Yargıtay Kararı 10. Hukuk Dairesi 2022/12616 E. 2023/315 K. 12.01.2023 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 10. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2022/12616
KARAR NO : 2023/315
KARAR TARİHİ : 12.01.2023



DAVALILAR : 1-… 2-… Gemi Geri Dönüş. Demir Çelik İnş. Nak. Taah. San. ve Tic. Ltd. Şti. 3-… Gemi Söküm Mut. Taah. Tic. … vekilleri Avukat …
İHBAR OLUNAN : …Anonim Türk Sigorta Şti. vekili avukat …
DAVA TARİHİ : 10.09.2013
KARAR : Kısmen Kabul

Taraflar arasında İlk Derece Mahkemesinde görülen rücuan tazminat davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Dairece İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir.

İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

İlk Derece Mahkemesi kararı davacı Kurum ve davalılar vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi … tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; Sigortalısı olan …’ın 18.07.2012 tarihinde geçirdiği iş kazası neticesinde vefat ettiğini, sigortalının hak sahiplerinden … ‘a 464,49 TL fiili ödeme yapıldığını, hak sahibi …’a 928,99 TL fiili ödeme yapıldığını ve 27.03.2013 gelir bağlama onay tarihli 46.459,99 TL PSD’li gelir bağlandığını, 363,00 TL cenaze yardımı ödendiğini ve iş bu kaza yüzünden 48.213,47 TL zararı olduğunu, iş bu dava ile fazlaya ilişkin haklarını saklı tutularak bu zararın 14.464,04 TL’sının kazada kusurlu olan davalılardan tahsilini talep ve dava etmiştir.

II. CEVAP
Davalılar vekili cevap dilekçesinde özetle, işçilerin mali mesuliyet sigortası kapsamında sigortalandığını ve müvekkilinin sorumluluğu yönünde bir kanaat oluşması durumunda …Anonim Türk Sigorta A.Ş’nin de bilgilendirilerek davanın ihbarını talep etmek suretiyle davanın reddini talep etmiştir.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin 13.04.2016 tarihli 2013/39 Esas, 2016/159 Karar sayılı kararıyla, hükme esas alınan 30.03.2015 tarihli raporuna itibarla, davaya konu kazada davalılardan … Gemi Söküm – … ile … Gemi Geri Dönüşüm Tic. Ltd. Şti’nin eşit olarak müştereken ve müteselsilen % 60 kusurlu olduğu, davalı …’in % 30 oranında kusurlu olduğu, kazazede …’ın ise %10 oranında kusurlu olduğu kabul edilerek, ” Davanın kabulü ile 41.811,29 TL peşin sermaye değerinin tahsis onay tarihi olan 27.03.2013 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine, 1.053,14 TL tedavi giderinin sarf tarihlerinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine, 326,70 TL cenaze yardımı giderinin 18.09.2012 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine,” karar verilmiştir.

IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Bozma Kararı
1.İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı SGK ve davalılar vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.

2. Dairemizin 31.01.2019 tarihli 2016/12114 Esas, 2019/612 Karar sayılı ilamı ile;
” 1- Davacı Kurum, 18.07.2012 tarihinde meydana gelen iş kazası sonucunda vefat eden sigortalı nedeniyle uğranılan Kurum zararının davalılardan müştereken ve müteselsilentahsilini talep etmiş olup, davanın yasal dayanağı olay tarihinde yürürlükte bulunan ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunudur.

5510 sayılı Kanun’un 21. maddesinin 1. fıkrasında, iş kazası ve meslek hastalığı, işverenin kastı veya sigortalıların sağlığını koruma ve iş güvenliği mevzuatına aykırı bir hareketi sonucu meydana gelmişse, Kurumca sigortalıya veya hak sahiplerine bu Kanun gereğince yapılan veya ileride yapılması gereken ödemeler ile bağlanan gelirin başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değeri toplamının, sigortalı veya hak sahiplerinin işverenden isteyebilecekleri tutarlarla sınırlı olmak üzere, Kurumca işverene ödettirileceği, işverenin sorumluluğunun belirlenmesinde kaçınılmazlık ilkesinin dikkate alınacağı belirtilmiştir. Anlaşılacağı üzere rücu alacağından sorumluluk belirlenirken, gelirin başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değeri ile yargılamada yöntemince hesaplanacak gerçek (maddi) zarar karşılaştırması yapılıp düşük (az) olan tutarın hükme esas alınması gerekmektedir.

Bu tür davalarda gerçek zarar hesabı, tazminat hukukuna ilişkin genel ilkeler doğrultusunda yapılmalı, sigortalı sürekli iş göremezlik durumuna girmişse bedensel zarar, ölüm halinde destekten yoksun kalma tazminatı hesabı dikkate alınmalıdır. Gerçek zararın belirlenmesinde, zarar ve tazminata doğrudan etkili olan sigortalının net geliri, kalan ömür süresi, iş görebilirlik çağı, iş göremezlik derecesi, kusur ve destek görenlerin gelirden alacakları pay oranları, eşin evlenme olasılığı gibi tüm veriler ortaya konulmalıdır. Gerçek zarar, sigortalının kaza tarihi itibarıyla kalan ömür süresine göre aktif ve pasif dönemde elde edeceği kazançlar toplamından oluşmaktadır. Sigortalı veya hak sahiplerinin kalan ömür süreleri yönünden ise, Başbakanlık Hazine Müsteşarlığı, Hacettepe Üniversitesi Fen Fakültesi Aktüerya Bilimleri Bölümü, BNB Danışmanlık, Marmara Üniversitesi ve Başkent Üniversitesi’nin çalışmalarıyla “TRH2010” adı verilen Ulusal Mortalite Tablosu hazırlanarak Sosyal Güvenlik Kurumunca 2012/32 sayılı Genelgeyle ilk peşin sermaye değerlerinin hesabında uygulamaya konulmuş olup özü itibarıyla varsayımlara dayalı gerçek zarar hesabında gerçeğe en yakın verilerin kullanılması gerektiğinden ülkemize özgü ve güncel verileri içeren TRH2010 tablosu kalan ömür sürelerinde esas alınmalıdır.

Sigortalının 60 yaşına kadar aktif dönemde günlük net geliri üzerinden, 60 yaşından sonra kalan ömrü kadar pasif dönemde asgari ücret üzerinden, her yıl için ayrı ayrı hesaplama yapılacağı Yargıtayın yerleşmiş görüşlerindendir. Günlük net gelir saptanarak rapor tarihi itibarıyla bilinen dönemdeki kazanç, var olan verilere göre iskontolama ve artırma işlemi yapılmadan hesaplanmaktadır. Bilinmeyen dönemdeki kazanç bakımından ise tazminatların peşin olarak hesaplanmasına karşın gelirlerin taksit taksit elde edilmesi sonucunda tazminata esas gelire artırım ve iskonto uygulanmaktadır. Peşin sermayeden elde edilecek yarar, reel faiz kadar olduğundan şu durumda enflasyon dışlanmak suretiyle değişen ekonomik koşullar ve reel faiz oranları da gözetilerek %10 yerine Kurum ilk peşin sermaye değeri hesaplamalarına paralel olarak %5 oranı uygulanmalıdır. Meslekte kazanma gücü kaybı oranının (sürekli iş göremezlik derecesinin) % 60’ın altında kaldığı durumlarda, emsallerine göre sigortalının daha fazla efor harcamak suretiyle de olsa çalışmasını sürdürüp yaşlılık aylığına hak kazanması olası bulunduğundan, 60 yaş sonrası yönünden pasif dönem zarar hesabı yapılmamalıdır. “Malul Sayılma” başlıklı 5510 sayılı Kanun’un 25. maddesinin “iş kazası veya meslek hastalığı sonucu meslekte kazanma gücünün en az %60’ını kaybeden sigortalıların malül sayılması” gereğine ilişkin hükmü gözetildiğinde sigorta kolu farklı da olsa, iş kazası sonucu sigortalıda oluşan sürekli iş göremezlik oranı %60 veya daha üstünde ise; artık sigortalının ileride çalışmasını sürdürmeyeceğinin kabulü ile, aktif dönemle birlikte pasif döneminde maddi zarar hesabına dahil edilmesi gerekir. Sigortalı yaşlılık aylığı alıyor ise pasif devre zarar hesabı yapılmamalıdır.

Ölümle sonuçlanan olaylarda, hak sahiplerinin destek zararlarının sadece aktif dönemle sınırlı tutulabilmesi için, sigortalının sigorta olayı tarihindeki prim ödeme gün sayısı ve sigortalılık süresi bakımından yaşlılık aylığından yararlanma koşullarını sağlaması, hak sahiplerine “yaşlılık aylığından dönüşen ölüm aylığının “bağlanabilmesi gerekir. Aksi halde hak sahipleri yönünden pasif dönem zararının da destek hesabında dikkate alınması gerekir.

Gerçek zarar hesaplanması yönteminde, hak sahibi eşin kalan ömür süresi daha uzun olsa bile, destek süresi, sigortalının kalan ömrü ile sınırlı olup çocuklardan erkeğin 18, ortaöğretimde 20, yüksek öğretim durumunda 25 yaşını doldurduğu tarih itibarıyla gelirden çıkacağı kabul edilmeli, evlenme tarihine kadar gelire hak kazanacağı belirgin bulunan kızın, aile bağlarına, sosyal ve ekonomik duruma, ülke şartlarına ve yörenin töresel koşullarına göre evlenme yaşı değişkenlik arz ettiğinden bu konuda Türkiye İstatistik Kurumunca bölgelere göre hazırlanan istatistiklerden yararlanılmalıdır.

Somut olayda; gerçek zararın yukarıda açıklanan maddi ve hukuki ilkeler çerçevesinde belirlenmesi gerekirken, bu ilkelere uygun olmayan hesap raporuna istinaden yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır.

2-Diğer yandan, İşveren veya üçüncü kişiye karşı açılan davalarda 5510 sayılı Kanun’un 21. maddesine göre rücu alacağından sorumluluk belirlenirken kural olarak, işveren yönünden 1. fıkraya göre gelirin başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değeri ile yargılamada yöntemince hesaplanacak gerçek (maddi) zarar karşılaştırması yapılıp düşük (az) olan tutar esas alınırken, üçüncü kişi bakımından 4. fıkra gereğince gerçek zarar gözetilmeksizin gelirin ilk peşin sermaye değerinin yarısı benimsenmeli ve bunlara kusur oranları uygulanmalı ise de işveren ve üçüncü kişinin birlikte taraf olarak yer aldığı, başka anlatımla aynı anda 1. ve 4. fıkralara dayalı uyuşmazlıklarda, fıkralarda yer alan hükümlerin nasıl anlaşılması ve giderek ne şekilde uygulama yapılması gerektiği önem arz etmektedir.

Sigortalının iş kazası veya meslek hastalığına uğramasına birden çok kişinin birlikte kusurlarıyla neden olmaları durumunda, Borçlar Kanunu’nun 50. ve 51. maddeleri (6098 sayılı Kanun’un 61. ve 62. maddeleri) gereğince teselsül hükümleri kapsamında bu kişilerin birlikte sorumlulukları vardır ve 146. maddeye (6098 sayılı Kanun’un 62. maddesine) göre, kendi payından fazlasını ödeyenin diğer müteselsil borçlulara karşı rücu hakkı saklı kalmak kaydıyla, her bir borçlu yönünden kusurlarına karşılık gelen miktar ayrılmaksızın teselsül kurallarına göre sorumluluklarına karar verilmelidir. İş kazası veya meslek hastalığına birlikte sebebiyet veren sorumluların işveren ve üçüncü kişi olması durumunda ise, işverenden istenebilecek gerçek zararı aşmayan gelirin ilk peşin sermaye değerinin işveren kusuru karşılığı ile ilk peşin değerli gelirin yarısının üçüncü kişi kusuru karşılığını oluşturan tutar toplamından işveren, gelirin ilk peşin sermaye değerinin yarısının müteselsil sorumluların toplam kusuruna karşılık gelen tutarından da üçüncü kişi sorumlu tutulmalıdır.

Daha açık anlatımla, işverenin müteselsilen sorumlu olacağı tutar, 1. fıkra gereğince kendi kusur payı gözetilerek sorumlu tutulacağı miktarın (gelirin ilk peşin sermaye değeri x işverenin kusur oranı), üçüncü kişinin 4. fıkraya göre sorumlu olacağı tutar (gelirin ilk peşin sermaye değerinin yarısı x üçüncü kişinin kusur oranı) ile toplamı kadar olmalı, kanun koyucunun getirdiği “gelirin ilk peşin sermaye değerinin yarısı” sınırlaması karşısında üçüncü kişinin müteselsilen sorumlu tutulacağı miktarın ise, gelirin ilk peşin sermaye değerinin yarısı ile işveren de dahil olmak üzere tüm davalıların kusurları toplamının çarpımı sonucu elde edilecek tutar kadar olması gerekmektedir. Bu yaklaşım ve uygulama, işvereni, iç ilişkide üçüncü kişiye rücu edemeyeceği miktarı Kuruma ödemek zorunda bırakmadığından da hakkaniyete uygundur.

Somut olayda, 5510 sayılı Kanun’un 21 /1 ve 4. maddesi gözetilerek davalıların sorumluluğu belirlenmeksizin yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır.

3-Dosyada mevcut belgelerden sigortalının hak sahiplerine iş kazası gelirinden sonra ölüm aylığınında bağlandığı anlaşılmaktadır.

506 sayılı Kanun’un 92. maddesinde, “malullük, yaşlılık ve ölüm sigortaları ile iş kazalarıyla meslek hastalıkları sigortasından hak kazanılan aylık ve gelirler birleşirse, sigortalıya veya hak sahibine bu aylık ve gelirlerden yüksek olanın tümü, eksik olanın da yarısı bağlanır. Bu aylık ve gelirler eşitse, iş kazalarıyla meslek hastalıkları sigortasından bağlanan gelirin tümü, malullük, yaşlılık ve ölüm sigortalarından bağlanan aylığın da yarısı verilir.” düzenlemesini içermektedir. Bu düzenleme 5510 sayılı Kanun’un 54. maddesinde de yer almaktadır.

Dava konusu edilen gelirlerin, 5510 sayılı Yasa’nın 54. maddesi uyarınca indirildiğinin anlaşılması halinde; davalının tazminle sorumlu olduğu ilk peşin sermaye değerli gelir miktarı; gelirin başladığı tarih itibariyle 5510 sayılı Yasa’nın 54. maddesi uyarınca indirilmiş hali üzerinden hesaplanan ilk peşin sermaye değerli gelir miktarına, indirme tarihine kadar yapılan fark fiili ödeme miktarının da eklenmesi suretiyle bulunan tutar ile yarıya indirilmemiş tam gelir üzerinden hesaplanan ilk peşin sermaye değerinin karşılaştırılması sonucu düşük olan esas alınarak belirlenmelidir.

Bu itibarla mahkemece, sigortalının hak sahiplerine bağlanan iş kazası gelirlerine 5510 sayılı Kanun’un 54. maddesinin uygulanıp uygulanmadığının davacı Kurumdan sorulması ve anılan kanunun 54. maddesinin iş kazası gelirlerine uygulandığının anlaşılması halinde yukarıda belirtilen şekilde hesaplama yapılarak karar verilmesi gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması yerinde görülmemiştir.

Yukarıdaki yasal düzenleme ve açıklamalar ışığında dava değerlendirildiğinde, öncelikle 5510 sayılı Kanun’un 54. maddesinin iş kazası gelirine uygulanıp uygulanmadığı davacı Kurumdan sorulmalı, eşe bağlanan gelirin ilk peşin sermaye değeri ve fiili ödeme miktarı açıklığa kavuşturulmalı, öngörülen ilkeler gereğince uzman bilirkişi tarafından yöntemince rapor düzenlenerek hak sahibinin gerçek zararı hesaplanmalı, 5510 sayılı Kanun’un 21 /1 ve 4. maddesi gözetilerek davalıların sorumluluğu belirlenmelidir.” gerekçeleriyle karar bozulmuştur.

B. İlk Derece Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar
İlk Derece Mahkemesinin 21.04.2022 tarihli, 2019/213 Esas 2022/199 Karar sayılı kararıyla; davaya konu iş kazası nedeniyle sigortalı işçi …’ın hak sahiplerine 27.03.2013 onay tarihli 46.456,99 TL gelir bağlandığı, …’a 464,49 TL fiili ödeme yapıldığı, hak sahibi …’a 928,99 TL fiili ödeme yapıldığı, 363,00 TL cenaze yardımı yapıldığı, sigortalı müteveffa işçinin hak sahiplerinin davalıların kusur oranına göre yapılan gerçek zarar tavan miktarının 256.364,34 TL olduğu, SGK tarafından bağlanan peşin sermaye değerinin daha düşük olması nedeniyle ilk PSD gelirlerin esas alınacağı anlaşılmış olup, 5510 sayılı kanunun 21/1. maddesine göre işverenlerin toplam % 60, üçüncü kişi …’in ise % 30 kusurlu oldukları tespit edilmiş olduğundan, işverenlerin gelir yönünden müteselsil sorumlu olacağı tutarın ilk peşin sermaye değerli gelirin işverenin kusur oranı ile çarpımı sonucu bulunacak miktar ve ilk peşin sermaye değerli gelirin yarısının üçüncü kişinin kusur oranı ile çarpımı sonucu bulunacak miktarın toplamından oluşacağı gözetilerek; ( 46.456,99 TL x % 60) + (46.456,99 TL /2 x % 30) kadar sorumlu olacağından işverenlerin müteselsil sorumluluğunun 34.842,73TL olduğu, üçüncü kişi …’in ise 21/4. madde uyarınca gelir yönünden müteselsilen sorumlu olacağı miktarın ise gelirin ilk peşin sermaye değerinin yarısının işveren de dahil olmak üzere tüm davalıların kusurları toplamının çarpımı sonucu elde edilecek tutardan oluşacağı gözetilerek; ( 46.456,99 TL /2 x % 90) 20.905,64 TL olduğu, davacının rücu edebileceği cenaze giderinin 326,70TL olduğu, davacının rücu edebileceği fiili ödemenin 1.254,13 TL olduğu dikkate alınmak ve taleple bağlı kalındığı belirtilmek suretiyle, “Davanın kısmen kabul ve kısmen reddi ile,
– 34.842,73 TL Peşin sermaye değerli gelirin davalı üçüncü kişi …’in sorumluluğu 20.905,64 TL olmak üzere gelir onay tarihi olan 27.03.2013 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine, Fazlaya ilişkin talebin reddine,
-Taleple bağlı kalınarak 1.053,14 TL fiili ödemenin sarf ve ödeme tarihlerinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine,
-326,70 TL cenaze yardımı giderinin 18.09.2012 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine,” karar verilmiştir.

V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı Kurum ve davalılar vekilleri tarafından temyiz isteminde bulunmuştur.

B. Temyiz Sebepleri
Davacı Kurum vekili temyiz dilekçesinde; işverenin işçiyi gözetme kollama görevini ihmal ettiğini, işçiye iş kanunun gerektirdiği eğitimin verilmediği, dava öncesi SGK teftiş raporunda davalıya verilen kusur ile dava esnasında alınan bilirkişi raporu ile davalıya verilen kusur arasında fark olup bu çelişki giderilmeden karar verildiğini, sigortalıya kusur yüklenemeyeceğini, davalı işverenlerin iş kazasının meydana gelmesinde %100 oranında tam kusurlu olduğunu, belirtilerek kararın bozulması talep edilmiştir.

Davalılar vekili tarafından; müvekkil davalılar arasında akdedilen 01.04.2012 tarihli gemi söküm sözleşmesi isimli sözleşmenin eser sözleşmesi niteliğinde olduğu, davalılar arasındaki ilişkinin asıl işveren alt işveren ilişkisi olarak yorumlanamayacağı, SGK tarafından iş kazası ve meslek hastalığı sigortasından gelir bağlanmış olması durumunda ise yine kurumun tüm zararını rücu etmesinin mümkün olmadığı, bilirkişi raporundaki kusur dağılımının gerçeğe aykırı olduğu, tanık beyanlarına göre sigortalıya eğitim verildiğinin sabit olduğu, iş ekipmanlarının verildiği, raporlar arasındaki çelişkiler giderilmeden hesap yapılması da hatalı olduğu, işçi …’ın, iş sağlığı ve güvenliği mevzuatının kendisine yüklediği yükümlülükleri yerine getirmediği, iş kazasının gerçekleşmesinde asli kusurlu olduğu, kendisine %10 oranında kusur izafesinin yapılmasının eksik ve hatalı olduğu, eksik incelemeye dayalı karar verildiği belirtilerek, kararın bozulmasını talep etmiştir.

C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, 18.07.2012 tarihinde geçirdiği iş kazası sonucunda vefat eden sigortalı nedeniyle uğranılan kurum zararının davalılardan müştereken ve müteselsilen rücuan tahsili istemine ilişkindir.

2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri ile 5510 sayılı Kanun’un 21. maddesidir.

3. Değerlendirme
1. Temyiz olunan nihai kararların bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.

2. Temyizen incelenen İlk Derece Mahkemesi kararının bozmaya uygun olduğu, kararda ve kararın gerekçesinde hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığı, bozmaya uyulmakla karşı taraf yararına kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin ise yeniden incelenmesine hukukça imkân bulunmadığı anlaşılmakla; temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Davacı Kurum ve davalılar vekillerinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan kararın ONANMASINA,

Fazla yatırılan temyiz harcının istek halinde ilgililere iadesine,

Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine,

12.01.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.