Yargıtay Kararı 10. Hukuk Dairesi 2022/11933 E. 2022/13802 K. 08.11.2022 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 10. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2022/11933
KARAR NO : 2022/13802
KARAR TARİHİ : 08.11.2022

Bölge Adliye
Mahkemesi : … Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi
No :

Dava, hizmet tespiti istemine ilişkindir.
İlk Derece Mahkemesince, hükümde belirtilen gerekçelerle davanın kabulüne dair verilen karara karşı davalı ve feri müdahil Kurum vekilleri tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine … Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesince istinaf başvurularının esastan reddine dair karar verilmiştir.
… Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesince verilen kararın, davalı ve feri müdahil Kurum vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteklerinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
I-İSTEM:
Davacı vekili dilekçesiyle; müvekkilinin davalı …’ye ait … plakalı takside 25.08.2009 tarihinden, 04.08.2014 tarihine kadar … olarak çalıştığını, çalıştığı süre boyunca günlük 65,00 TL ücret aldığını, çalışmasının işverence sonlandırıldığını, müvekkilinin davalıya ait bu ticari takside 25.08.2009 tarihinden 04.08.2014 tarihine kadar … olarak çalıştığının tespitini talep ve dava etmiştir.
II-CEVAP:
Davalı … vekili cevap dilekçesinde; söz konusu taksinin müvekkiline mirasen intikal ettiğini, diğer mirasçıların feragati sonucu, müvekkili adına tescil edildiğini, müvekkilinin 14.05.2010 tarihinde yaptığı hizmet sözleşmesi sonucu ticari taksinin … tarafından işletildiğini, aracın 04.08.2014 tarihinde satış sözleşmesiyle 3. Kişiye devredildiğini, … ile olan iş ilişkisinin de bu tarih itibariyle sona erdiğini …’ın müvekkilinin ticari taksisini işleten … … amcası olduğunu, davacıyı tanımadığını, davacının muhtelemen zaman zaman amcasının yerine işe çıkarak çalıştığını, ancak bu hususunun müvekkilinin bilgisi dışında gerçekleştiğini beyanla davanın reddini talep etmiştir.
Fer’i müdahil … vekili cevap dilekçesinde; davacının ilk sigorta kaydının 04.09.1972 tarihinde gerçekleştiğini, davalı …’ye ait ve kurumda … sicil sayılı dosyada kayıtlı işyerine ait çalışma dönemlerini kapsar bildirimlere rastlanmadığını, davalıya ait işyerinin 14.05.2010 tarihinde yasa kapsamına alındığını, iddialarının kamu düzenini ilgilendirmesi nedeniyle titizlikle araştırılması gerektiğini beyanla davanın reddini talep etmiştir.
III-MAHKEME KARARI
A-İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
… plakalı aracın ruhsat bilgileri araştırılmış, aracın 21.04.1995 tarihinde … … 03.12.2009 tarihinde …, 04.08.2014 tarihinde … … devrolduğu tespit edilmiştir. Söz konusu araçla ilgili … cezaları araştırılmış, … durağında çalışan şoförler tanık olarak dinlenmiş, bilirkişiden rapor alınmıştır.
Davacı tarafça … plakalı takside 25.08.2009-04.08.2014 tarihlerinde sigortası çalıştırıldığı iddia edilmektedir. Davalı ise aracın kendisine miras yoluyla eşinden intikal ettiğini, 14.05.2010 tarihli ticari … sözleşmesi gereğince … tarafından çalıştırıldığını, … işletenin … olduğunu, davacıyı tanımadığnı beyan ettiği görülmüştür. Her nekadar … plakalı araç … da 14.05.2010 tarihinde tescil edilmişse de davalı adına 16.07.2009 tarihinden itibaren ticari … işletmesinden dolayı açılmış bir vergi kaydı bulunduğu görülmekle, dava konusu yapılan 25.08.2009-04.08.2014 tarihleri arasında faal bir katsi işletmesinin mevcut olduğu anlaşılmıştır. Davacının davalı işyerinden adına yapılmış bir hizmet bildirimi olmadığı 01.06.2013 tarihinden itibaren 30 günlük … ve 30.08.2013-11.10.2013 tarihleri arasında … sicil numaralı işyerinden çakışan toplam 73 günlük bildirimin bulunduğu görülmüştür.Davacının bu taksiyle adına verilen … cezalarının ise 10.01.2010-11.03.2010 05.07.2010, 21.02.2011, 10.06.2011, 02.10.2011, 07.02.2012, 02.10.2012, 03.11.2012, 27.11.2012 ve 09.07.2014 tarihli olduğu ayrıca bu araç ile 21.01.2014 tarihinde … kazası yaptığı tespit edilmiştir. Söz konusu işyerinin tek çalışanı olarak gözüken …’ın davacıyla olan akrabalığı sebebiyle tanıklıktan çekinme hakkını kullandığı görülmekle, … durağı çalışan ve sahiplerinin dinlenmesi yoluna gidilmiştir. Davacı tanığı …; davacının yedek … olarak değil haftada 6 gün daimi çalışan birisi olduğunu, bu aracı davacıyla birlikte davacının yeğeni …’ın birlikte kullandıklarının, kendisinin bu durakta 2009 yılı Kurban bayramından 2 hafta önce işe başlayıp 2015 yılına kadar çalıştığını, çalıştığı dönem boyuncu davacının sürekli bu takside çalıştığını beyan ettiği görülmüştür.
Kamu tanığı …; (2012/04-2014/02 ayları arasında … ismi bulunan) kendisinin … … durağında … … yanında 15 yıl devamlı suretle … … olarak çalıştığını, … beyin (davalının eşi) söz konusu … durağında … plaka sayılı aracının olduğunu, bu araçta soy ismini bilmediği … isimli kişiyle … beyin birlikte çalıştıklarını, … beyin vefat etmesi üzerine …’in yalnız kaldığını, … beyin oğlu olan Mehmetin babasının vefatından bir hafta 10 gün sonra bu araca geldiğini ve … birlikte … yaptıklarını, … bu şekilde 2-3 ay çalıştığını … şoförlüğü bırakması üzerine takside yalnız kalan … birlikte davacının çalışmaya başladığını, davacının çalışmasının 4-5 yıl sürdüğünü, aracın 24 saat seferde olduğunu, davacının 15.00 da aracı alıp 06:00 ‘a kadar … yaptığını, haftanın her günü çalıştığını, beyan ettiği görülmüştür.
Dosyadaki … cezaları, kamu tanığı … ve davacı tanıklarının beyanlarından hareketle davacının davalıya ait … plakalı takside 25.08.2009-04.08.2014 tarihleri arasında … yaptığı anlaşılmıştır.
Her ne kadar davalı tarafça 14.05.2010 tarihli ticari … hizmet sözleşmesi sunulup bu tarihten sonra … işletmesinin …’a verilerek işten el çektiği ileri sürülmüşse de …’ın bu tarihten çok önceleri davalının eşinin sağlığında da bu takside çalıştığı anlaşılmıştır. 5506 sayılı Yasanın 2. maddesi ve 5510 sayılı Yasanın 12. maddesinden hareketle davalı araç sahibine tescilli işyerinde çalıştığı anlaşılan davacının bu çalışmalardan dolayı davalının kuruma karşı yükümlü olduğu açıktır. Bu nedenle davalı tarafın bu yöndeki savunmasına itibar edilmemiştir.
Tüm bu deliller ışığında ve dosya kapsamına göre davacının kurumda … sicil numaralı … plakalı ticari … işletmeciliği işyerinde 25.08.2009-04.08.2014 tarihleri arasında dava dışı işyerlerinden davacı adına yapılan 73 günlük bildirim dışlandıktan sonra 1708 gün asgari ücretle ve sürekli çalıştığı ve bu çalışma kuruma bildirilmediğinden tespitine karar vermek gerekeceği sonuç ve inancına varılmıştır.
HÜKÜM:
1-Hizmet tespit talebinin kabulüne, … T.C. Nolu davacı …’ın davalı işveren …’ye ait ve kurumda … sicil sayılı dosyada işlem gören … plakalı ticari … işletmeciliği işyerinde 25/08/2009-04/08/2014 tarihleri arasında (… sicil nolu işyerinden adına yapılan 73 günlük prim dışlandıktan sonra) asgari ücretle ve sürekli kesintisiz 1708 gün çalıştığı ve bu çalışmaların kuruma bildirilmediğini tespitine karar verilmiştir.
B-BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI
… Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi, 6100 sayılı HMK’nın 355. maddesindeki düzenleme gereğince, istinaf dilekçesinde belirtilen nedenler ve kamu düzenine ilişkin aykırılık bulunup bulunmadığı yönü gözetilerek yapılan incelemede; dava dosyasındaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere, vakıa ve hukuki değerlendirme ile özellikle; her ne kadar davalıya ait … işletmesi işyeri 14.05.2010 tarihinde Yasa kapsamına alınmışsa da davalının 16.07.2009–04.08.2014 tarihleri arasında … ile yolcu taşımacılığından vergi kaydının bulunması, dava dışı …’ın da davalıya ait … işletmesinin Yasa kapsamına alınmasından itibaren 5510 sayılı Yasa’nın 4/1-a maddesi kapsamında davalıya ait işyerinden sigortalı olarak bildirilmiş olması, … tarafından talep edilen dönemde davacı ile aynı durakta taksicilik yaptıkları tespit edilen komşu işyeri tanıklarınca davacının çalışmalarının doğrulanması, dosyada mevcut … cezası tutanak tarihlerinin talep edilen dönem içerisinde kalması, ilk derece Mahkemesince talep edilen dönem içerisinde dava dışı işyerinde geçen çalışmaların dışlanmış olması, dava tarihi dikkate alındığında hak düşürücü süreye ilişkin hükümlerin uygulanma imkânının bulunmaması, davacının 30.08.2013-11.10.2013 tarihleri arasında çalışmasının bulunduğu dava dışı işyerinin çalışanı olan tanık … …’nın davacının dava dışı işyerindeki çalışmalarına ilişkin görgüye dayalı bilgisinin bulunmaması hep birlikte değerlendirildiğinde; ilk derece Mahkemesinin davacı ile davalı arasında hizmet akdinin bulunduğu yönündeki kabulünde ve delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, davanın kısmen kabulüne dair verilen kararın yerinde olduğu belirgin olup ayrıca kamu düzenine ilişkin konularda da kararın esasına etkili bir aykırılık bulunmadığı anlaşıldığından; istinaf başvurularının esastan reddine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki hüküm fıkrası oluşturulmuştur.
HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-) … 2. İş Mahkemesi’nce verilen 17.09.2019 Tarih ve 2016/39 E ve 2019/259 K sayılı karara yönelik davalı vekilinin ve fer’i müdahil Kurum vekilinin istinaf başvurularının 6100 sayıulı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 353/1-b.1 maddesi gereğince esastan reddine, karar verilmiştir.
IV-TEMYİZ KANUN YOLUNA BAŞVURU VE NEDENLERİ:
Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davalıya ait araçta daimi … olan … … ile birlikte davacının çalışmış olması halinde dahi davalının bu hususta bilgisinin ve onayının bulunmadığını, davacı ile davalı arasında hizmet akdi bulunmadığını, kabul anlamına gelmemek üzere; çakışan sigortalılığın bulunduğu ve şehir dışında bulunan iş yerinin bordro tanıklarının beyanlarından; davacının dava dışı işyerinde 30.08.2013–11.10.2013 tarihleri arasında ve 2014/4-5. aylar arasında çalışmasının bulunduğunun anlaşıldığını, ancak hükme esas alınan bilirkişi raporunda sadece Kurum’a bildirilen sürelerin dışlandığını beyanla ilk derece Mahkemesi kararı kaldırılarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Fer’i müdahil Kurum vekili istinaf dilekçesinde özetle; davanın yazılı delil ile ispat edilmediğini, tanık beyanları arasında çelişki bulunduğunu beyanla ilk derece Mahkemesi kararı kaldırılarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
V- İLGİLİ HUKUK KURALLARI VE İNCELEME:
Uyuşmazlık; somut olayda taraflar arasındaki hukuki ilişkinin belirlenmesi yönünden yapılan inceleme ve araştırmanın hüküm kurmaya elverişli bulunup bulunmadığı noktasında toplanmaktadır.
5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun geçici 7. maddesi uyarınca, 01.10.2008 tarihi öncesi isteme ilişkin davanın yasal dayanağı mülga 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu’nun 79/10. ve 01.10.2008 tarihi sonrası isteme ilişkin davanın yasal dayanağı 5510 sayılı Kanunun 86/9. maddeleridir. 506 sayılı Kanunun 6. maddesinde ifade edildiği üzere, “sigortalı olmak hak ve yükümünden kaçınılamaz ve vazgeçilemez.” Anayasal haklar arasında yer alan sosyal güvenliğin yaşama geçirilmesindeki etkisi gözetildiğinde, sigortalı konumunda geçen çalışma sürelerinin saptanmasına ilişkin davaların, kamu düzenine ilişkin olması nedeni ile özel bir duyarlılık ve özenle yürütülmesi zorunludur. Bu bağlamda, hak kayıplarının ve gerçeğe aykırı sigortalılık süresi edinme durumlarının önlenmesi, temel insan haklarından olan sosyal güvenlik hakkının korunabilmesi için, bu tür davalarda tarafların gösterdiği kanıtlarla yetinilmeyip, gerek görüldüğünde resen araştırma yapılarak kanıt toplanması gerektiği özellikle göz önünde bulundurulmalıdır.
6100 sayılı HMK m. 119/1-e gereğince davacının, iddiasının dayanağı olan bütün vakıaların sıra numarası altında açık özetlerini bildirmek, m. 194 gereğince de taraflar, dayandıkları vakıaları, ispata elverişli şekilde somutlaştırma yükümlülüğü vardır. Tarafların, dayandıkları delilleri ve hangi delilin hangi vakıanın ispatı için gösterildiğini açıkça belirtmeleri zorunludur.
Bir davada haklı çıkabilmek için soyut veya genel hatlarıyla bir iddiayı ortaya koymak yeterli değildir. Aynı zamanda bu iddiaların, ispata elverişli hale getirilerek zaman, mekân ve içerik olarak somutlaştırılması gerekir. En azından iddianın araştırılabilmesine yönelik somut bilgi ve açıklamaların sunulması gerekir. İddia somutlaştırıldıktan sonra hâkim ve karşı taraf, bunun üzerinden savunma ve yargılama yapabilecektir. Soyut iddialar ve vakıalar üzerinden değerlendirme yapılması mümkün değildir.
Hizmet tespiti davalarının amacı hizmetlerin karşılığı olan sosyal güvenlik haklarının korunmasıdır. Hizmet akdine dayalı çalışma olgusunun ispatında delil sınırlandırması yoksa da davacının Kurum sicil dosyası, işyeri özlük dosyası temin edilip işyerinin Kanunun kapsamında veya kapsama alınacak nitelikte bulunup bulunmadığı eksiksiz bir şekilde belirlendikten sonra iddia edilen çalışmanın başlangıç ve bitiş tarihleri, hangi işyerinde ne iş yapıldığı, işyerinin kapsam, kapasite ve niteliği, prime esas kazanca tabi ücretin ne olduğu, çalışmanın sürekli, kesintili, mevsimlik olup olmadığı eksiksiz bir şekilde açıklığa kavuşturulmalıdır.
Diğer taraftan, hâsılat kirası; Borçlar Kanununun 270-298 maddelerinde düzenlenmiş olup, hâsılat veren bir mal veya hakkın semerelerinden yararlanılmak ve işletmek üzere bir bedel karşılığında kiralayan tarafından kiracıya devredilmesinin taahhüt edilmesidir. Bir başka ifadeyle, hâsılat kirasında kiralayan hâsılat getiren bir malı, ya da, hakkı, kiracının bu malın semeresinden yararlanmasını da içerecek şekilde kiralamaktadır. Hâsılat kirasının konusunu, hasılat getiren bir taşınır veya taşınmaz yahut bir ticari işletme veya hak oluşturabilir. (Doç. Dr. …, Hâsılat ve şirket kirası, Yetkin Yayınları 2009, sayfa:73) Hâsılat kirasında kiracı, kiralanan şeyi işletmekle yükümlüdür.
Borçlar Kanununda, hâsılat kirasının geçerliliği herhangi bir biçim koşuluna bağlanmamış, yine, süresi ile ilgili bir düzenleme yer almamıştır. Ancak, anılan Yasanın 285. maddesine göre, süre konusunda sözleşme veya mahalli adette aksine bir hüküm belirlenmemişse, iki taraftan her biri en aşağı altı aylık bir ihbar sürecine uyarak sözleşmeyi feshedebilir. Bu hükmün mefhumu muhalifinden hâsılat kiralarının minimum altı aylık sürelerle yapılabileceğini söylemek yanlış olmaz. Yine, Borçlar Kanununun 287. maddesinde düzenlenen zımni yenilemenin hâsılat kirasında bir yıl olması nedeniyle, bu sözleşmelerin bir yıllık sürelere tabi olduğu da söylenebilir. Ancak, günün sosyolojik ve teknolojik gelişimine göre, daha kısa süreli hâsılat kiraları da mümkün olabilecektir.
Uyuşmazlığın çözümünde davanın yasal dayanağını oluşturan 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunun Yasa’nın 86/9. maddesinin irdelenmesinde ve hukuki niteliği ile ispat koşulları üzerinde durulmasında yarar vardır.
Anayasa’nın 12. maddesine göre; “Herkes kişiliğine bağlı, dokunulmaz devredilmez, vazgeçilmez, temel hak ve hürriyetlere sahiptir.”. Sosyal güvenlik hakkı, bireylerin geleceğe güvenle bakmalarını sağlayan bir insan hakkıdır. Aynı zamanda “sosyal güvenlik, sosyal hukuk devleti içerisinde yer alan ve bu ilkeyi oluşturan temel kavramlardan birisidir”. Bu esası göz önüne alan anayasa koyucu “Sosyal ve Ekonomik Haklar ve Ödevler” başlığı altında sosyal güvenlik hakkını da düzenlemiş ve 60’ncı madde ile “Herkes sosyal güvenlik hakkına sahiptir. Devlet, bu güvenliği sağlayacak gerekli tedbirleri alır ve teşkilatı kurar” hükmünü getirmiştir. Bu iki hüküm birlikte değerlendirildiğinde, sosyal güvenlik hakkının kişiye sıkı sıkıya bağlı dokunulmaz ve vazgeçilemez bir hak olduğu sonucuna ulaşılmaktadır.
5510 sayılı Yasa’nın 7. maddesinde de bu ilke benimsenerek, sigorta hak ve yükümlülüklerinin 4. maddenin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamında sigortalı sayılanlar için çalışmaya başladıkları tarihten itibaren başlayacağı, yine aynı Yasa’nın 92. maddesinde sigortalılığın zorunlu oluşu ve Yasada yer alan sigorta hak ve yükümlülüklerini ortadan kaldırmak, azaltmak, vazgeçmek veya başkasına devretmek için sözleşmelere konulan hükümler geçersiz olacağı düzenlenmiştir. Bu haliyle sigortalı olmak, kişi bakımından sadece bir hak olmayıp aynı zamanda bir yükümlülüktür.
Gerek (Mülga) 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu anlamında gerekse, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu anlamında sigortalı niteliğini kazanmanın koşulları başlıca üç başlık altında toplanmaktadır. Bunlar: a) Çalışma ilişkisinin kural olarak hizmet akdine dayanması, b) işin işverene ait yerde yapılması, c) çalışanın mülga 506 sayılı Kanunun 3. maddesinde, 5510 sayılı Kanunun ise 6. maddesinde belirtilen istisnalardan olmaması şeklinde sıralanabilir. 5510 sayılı Kanunun 4/1-a maddesine ve 506 sayılı Kanuna göre sigortalı olabilmek için bu koşulların bir arada bulunması zorunludur.
İşçi ve sigortalı kavramlarının tanımında hizmet sözleşmesinden hareket edilmekteyse de yürürlükten kaldırılan 1475 sayılı İş Kanunu ile (Mülga) 506 sayılı Kanun’da bu sözleşmenin tanımına ilişkin bir hükme yer verilmemiştir. 5510 sayılı Yasanın 3. maddesinde, hizmet akdinin 22/4/1926 tarihli ve 818 sayılı Borçlar Kanununda tanımlanan hizmet akdini ve iş mevzuatında tanımlanan iş sözleşmesini veya hizmet akdini ifade ettiği düzenlemesine yer verilmiştir. Yürürlükteki 4857 sayılı İş Kanununun 8.maddesinde ise, “İş sözleşmesi, bir tarafın (işçi) bağımlı olarak iş görmeyi, diğer tarafın (işveren) da ücret ödemeyi üstlenmesinden oluşan sözleşmedir.” tanımlaması yapılmıştır. Belirtmek gerekirse, 4857 sayılı İş Kanununda “Hizmet akdi” sözcüğü terk edilmiş, yerine “İş sözleşmesi” ifadesi kullanılmıştır.
Borçlar Kanunu’nun 313/1 maddesinde, hizmet sözleşmesi; “Hizmet akdi, bir mukaveledir ki onunla işçi, muayyen veya gayri muayyen bir zamanda hizmet görmeyi ve iş sahibi dahi ona bir ücret vermeği taahhüt eder.” şeklinde tanımlanmıştır. Bu tanımda sadece hizmet ve ücret unsurları belirginken, 4857 sayılı yeni İş Kanununda, daha önce Anayasa Mahkemesi ve öğretinin de kabul ettiği gibi “bağımlılık” unsuruna da yer verilmiştir.
Hizmet sözleşmesi her şeyden önce bir iş görme edimini zorunlu kılar. Bu sözleşmeyle sigortalıya yüklenen borç, işveren yararına bir iş görmek, hizmet sunmaktır. Ücret, BK m. 313 anlamında hizmet akdini oluşturan unsurlardandır ve bu unsurun yokluğu durumunda çalışma ya vekâlet sözleşmesine, ya da bir sözleşme ilişkisi bulunmaksızın hatır, yardım, dayanışma, arkadaşlık gibi bir nedene dayanmaktadır.
5510 sayılı Kanunun 6/a, 7/a, 82/2-3. maddeleri hükümlerinde de açıkça görüleceği üzere sigortalılık niteliği için ücret zorunlu unsur değildir. Bilindiği gibi çalıştırılanlar, işe alınmalarıyla sigortalı olurlar ( 5510 SK. m.7/a). Maddenin “çalıştırılanlar” sözüne yer verip, aksine, hizmet akdi ile çalıştırılanlar ifadesine yer vermemesi karşısında, zaman ve bağımlılık koşulu gerçekleşmiş ise, ücret koşulu gerçekleşmese de, kişi, sigortalı sayılmalıdır.
Konu, doktrinde de ele alınmış ve ücret almadan yapılan çalışmaların da sigorta kapsamına alınması gerektiği genel olarak kabul görmüştür. Diğer unsur olan bağımlılık ve bu kapsamda ele alınması gereken zaman unsuru, hizmet akdinin ayırt edici özellikleridir.
Bağımlılık, iş ve sosyal güvenlik hukuku uygulamasında temel bir ilke olup, bu unsur, hizmetini işverenin gözetimi ve yönetimi altında yapmayı ifade eder. Ne var ki, iş hukukunun dinamik yapısı, ortaya çıkan atipik iş ilişkileri, yeni istihdam modelleri, bu unsurun ele alınmasında her somut olayın niteliğinin göz önünde bulundurulmasını zorunlu kılmaktadır. Bazı durumlarda, taraflar arasında sıkı bir bağımlılık ilişkisi bulunmasa da, işverenin iş organizasyonu içinde yer alınmaktaysa, bu unsurun varlığının kabulü gerekecektir. Önemli yön, işverenin her an denetim ve buyurma yetkisini kullanabilecek olması, çalışanın, edimi ile ilgili buyruklara uyma dışında çalışma olanağı bulamayacağı nitelikte teknik ve hukuki bir bağımlılığın bulunmasıdır. Genel anlamda bağımlı çalışma, işverenin belirleyeceği yerde ve zamanda, işverence sağlanacak teknik destek ve işverenin denetim ve gözetiminde yapılan çalışmadır. İşverenin yönetim (talimat verme) hakkı karşısında işçinin talimatlara uyma (itaat) borcu yer alır. Bir işin görülmesi süreci içinde işçinin faaliyeti, çalışma şekli, yeri, zamanı ve işyerindeki davranışları düzenleyen talimatlar veren işveren onu kişisel bağımlılığı altında tutar. Bu sözleşmede varolan otorite/bağımlılık ilişkisi taraflar arasında kaçınılmaz olarak bir hukuki hiyerarşi yaratır. Bu nedenle iş akdinde bağımlılık hem işçinin kişiliğini ilgilendirmekte hem de bir hukuki bağımlılık niteliği taşımaktadır.
Uygulamada ticari … sahiplerinin … plâkalarını altı ay veya bir yıllığına kiraya verdikleri, ticari taksinin işletilmesinin tamamen aracı kiralayan kişiye bıraktıkları görülmektedir. Bu durumda taraflar arasındaki ilişkinin hâsılat kirası olduğunda kuşku yoktur. Bir diğer uygulama ise, … sahibi esas olarak kendisi çalışmakta, günün belli bir diliminde (12 saatliğine veya 24 saatliğine) aracı başka bir şoföre tahsis etmektedir. Bunun karşılığında, elde edilen gelir ne olursa olsun sabit bir miktar … sahibine ödenmekte veya taraflar arasındaki güven ilişkisinin niteliğine göre elde edilen gelirin belli bir oranı ticari … sahibine verilmektedir. Bu durumda, taraflar arasındaki ilişkinin hâsılat kirası mı, yoksa bağımlılık, zaman ve ücret unsurunu içerecek şekilde hizmet akdi mi olduğu hususu uyuşmazlık konusudur. Dairemizin ve 9. Hukuk Dairesi (19.06.2006 tarih ve 2006/13004 E. 2006/17679 K.)’nin içtihatlarına göre, ikinci uygulamadaki gibi çalışan şoförlerin çalışmaları, hizmet akdine dayalı çalışma olarak nitelendirilmiştir. Zira, hasılat kirasının unsurlarını taşıyacak nitelikte taksinin işletilmesi tamamen şoföre bırakılmamakta, zorunlu nedenlerle, … sahibinin devamlı olarak çalışmasının fiilen imkansız olması nedeniyle, kısa bir süre için tahsis edilmektedir. İşverenin vardiyalı çalışmayı düzenleme yetkisinin bulunması ve yazılı bir kira sözleşmesinin bulunmaması nedeniyle taraflar arasında bağımlılık ilişkisinin varlığı kabul edilmekte, aksinin bunu iddia eden tarafından, yeterli delillerle ispatlanması gerekmektedir.
Eldeki davada ise, yukarıda açıklanan maddi ve hukuki olgular ışığında, ihtilaf konusu dönemde öncelikle davalı ile dava dışı … arasında yapılan sözleşme hükümleri ayrıntıları ile irdelenmeli ve taraflar arasındaki sözleşmenin hâsılat kirası veya hizmet akdi niteliğinin olup olmadığı hususu belirlenmeli, devamında ise, dava dışı …’in işveren adına hareket etme yetkisi olup olmadığı üzerinde durularak, işveren vekili niteliğinin bulunup bulunmadığı belirlenmeli ve davacı ile davalı … arasındaki ilişkide hizmet akdinin koşullarının varlığının araştırılmasından sonra, davacı ve amcası dava dışı … arasındaki ilişki üzerinde durulmalı ve sonucuna göre bir karar verilmelidir.
Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular göz ardı edilerek eksik araştırma ve inceleme sonucu yazılı şekilde hüküm kurulması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O hâlde, davalı ve feri müdahil Kurum vekillerinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve … Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesinin istinaf başvurularının esastan reddine ilişkin kararı kaldırılarak İlk Derece Mahkemesince verilen hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: … Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi kararının HMK’nın 373/1 maddesi gereği kaldırılarak temyiz edilen ilk derece mahkemesi hükmünün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde temyiz eden ilgiliye iadesine, dosyanın kararı veren İlk derece Mahkemesine gönderilmesi ile kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 08.11.2022 gününde oybirliğiyle karar verildi.