Yargıtay Kararı 10. Hukuk Dairesi 2022/12406 E. 2023/8702 K. 26.09.2023 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 10. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2022/12406
KARAR NO : 2023/8702
KARAR TARİHİ : 26.09.2023

MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
SAYISI : 2021/244 E., 2022/212 K.
KARAR : Kısmen kabul

Taraflar arasında görülen ve istinaf incelemesinden geçen 3201 sayılı Kanun kapsamında borçlanılarak elde edilen hizmetlerin yurt dışı sigortalılık başlangıç tarihinden ileriye doğru mal edilmesi ile buna göre yaşlılık aylığı miktarının yeniden belirlenmesi ile davalı Kurumdan fark aylıkların tahsili davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, dairece mahkeme kararının bozulmasına karar verilmiştir.

Mahkemece, bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın kısmen kabulüne dair karar verilmiştir.

Mahkeme kararı, davalı Kurum vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi … tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; davacının yurt dışında çalıştığı süreleri 3201 sayılı Kanun’a göre borçlanma talebinin Kurum tarafından kabulü üzerine tahakkuk ettirilen borcu ödediğini, ancak prim ödeme gün sayısı tespit edilirken Almanya’da ilk defa çalışmaya başladığı 01.11.1978 tarihinden itibaren hesaplama yapilması gerekirken ödeme tarihinden geriye gidilerek hesaplama yapıldığını, bu nedenle aylığın düşük bağlandığını, yurtdışında ilk prim ödemeye başladığı tarih olan 01.11.1978 tarihinden itibaren ileriye doğru 3671 gün borçlandığının tespiti ile; yaşlılık aylığının yeniden hesaplanması gerektiğini ve düşük ödenen aylıkların aylık bağlama tarihinden itibaren yükseltilmesi, eksik ödenen aylık farklarının yasal faizi ile tahsili gerektiğinin tespitini talep etmiştir.

II. CEVAP
Davalı Kurum vekili cevap dilekçesinde özetle; davalı Kurum işleminin usul ve yasaya uygun olduğunu savunarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

III. MAHKEME KARARI
Mahkemenin ilk bozma öncesi verdiği ilk kararı ile, davacının 01.11.1978 tarihinde yurt dışında çalışmaya başladığı, 3671 gün yurt dışı borçlanmasının Kurum tarafından vatandaşlıktan çıktığı tarihten geriye doğru gidilerek belirlenen süreye mal edildiği, borçlanılan sürenin çoğunluğunun 2000 yılı sonrasına kaydedildiği, davacının vatandaşlıktan çıktığı tarihin 1999 olduğu, Kurum işleminin bu yönü ile hatalı olduğu gibi bilirkişi raporunda da belirtildiği üzere kısmi borçlanma yaptığında talebi varsa bu talep tarihlerine göre yoksa lehine olan duruma göre borçlandığı sürelerin intibakı gerektiği, bu durumda yurt dışındaki çalışma başlangıç tarihinden ileriye doğru borçlanılan sürelerin intibakı ve buna bağlı olarak aylık miktarlarının yeniden hesaplanması ve eksik ödenen aylıklar için farkların aylıkların ödendiği tarihten itibaren faizi ile birlikte ödenmesi gerektiği gerekçesiyle davanın kabülüne karar verilmiştir.

IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı … vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunmuştur.

B. İstinaf Sebepleri
İstinaf başvurusunda bulunan davalı … vekili, kararın usul ve yasaya aykırı olduğu, aslen davacının hakkında yapılan işlemlerin ve bu arada yapılan aylık bağlama işlemlerinin hukuka uygun ve yerinde olması nedeniyle talebinin reddi gerektiğinden bahisle istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.

C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesince davacının 22.09.1999 tarihinde izinle Türk vatandaşlığından çıkarılmasına karar verilmiş olması nedeni ile Türk vatandaşlığından çıkma tarihinden sonraki dönemin borçlanılması mümkün olmadığı gibi borçlanma talep dilekçesinde yurt dışında geçen tüm hizmetlerini borçlanmak istediğini bildirmesi nedeni ile kısmi borçlanma sonucu bedeli ödenen sürenin yurtdışında çalışmaların başladığı veya ev kadını olarak geçen sürenin başladığı tarihten itibaren ileriye doğru mal edilmesi hâlinde sigortalıya sağlanacak aylık tutarını olumlu etkileyecek olması ve Kurumun bu lehine olan bu durum konusunda sigortalıyı bilgilendirme yükümlülüğünü yerine getirmemiş olması nedeniyle borçlanılan dönemin sigortalı lehine belirlenmesine ilişkin olarak mahkemenin vakıa ve hukukî değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.

V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A.Bozma Kararı
1.Bölge Adliye Mahkemesinin kararına karşı süresi içinde davalı Kurum vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

2.Dairemizin bozma ilamında özetle, Davanın yasal dayanağını oluşturan 3201 sayılı Kanun’un 5 inci maddesinde; “Yurt dışındaki sigortalılık sürelerinin tespitinde, bunu belirten ve istek sahibinin ibraz edeceği ispatlayıcı belgelerde kayıtlı bulunan tarihler arasındaki son tarihten geriye doğru olmak üzere gün sayıları esas alınır.

Sosyal güvenlik kanunlarına tabi hizmetleri olanların, borçlandıkları gün sayısı, prim ödeme gün sayıları ile ilgili hizmetlerine katılır. Sigortalılığın başlangıç tarihinden önceki süreler borçlanılmış ise, sigortalılığın başlangıç tarihi, borçlanılan gün sayısı kadar geriye götürülür.

Sosyal güvenlik kuruluşlarına tabi hizmeti bulunmayan istek sahiplerinin sigortalılıklarının başlangıç tarihi, borçlarını tamamen ödedikleri tarihten borçlanılan gün sayısı kadar geriye götürülen tarihtir.” hükmü yer almaktadır.

Dosyadaki kayıt ve belgelerden; mahkeme kararı ile sigorta başlangıç tarihinin 01.11.1978 olduğu, yurtdışı borçlanmasının 3671 gün olduğu, 16-30.09.2013 tarihinde 4/a (14 gün) hizmetinin olduğu, 08.10.2014 tarihinde yurtdışı borçlanma bedelini ödediği, 16.10.2014 tarihinde tahsis talebinde bulunduğu, 01.11.2014 tarihinde geçerli yaşlılık aylığı bağlandığı,izin alarak 22.09.1999 tarihinde Türk Vatandaşlığından çıktığı,Kurumun 3671 prim günü 11.07.1999-22.09.2009 tarihleri arası olarak borçlandırdığı ve kabul ettiği anlaşılmaktadır.

Öte yandan Mahkemece, davacıya bağlanması gereken aylığı hesaplatmadan davacının daha fazla aylık alacağına dair bir tespit yapan bilirkişi raporu almadan yeniden hesaplanan aylığın daha yüksek olacağına ve aylıkların ödenmesine karar verilmesi de isabetsizdir

403 sayılı Türk Vatandaşlığı Kanunu‘nun 29 uncu maddesine göre vatandaşlığın kaybından itibaren ilgililer yabancı muamelesine tabi tutulurlar ancak sosyal güvenliğe dair hakları saklı tutulur. Ne var ki saklı tutulan haklar yine Türk vatandaşı olunan döneme ilişkindir

3201 sayılı Kanun’un 1.maddesine göre talep tarihinde Türk vatandaşı olmayanlar borçlanamazlar. Bu kuralın istisnası 403 sayılı Türk Vatandaşlığı Kanunu‘nun 29 uncu maddesi olup izinle Türk vatandaşlığını kaybedenlere tanınan istisna bu kişilerin Türk vatandaşı oldukları döneme özgüdür. Dolayısıyla Türk vatandaşı olunmayan bir dönemin borçlanılması mümkün değildir.

Mahkemenin, yukarıda açıklanan esaslar doğrultusunda 3201 sayılı Kanun’un 1.maddesine göre izinle Türk vatandaşlığını kaybettiği 22.09.1999 tarihinden sonra Türk vatandaşı olunmayan bir dönemin borçlanılması mümkün olmadığından, davacının borçlanarak bedelini ödediği 3671 günlük hizmetinin izinle Türk vatandaşlığını kaybettiği 22.09.1999 tarihinden başlatarak geriye doğru borçlanabilleceğini gözardı ederek yazılı şekilde hüküm kurması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.

O halde, davalı Kurum vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile yeniden hüküm kurulması gerekirken, istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olduğundan temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının, yukarıda yazılı sebepten dolayı bozularak ortadan kaldırılması gerekmiştir..” gerekçesi ile karar bozulmuştur.

B. Mahkemenin İlk Bozmaya Karşı Direnilmesine Dair Verdiği Karar
… 37. İş Mahkemesinin 27.12.2017 tarihli ve 2017/224 E., 2017/596 K. sayılı kararı ile; bozma kararında davacının vatandaşlıktan çıktığı 22.09.1999 tarihinden sonraki bir dönem için borçlanma süresinin intibakına karar verilmiş gibi bozma yapıldığı ancak davacının Türk vatandaşı olduğu dönem için intibak ile ilgili hüküm kurulduğu, intibaka bağlı olarak aylık hesabının davacı lehine değişeceği, 3201 sayılı Kanun’un 5. maddesi gereği vatandaşlığın kaybedildiği tarihten borçlanma süresi kadar geriye gidilmesi sureti ile borçlanılabileceği konusunda ise; davacı için tahakkuk cetvelinde Türkiye’deki sigortalılığı dikkate alınarak 21.04.1978 tarihinden vatandaşlıktan çıktığı 10 yıl sonraki 22.09.2009 tarihine kadar geçen 11.312 gün için tahakkuk yapıldığı, 123.255,55TL borçlanma bedeli bildirildiği, vatandaş olmadığı dönem de dikkate alınmadan intibak yapıldığı, buna bağlı olarak da aylıkların düşük hesaplandığı, davalı Kurumun sigortalıyı bilgilendirme yükümlülüğünü yerine getirmediği, Kurumun genel uygulamasının borçlanma talep edenlerin aleyhine sonuç doğuracak nitelikte olduğu, ilgililere her halükarda kısmi borçlanma sonucunu doğuracak şekilde ödeme yapmaya zorunlu tutacak uygulamalar yapıldığı, daima sosyal güvenlik ilkeleri gereği lehe uygulama yapılmasının Anayasa emri olduğu gerekçesiyle ve önceki gerekçeler tekrar edilmek suretiyle direnme kararı verilmiştir.

C. Hukuk Genel Kurulunca verilen Karar
1.Mahkemenin direnmeye yönelik ikinci kararına karşı süresi içinde davalı kurum vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

2.Hukuk Genel Kurulunun verdiği karar ile, somut olayda; davacının 01.11.1978 tarihinde Almanya’da çalışmalarının başladığı, hizmet cetveline göre 24.02.1995- 25.12.1996 tarihleri arasında 1479 sayılı Kanun kapsamında sigortalı olduğu, (mülga) 403 sayılı Türk Vatandaşlığı Kanunu’nun 20. maddesi uyarınca Bakanlar Kurulunun 26.03.1999 tarihli ve 99/12687 sayılı kararı ile Türk vatandaşlığından çıkmasına izin verilerek Almanya Fedaral Cumhuriyeti vatandaşlığına geçtiğinden Türk vatandaşlığından çıkma belgesini teslim aldığı 22.09.1999 tarihinde Türk vatandaşlığını kaybettiği, 10.10.2013 tarihli ve 16615953 varide sayılı borçlanma talep dilekçesi ile 3201 sayılı Kanun uyarınca yurt dışında geçen sürelerinin tamamını borçlanma talebinde bulunduğu, Kurumca Türk vatandaşı olmadığı gerekçesiyle talebinin reddedilmesi üzerine Türk vatandaşı iken yurtdışında geçen borçlanmaya esas tüm sürelerinden dilediği kadarını 3201 sayılı Kanun kapsamında borçlanabileceğinin tespiti talepli dava açtığı, davanın kabul edilerek kesinleşmesi üzerine 21.04.1978 –22.09.2009 tarihleri arasında kalan 11312 gün karşılığı borç tahakkuk cetveli düzenlendiği ve davacı tarafından 3671 güne tekabül eden borçlanma bedelinin 08.10.2014 tarihinde ödendiği, yaşlılık mükteza tablosuna göre Kurum tarafından borçlanılan sürenin 11.07.1999- 22.09.2009 tarihleri arasındaki süreye mal edildiği anlaşılmaktadır.

Bu durumda yukarıda yapılan açıklamalar ile somut olaya ilişkin maddi ve hukukî olgular bir arada değerlendirildiğinde; 3201 sayılı Kanun’un 5. maddesinde yer alan açık düzenleme karşısında kısmi borçlanma yapılması hâlinde borçlanılan sürenin hangi tarihe mal edileceği, ispatlayıcı belgelerde kayıtlı bulunan tarihler arasındaki son tarihten geriye doğru gidilerek belirlenecektir. Bu açık yasal düzenlemenin aksine davacının yurtdışı borçlanma sürelerinin sigorta başlangıcından ileriye mal edilmesine olanak bulunmamaktadır.

Nitekim HGK’nın 12.12.2018 tarihli ve 2018/21-949 E., 2018/1900 K.; 2017/21-2657 E., 2018/ 1898 K.; 2017/21- 2656 E., 2018/1897 K.; 2017/21-3113E., 2018/1899 K.; 2018/21- 995 E., 2018/1901 K. sayılı kararları da aynı doğrultudadır.

Diğer taraftan Özel Daire bozma kararında davacının izinle Türk vatandaşlığını kaybettiği 22.09.1999 tarihinden başlatarak geriye doğru borçlanabileceği belirtilmişse de; yukarıda yapılan açıklamalar ve yasal mevzuat dikkate alındığında bozma kararına davacının borçlanma sürelerinin Türk vatandaşlığını kaybettiği 22.09.1999 tarihinden geriye doğru mal edilmesi gerektiği ve 1479 sayılı Kanun kapsamında sigortalı olduğu sürelerin de gözetilmesi gerektiği hususları ilave edilmelidir.

O hâlde direnme kararı Özel Daire bozma kararında belirtilen nedenler yanında yukarıda (41. paragraf) belirtilen ilave sebeplerden dolayı bozulmalıdır denilerek karar ikinci kez bozulmuştur.

D. Mahkemece Bozmaya Uyularak Verilen Karar
Mahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile bozmaya uyulmuş, 04.07.2022 tarihli Hakan Erdem imzalı alacak farkı oluşup oluşmayacağına yönelik ve intibak süresi ile ilgili ek rapor alınmış, raporda 01.11.1978 de yurt dışı çalışmasının başladığı, vatandaşlığın 22.09.1999 da kaybedildiği, 24.02.1995-25.12.1996 dönemi Bağ-Kur sigortalılığının bulunduğu, Kurumun borçlanmayı 11.07.1999-22.09.2009 dönemine mal ettiği, bozma kararı gereği 22.09.1999 dan geriye doğru borçlanılabileceği belirtilmiş ise de Bağ-Kur olduğu söylemi dikkate alınması gerektiğinden 26.12.1996-29.01.1999 dönemine 987 gün, 10.09.1987-23.02.1995 dönemine 2684 gün toplam 3671 günlük ödenmiş bedel karşılığı intibak yapılabileceği, 24.02.1995-25.12.1996 dönemi için borçlanmanın Bağ-Kur’luluk sebebiyle yapılamayacağı açıklanmış, bu durumda ödenmesi gereken aylık ile ilgili yasaya uygun hesap yapılmış, Kurumun ilk aylığı 908,38 TL olarak hesapladığı, bilirkişinin ise 908,41 TL olarak bulduğu, arada dikkate alınacak fark bulunmadığı, mevcut intibak süreleri dikkate alındığında ise yapılan hesaplamada davacının alması gereken ilk tam aylığın 1.321,74 TL olduğu, davacıya aylık 323.36 TL eksik ödeme yapıldığı mevcut intibak sürelerine göre aylığın yükseleceği belirtilmiş, rapor usul ve yasaya uygun bulunmuş, davacının davasının kısmen kabulü ile davacının 3201 sayılı Kanun gereği borçlanarak bedelini ödediği 3671 günlük hizmetin 26.12.1996-21.09.1999 dönemi 987 gün, 10.09.1987-23.02.1995 dönemi 2684 gün olacak şekilde intibakının sağlanması gerektiğinin tespiti ile buna göre davacının yaşlılık aylığının yeniden hesaplanması gerektiğinin ve ödenen aylıklara göre oluşacak farkların her ay için ödeme tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davacıya ödenmesi gerektiğinin tespitine, artan kısma ilişkin isteğin reddine dair karar verilmiştir.

VI.TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı … vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

B. Temyiz Sebepleri
Davalı Kurum vekili davalı Kurum işleminin usul ve yasaya uygun olduğunu savunarak verilen kararın bozulmasını talep etmiştir.

C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, davacı hakkında davalı Kurumca bağlanan aylığın miktarının ne olması gerektiği hususundadır.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri ile 3201 Sayılı Kanunun 5 inci maddelerine ilişkin hükümleridir.

3. Değerlendirme
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “Hükmün Kapsamı” başlıklı 297 nci maddesinin (2). fıkrasında “hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, mümkünse sıra numarası altında açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir”, hükmü öngörülmüştür.

Eldeki davada ise, gelinen aşamada Hukuk Genel kurulu ve bozma sonrasında oluşan usulü kazanılmış hak çerçevesinde, davacının 3201 sayılı Kanun kapsamında borçlanılarak elde edilen hizmetlerin mal edilmesine ilişkin yaklaşım yerinde ise de, davacının aylığının ne miktarda olması gerektiğinin ve davacının hak ettiği aylık farkları nedeniyle alması gereken faiz miktarının karar yerinde ve infaza elverişli olacak şekilde gösterilmesi ile HMK’nın 297 nci maddesine uygun bir karar tesisi gerekirken yazılı şekilde ve infazı mümkün olmayan şekilde “Davacının 3201 sayılı Kanun gereği borçlanarak bedelini ödediği 3671 günlük hizmetin 26.12.1996-21.09.1999 dönemi 987 gün, 10.09.1987-23.02.1995 dönemi 2684 gün olacak şekilde intibakının sağlanması gerektiğinin tespiti ile buna göre davacının yaşlılık aylığının yeniden hesaplanması gerektiğinin ve ödenen aylıklara göre oluşacak farkların her ay için ödeme tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davacıya ödenmesi gerektiğinin tespitine” dair karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.

VII. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,

Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine,

26.09.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.