Yargıtay Kararı 10. Hukuk Dairesi 2022/11745 E. 2022/13558 K. 02.11.2022 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 10. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2022/11745
KARAR NO : 2022/13558
KARAR TARİHİ : 02.11.2022

Mahkemesi :İş Mahkemesi
No :

Davacı, davalılardan işverene ait işyerinde geçen çalışmalarının tespitine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme Yargıtay 21.Hukuk Dairesinin (kapatılan) bozma ilamına uyarak hükümde belirtildiği şekilde, isteğin kısmen kabulüne karar vermiştir.
Hükmün, davalılardan Kurum vekili, … (asil), … (asil) ve … (asil) temyiz edilmesi üzerine temyiz isteklerinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
Taraf teşkili kamu düzenine ilişkin olup re’sen yargılamanın her aşamasında göz önünde bulundurulması gerekir. Savunma hakkı, Anayasanın 36. maddesi ile güvence altına alınmış olup, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 27. maddesinde de “hukuki dinlenilme hakkı” başlığı altında ayrıca düzenlenmiştir. Hakim, tarafları dinlemeden veya iddia ve savunmalarını bildirmeleri için kanuna uygun biçimde davet etmeden hükmünü veremez. Buna göre hakim iddia ve savunma haklarını kullanabilmeleri için tarafları duruşmaya davetle zorunludur.
6100 sayılı HMK’nın tarafta iradi değişiklik başlıklı 124. maddesinin 4. fıkrasında ”dava dilekçesinde tarafın yanlış veya eksik gösterilmesi kabul edilebilir bir yanılgıya dayanıyorsa, hâkim karşı tarafın rızasını aramaksızın taraf değişikliği talebini kabul edebilir. bu durumda hâkim, davanın tarafı olmaktan çıkarılan ve aleyhine dava açılmasına sebebiyet vermeyen kişi lehine yargılama giderlerine hükmeder” düzenlemesine yer verilmiştir.
Bununla birlikte, 7201 sayılı Tebligat Kanunu’nun bilinen adrese tebligatı düzenleyen 10. maddesinin 1. fıkrasına göre; tebligat, muhatabın bilinen en son adresinde yapılır. 6099 sayılı Yasa’nın 3. maddesi ile eklenen aynı maddenin 2. fıkrasına göre ise, bilinen en son adresin tebligata elverişli olmadığının anlaşılması veya tebligat yapılamaması halinde, muhatabın adres kayıt sisteminde bulunan yerleşim yeri adresi, bilinen en son adresi olarak kabul edilir ve tebligat bu adrese yapılır.
Aynı Kanun’un “Tebliğ imkansızlığı ve tebellüğden imtina” başlıklı 21. maddesine, 6099 sayılı Yasa’nın 5. maddesi ile eklenen 2. fıkrasında; “Gösterilen adres muhatabın adres kayıt sistemindeki adresi olup, muhatap adreste hiç oturmamış veya o adresten sürekli olarak ayrılmış olsa dahi, tebliğ memuru tebliğ olunacak evrakı, o yerin muhtar veya ihtiyar heyeti azasından birine veyahut zabıta amir veya memurlarına imza karşılığında teslim eder ve tesellüm edenin adresini ihtiva eden ihbarnameyi gösterilen adresteki binanın kapısına yapıştırır. İhbarnamenin kapıya yapıştırıldığı tarih, tebliğ tarihi sayılır” hükmü yer almaktadır.
7201 sayılı Yasa’nın 10. maddesi ile ilgili değişikliğe ilişkin Kanun gerekçesinde, kişilere getirilen adres kayıt sistemi zorunluluğu ile birlikte işleyişin kolaylaştığı dile getirilmiş, yapılan yeni düzenlemeyle, öncelikle yine bilinen en son adrese tebligat yapılacağı, tebligatın yapılmasını isteyenin veya tebligatı çıkartan makamın bildirdiği adresin, tebligata elverişli olmadığının anlaşılması ya da bu adrese tebligat yapılamaması halinde, muhatabın 5490 sayılı Kanun’a göre adres kayıt sistemindeki adresinin bilinen en son adresi olarak kabul edileceği ve tebligatın buraya yapılacağı açıklanmış, değişiklik ile birlikte adres kayıt sistemi dışında başkaca adres araştırması yapılmasının gerekmeyeceği vurgulanmıştır.
Diğer yandan, davanın yasal dayanağı 506 sayılı Kanunun 79. maddesi ile 5510 sayılı Kanunun 86/9. maddeleri olup anayasal haklar arasında yer alan sosyal güvenliğin yaşama geçirilmesindeki etkisi gözetildiğinde, sigortalı konumunda geçen çalışma sürelerinin saptanmasına ilişkin bu tür davalar kamu düzeni ile ilgili olduğundan özel bir duyarlılıkla ve özenle yürütülmeleri zorunludur. Bu bağlamda, hak kayıplarının ve gerçeğe aykırı sigortalılık süresi edinme durumlarının önlenmesi, temel insan haklarından olan sosyal güvenlik hakkının korunabilmesi için, tarafların gösterdiği kanıtlarla yetinilmeyip gerek görüldüğünde kendiliğinden araştırma yapılarak delil toplanabileceği açıktır.
506 sayılı Kanunun 4. maddesinde “sigortalıları çalıştıran gerçek ve tüzel kişiler” işveren olarak tanımlanmıştır. “Çalıştıran” olgusu, tespiti istenen sürelere ilişkin hizmet akdinin tarafı konumunda olan ve hizmet akdini düzenleyen “işvereni” ifade etmektedir. Hizmet tespitine yönelik davalarda, çalışma ilişkisinin nitelik ve süresinin belirlenmesinde, bu yöndeki işyeri bilgi ve belgelerine ulaşılmada, kısacası, davanın sübutu ve verilen kararın infazı açısından, işverenin kim olduğunun bilinmesinde yasal zorunluluk vardır.
Eldeki dava dosyasında, davacı davalılar nezdinde 01.06.2002-05.07.2010 tarihleri arasında geçen hizmetlerinin tespiti isteminde bulunmuş, Mahkemece Yargıtay 21.Hukuk Dairesinin (kapatılan) bozma ilamına uyulmak suretiyle yapılan yargılama sonucunda, davacının davasının kısmen kabulü ile “davacının 01.08.2003 ile 30.05.2008 tarihleri arasında …’ın evinde kısmi zamanlı olarak her ay 20 gün üzerinden toplam 1160 gün çalıştığının tespitine, davacının 01.08.2003 ile 05.07.2010 tarihleri arasında Şefkat Apartmanında kısmi zamanlı apartman görevlisi olarak her ay 10 gün üzerinden, 2010 yılı temmuz ayında 2 gün üzerinden, 2009 yılı ekim ayında 1 gün üzerinden olmak üzere toplam 793 gün çalıştığının tespitine, davacının 30.05.2008 ile 05.07.2010 tarihleri arasında … ve …’in evinde kısmi zamanlı olarak her ay 20 gün üzerinden, 2010 yılı Temmuz ayında 3 gün üzerinden, 2009 yılı ekim ayında 2 gün üzerinden olmak üzere toplam 445 gün çalıştığının tespitine, davacının 05.10.2009 ile 31.01.2010 tarihleri arası talebi için ise karar verilmesine yer olmadığına, davacının 01.06.2002 ile 31.07.2003 tarihleri arası talebinin reddine, dahili davalı …’a karşı açılan davanın reddine,” şeklinde hüküm kurulmuştur.
Somut olay bakımından verilen kararın hükümde adları geçen … ve …’in hak alanını ilgilendirdiği, davacı tarafından 31.07.2018 tarihli dilekçe ile çocuk bakıcısı olarak yanlarında çalıştığı … ve …’in davaya dahil edilmesi talebinde bulunduğu, Mahkemece bu şahısların “Mustafa Kemal Mahallesi, Çankaya-…” kayıtlı Mernis adreslerine “şirket yetkilisi bulunmadığından daimi işçi …” isimli şahsa 12.02.2020 tarihinde ayrı ayrı, usulüne uygun olmayan şekilde tebliğ edildiği, …’in duruşmada dinlendiği, …’in ise yazılı olarak beyanına başvurulduğu anlaşılmakla, davanın kamu düzenine ilişkin niteliği gereği H.M.K m. 124 gereğince … ve …’e usulüne uygun bir biçimde husumet yöneltilmeden, davaya katılımları sağlanmadan kurulan hüküm bozmayı gerektirmektedir.
Belirtilen neden ve açıklanan yasal düzenlemeler çerçevesinde; H.M.K’nın 124. maddesi gereğince dahili davalılar … ve …’e dava dilekçesi, bilirkişi raporları, gerekçeli karar, Yargıtay bozma ilamı, dahili davalı dilekçesi, duruşma günü usulüne uygun olarak tebliğ edilerek savunma hakkı tanınmalı, anılan şahısların davaya katılımları sağlanmalı ve bu davalıların göstereceği deliller de gözetilerek sonucuna göre karar verilmelidir.
Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular göz önünde tutulmaksızın yanılgılı değerlendirme sonucu, yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması, usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, dahili davalılar …’in ve …’in bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, bozma sebebine göre davalılardan Kurum vekilinin, …’ın, …’in ve …’in sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, temyiz harcının istek halinde ilgililere iadesine, 02.11.2022 gününde oybirliğiyle karar verildi.