesi kararının HMK’nın 373/1 maddesi gereği kaldırılarak, temyiz edilen ilk derece mahkemesi hükmünün yukarıda açıklanan nedenlerle bozma sebebine göre sair temyiz itirazları incelenmeksizin BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde ilgilisine iadesine, davacılar avukatı yararına takdir edile 8.400,00 TL duruşma avukatlık parasının davalıya yükletilmesine, dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesi’ne gönderilmesine, 18.10.2022 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.