YARGITAY KARARI
DAİRE : 10. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2022/10303
KARAR NO : 2023/5444
KARAR TARİHİ : 16.05.2023
MAHKEMESİ : … Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2021/851 E., 2022/1408 K.
KARAR : Esastan Red
İLK DERECE MAHKEMESİ : Bandırma İş Mahkemesi
SAYISI : 2018/41 E., 2020/353 K.
Taraflar arasındaki iş kazasından kaynaklı maddi ve manevi tazminat istemi davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabul ve kısmen reddine karar verilmiştir.
Kararın davacı ve davalı vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvuruların esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı ve davalı vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi … tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
1.Davacı vekili asıl dosyanın dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin 18.07.2012 tarihinde davalı işyerinde çalışmaya başladığını, asgari ücret civarında ücret aldığını, 03.08.2013 tarihinde çalışmış olduğu makinenin arızalı olması sebebi ile sağ el parmaklarını makineye kaptırmak sureti ile iş kazası geçirdiğini, kazadan hemen sonra kendisinin hastaneye götürülmeyerek tedavisinin geçe bırakıldığını, davacıya iş güvenliği eğitimi verilmediğini, davacının ameliyatı sonrasında işveren yetkilileri tarafından hiç kimsenin arayıp sormadığını, maddi ve manevi mağdur olduğunu, parmağının kopması sebebi ile sağ elini eskisi gibi kullanamadığını, manevi olarak da çok yıprandığına, bu sebeple 1.000,00 TL maddi ve 150.000,00 TL manevi tazminatın faizi ile birlikte tahsilini dava ve talep etmiş, yargılamanın devamında maddi tazminat istemin, 42.253,78 TL’ye artırmıştır.
2.Davacı vekili birleşen dosyanın dava dilekçesinde özetle; 01.10.2020 tarihli hesap raporu doğrultusunda asıl dava kapsamında talep harici kalan 5.442,83 TL maddi tazminatın davalıdan tahsilini talep etmiştir.
II. CEVAP
1.Davalı vekili asıl dosyanın cevap dilekçesinde özetle; açılan davayı kabul etmediklerini, kazanın meydana gelmesinde davacının kusurlu olduğunu, işverenin hiçbir kusuru bulunmadığını, işçiye iş güvenliği eğitimleri verildiğini, tüm itirazları saklı kalmak kaydıyla müterafik kusur olduğunu, olay ile ilgili şirket çalışanı … hakkında ceza kovuşturması olduğunu, istenilen manevi tazminatın fahiş olduğunu, kesimhane müdürünün görevlendirilerek davacının durumu ve tedavisi ile ilgilenildiğini, bu sebeplerle açılan davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
2.Davalı vekili birleşen dosyanın cevap dilekçesinde özetle; dava açılırken arabulucuya müracaat edilmemesinin usulü bir eksiklik olduğunu, davanın reddinin gerektiğini, ek dava için zaman aşımı itirazında bulunduklarını, ek dava ile istenen tazminatın mahkememizin 2018/41 Esas sayılı davası ile talep edildiğini, bu nedenle derdestlik itirazında bulunduklarını, mahkememizin 2018/41 Esas sayılı dosyasında davanın ıslah edildiğini, HMK 176/2 gereği davanın ancak bir kez ıslah edilebileceğini, mahkememizin birleştirme kararının usule aykırı olduğunu, birleştirme kararının talebe aykırı olduğunu, birleştirme kararından dönülerek, ek davanın reddine, masraf ve vekalet ücretinin davacıya yüklenmesine karar verilmesini talep etmiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararında özetle;
1.Davacının 18.07.2012 tarihinde davalı işyerinde çalışmaya başladığını, 03.08.2013 tarihinde çalıştığı makinenin elini kapması sebebiyle iş kazası geçirdiğini, davacının sürekli iş göremezlik oranının tespiti için ATK’dan rapor alındığını düzenlenen raporda davacının E cetveline göre %11,1 oranında meslekte kazanma gücü kaybı olduğu tespit edildiğini, iş kazasında tarafların kusur oranlarının tespit edilebilmesi için dosya iş güvenliği uzmanı ve makine mühendisi bilirkişilerden oluşan 3 kişilik bilirkişi heyetine tevdi edildiğini, bilirkişi heyeti tarafından hazırlanan raporda davalı işveren tarafından kazanın gerçekleştiği makine ile ilgili çalışanlara gerekli eğitimlerin verilmediği, çalışanlara koruyucu eldiven sağlanmadığı, makine için sabitleme sistemi bulunmadığı ve bu nedenlerle davalı işverenin yaşanan kaza nedeniyle %90, davacı işçinin ise %10 oranında kusurlu oldukları tespit edildiğini, yargılama sırasında dinlenen tanıklarda kazanın yaşandığı makine için gerekli eğitim verilmediği, makinenin çalışırken hareket ettiğini, korucu eldiven değil beyaz eldiven verildiğini beyan ettikleri, kusur raporunun denetime elverişli olduğu kabul edilerek hükme esas alındığını, davacının talep edebileceği maddi tazminat miktarının hesaplanması için dosyanın bilirkişiye tevdi edildiğini, bilirkişi tarafından hazırlanan 01.10.2020 tarihli hesap raporunun hükme esas alınarak asıl ve birleşen davada maddi tazminat istemlerinin kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle tahsiline karar verilmiştir.
2. Manevi tazminatın davacıyı zenginleştirmeden davalıyı yoksullaştırmadan, yaşanan acı ve üzüntüyü geçirmeyecek olması gözetilerek davacıyı bir miktarda olsa rahatlatacak miktarda olması ilkeleri de göz önüne alınarak davacının manevi tazminat talebinin 20.000 TL üzerinden kabulüne karar verilmiştir
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı ve davalı vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuşlardır.
B. İstinaf Sebepleri
1.Davacı vekili istinaf sebeplerinde özetle: kaza nedeniyle oluşan vücut kusurunun herkesçe görülebilir durumda olması ve bunun psikolojik travma yarattığını, davalının davayı uzatmak için elinden geleni yaptığını ve davalının itirazları nedeniyle 5 kusur raporu alındığını, davalının ağır ve yüzde 90 oranında kusurlu olduğunu, manevi tazminatın caydırıcılık işlevinin gözetilmediğini, manevi tazminatın, maddi tazminatı tamamlayıcı olmadığını belirterek davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.
2. Davalı vekili istinaf sebeplerinde özetle; davanın belirsiz alacak davası olarak açıldığını, dava açılırken dava değerinin tam ve kesin olarak saptanmasının mümkün olduğunu, hukuki yarar yokluğu nedeniyle davanın usulden reddinin gerektiğini, tanığın başka işi yapmak üzere makine başından ayrıldığı sırada davacının ağır ihmali nedeniyle olayın meydana geldiğini, dava dosyasında maddi tazminat hakkında alınan tüm bilirkişi raporlarına itiraz ettiklerini, arabulucuya müracaat edilmemesinin eksiklik olduğunu, zamanaşımı itirazlarının bulunduğunu, derdestlik itirazlarının bulunduğunu, saklı tutulan fazlayı talep hakkı kullanıldığı için ek dava açılamayacağını, HMK/md.176/2 gereği davanın bir kez ıslah yapılabileceğini belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararında özetle;
1. Somut olayda; 25.02.2019 havale tarihli kusur raporunda, 03.08.2013 tarihinde, davacının, deri sıyırma makinesinde çalıştığı sırada, bir ay önce ayak tekerleklerinin fren mandalının bozuk olduğu bildirilen makinenin hareketlenmesi üzerine, makineyi durdurmak isterken sağ el ikinci parmağını makinenin sıyırma bıçağına teması sonucu yaralanması şeklinde meydana gelen iş kazasında; hükme esas alınan kusur raporuna göre işveren kuruluş Bu Piliç Entegre Gıda San. Tic. A.Ş.’nin kaza olayının meydana gelmesinde % 90 (bu kusurun; ceza mahkemelerinde haklarında kesinleşmiş cezaları bulunan paketleme bölüm amiri …’e %5 oranında ve işletme müdürü …’a %5 oranında atfedilmesi gerektiği) oranında kusurlu olduğu, davacı Zenyep Ünver’in kaza olayının meydana gelmesinde %10 oranında kusurlu olduğunun belirtildiği, tanık beyanları, toplanan kanıtlar ve iş güvenliği uzmanı bilirkişilerin kusura ilişkin mütalaları nazara alındığında davalı vekilinin kusura ilişkin istinafının yerinde görülmediğini,
2. Hükme esas alınan 01.10.2020 tarihli bilirkişi raporuna yönelik davalı vekilince sunulan 30.10.2020 tarihli itiraz dilekçesinde; her ikisi de 2020 yılında düzenlenen aktüerya bilirkişisi raporlarında hesaplanan tutarların çelişkili olduğuna dairdir. Oysa ki, 18.03.2020 tarihli rapor, 10.11.2019 tarihli bilirkişi raporunda esas alınan 2019 yılı asgari ücreti doğrultusunda düzenlenmiş olup 2020 yılı içerisinde düzenlenen iki rapor arasındaki farklılık, esas alınan ücretten kaynaklanmakta olup 01.10.2020 tarihli raporda bilinen son dönem olan 2020 yılı asgari ücreti esas alınarak maddi tazminat hesabı yapılması yerinde olduğundan davalı istinafına değer verilmediği,
3.7036 sayılı Kanun’un “Dava şartı olarak arabuluculuk” başlıklı 3 üncü maddesinin, “İş kazası veya meslek hastalığından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat ile bunlarla ilgili tespit, itiraz ve rücu davaları hakkında birinci fıkra hükmü uygulanmaz.” hükmü gereği somut dava bakımından arabulucuya başvurma zorunluluğu bulunmadığı,
4. Somut olayda, Kanunda öngörülen on yıllık zamanaşımı süresi dolmadığından davalı vekilinin zamanaşımı def’i yerinde olmadığı,
5. Birleşen davada, talep edilen kısmın, asıl davada talep edilmeyen tutara ilişkin olması nedeniyle derdestlik itirazı da yerinde görülmediği, ayrıca, davanın ıslahı söz konusu olmadığından ikinci kez ıslahın mümkün olmadığı yönündeki davalı savunmasına ve birleşen dava dilekçesinin tebliği sonrasında davalı vekilince cevap dilekçesi sunulduğundan taraf teşkili sağlanmadığı yönündeki davalı iddiasına itibar edilmediği,
6. Olayın oluş şekline, davacının rapor süresine, davacının kusur oranının azlığına, davacının maluliyetinin oranına, husule gelen elem ve ızdırabın derecesine, tarafların sosyal ve ekonomik durumuna, paranın alım gücüne, özellikle 26.06.1966 gün ve 1966/7-7 sayılı içtihadı birleştirme kararının içeriğine ve öngördüğü koşulların somut olayda gerçekleşme biçimine, hak ve nesafet kurallarına göre hükmedilen manevi tazminat miktarına ilişkin yerel mahkeme kararı yerinde olduğundan taraf vekillerinin istinafına değer verilmeyerek; tarafların istinaf başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 353 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin 1 numaralı alt bendi uyarınca esastan reddine
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı ve davalı vekilleri temyiz başvurusunda bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; olay tarihi aynı olan, trafik kazaları nedeniyle yaralanma halinde, maluliyet oranının yüzde 2 ve daha altında olduğu kalça-bacak kırığı gibi durumlarda dahi bu miktarın 1,5 – 2 katı manevi tazminata hükmedildiği halde iş kazalarında daha az manevi tazminatlara hükmedildiğini, Hukuk Genel Kurulu’nun 23.06.2004 tarih ve 13/291-370 sayılı kararı ve Yargıtay (kapatılan) 21. Hukuk Dairesi de 08.04.2014 tarihli, 2013/22341 E., 2014/7283 K. nolu kararı dikkate alındığında; davalının güçlü sermaye yapısı ve karlılığı, olaydaki kusur durumu, müvekkilde yol açtığı ruhsal tahribat, elem ve acı ile denkleştirme ve caydırıcılık işlevi gözetildiğinde müvekkil için talep edilen 150.000,00 TL manevi tazminat miktarlarının makul hatta az olduğunu beyanla kararın bozulmasını talep etmiştir.
Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; Asıl davanın belirsiz alacak davası olarak açılmasının HMK’nun 107 nci madde hükümlerine uygun olmadığını, dava dosyası içinde kusur durumu hakkında birbiri ile uyuşmayan bilirkişi raporları olduğunu, denetime açık ve objektif bir rapor alınmamasının hatalı olduğunu, maddi ve manevi tazminat miktarlarının fahiş olduğunu, kararda davanın açıldığı tarihin hatalı gösterildiğini, delilleri içinde gösterdiği keşif talebinin ve adli yardım kararının kaldırılması talebinin kabul edilmemesinin usule uygun olmadığını, esas mahkemesinin kararı her iki taraf vekilince istinaf edilmiş olup, bakiye harç hesabının yanlış yapıldığını beyanla kararın bozulmasını talep etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, iş kazası neticesinde sürekli iş göremezliğe uğrayan sigortalının maddi ve manevi tazminat istemleri ile yakınlarının yansıma suretiyle manevi tazminata hak kazanıp kazanamadığına ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 371 inci maddeleri, ile aynı Kanun’un 110, 281 ve 366 delaletiyle uygulanma imkanı olan 348 inci maddeleri, kaza tarihinde yürürlükte bulunan mevzuat hükümleri gözetilerek; 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 332 ve 98 inci maddeleri gereğince aynı Kanun’un 41,42,43,44,46 ve 47 nci maddeleri, 5510 sayılı Kanun’un 13, 16, 18, 19. 20 ve 21 inci maddeleri ile 4857 sayılı İş Kanunu’nun 77 nci maddesi, manevi tazminat yönünden 26.06.1966 günlü ve 7/7 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararıdır.
3. Değerlendirme
A. Davalı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesinde
1.Miktar veya değeri kesinlik sınırını geçmeyen davalara ilişkin nihai kararlar, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 362 nci maddesi uyarınca temyiz edilemez. Temyize konu edilen miktarın kesinlik sınırının altında kalması hâlinde anılan Kanun’un 366 ncı maddesi atfıyla aynı Kanun’un 352 nci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi uyarınca temyiz dilekçesinin reddine karar vermek gerekir.
2. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nu 110 uncu maddesi kapsamında dava yığılması (objektif dava birleşmesi) kapsamında her bir talebin ayrı bir dava olduğu ve ayrı ayrı hüküm ve sonuç doğuracağı açıktır.
3.Dosya içeriğine göre davacı lehine asıl davada 42.253,78 TL maddi ve 150.000,00 TL manevi birleşen davada ise 5.442,83 TL maddi tazminat talep edildiği, İlk Derece Mahkemesinin 28.12.2020 tarihli kararında asıl ve birleşen davada maddi tazminat istemlerinin tam kabulüne, birleşen dava manevi tazminat istemlerinin kısmen kabulü ile 20.000,00 TL manevi tazminata hükmedildiği, Bölge Adliye Mahkemesinin 23.06.2022 tarihli kararında davacı ve davalı vekillerinin istinaf istemlerinin esastan reddine karar verildiği anlaşılmaktadır.
4. Bölge Adliye Mahkemesi karar tarihi itibari ile davacı lehine maddi ve manevi tazminatların ayrı ayrı kesinlik sınırı olan 107.090,00 TL’nin altında kaldığı anlaşıldığından davalının temyiz itirazlarının miktardan reddine karar vermek gerekmiştir.
B. Davacı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesinde
1.Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere ve kanunun açık hükmüne aykırı görülen ve re’sen dikkate alınacak hususlar ile temyiz kapsam ve nedenlerine göre, davacı vekilinin aşağıdaki paragrafların kapsamı dışındaki sair temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
2. Gerek mülga 818 sayılı Borçlar Kanunun 47 ve gerekse iş kazasının gerçekleştiği tarihte yürürlükte bulunan 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 56 ncı maddesinde hakimin bir kimsenin bedensel bütünlüğünün zedelenmesi durumunda, olayın özelliklerini göz önünde tutarak, zarar görene veya ölenin yakınlarına manevi tazminat olarak uygun bir miktar paranın ödenmesine karar verebileceği öngörülmüştür.
3.Hakimin manevi zarar adı ile zarar görene veya ölenin yakınlarına verilmesine karar vereceği para tutarı adalete uygun olmalıdır. Hükmedilecek bu para, zarara uğrayanda manevi huzuru doğurmayı gerçekleştirecek tazminata benzer bir fonksiyonu olan özgün bir nitelik taşır. Bir ceza olmadığı gibi, mamelek hukukuna ilişkin zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. O halde, bu tazminatın sınırı onun amacına göre belirlenmelidir.
4.Manevi tazminat davalarında, gelişmiş ülkelerde artık eski kalıplardan çıkılarak caydırıcılık unsuruna da ağırlık verilmektedir. Gelişen hukukta bu yaklaşım, kişilerin bedenine ve ruhuna karşı yöneltilen haksız eylemlerde veya taksirli davranışlarda tatmin duygusu yanında caydırıcılık uyandıran oranlarda manevi tazminat takdir edilmesi gereğini ortaya koymakta; kişi haklarının her şeyin önünde geldiğini önemle vurgulamaktadır.
5. Bu ilkeler gözetildiğinde; aslolan insan yaşamıdır ve bu yaşamın yitirilmesinin yakınlarında açtığı derin ızdırabı hiçbir değerin telafi etmesi olanaklı değildir. Burada amaçlanan sadece bir nebze olsun rahatlama duygusu vermek; öte yandan da zarar veren yanı da dikkat ve özen göstermek konusunda etkileyecek bir yaptırımla, caydırıcı olabilmektir.(HGK 23.6.2004, 13/291-370)
6. Somut olayda, davacı sigortalının davalı şirkette tavuk soyma makinesinde çalıştığı makinenin fren tertibatının arızalı olması nedeniyle makineye parça sipariş verildiği, ancak makinede çalışmanın devam ettiği, davacının bu makinede çalışması sırasında makineyi durdurmaya çalıştığı sırada fren tertibatının arızalı olması nedeniyle hareket edip sağ el 2. parmağını ampute ettiği, sürekli iş göremezlik oranının %11,10 olarak tespit edildiği, hükme esas alınan kusur raporlarına göre davalı işverenin dava harici çalışanlarının kusurları ile beraber %90 oranında, davacı sigortalının ise %10 oranında kusurlu olduğunun tespit edildiği anlaşılmıştır.
7. Bu açıklamalar doğrultusunda sigortalının iş kazası nedeniyle uğradığı sürekli iş göremezlik, iş kazasının gerçekleşmesinde işverene göre kusurunun azlığı, iş kazasının davacıda meydana getirdiği şiddetli elem ve ızdırap kapsamında hüküm altına alınan 20.000,00 TL tutarındaki manevi tazminatın bariz biçimde çok az miktarda olduğu anlaşılmaktadır.
8. Bu açıklamalar doğrultusunda mahkemece yapılacak iş, davacının iş kazasına uğraması nedeniyle açıklanan sebeplerle duyduğu şiddetli elem ve ızdırabı tazmin ile yeterli hakkaniyete uygun miktarda manevi tazminata hükmetmekten ibarettir.
9. Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin, hatalı değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
10. O halde, davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve istinaf itirazlarının esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararı kaldırılarak İlk Derece Mahkemesi kararı bozulmalıdır
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
1.Davalı vekilinin temyiz isteminin miktardan REDDİNE,
2. a)Davacı vekilinin temyiz istemi nedeniyle temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, b) İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Temyiz harcının istek halinde ilgilisine iadesine, Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 16.05.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.