Yargıtay Kararı 10. Hukuk Dairesi 2022/13264 E. 2022/16842 K. 28.12.2022 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 10. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2022/13264
KARAR NO : 2022/16842
KARAR TARİHİ : 28.12.2022

Mahkemesi : Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi
No :

Dava, vefat eden sigortalı babasından hak sahibi kız çocuğu sıfatıyla aylık almakta olan davacının, boşandığı eşiyle birlikte yaşadığından bahisle aylıklarının kesildiğini beyanla, ilgili Kurum işleminin iptali ile kesilen aylığın yeniden bağlanması ve ödenmeyen aylıkların faiziyle tahsili istemine ilişkindir.
İlk Derece Mahkemesince, hükümde belirtilen gerekçelerle davanın reddine dair verilen karara karşı davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine, Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar vermiştir.
Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesince verilen kararın, davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
I-İSTEM
Davacının eşi ile muvazaalı boşandığı iddia edilerek aylığının kesildiğini, birlikte yaşamalarının söz konusu olmadığını belirterek Kurum işleminin iptaline, kesilen aylığın faizi ile tekrar bağlanmasına karar verilmesini istemiştir.
II-CEVAP
SGK vekili, davacı huzurda görülen dava ile muvazaalı boşanma sonucu iptal edilen aylıklara ilişkin olan Kurum işleminin iptalini talep etiklerini bu talebin haksız ve reddi gerektiğini, 5510 sayılı Yasanın Gelir ve aylık bağlanmayacak haller başlıklı 56. maddesinin son bendinde “Eşinden boşandığı halde, boşandığı eşiyle fiilen birlikte yaşadığı belirlenen eş ve çocukların, bağlanmış olan gelir ve aylıkları kesilir. Bu kişilere ödenmiş olan tutarlar, 96 ncı madde hükümlerine göre geri alınır.” hükmü yer aydığını, davacının yetim aylığını, boşandığı eşi ile birlikte yaşadığını, ihbar sonucunda bu durumun tespit olduğunu, davacının aylıkları yasanın yürürlük tarihine göre kesilerek borç kaydedildiğini, ayrıca Kurumumuz kontrol memurlarınca gerçekleştirilen inceleme neticesi tanzim olunan raporlar resmi delil niteliğinde olduğunu bu sebeple yapılan işlemin hukuka aykırılık teşkil etmediğini beyan ederek Haksız ve yersiz açılmış olan davanın reddine, reddolunan miktardaki kamu alacağının % 10 zamlı olarak (alacak aslının) tahsil edilmesine, Yargılama gideri ile vekalet ücretinin davacıya yükletilmesini talep etmiştir.
III-MAHKEME KARARI
A-İLK DERECE MAHKEME KARARI
Dosya içerisindeki bilgi ve belgelerden; nüfus kayıtlarına göre tarafların ilk kez boşandıkları 12/04/2007 tarihinden hemen sonra 26/04/2007 tarihinde … ilinde aynı adresi kuruma bildirdikleri, yine daha sonra Diyarbakır ilinde bildirdikleri adresin de aynı olduğu, boşanma tarihinden sonra gerçekleşen 22/07/2007 tarihli seçimde aynı okulda oy kullandıkları, …’un kuruma verdiği ifadede, boşandıktan sonra çocuklarıyla Diyarbakır’da yaşadığını beyan etmesine rağmen, boşanma tarihinden sonraki adres ve seçim kayıtlarıyla birlikte …’daki hastanelerde tedavi gördüğünün tespit edilmesine göre beyanlarının itibar edilebilir nitelikte olmadığı, kurumca dinlenen tanıkların tarafların boşandığından haberdar olmadıklarını ve birlikte yaşadıklarını beyan ettikleri, mahkememizde alınan ifadelerinde kuruma verdikleri ifadelerin aksini gösterecek nitelikte beyanlarının bulunmadığı, tarafların müşterek çocukları …’un doğum tarihinin 18/07/2011 olduğu, tarafların ikinci kez resmi olarak evlendikleri tarihin ise 01/12/2010 olduğu, bu verilere göre müşterek çocuğun tarafların ikinci kez resmi olarak evlenme tarihlerinden önce anne rahmine düştüğünün anlaşıldığı, tüm bu bilgilerin bir arada değerlendirilmesinde, davacının boşandığı eşiyle boşandıktan sonra fiilen birlikte yaşadığına yönelik kurum işleminde bir hukuka aykırılık tespit edilmediği’ gerekçesiyle; davacının davasının reddine dair hüküm tesis etmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİ:
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle, müvekkili ile eski eşinin ölüm aylığı almak amacı ile boşanmadığını, yerel mahkemece 2019-2021 yılları arasına dair değerlendirme yapılmadığını, gerekçenin eksik olduğunu ileri sürerek yerel mahkeme kararının kaldırılması ile davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.
B-BAM KARARI
Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesince;
‘…davacının babasının ölüm tarihi olan 16/03/2007 tarihinden hemen sonra … ile 12/04/2007 tarihinde boşandığı, 01/12/2010 tarihinde tekrar evlendiği ve 18/07/2011 tarihinde çocuklarının olduğu ve anlaşmalı boşanma şeklinde 10/09/2019 tarihinde tekrar boşandığı, Kurum tarafından davacı ve eski eşinin birlikte yaşadığı gerekçesiyle davacıya bağlanan ölüm aylığının 19/10/2008 tarihi itibariyle kesildiği, ilgili raporda beyanlarına başvurulan kişilerin davacıların eski eşi ile birlikte yaşadığını beyan ettiği, mahkeme huzurunda dinlenen tanıkların ise Kurum denetmenine verdiği ifadeyi hatırlamadığını beyan ettiği, davacı ile eski eşinin 22/07/2007 tarihli seçimde aynı sandıkta oy kullandıkları, medula sisteminde kayıtlı bazı evraklardan boşandığı döneme ilişkin kayıtlarda aynı adresini kullandıkları, ihtilaflı dönemde davacı ile eski eş üzerine kayıtlı elektrik, su, doğalgaz kaydının bulunmadığı, her ne kadar davacı vekili tarafından yerel mahkemece 2019-2021 yıllarına dair inceleme yapılmadığı iddia edilse de davacının eski eşi ile boşandığı döneme dair aynı adres bilgileri ile 21/04/2020, 07/04/2020 tarihlerinde … Necmi Kadıoğlu Devlet Hastanesinde tedavi gördükleri anlaşılmakla yerel mahkemece verilen davanın reddine ilişkin karar yerinde olup;bu açıklamalar kapsamında 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 355. maddesi uyarınca istinaf sebepleriyle sınırlı olarak ve resen kamu düzeni yönünden yapılan inceleme sonucu, İlk Derece Mahkemesinin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı kanaatine varılarak davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine,’ karar vermiştir.
TEMYİZ KANUN YOLUNA BAŞVURU VE NEDENLERİ:
Davacı vekili istinaf dilekçesinde belirtilen nedenlerle kararın bozulması gerektiğini beyan etmiştir.
IV-İLGİLİ HUKUK KURALLARI VE İNCELEME:
1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillere ve hükmün dayandığı gerektirici sebeplere göre; davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.
2-Davanın, yasal dayanağı 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 56’ncı maddesinin ikinci fıkrasıdır. Fıkrada “Eşinden boşandığı halde, boşandığı eşiyle fiilen birlikte yaşadığı belirlenen eş ve çocukların, bağlanmış olan gelir ve aylıkları kesilir. Bu kişilere ödenmiş olan tutarlar, 96’ncı madde hükümlerine göre geri alınır.” düzenlemesine yer verilmiştir. Anılan madde 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe girmiştir. 5510 sayılı Yasanın 56. maddesinin Anayasa’ya aykırı olduğu gerekçesiyle iptali istemiyle Anayasa Mahkemesi’ne yapılan 2009/86 Esas numaralı başvurunun, 28.04.2011 tarihinde verilen karar ile reddedilmiştir.
5510 sayılı Kanunun 56’ncı maddesinin ikinci fıkrası, daha önceki sosyal güvenlik kanunlarında yer almayan, boşanılan eşle fiilen (eylemli olarak) birlikte yaşama olgusu, gelir-aylık kesme nedeni olarak düzenlendiği gibi, eylemli olarak birlikte yaşama, aynı zamanda gelir-aylık bağlama engeli olarak da benimsenmiştir. Burada, eylemli olarak birlikte yaşama olgusunun/durumunun tanımlanması, hukuki sınır ve çerçevesinin çizilip ortaya konulması önem arz etmektedir. Taraflar arasında hangi hukuki sebep ve maddi vakıaya dayanmış olursa olsun sona ermiş evlilik birliğinin hak ve yükümlülüklerinin sürdürüldüğü beraberlikler veya kesinleşmiş yargı kararına bağlı olarak gerçekleşmiş boşanmanın var olan-olası sonuçlarını ortadan kaldırıcı/giderici nitelikteki birliktelikler madde kapsamında değerlendirilmeli, ortak çocuk-çocuklar yönünden, boşanma kararına bağlanan veya bağlanmayan kişisel ilişkilerin yürütülmesini sağlamaya yönelik olarak, eşlerin belirli aralıklarda ve günlerde zorunlu şekilde bir araya gelmeleri durumunda ise kanun koyucunun bu türden ilişkinin varlığının gelir-aylık bağlanmaması veya kesilmesi nedeni olarak öngörmediği kabul edilmeli, boşanılan eşle kurulan-yürütülen ilişkinin, eylemli olarak birlikte yaşama kavramı kapsamında yer alıp almadığı dikkatlice irdelenerek saptama yapılmalıdır.
Anılan 56’ncı maddede, oldukça yalın olarak “eşinden boşandığı halde, boşandığı eşiyle fiilen birlikte yaşadığı belirlenen” ibareleri yer almakta olup, kanun koyucu tarafından örneğin; “sosyal güvenlik kanunları kapsamında ölüm aylığına hak kazanmak amacıyla eşinden boşanan”, “hak sahibi sıfatını haksız yere elde etme amacıyla eşinden boşanan”, “gerçek boşanma iradesi söz konusu olmaksızın (muvazaalı olarak) eşinden boşanan” veya bunlara benzer ifadelere yer verilmemiş, sade olarak kaleme alınan metinle uygulama alanı genişletilmiştir. Maddede boşanma amacına-saikine yönelik herhangi bir düzenlemeye yer verilmediğinden, gerek Kurumca, gerekse yargı organlarınca uygulama yapılırken; eşlerin boşanma iradelerinin gerçekliğinin-samimiliğinin araştırılıp ortaya konulması söz konusu olmamalı, boşanmanın muvazaalı olup olmadığına ilişkin herhangi bir araştırma-irdeleme ve boşanma yönündeki kesinleşmiş yargı kararının geçerliliğinin sorgulaması yapılmamalı, özellikle, kesinleşmiş yargı organının verdiği karara dayanan “boşanma” hukuki durum ve sonucunun eşlerin gerçek iradelerine dayanıp dayanmadığının araştırılmasının bir başka organın yetki ve görevi içerisinde yer almadığı, kaldı ki, 4721 sayılı Türk Medeni Kanununda “anlaşmalı boşanma” adı altında hukuki bir düzenlemenin de bulunduğu dikkate alınmalıdır. Şu durumda sonuç olarak vurgulanmalıdır ki, boşanma tarihi itibarıyla gerçek-samimi boşanma iradelerine sahip olan (evlilik birliği temelinden sarsılan) veya olmayan tüm eşlerin, maddenin yürürlük tarihi olan 01.10.2008 tarihinden itibaren her ne sebeple olursa olsun eylemli olarak birlikte yaşadıklarının saptanması durumunda gelirin-aylığın kesilmesi zorunluluğu bulunmaktadır.
Gelirin-aylığın kesilme tarihi ile Kurumun geri alım (istirdat) hakkının kapsamına ilişkin olarak; eylemli birlikte yaşama olgusunun gerçekleşme-başlama tarihi esas alınarak bu tarih itibarıyla gelir-aylık kesme veya iptal işlemi tesis edilip ilgiliye, anılan tarihten itibaren yapılan ödemeler yasal dayanaktan yoksun-yersiz kabul edilmeli, ancak, söz konusu madde 01.10.2008 günü yürürlüğe girdiğinden, eylemli birliktelik daha önce başlamış olsa dahi maddenin yürürlük günü öncesine gidilmemeli, başka bir anlatımla 01.10.2008 tarihi öncesine ilişkin borç tahakkuku söz konusu olmamalı, böylelikle açıklığa kavuşturulacak yersiz ödeme dönemine ilişkin olarak 5510 sayılı Kanunun 96’ncı maddesine göre uygulama yapılmalıdır. İnceleme konusu 56’ncı maddede, “eşinden boşandığı halde, boşandığı eşiyle” ibareleri yer aldığından, birden fazla evlilik ve doğal olarak birden fazla boşanmanın gerçekleşmiş olması durumunda, boşanılan herhangi bir eşle eylemli olarak birlikte yaşama durumunda madde hükmünün uygulanacağı gözetilmelidir.
Sonuç olarak; 5510 sayılı Sosyal Sigortalar Ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 56’ncı maddesinin ikinci fıkrasına dayalı açılan bu tür davalarda eylemli olarak birlikte yaşama olgusunun tüm açıklığıyla ve özellikle taraflar arasındaki uyuşmazlık konusu dönem yönünden ortaya konulması önem arz etmektedir. Bu aşamada, özellikle Anayasa’nın 20., 5510 sayılı Kanunun 59., 100., 298 sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri Ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanunun 28., 45., 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanununun 3., 45 – 53., 4857 sayılı İş Kanununun 32., 01.10.2011 günü yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 6., 24 – 33., 189., 190., 191., 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 6., 19., 20., maddeleri ve diğer ilgili mevzuat hükümleri göz önünde bulundurulmak suretiyle yöntemince araştırma yapılmalı, tarafların göstereceği tüm kanıtlar toplanmalı, bildirilen ve dinlenilmesi istenilen tanıkların ifadeleri alınmalı, davacı ile boşandığı eşinin yerleşim yerlerinin saptanmasına ilişkin olarak; muhtarlıktan ikametgah senetleri elde edilmeli, ilgili Nüfus Müdürlüklerinden sağlanan nüfus kayıt örnekleri ile yerleşim yeri ve diğer adres belgelerinden yararlanılmalı, adres değişiklik ve nakillerine ilişkin bilgilere ulaşılmalı, özellikle ilgili Nüfus Müdürlüğü’nden adres hareketleri, tarihleriyle birlikte istenilmeli, ilgililerin su, elektrik, telefon aboneliklerinin hangi adreste kimin adına tesis edildiği saptanmalı, seçmen bilgi kayıtları getirtilmeli, varsa çalışmaları nedeniyle resmi-özel kurum ve kuruluşlara verilen belgelerde yer alan adresler dikkate alınmalı, boşanan eşler 4857 sayılı Kanun hükümleri kapsamında yer almakta iseler adlarına ödeme yapılabilecek özel olarak açılan banka hesabı bulunup bulunmadığı belirlenmeli, boşanan eşlerin kayıtlı oldukları bölge-bölgeler yönünden kapsamlı Emniyet Müdürlüğü-Jandarma Komutanlığı araştırması yapılmalı, anılan mahalle-köy muhtar ve azalarının tanık sıfatıyla bilgi ve görgülerine başvurulmalı, böylelikle “boşanılan eşle eylemli olarak birlikte yaşama” olgusunun gerçekleşip gerçekleşmediği, toplanan kanıtlar ışığı altında değerlendirildikten sonra elde edilecek sonuca göre karar verilmelidir.
Eldeki davada; davacının yeniden aylık bağlanma talebi bulunmakla, ikinci boşanma tarihi olan 10.09. 2019 sonrası birlikte yaşama olgusu yukarıda açıklanan yasal düzenlemeler ışığında araştırılarak elde edilecek sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması hatalı olup bozmayı gerektirir.
O hâlde, davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesinin istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin kararının kaldırılarak İlk Derece Mahkemesince verilen hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ : Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi kararının HMK’nın 373/1 maddesi gereğince kaldırılarak temyiz edilen ilk derece mahkemesi hükmünün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, karardan bir örneğin ilgili Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 28.12.2022 gününde oybirliğiyle karar verildi.