YARGITAY KARARI
DAİRE : 10. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2022/13211
KARAR NO : 2022/16297
KARAR TARİHİ : 20.12.2022
Bölge Adliye
Mahkemesi : … Bölge Adliye Mahkemesi 33. Hukuk Dairesi
No :
Dava, rücuan tazminat istemine ilişkindir.
İlk Derece Mahkemesince, hükümde belirtilen gerekçelerle davanın kabulüne dair verilen karara karşı taraf vekillerince istinaf yoluna başvurulması üzerine, … Bölge Adliye Mahkemesi 33. Hukuk Dairesince, taraf vekillerinin istinaf isteminin esastan reddine dair karar verilmiştir.
… Bölge Adliye Mahkemesi 33. Hukuk Dairesince verilen kararın, taraf vekillerince temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteklerinin süresinde olduğu anlaşıldıktan sonra Tetkik Hâkimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
I-İSTEM
Davacı vekili; davalı şirketlerin oluşturduğu adi ortaklık bünyesinde çalışan Kurum sigortalısı …’ün 12.09.2017 tarihinde maruz kaldığı iş kazası sonucunda ölümü nedeniyle hak sahiplerine toplam 530.706,57 TL peşin değerli gelir bağlandığını iddia ederek, HMK m.107 uyarınca şimdilik 53.000 TL kısmını onay tarihlerinden işleyecek faizleriyle davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsilini talep etmiştir.
Davacı vekili talep artırım dilekçesiyle; 424.525,26 TL’nin onay tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile tahsilini istemiştir.
II-CEVAP
Davalı … vekili; Hak sahiplerine toplamda 450.000 TL tutarında maddi ve manevi tazminat ödenmiş olduğunu, hak sahipleri tarafından her türlü şikâyet ve alacak haklarından feragat edildiğini, müvekkili şirketin üzücü kazanın meydana gelmesinde hiçbir kusuru, kastı ve mevzuat hükümlerine aykırı davranışı bulunmadığını,iş güvenliği önlemlerinin alındığını,gerekli eğitimlerin verildiğini belirterek davanın reddini istemiştir.
Davalı … ve Tic A.Ş vekili; müteveffanın işi gereğince eldiven, gözlük ve kendisine temin edilen koruyucu donanımları kullanmak ve talimatları yerine getirmek zorunda olduğunu, elektrik işinde tecrübeli olan müteveffanın gerekli önlemleri almadığını, müvekkili şirkete yüklenecek herhangi bir kusur bulunmadığını, müvekkili şirketin iş güvenliği ihlalleri yaşanmaması için üzerine düşeni tam ve kusursuz olarak yerine getirdiğini, dava konusu kazanın vuku bulduğu şantiyede iş sağlığı ve güvenliğiyle ilgili gerekli her türlü tedbirlerin alındığını, personelin bilgilendirildiği, konferansların düzenlendiği, şantiyede sürekli olarak iş güvenliği uzmanı bir mühendisin hazır bulundurulduğu, müvekkili şirketin yükümlülüklerini tam ve eksiksiz olarak yerine getirdiğinden gerçekleşen olayda zarar ile müvekkili şirket arasında illiyet bağı bulunmadığından davanın reddini talep etmiştir.
III-MAHKEME KARARI
A-İLK DERECE MAHKEME KARARI
İlk derece mahkemesince “davanın kabulü ile,
İlk Peşin Sermaye Değerli Gelir olarak 424.565,26 TL’nin gelir bağlama onay tarihi olan 09.04.2018 Tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte hesaplanarak davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacı kuruma ödenmesine” karar verilmiştir.
B-BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
“Davacı Kurum, davalı … ve Tic A.Ş. ve davalı … ve Tic A.Ş vekillerinin istinaf istemlerinin reddine,” karar verilmiştir.
IV-TEMYİZ KANUN YOLUNA BAŞVURU VE NEDENLERİ:
Davacı Kurum vekili, sigortalıya verilen kusur oranının hukuka ve hakkaniyete aykırı olduğunu, iş kazasının, davalı işverenlerin işyerinde gerekli tüm önlemleri almaması, denetimleri yapmaması,uygun ekipmanı sağlamaması ve işçiyi yeterli süre ve şartlarda eğitmemesi,iş sağlığı ve güvenliği bilinci oluşturulmaması nedeniyle oluştuğunu, davalı işverenlere % 100 kusur atfedilmesi gerektiğini, kararın bozulmasını talep etmiştir.
Davalı …. ve Tic A.Ş. vekili; Belirsiz alacak davası açılamayacağını, müvekkili şirket tarafından gerekli iş güvenliği önlemlerinin alındığını, kazanın müteveffanın kusuruyla meydana geldiğini, kaçınılmazlık unsurunun söz konusu olduğunu, hatalı kusur ve hesap raporlarına göre karar verildiğini belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir.
Davalı … ve Tic A.Ş vekili; müteveffanın mirasçılarına 450.000,00 TL tutarında maddi ve manevi tazminat ödendiğini, 3.kişinin kusuru olup olmadığının araştırılması gerektiğini, kazanın meydana gelmesinde müvekkilinin kastı ve kusuru bulunmadığını, gerekli iş güvenliği önlemlerinin alınmadığını, kaçınılmazlık faktörünün etkisinin bulunduğunu, bilirkişi raporuna itiraz etmelerine rağmen dikkate alınmadığını, bilirkişi raporunun çelişkili olduğunu, şirkete kayyum atanması nedeniyle yargılama konusu alacağın şirketten talep edilmesinin mümkün olmadığını belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir.
V-İLGİLİ HUKUK KURALLARI VE İNCELEME:
Davacı Kurum, 12.09.2017 tarihinde meydana gelen iş kazasında vefat eden sigortalının hak sahiplerine bağlanan gelir nedeniyle oluşan kurum zararının tahsili istemli eldeki davayı açmış olup, davanın yasal dayanağı 5510 sayılı Kanununun 21.maddesidir.
5510 sayılı Kanun’un “İş Kazası ve Meslek Hastalığı İle Hastalık Bakımından İşverenin ve Üçüncü Kişilerin Sorumluluğu” başlıklı 21. maddesine göre; İş kazası ve meslek hastalığı, işverenin kastı veya sigortalıların sağlığını koruma ve iş güvenliği mevzuatına aykırı bir hareketi sonucu meydana gelmişse, Kurumca sigortalıya veya hak sahiplerine bu Kanun gereğince yapılan veya ileride yapılması gereken ödemeler ile bağlanan gelirin başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değeri toplamı, sigortalı veya hak sahiplerinin işverenden isteyebilecekleri tutarlarla sınırlı olmak üzere, Kurumca işverene ödettirilir. Anılan madde ile işveren davalının, Kurumun rücu alacağından sorumluluğu ancak kusurunun varlığı halinde mümkündür.
Kusurun belirlenmesinde ise; zararlandırıcı sigorta olayının ne şekilde oluştuğunun, dosya içeriğindeki tüm deliller takdir olunarak belirlenmesi ve kabul edilen maddi olgular doğrultusunda, konusunda uzman sayılacak kişilerden oluşturulacak bilirkişi heyetinden, aynı olay nedeni ile daha önce açılmış ve kesinleşmiş tazminat ve ceza davaları varsa, tazminat davasında verilen kararın güçlü delil oluşturduğu hususu ile ceza davasında belirlenen maddi olguların bağlayıcı olacağı hususu da gözetilmek suretiyle sigortalı ile davalının ve varsa dava dışı kişilerin kusur oran ve aidiyetleri konusunda rapor alınması gereklidir.
Kusur raporlarının, 5510 sayılı Kanun’un 21. Maddesi ile birlikte iş kazası tarihinde yürürlükte bulunan 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanununa uygun olarak düzenlenmesi gerekir. Anılan Kanunlarda; İşverenler işyerlerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için gerekli her türlü önlemi almak, araç ve gereçleri noksansız bulundurmak, işçiler de iş sağlığı ve güvenliği konusunda alınan her türlü önleme uymakla yükümlüdürler. İşverenler, işyerinde alınan iş sağlığı ve güvenliği önlemlerine uyulup uyulmadığını denetlemek, işçileri karşı karşıya bulundukları mesleki riskler, alınması gerekli tedbirler, yasal hak ve sorumlulukları konusunda bilgilendirmek ve gerekli iş sağlığı ve güvenliği eğitimini vermek zorundadırlar, denilmekte, böylece, işçiyi gözetim ödevi ve insan yaşamının üstün değer olarak korunması gereğinden hareketle; salt mevzuatta öngörülen önlemlerle yetinilmeyip, bilimsel ve teknolojik gelişimin ulaştığı aşama uyarınca alınması gereken önlemlerin de işveren tarafından alınmasını zorunlu kılmaktadır;
Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) ile Dünya Sağlık Örgütü’nün (WHO) ortak Komisyonunda işçi sağlığının esasları: Bütün işkollarında işçinin fiziksel, ruhsal ve sosyo-ekonomik bakımdan sağlığını en üst düzeye çıkarmak ve bunun devamını sağlamak; çalışma şartları ve kullanılan zararlı maddeler nedeni ile işçi sağlığının bozulmasını engellemek; her işçiyi kendi fiziksel ve ruhsal yapısına uygun işte çalıştırmak; özet olarak işin işçiye ve işçinin işe uyumunu sağlamak olarak tanımlanmaktadır. Belirlenen amaçlara ulaşmak, dolayısıyla iş kazalarını ve meslek hastalıklarını önlemek temel sorumluluktur. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 08.11.2006 gün ve E: 2006/10-696, K: 2006/704 sayılı kararı).
6331 sayılı Kanunun “Risklerden korunma ilkeleri” başlıklı 5. maddesinde, İşverenin yükümlülüklerinin yerine getirilmesinde; “a)Risklerden kaçınmak. b)Kaçınılması mümkün olmayan riskleri analiz etmek. c)Risklerle kaynağında mücadele etmek. ç) İşin kişilere uygun hale getirilmesi için işyerlerinin tasarımı ile iş ekipmanı, çalışma şekli ve üretim metotlarının seçiminde özen göstermek, özellikle tekdüze çalışma ve üretim temposunun sağlık ve güvenliğe olumsuz etkilerini önlemek, önlenemiyor ise en aza indirmek. d)Teknik gelişmelere uyum sağlamak. e)Tehlikeli olanı, tehlikesiz veya daha az tehlikeli olanla değiştirmek. f)Teknoloji, iş organizasyonu, çalışma şartları, sosyal ilişkiler ve çalışma ortamı ile ilgili faktörlerin etkilerini kapsayan tutarlı ve genel bir önleme politikası geliştirmek. g) Toplu korunma tedbirlerine, kişisel korunma tedbirlerine göre öncelik vermek. ğ) Çalışanlara uygun talimatlar vermek.” ilkelerinin göz önünde bulundurulması gerektiği belirtilirken,
Anılan Kanunun “Çalışanların yükümlülükleri” başlıklı 19. maddesinde, “Çalışanların, iş sağlığı ve güvenliği ile ilgili aldıkları eğitim ve işverenin bu konudaki talimatları doğrultusunda, kendilerinin ve hareketlerinden veya yaptıkları işten etkilenen diğer çalışanların sağlık ve güvenliklerini tehlikeye düşürmemekle yükümlü oldukları ve çalışanların işveren tarafından verilen eğitim ve talimatlar doğrultusunda; a) İşyerindeki makine, cihaz, araç, gereç, tehlikeli madde, taşıma ekipmanı ve diğer üretim araçlarını kurallara uygun şekilde kullanmak, bunların güvenlik donanımlarını doğru olarak kullanmak, keyfi olarak çıkarmamak ve değiştirmemek. b) Kendilerine sağlanan kişisel koruyucu donanımı doğru kullanmak ve korumak. c) İşyerindeki makine, cihaz, araç, gereç, tesis ve binalarda sağlık ve güvenlik yönünden ciddi ve yakın bir tehlike ile karşılaştıklarında ve koruma tedbirlerinde bir eksiklik gördüklerinde, işverene veya çalışan temsilcisine derhal haber vermek. ç) Teftişe yetkili makam tarafından işyerinde tespit edilen noksanlık ve mevzuata aykırılıkların giderilmesi konusunda, işveren ve çalışan temsilcisi ile iş birliği yapmak. d) Kendi görev alanında, iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için işveren ve çalışan temsilcisi ile iş birliği yapmak” yükümlülüğü bulunduğu belirtilmiştir.
Dosya kapsamına göre, ceza soruşturması kapsamında alınan bilirkişi raporunda …, ve sorumlusu … …… …’un kusursuz, kazalının ise asli kusurlu bulunduğu, hükme esas alınan kusur raporunda ise davalı işverenlerin ayrı ayrı %40 olmak üzere toplam %80, kazalının ise %20 kusurlu olduğunun belirlendiği, kusur raporları arasında çelişki oluştuğu anlaşılmaktadır.
Mahkemece, ceza davasında tespit edilen kusurun varlığına ilişkin maddi olgu hukuk hakimini bağlayacağından, ceza soruşturma dosyasının akıbeti araştırılarak, ilgili dosya celbedilmeli, hakkında soruşturma yürütülen üçüncü kişilerin kusuru olup olmadığını tartışan tüm raporlarda belirlenen kusur oranları arasındaki çelişkiyi giderecek şekilde olayın gerçekleştiği iş kolunda iş güvenliği bakımından uzman kişilerden oluşan bilirkişi heyetinden bu çerçevede yeniden uygun bir kusur raporu alınmalı, varılacak sonuca göre karar bir verilmelidir.
Mahkemece, açıklanan maddi ve hukuki ilkeler gözetilerek, bir karar verilmesi gerekirken, eksik araştırma ve inceleme ile yazılı şekilde karar verilmiş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O hâlde, taraf vekillerinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve … Bölge Adliye Mahkemesi 33. Hukuk Dairesinin taraf vekillerinin istinaf başvurusunun reddine ilişkin kararının kaldırılarak İlk Derece Mahkemesince verilen hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: … Bölge Adliye Mahkemesi 33. Hukuk Dairesi kararının HMK’nın 373/1 maddesi gereği kaldırılarak temyiz edilen ilk derece mahkemesi hükmünün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, dosyanın kararı veren İlk derece Mahkemesine gönderilmesi ile kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, temyiz harcının istek halinde ilgililerine iadesine, 20.12.2022 gününde oybirliğiyle karar verildi.