Yargıtay Kararı 10. Hukuk Dairesi 2022/13114 E. 2022/16434 K. 21.12.2022 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 10. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2022/13114
KARAR NO : 2022/16434
KARAR TARİHİ : 21.12.2022

Mahkemesi :İş Mahkemesi
No :

Dava, hizmet tespiti istemine ilişkindir.
Mahkemece, bozma ilamına uyulmak suretiyle yapılan yargılama sonucunda davanın reddine karar verilmiştir.
Hükmün, davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
Dava, davalılar murisine ait poşet imalatı yapılan işyerinde 1997/Temmuz – 30.11.2011 tarihleri arasında 2002 yılında 2 aylık kesinti dışında, kesintisiz olarak hizmet akdine tabi olarak geçen ve davalı Kuruma bildirilmeyen çalışma sürelerinin tespiti talebine ilişkin olup Mahkemece, bozma öncesinde davacının 20.06.2001 tarihinde dava dışı işyerinden bildirimi olduğu için bu tarih öncesindeki istemin hak düşürücü süre nedeniyle reddine, 01.09.2004 tarihinden başlamak suretiyle bildirim dışı eksik süreleri tamamlamak suretiyle de 01.09.2011 tarihine kadar bildirim dışı sürelerin tespitine karar vermiş ve tarafların temyizi üzerine davacının tüm temyiz itirazlarının reddine, davalıların temyiz itirazları ile ilgili olarak da “…Somut olayda, Mahkemece verilen karar eksik araştırma ve hatalı değerlendirmeye dayalıdır. Davacının çalışmasının sürekli mi yoksa kesintili şekilde mi gerçekleştirdiği, çalışmasına ara verip vermediği hususunu da tam anlamıyla açıklığa kavuşturacak şekilde, Mahkemece dinlenmeyen bordro tanıklarının bilgi ve görgülerine başvurulmalı, yine davalı işverenin adresine komşu işyeri sahip ve çalışanları re’sen araştırılarak bilgi ve görgülerine başvurulmalı, ayrıca işyerine müşteri vs. olarak gelip giden kişilerden de tespit edilebilenlerin de bilgi ve görgülerine başvurulmalı, bu kapsamda davacının davalı iş yerindeki çalışma şekli ve süresi hiç bir duraksamaya yer bırakmayacak şekilde ortaya konulmalı, böylece tüm deliller değerlendirilmek suretiyle yapılacak değerlendirme sonucuna göre bir karar verilmesi” gerektiği yönünde yazılı şekilde hüküm bozulmuştur.
Dosyadaki yazılı bilgi ve belgelerden, davacının dava konusu dönemde dava dışı …. San. Ltd. Şti.’nin işyerinden 20.06.2001-20.06.2001 arası 1 gün, davalı … … unvanlı … sicil no.lu işyerinden 12.01.2007-01.08.2007 arası tam, 05.11.2009-30.01.2010 arası tam, 07.04.2010-30.10.2010 arası tam, 01.02.2011-30.05.2011 arası tam, 02.09.2011-03.12.2011 arası tam bildirimlerinin olduğu, davanın ise 20.04.2015 tarihinde açıldığı anlaşılmaktadır.
Öte yandan, bozma sonrasında Mahkemece yapılan yargılama sonucunda ise Mahkemece 1997/Temmuz-04.11.2009 arası döneme ilişkin talebin hak düşürücü süreye uğradığı gerekçesiyle reddine, 05.11.2009-30.11.2011 arası dönemde bildirilmeyen sürelere ilişkin talebin ise esastan reddine karar vermiştir. Mahkemenin söz konusu kararını“……’ya ait … nolu işyerinin 01/05/2002 tarihinde kapsama alındığı, davacının hizmet döküm cetvelinde bu işyerinden ilk defa 12/01/2007 tarihinde işe giriş bildirgesinin Kuruma intikal ettirildiği, dava tarihinin ise 20/04/2015 tarihi olduğu, dosya kapsamında yapılan incelemede; kamu tanıklarının davacının hizmetinin kesintili olduğunu, 2-3 defa işe ara verdiğini ifade ettikleri, bu nedenle davacının hizmet döküm cetvelinde çok sayıda işten giriş çıkışının bulunduğu, davacının 02/08/2007’de davalı işyerinden çıkışının verildiği, 05/11/2009 tarihinde yeniden aynı işyerinden işe girişinin verildiği, kesintili çalışmanın olduğu ve bildirim yapılmayan dönemde de çalışmanın ispatlanamadığı gözetilerek ve 5 yıllık hak düşürücü süre gözetilerek 20/04/2015 dava tarihinden geriye doğru gidilmek suretiyle davacının 01/07/1997 ile 04/11/2009 tarihleri arası Kuruma bildirim yapılmayan tüm hizmet süreleri bakımından davanın hak düşürücü süreye uğradığı..” gerekçesine dayandırdığı anlaşılmaktadır.
Mahkemece, bozma ilamına uyulmasına rağmen bozma gerekleri tam olarak yerine getirilmemiştir.
Davanın yasal dayanakları 506 sayılı Kanunun 79/10 maddesi ile 5510 sayılı Kanunun 86/9 maddesidir.
Kuruma bildirilmeyen hizmetlerin sigortalı hizmet olarak değerlendirilmesine ilişkin davanın, tespiti istenen hizmetin geçtiği yılın sonundan başlayarak 5 yıl içinde açılması gerekir. Çalışmanın tespiti istemiyle hak arama yönünden kanun ile getirilen süre, doğrudan doğruya hakkın özünü etkileyen hak düşürücü niteliktedir ve dolması ile hakkın özü bir daha canlanmamak üzere ortadan kalkmaktadır. 506 sayılı Kanunun kabul edilip yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla beş yıl olarak öngörülen süre, 09.07.1987 tarihinde yürürlüğe giren 3395 sayılı Kanunun 5. maddesiyle on yıla çıkarılmış, daha sonra 07.06.1994 tarihinde yürürlüğe giren 3995 sayılı Kanunun 3. maddesiyle yeniden beş yıl olarak belirlenmiştir. Bu yönde, anılan madde hükmünde yer alan hak düşürücü süre; yönetmelikle tespit edilen belgeleri işveren tarafından verilmeyen veya çalışmaları Kurumca tespit edilemeyen sigortalılar için geçerlidir.
Bir başka anlatımla; sigortalıya ilişkin olarak işe giriş bildirgesi, dönem bordrosu gibi yönetmelikte belirtilen belgelerin Kuruma verilmesi yada çalışmaların Kurumca tespit edilmesi halinde; Kurumca öğrenilen ve sonrasında kesintisiz biçimde devam eden çalışmalar bakımından hak düşürücü sürenin geçtiğinden söz edilemez. Ne var ki; sigortalının Kuruma bildiriminin işe giriş tarihinden sonra yapılması, bir başka ifade ile sigortalının hizmet süresinin başlangıçtaki bir bölümünün Kuruma bildirilmeyerek sonrasının bildirilmesi ve Kuruma bildirimin yapıldığı tarihten önceki çalışmaların, bildirgelerin verildiği tarihide kapsar biçimde kesintisiz devam etmiş olması halinde, Kuruma bildirilmeyen çalışma süresi yönünden hak düşürücü sürenin hesaplanmasında; bildirim dışı tutulan sürenin sonu değil, kesintisiz olarak geçen çalışmaların sona erdiği yılın sonu başlangıç alınmalıdır.
Yukarıdaki açıklamalardan sonra somut olaya dönüldüğünde, Mahkemenin davacının iş yerindeki çalışmalarının sürekli olmadığı gerekçesiyle talebin 04/11/2009 öncesi dönem yönünden hak düşürücü süreye uğradığı yönündeki değerlendirmesi hatalıdır.
Mahkeme bu değerlendirmeyi yaparken, sürekli çalışmanın var olup olmadığını, usulüne uygun belirlemediği görülen kamu tanıklarının anlatımlarına göre değerlendirdiği anlaşılmaktadır. Nitekim Mahkemenin kamu tanığı olarak dinlenen ve davalı … … işyerine, 2009 yılında komşu işyeri açtığını beyan eden … …’in davalılara ait iş yerinin kapılarının ayda 2 hafta kapalı olduğu için ayda 2 hafta faaliyetin olduğu, 2 hafta ise olmadığını düşündüğü yönündeki beyanına üstünlük tanındığı, diğer tanık anlatımlarından da davacının kesintisiz çalıştığını ispatlayamadığı sonucuna vardığı anlaşılmakla;
Mahkemece, talep konusu 01.09.2004 tarihini de kapsar şekilde davacının çalışmalarına ilişkin olarak, davalı … sicil no.lu işyerinden işyerinin kanun kapsamına alındığı tarih olan 01.05.2002 tarihinden işyeri çalışanlarından … …’ın ilk defa sigortalı olarak çalışmaya başladığı tarih olan 20.01.2006 tarihine kadar işyerinden sadece bir kısım davalı mirasçıların sigortalı olarak gösterildiği, onların da bu nedenle tanık olarak dinlenemeyeceği de gözetilerek, komşu işyerleri emniyet, … ile vergi dairesinden belirlenmek suretiyle, komşu işyerlerinin işverenleri ve çalışanlarının(hizmet döküm cetvelleri de temin edilerek) bilgi ve görgülerine başvurulmalı, buna göre dosyada toplanan deliller değerlendirilmek suretiyle çalışmanın niteliği, sürekli ve kesintisiz olup olmadığı, tereddütüz şekilde belirlenmek suretiyle bir karar verilmelidir.
O hâlde, davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde ilgilisine iadesine, 21.12.2022 gününde oybirliğiyle karar verildi.