Yargıtay Kararı 10. Hukuk Dairesi 2022/13037 E. 2022/15727 K. 08.12.2022 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 10. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2022/13037
KARAR NO : 2022/15727
KARAR TARİHİ : 08.12.2022

Bölge Adliye
Mahkemesi : … Bölge Adliye Mahkemesi 34. Hukuk Dairesi
No :

Dava, iş kazası tespiti istemine ilişkindir.
İlk Derece Mahkemesince, hükümde belirtilen gerekçelerle davanın kabulüne dair verilen karara karşı davalılar ….Tic.Ltd.Şti. ve … vekili ile davalı Kurum vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine, … 34. Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesince istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir.
… Bölge Adliye Mahkemesi 34. Hukuk Dairesince verilen kararın, davalılar ….Tic.Ltd.Şti. ve … vekili ile davalı Kurum vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteklerinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
I-İSTEM
Davacı vekili, davacının davalılara ait işyeri nezdine çalışmaktayken 03/09/2013 tarihinde yaralanması ile sonuçlanan olayın iş kazası olduğunun tespitini talep ve dava etmiştir.
II-CEVAP
Davalılar ….Tic.Ltd.Şti. ve … vekili sunmuş olduğu cevap dilekçesinde özetle, kaza olayının gerçekleştiği yerde inşaat sözleşmesi gereğince davalı firma tarafından bina inşa edildiğini, iş bu bina inşaatın kaba sıva, alçı ve boya, kartonpiyer, şap, seramik, mantolama işlerinin yapımı için dava dışı … isimli yüklenici ile davalı firma arasında sözleşme imzalandığını, davalı firmanın söz konusu inşaatta işçi çalıştırmadığını, davalı işyerince ince işlerin bütününün …’a bırakıldığını, işin anahtar teslimi olarak yüklenici …’a verildiğini, bu itibarla davalı ile yüklenici arasında üst işveren- alt işveren ilişkisinin olmadığını belirterek her iki davalı yönünden husumet yokluğundan davanın reddine, bu taleplerinin yerinde görülmemesi halinde davacının davalılara yönelik davasının esastan reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı Kurum vekili sunmuş olduğu cevap dilekçesinde özetle; dava öncesi Kuruma başvuruda bulunulmadığını, bu eksikliğin Mahkeme tarafından giderilmesi gerektiğini belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
III-MAHKEME KARARLARI
A-İLK DERECE MAHKEME KARARI
İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne, davacının davalılar ….Tic.Ltd.Şti. ve … nezdinde çalışırken 03.09.2013 tarihinde geçirdiği kazanın iş kazası olduğunun tespitine karar verilmiştir.
B-BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI
Davalılar ….Tic.Ltd.Şti. ve … vekili ile davalı Kurum vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir.
IV-TEMYİZ KANUN YOLUNA BAŞVURU VE NEDENLERİ
Davalılar ….Tic.Ltd.Şti. ve … vekili tarafından sunulan temyiz dilekçesi ile davacının dava dışı … isimli yüklenici ile anlaşmak sureti ile dava konusu kaza olayının gerçekleştiği inşaatta çalıştığı, bu itibarla davacının işvereninin … isimli yüklenici olduğu, davacının davalılar ile hiçbir ilgisi ve ilişkisinin olmadığı, davalıların davacının işvereni olmadıkları, bilirkişi raporunun hatalı, dosya içeriğine ve hukuka aykırı olarak düzenlendiği özet olarak belirtilmiş, Bölge Adliye Mahkemesi kararının ortadan kaldırılarak İlk Derece Mahkemesince verilen kararın bozulmasına karar verilmesi talep edilmiştir.
Davalı Kurum vekili tarafından sunulan temyiz dilekçesi ile davacının iddia ettiği gibi bir iş kazası geçirdiğinin tespit edilmediği, Kurumun resmi kayıtlarının incelenmesi gerektiği sadece bilirkişi raporuna dayanılarak kurulan hükmün hatalı olduğu, Kurumun davanın açılmasına sebebiyet vermediği özet olarak belirtilmiş, Bölge Adliye Mahkemesi kararının ortadan kaldırılarak İlk Derece Mahkemesince verilen kararın bozulmasına karar verilmesi talep edilmiştir.
V-İLGİLİ HUKUK KURALLARI VE İNCELEME:
İş kazası nedeniyle sosyal sigorta yardımlarının yapılabilmesi öncelikle Kurumun zararlandırıcı sigorta olayının iş kazası olduğunu kabul etmesine bağlıdır. İş kazası olgusu Kurumca kabul edilmezse somut olayda olduğu gibi sigortalının ya da hak sahiplerinin olayın iş kazası olduğunu dava yolu ile tespit ettirmesi gerekmektedir.
Davaya konu olan ve tespiti istenen “iş kazası” mevzuatımızda 506 sayılı Kanunun 11-a ve 5510 sayılı Kanunun 13. maddesi ve devamı maddelerinde düzenlenmiş olup, her iki kanunda da iş kazası tanımlanmamış, kazanın hangi hal ve durumlarda iş kazası sayılacağı yer ve zaman koşulları ile sınırlandırılarak belirlenmiştir.
Eldeki davaya konu olayın meydana geldiği tarih itibari ile davanın yasal dayanağı 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu olup, Kanunun 13. maddesinde iş kazası;
a) Sigortalının işyerinde bulunduğu sırada,
b) (Değişik bend:17.04.2008-5754 S.K./8.mad) İşveren tarafından yürütülmekte olan iş nedeniyle sigortalı kendi adına ve hesabına bağımsız çalışıyorsa yürütmekte olduğu iş nedeniyle,
c) Bir işverene bağlı olarak çalışan sigortalının, görevli olarak işyeri dışında başka bir yere gönderilmesi nedeniyle asıl işini yapmaksızın geçen zamanlarda,
d) (Değişik bend: 17.04.2008-5754 S.K./8. mad) Bu Kanunun 4’üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamındaki emziren kadın sigortalının, iş mevzuatı gereğince çocuğuna süt vermek için ayrılan zamanlarda,
e) Sigortalıların, işverence sağlanan bir taşıtla işin yapıldığı yere gidiş gelişi sırasında meydana gelen ve sigortalıyı hemen veya sonradan bedenen ya da ruhen özüre uğratan olaydır.” şeklinde tanımlanmıştır.
İş kazası nedeniyle sosyal sigorta yardımlarının yapılabilmesi öncelikle Kurumun zararlandırıcı sigorta olayının iş kazası olduğunu kabul etmesine bağlıdır. İş kazası olgusu Kurumca kabul edilmezse somut olayda olduğu gibi sigortalının ya da hak sahiplerinin olayın iş kazası olduğunu dava yolu ile tespit ettirmesi gerekmektedir.
İş kazasını meslek hastalığından ayıran en önemli husus iş kazasının ani meydana gelen bir olay olmasıdır. Ani olayın gerçekleşmesinden sonraki bir vakitte sigortalıda bedenen veya ruhen zararlar meydana gelebilmektedir. Burada önemli olan husus meydana gelen zarar ile ani olay arasında illiyet bağının olup olmadığı meselesidir. Kanunda iş kazası tanımlanırken dıştan gelen bir etkinin varlığından bahsedilmemiştir. Bu nedenle sigortalının kalp krizi veya beyin kanaması geçirmesi ile intihar etmesi de iş kazası kapsamında değerlendirilmektedir. Burada önemli olan bir husus, olayın iş kazası sayılması ile işverenin kazanın meydana gelmesinde kusuru olup olmadığı halinin karıştırılmaması gerektiğidir. Zira bir olayın iş kazası sayılması ile işverenin kusurunun bulunması durumu aynı değildir. Önemine binaen belirtmek gerekir ki illiyet bağının varlığı için sigortalının yaptığı iş ile gerçekleşen kaza arasında bir bağ olması gerekmektedir (…, Türk Mevzuatında İş Kazasının Tespiti Davaları, Yargıtay Dergisi, Temmuz 2018, cilt 44, sayı 3).
Hizmet akdini, konusu iş görme borcu doğuran diğer borçlar hukuku sözleşmelerinden ayırt etmek bazen oldukça zor olabilmektedir. Bu sözleşmelerde ortak yön, bir iş görme borcunun mevcut olmasıdır. İş Kanunu m.8’de, “…bir tarafın (işçi) bağımlı olarak iş görmeyi, diğer tarafın (işveren) da ücret ödemeyi üstlenmesinden oluşan sözleşmedir…” diyerek iş sözleşmesini tanımlamıştır. 818 sayılı BK m.313’de “Hizmet akdi, bir mukaveledir ki onunla işçi, muayyen veya gayri muayyen bir zamanda hizmet görmeği ve iş sahibi dahi ona ücret vermeği taahhüt eder…” şeklinde tanımlanmıştır. 1.7.2012’de yürürlüğe giren 6098 sayılı TBK m.393’de ise “…işçinin işverene bağımlı olarak belirli veya belirli olmayan süreyle iş görmeyi ve işverenin de ona zamana veya yapılan işe göre ücret ödemeyi üstlendiği sözleşmedir.” şeklinde tanım yapılmıştır. Bu şekilde hizmet akdinin kanuni unsurları, “iş görme”, “ücret” ve “bağımlı çalışma” olarak ortaya çıkmaktadır.
Hizmet akdini, diğer iş görme borcu olan sözleşmelerden ayıran temel unsur “bağımlılık” unsurudur. Bağımlılık; işçinin, işverenin talimatına göre ve onun denetiminde çalışmasını ifade eder. İşçinin, işyerinde çalıştığı tüm yönetimin işverence belirlendiği iş ilişkilerinde “bağımlılık” unsurunu tespit etmek daha kolaydır. Uygulamada şu hallerde bağımlılık unsurunun bulunduğu kabul edilir: a- İşin işyerinde yapıldığı, b- Malzemenin işveren tarafından sağlandığı, c- İş görenin işin görülme tarzı bakımından iş sahibinden talimat aldığı, d- İşin iş sahibi veya yardımcısı tarafından kontrol edildiği e- Sermaye koymadan kendisine ait iş organizasyonu olmadan faaliyet gösterdiği f– Ücretin ödeniş şekli… Bu durumlarda dahi çalışanın iş yerinde üretim araçlarına sahip olup olmamasına, kar ve zarara katılıp katılmamasına, karar verme özgürlüğüne sahip olup olmamasına göre “bağımlılık” unsurunun somut verilere göre değerlendirilmesi gerekir. “Bağımlılık” unsurunu mutlak ve her hukuki ilişkide birebir aynı ölçütlerde tespit etmek mümkün değildir. Atipik hizmet ilişkilerinde ise “bağımlılık” unsuru değişmiş, esnek çalışmaya dönüşmüştür. Fakat bu ilişkilerde de hizmet akdinde bulunması gereken “bağımlılık” ilişkisinin, esnek de olsa mevcut olup olmadığı araştırılmalıdır. Bu belirleme “işçinin işverene ait iş organizasyonu kapsamında çalışmasına” göre yapılmalıdır.
Hizmet akdi, çoğu kez Borçlar Kanununun 355. maddesinde (6098 sayılı Türk Borçlar Kanunun 470. maddesinde) tanımlanan istisna akdi (eser sözleşmesi) ile karıştırılabilmekte, ikisinin ayırt edilebilmesi bazı durumlarda güçleşmektedir. Çalışan, iş gücünü belirli veya belirsiz bir zaman için çalıştıranın buyruğunda bulundurmakla yükümlü olmayarak, işveren buyruğuna bağlı olmadan sözleşmedeki amaçları gerçekleştirecek biçimde edimini görüyorsa, sözleşmenin amacı bir eser meydana getirmekse, çalışma ilişkisi istisna akdine dayanıyor demektir. Hizmet akdinde ise çalışan, emeğini iş sahibinin emrine hazır bulundurmaktadır ve ücret, faaliyetin meydana gelmesinin sonucu için değil, bizzat yapılan faaliyetin karşılığı olarak ödenmektedir. Öte yandan; 313. madde hükmünün açıklığı gereği, çalışanın kendi aletleri ile çalışması veya götürü hizmet sözleşmelerinde ücretin, yapılacak işe göre toptan kararlaştırılması imkan dahilinde bulunduğundan, tarafların belli bir fiyat üzerinden anlaşmaları istisna akdinin varlığını göstermediği gibi, götürü sözleşmelerde, bir süre için hizmet etme borcunun mu, yoksa önceden belirlenmiş bir sonucun meydana getirilmesi borcunun mu yüklenildiğinin şüpheli bulunduğu durumlarda, araştırma yapılarak tarafların amacı, durumu ve yaşam deneyimleri gözetilip hukuki ilişki saptanmalıdır.
Eldeki dava ile 03/09/2013 tarihinde davalılara ait inşaat işyerinde dubleks daire merdiven boşluğundan 2,75 m yüksekten aşağıya düşmesi sonucu davacının yaralanması şeklinde meydan gelen olayın iş kazası olduğunun tespiti talep edilmiştir.
İnceleme konusu dava dosyasında; davalılardan … İnş.Tur.San.Tic. Ltd.Şti ile dava dışı … arasında yapımı devam eden inşaatın kaba sıva, kartonpiyer, alçı, boya, dekorasyon, şap, seramik, mantolama gibi ince ve kaba işlerinin yapılmasına dair sözleşme imzalandığı, sözleşmeye göre yüklenici tarafından taahhüt edilen işe 25.07.2013 tarihinde başlanılması, 45 gün içerisinde işi bitirilmesi gerektiğinin belirtildiği, kaza olayının da bu tarihler arasında, 03.09.2013 tarihinde gerçekleştiği, ceza yargılaması sırasında 22.12.2015 tarihli duruşmada davacının “ 2013 eylül ayında ayın ikisinde davaya konu kazanın olduğu inşaatta alçıpan-ters tavan işini yapmak üzere sanıklardan … ile anlaştım. 1.500,00 TL ye yaklaşık 10-12 gün içerisinde işi bitirecektim, yazılı bir anlaşma yapmadık. İstedim ancak kendisi yapmadı. “Tamam” dedi, geçiştirdi. Kardeşlerim ile birlikte çalışıyorduk” şeklinde beyanda bulunduğu anlaşılmakla yukarıdaki maddi ve hukuki ilkelere göre, Mahkemece, yeterince inceleme ve araştırma yapılmadığı, kazalı murisin çalışması 5510 sayılı Kanun’un 4/1-a bendi kapsamında kabul edilmiş ise de bağımlılık unsurunun yetince araştırılmadığı, yapılan araştırmanın hüküm kurmaya elverişli olmadığı belirgindir. Buna göre, davacı ile davalılar ….Tic.Ltd.Şti. ve … arasında işçi-işveren, asıl işveren-alt işveren hukuki ilişkisi olup olmadığı, eser sözleşmesinin olup olmadığı her türlü şüpheden uzak bir biçimde belirlenmelidir.
Bu doğrultuda Mahkemece yapılması gereken iş, uyuşmazlık konusu olay ile ilgili olarak özellikle davacı ve davalılar arasında hizmet akdinin bağımlılık unsuru üzerinde durulmalı, ceza davası dosyası güncel hali ile getirtilerek elde edilmiş olması muhtemel yeni bilgi ve bulgular ile birlikte dosya içeriği incelenmeli, davacının davalılara ait inşaatta birlikte çalıştığını beyan ettiği kardeşlerine ait bulunması halinde vergi kayıtları getirtilmeli, davalılara ait inşaatta ihtilaf konusu dönemde çalışma kaydı bulunan ve daha önce beyanlarına başvurulmayan diğer çalışanlar da tespit edilerek duruşmalarda tanık olarak dinlenilmeli, toplanan tüm deliller birlikte değerlendirilip takdir edilerek sonucuna göre karar verilmelidir.
Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular göz ardı edilerek yazılı şekilde hüküm kurulması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O halde, davalılar ….Tic.Ltd.Şti. ve … vekili ile davalı Kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve … Bölge Adliye Mahkemesi 34. Hukuk Dairesinin istinaf başvurularının esastan reddine ilişkin kararı kaldırılarak İlk Derece Mahkemesince verilen hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: … Bölge Adliye Mahkemesi 34. Hukuk Dairesi kararının HMK’nın 373/1 maddesi gereği kaldırılarak temyiz edilen İlk Derece Mahkemesi hükmünün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, temyiz harcının istek halinde ilgilisine iadesine, 08.12.2022 gününde oybirliğiyle karar verildi.