Yargıtay Kararı 10. Hukuk Dairesi 2022/13130 E. 2022/15593 K. 07.12.2022 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 10. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2022/13130
KARAR NO : 2022/15593
KARAR TARİHİ : 07.12.2022

Mahkemesi :İş Mahkemesi
No :

Asıl ve birleşen dava, rücuan tazminat istemine ilişkindir.
Mahkemece, bozma ilamına uyulmak suretiyle yapılan yargılama neticesinde ilamında belirtildiği şekilde asıl ve birleşen davanın reddine karar verilmiştir.
Hükmün, davacı Kurum avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
1-Hukuk Muhakemeleri Kanununun 26. maddesi uyarınca; “Hâkim tarafların talep sonuçlarıyla bağlıdır; ondan fazlasına veya başka bir şeye karar veremez. Duruma göre, talep sonucundan daha azına karar verebilir. Aynı Kanunun 294-301 maddelerinde ise mahkeme kararlarının nasıl olması gerektiği belirlenmiştir. Bu düzenlemelere göre Mahkeme, usule veya esasa ilişkin bir nihai kararla davayı sona erdirir. Yargılama sonunda uyuşmazlığın esası hakkında verilen nihai karar, hükümdür. Kanunun 297. maddesinin (2). fıkrasında “hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, mümkünse sıra numarası altında açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir”, hükümleri öngörülmüş olup, hüküm sonucu kısmında gerekçeye ait her hangi bir söz tekrar edilmeksizin isteklerin her biri hakkında verilen hükümle taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların mümkünse sıra numarası altında birer birer açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gerekir. Zira tarafların o dava yönünden, hukuk düzenince hangi nedenle haklı veya haksız görüldüklerini anlayıp değerlendirebilmeleri ve Yargıtay’ın hukuka uygunluk denetimini yapabilmesi için, ortada, usulüne uygun şekilde oluşturulmuş; hükmün hangi nedenle o içerik ve kapsamda verildiğini ayrıntılarıyla gösteren, ifadeleri özenle seçilmiş ve kuşkuya yer vermeyecek açıklıktaki bir gerekçe bölümünün ve buna uyumlu hüküm fıkralarının bulunması zorunludur.
Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 294. maddenin (4) fıkrasındaki “zorunlu nedenlerle sadece hüküm sonucunun tefhim edildiği hâllerde, gerekçeli kararın tefhim tarihinden başlayarak bir ay içinde yazılması gerekir.” hükmü gereği zorunlu nedenlerle yalnız hüküm sonucunun tefhim edildiği hallerde, gerekçeli kararın sonradan belli süre içinde yazılması mümkündür. Bu gibi hallerde de Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 294 ve 297’inci maddelerine uygun olarak tarafların hak ve yükümlülüklerini açıkça gösteren kısa karar ile daha sonra yazılan gerekçeli kararın birbirine uygun olması zorunludur. Esasen kısa kararı yazıp, tefhim etmekle davadan elini çekmiş olan hâkimin artık bu kararını değiştirmesine yasal olanak da yoktur. Kısa kararla gerekçeli kararın birbirinden farklı olması yargılamanın aleniyeti, kararların alenen tefhim olunmasına ilişkin Anayasa’nın 141’inci maddesi ile Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun yukarıda değinilen buyurucu nitelikteki maddelerine de aykırı bir durum yaratır.
Davaya konu somut olayda, iş kazası sonucu sürekli iş göremez duruma giren sigortalıya bağlanan gelir, tedavi gideri ve geçici iş göremezlik ödemesinden oluşan Kurum zararlarının 506 sayılı Yasanın 9 ve 10. maddeleri uyarınca tahsili istemiyle dava açılmış olup, mahkemece davanın reddine karar verilmiştir.
Mahkemece bozma sonrası yapılan yargılama sonucu verilen hükmün gerekçesinde, “…davacı kurumun, ödeme iddiaları karşısında ödemeye dair kabul beyanında bulunmamakla birlikte, davalı şirketin herhangi bir borcu olmadığını bildirdiğinden, ispatlanamayan davanın reddine karar verilmiştir. Ancak kısa karar yazılırken, sehven birleşen dosya açısından ayrıca ret kararı verildiği belirtilmemiş olup, kısa karar ile gerekçeli kararın birbirine uygun olmasının gerekliliği karşısında, kısa karardaki bu eksiklik gerekçeli kararın yazımı sırasında da düzeltilememiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. ..” şeklinde karar verilmek suretiyle hüküm fıkrası ile gerekçe arasında çelişki oluşturulduğu anlaşılmıştır.
Mahkemece, açıklanan maddi ve hukuki olgular üzerinde durulmadan çelişkili şekilde hüküm kurulmuş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
2-Öte yandan bozma sonrası 15.11.2018 tarihinde açılan ve işbu dava ile birleşen dava hakkında mahkemece hüküm kurulmamış olması da usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
3-Kabule göre de, asıl ve birleşen dava …. Taah. ve Tic. Ltd. Şti aleyhine açılmış olup karar başlığında, adı geçen davalının yanında aleyhine dava açılmamış olan ….ve Dış Tic. Ltd. Şti.’nin de davalı olarak gösterilmiş olması isabetsizdir.
Yukarıda açıklanan hususlar gözetilmeksizin eksik inceleme ve araştırmaya dayalı olarak karar verilmesi, usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirmektedir.
O halde, davacı Kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ:Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 07.12.2022 gününde oybirliğiyle karar verildi.