Yargıtay Kararı 10. Hukuk Dairesi 2022/11156 E. 2023/4950 K. 08.05.2023 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 10. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2022/11156
KARAR NO : 2023/4950
KARAR TARİHİ : 08.05.2023

MAHKEMESİ : … Bölge Adliye Mahkemesi 34. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2020/1537 E., 2022/1187 K.
HÜKÜM/KARAR : Esastan red
İLK DERECE MAHKEMESİ : … 1. Asliye Hukuk (İş) Mahkemesi
SAYISI : 2017/47 E., 2019/429 K.

Taraflar arasındaki hizmet tespiti davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın hak düşürücü süre nedeniyle reddine karar verilmiştir.

Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle;kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi … tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA
Davacı vekili dilekçesinde özetle; 1996 yılından 16.06.2000 tarihine kadar Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı kurumlarda sözleşmeli öğretmen olarak çalıştığını belirterek bu tarihlerde davalı kurumda çalıştığının tespiti ile SGK sigorta primlerinin davalı tarafından yatırılmasına karar verilmesi talebinde bulunmuştur.
II. CEVAP
Davalı … Bakanlığı vekili; davada hak düşürücü süre ve zamanaşımı süresinin geçtiğini, davacının 1996 yılında çalışmaya başladığını ancak primlerinin ödenmediğini 2016 yılında öğrendiğini beyan ettiğini, bu durumun hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, ayrıca müvekkili idare ile davacı arasında işçi işveren ilişkisi bulunmadığından husumet itirazlarının bulunduğunu, yetki itirazlarının bulunduğunu, ücretli öğretmen ile sözleşmeli öğretmenin farklı iki statü olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.

Feri kurum vekili; müvekkili kurumun işbu davada feri müdahil olarak belirlenmesi gerektiğini, bu nedenle husumet itirazlarının bulunduğunu, davacının çalıştığını iddia ettiği dönemler yönünden hak düşürücü sürenin geçtiğini, ayrıca davanın …’da açılması gerektiğini ve bu nedenle yetki itirazlarının bulunduğunu, davacının iddiasını yazılı delillerle ispatlaması gerektiğini belirterek davanın reddini savunmuştur.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davanın hak düşürücü süre nedeniyle reddine, karar verilmiştir.

IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.

B. İstinaf Sebepleri
Davacı istinaf dilekçesinde özetle; mahkeme gerekçeli kararında müvekkilinin dava konusu tarihler arasında çalışmasının kesintisiz olduğu yönünde Mahkemece kanaat hasıl olduğundan bahsettiğini, davalı kurumun vermiş olduğu belge ve dökümanlarda da müvekkilin kesintisiz olarak görev yaptığı ortada olduğunu, Mahkemece müvekkilinin hizmet ilişkisinin sona erdiği an olarak 16.06.2000 tarihini dikkate aldığı ve dava tarihi itibariyle davanın hak düşürücü süre geçtikten sonra açıldığını belirttiğini, Oysa ki müvekkili ile davalı bakanlık arasındaki hizmet akdi kesilmediği ve hizmet ve çalışma yönünden halen devam ettiğini, müvekkilinin Milli Eğitim Bakanlığı Bünyesinde ücretli öğretmen olarak kesintisiz çalıştığını, akabinde de aynı iş yerinde ve yine kesintisiz olarak çalışmaya devam ettiği ve Halen dahi çalıştığını, müvekkilinin hizmet ilişkisinin 1996 yılından bugüne dek aralıksız devam ettiği tartışmasız olduğundan, müvekkili yönünden hak düşürücü sürenin dolmadığının kabulü gerektiğini, davanın kabulüne karar verilmesi gerektiğini, Mahkeme kararının ortadan kaldırılmasını ve davanın kabulüne, hizmet tespitine karar verilmesini, eksik primlerin davalılar tarafından tamamlanmasını ve müvekkilin mağduriyetinin giderilmesini yargılama giderleri ile vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesini belirterek istinaf kanun yoluna başvurmuştur.

C. Gerekçe ve Sonuç
Dosyadaki kayıt ve belgelerden, talep edilen dönem içerisinde gerek okul işyerinden gerekse dava dışı başka bir işyerinden davacı adına hizmet bildiriminde bulunulmadığı, davalı kayıtlarında kesintili olarak çalışma görüldüğü ve en son 16.06.2000 tarihinde çalıştığı, İlk Derece Mahkemesi kararının usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

B. Temyiz Sebepleri
Davacı temyiz dilekçesinde özetle; davalı kurumun vermiş olduğu belge ve dökümanlarda da müvekkilin kesintisiz olarak görev yaptığı ortada olduğunu, Mahkemece müvekkilinin hizmet ilişkisinin sona erdiği an olarak 16.06.2000 tarihini dikkate aldığı ve dava tarihi itibariyle davanın hak düşürücü süre geçtikten sonra açıldığını belirttiğini, Oysa ki müvekkili ile davalı bakanlık arasındaki hizmet akdi kesilmediği ve hizmet ve çalışma yönünden halen devam ettiğini, Müvekkilinin Milli Eğitim Bakanlığı Bünyesinde ücretli öğretmen olarak kesintisiz çalıştığını, akabinde de aynı iş yerinde ve yine kesintisiz olarak çalışmaya devam ettiği ve Halen dahi çalıştığını, müvekkilinin hizmet ilişkisinin 1996 yılından bugüne dek aralıksız devam ettiği tartışmasız olduğundan , müvekkili yönünden hak düşürücü sürenin dolmadığının kabulü gerektiğini belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir.

C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, hizmet tespiti istemine ilişkindir.

2. İlgili Hukuk
1.Sigortalı hizmetin tespiti davaları kamu düzenini ilgilendirmekte olup, bu niteliği gereği özel bir duyarlılık ve özenle yürütülmesi gerekmektedir. Bu davaların kanuni dayanağı 506 sayılı Kanun’un 79 uncu maddesinin 10 uncu fıkrası olup bu bentte “Yönetmelikle tespit edilen belgeleri işveren tarafından verilmeyen veya çalıştıkları kurumca tespit edilmeyen sigortalıların hizmetlerinin geçtiği yılın sonundan başlayarak 5 yıl içerisinde mahkemeye başvurarak hizmet tespiti isteyebilecekleri” açıklanmıştır. Anlaşılacağı üzere, çalışmanın tespiti istemiyle hak arama yönünden kanun ile getirilen süre, doğrudan doğruya hakkın mevcudiyetini etkileyen hak düşürücü niteliktedir ve dolması ile hak bir daha canlanmamak üzere ortadan kalkmaktadır. Söz konusu Kanun’un kabul edilip, yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla beş yıl olarak öngörülen süre, 09.07.1987 tarihinde yürürlüğe giren 3395 sayılı Kanun’un 5 inci maddesiyle on yıla çıkarılmış, daha sonra 07.06.1994 tarihinde yürürlüğe giren 3995 sayılı Kanun’un 3 üncü maddesiyle yeniden beş yıl olarak düzenlenmiş olup, hâlen geçerliliğini korumaktadır.

2.Bu kapsamda işe giriş bildirgesi düzenlenmediği veya düzenlenmesine karşın kanuni hak düşürücü süre içerisinde Kuruma verilmediği, bu süre içerisinde Kuruma verilen dönem bordroları ile bildirimin yapılmadığı, sigorta primlerinin Kuruma yatırılmadığı, çalışmanın varlığı yönünde sigorta müfettişince herhangi bir saptamanın söz konusu olmadığı durumlarda, hizmetin varlığını ileri süren kişilerin hak düşürücü süre gerçekleşmeden yargı yoluna başvurması zorunludur.

3.İşverenin, çalıştırmış olduğu sigortalılara ait hangi belgeleri Kuruma vermesi gerektiği 506 sayılı Kanun’un 79 uncu maddesinin 1 inci fıkrasında açıkça ifade edildiği üzere yönetmeliğe bırakılmıştır. Atıf yapılan Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliğinde işverence verilecek belgeler düzenlenmiştir. Bunlar, aylık sigorta primleri bildirgesi, dört aylık sigorta primleri bordrosu, sigortalı hesap fişi vs.dir. Yönetmelikte sayılan bu belgelerden birisinin dahi verilmiş olması hâlinde artık Kanun’un 79 uncu maddesinin 10 uncu fıkrasında yer alan hak düşürücü süreden söz edilemez. Yargıtay uygulamasında anılan maddenin yorumu geniş tutulmakta; eğer sayılan belgelerden birisi işveren tarafından verilmişse burada Kurumun işçinin çalışmasından haberdar olduğu ve artık hizmet tespiti davası için hak düşürücü sürenin varlığından söz edilemeyeceği kabul edilmektedir. Diğer taraftan, Kurum tarafından yapılan bir tespitin olması hâlinde de aynı kabul şekline ulaşılmaktadır.

3. Değerlendirme
1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.

2. Somut olaya gelince, davacının ekim/1996-16.6.2000 tarihleri arası hizmet tespiti talebi bakımından, davalı işyerlerinden işe giriş bildirgesinin düzenlenmemesi ve Kuruma herhangi bir şekilde hizmet bildirimi ile ücretinden prim kesintisi de yapılmaması, yönetmelikte belirtilen belgelerin bulunmaması karşısında hizmet tespiti isteminin dava tarihi itibariyle hak düşürücü süreye uğradığı açıktır.

3.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekilinin temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,

Aşağıda yazılı temyiz giderinin ilgiliden alınmasına,

Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,

08.05.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.