Yargıtay Kararı 10. Hukuk Dairesi 2022/13387 E. 2022/16299 K. 20.12.2022 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 10. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2022/13387
KARAR NO : 2022/16299
KARAR TARİHİ : 20.12.2022

Bölge Adliye
Mahkemesi : … Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi
No :

Dava, vefat eden sigortalı babasından hak sahibi kız çocuğu sıfatıyla aylık almakta olan davacının, boşandığı eşiyle birlikte yaşadığından bahisle aylıklarının kesilmesine ilişkin Kurum işleminin iptali ile aylığın kesildiği tarihten yeniden bağlanması ve kuruma karşı borçlu olmadığının tespiti, istemine ilişkindir.
İlk Derece Mahkemesince, hükümde belirtilen gerekçelerle davanın reddine dair verilen karara karşı davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine, … Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar vermiştir.
… Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesince verilen kararın, davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
I-İSTEM
Davacı vekili dava dilekçesi ile; davacının 15.08.2008 tarihinden itibaren babası Hasan Baysal ve annesi Elife Baysal üzerinden yetim aylığı aldığını, ancak 2019 yılı Ocak ayından itibaren yetim aylığının kesildiğini, Kuruma başvurarak muvazaalı boşanmasının olmadığı, ailede yaşanan bir takım husumetler nedeniyle iftirada bulunulmuş olabileceğinden bu konunun araştırılarak, yeniden aylığının bağlanmasını talep ettiğini, muvazaalı boşanmanın olmadığını, davacının 04.06.2008 tarihinde eşinden boşandığını, oğlu, gelini ve torunları ile birlikte yaşadığını, boşandığı eşi ile ikamet adreslerinin farklı olduğunu, davacının Almanya’dan gelen oğlunu görmek için eski eşinin evine gitmesinin boşanmanın muvazaalı olduğunu göstermeyeceğini, 7 senedir kanser tedavisi gördüğünü, maddi olarak mağdur durumda olduğunu, eski eşi ile mecburiyetler dışında görüşmediğini belirterek, davacının Kurum tarafından kesilen aylığının faizi ile birlikte yeniden bağlanmasına, dava sonuna kadar ihtiyati tedbir yolu ile yetim aylığının ödenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
II-CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesi ile; zamanaşımı, hak düşürücü süre, derdestlik, husumet, görev ve yetki itirazında bulunduklarını, davacının talebi ile ilgili Kurumun yaptığı işlemin doğru olduğunu, herhangi bir eksiklik bulunmadığını bu nedenle davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
III-MAHKEME KARARI
A-İLK DERECE MAHKEME KARARI
Bildirilen deliller toplanmış, … 1. Aile Mahkemesi’nin 2018/205 esas ve 2008/273 esas sayılı dosyasının gerekçeli karar uyap örneği, soruşturma raporu, davacının sigorta sicil dosyası, su, elektrik ve doğalgaz abonelik kayıtları, … ve seçmen geri izleme bilgileri, davacı ve boşandığı eşinin tedavi gördükleri hastaneler ile ilaçlarını aldıkları eczaneleri gösterir listeler, muhtar ve azaların isimleri celbedilmiş, davacı ve kamu tanıkları usulüne uygun olarak dinlenmiştir.
Toplanan delillerin incelenmesinden; davacının … 1. Aile Mahkemesi’nin 2018/205 esas ve 2008/273 karar sayılı dosyası ile eşinden boşandığı, annesi ve babasından dolayı davacıya yetim aylığı bağlandığı, bağlanan aylığın dosyamız arasına celb edilen denetmen raporuna dayalı olarak iptal edildiği ve ödemelerin davacıya borç çıkarıldığı anlaşılmıştır.
Tüm dosya kapsamının birlikte değerlendirilmesi sonucunda, davanın boşanmadan sonra birlikte yaşama iddiası ile aylığın kesilmesi işleminin iptali ve aylıkların faizi ile birlikte ödenmesi istemine ilişkin olduğu, davacı hakkında düzenlenen denetim tutanağı ve dayanakları, tutanak tanıklarının duruşma beyanları, dava konusu dönemde davacı ve boşandığı eşinin aynı hastaneye gittikleri, aynı doktora muayene oldukları ve yakın tarihlerde aynı eczaneden ilaçlarını aldıklarına ilişkin kurum kayıtları, elektirik, su, doğalgaz abonelik kayıtlarının adres kayıt sistemindeki adresler ile uyuşmaması, boşanmanın anlaşmalı olup açıldıktan 2 gün sonra sonuçlanmış olması, adres kayıt sistemindeki kayıtlarda gerçeğe aykırı beyan nedeniyle silindiği belirtilen kayıtların bulunması ve tüm dosya kapsamına göre davacının boşanmadan sonra boşandığı eşi ile birlikte yaşamaya devam ettiği kanaati ile davanın reddine karar vermek gerekmiş, bu düşünce ve kanaatlerle aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM : Yukarıda açıklanan nedenlerle davanın reddine dair karar verilmiştir.
B- BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI
… Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesince; Dosyadaki bilgi ve belgelerden, 2008 yılında boşanan davacıya ölüm aylığı bağlandığı, davacının boşandığı eşiyle birlikte yaşadığı gerekçesiyle Kuruma ihbar yapıldığı, ihbar üzerine Kurum tarafından yapılan araştırma ve inceleme kapsamında denetim görevlilerine beyanda bulunan ve davacının komşusu olan şahıslar davacının eşiyle birlikte yaşadığını belirttikleri, denetim görevlilerince düzenlenen rapora dayanarak davacıya bağlanan ölüm aylığının kesildiği, Kurum denetim görevlilerine beyanda bulunan şahısların bir kısmı mahkeme tarafından tanık olarak dinlendiği, dinlenen kişilerden biri hariç diğerleri davacının birlikte yaşadığını beyan ettikleri, bir kişi ise beyanında, kurum görevlisine verdiği beyanı hatırlamadığını, davacının oğlunun kiracı olarak evinde oturduğunu belirttiği, davacı tarafından gösterilen tanıklar davacının ayrı yaşadığını belirttikleri, medula kayıtlarında davacı ile boşandığı eşinin 2012/12, 2013/11, 2014/4 ve 6. Aylarda aynı sağlık kuruluşlarında tedavi oldukları, hatta bazılarında aynı adresi verdikleri anlaşılmaktadır.
Somut olayda, yargılama kapsamında, Kurum denetim görevlilerine beyanda bulunan ve mahkeme tarafından tanık olarak dinlenen şahıslar tüm aşamalardaki beyanlarında, davacının eşiyle birlikte yaşadığını belirtmişlerdir. Bir kişi ise farklı beyanda bulunamamış ise de, bu durumu haklı, makul ve kabul edilebilir bir sebebe dayandıramamıştır. Dolayısıyla birbirini doğrulayan beyanlar ile denetim raporu ve ekleri birlikte göz önüne alındığında davacının boşandığı eşiyle birlikte yaşadığının anlaşılması karşısında kurum işlemi ve mahkeme kararının yerinde olduğu, dosya kapsamı, mevcut delil durumu ve ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı kanaatine varılarak davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, karar vermiştir.
TEMYİZ KANUN YOLUNA BAŞVURU VE NEDENLERİ:
Davacı vekili istinaf dilekçesinde belirtilen nedenlerle, kararın eksik araştırmaya dayalı olarak verildiğini, esasen aylığın yeniden bağlanması gerektiğini belirterek, kararın bozulması gerektiğini beyan etmiştir.
IV-İLGİLİ HUKUK KURALLARI VE İNCELEME:
Davanın yasal dayanağı 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 56’ncı maddesinin ikinci fıkrasıdır. Fıkrada “Eşinden boşandığı halde, boşandığı eşiyle fiilen birlikte yaşadığı belirlenen eş ve çocukların, bağlanmış olan gelir ve aylıkları kesilir. Bu kişilere ödenmiş olan tutarlar, 96’ncı madde hükümlerine göre geri alınır.” düzenlemesine yer verilmiştir. Anılan madde 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe girmiştir. 5510 sayılı Yasanın 56. maddesinin Anayasa’ya aykırı olduğu gerekçesiyle iptali istemiyle Anayasa Mahkemesi’ne yapılan 2009/86 Esas numaralı başvurunun, 28.04.2011 tarihinde verilen karar ile reddedilmiştir.
5510 sayılı Kanunun 56’ncı maddesinin ikinci fıkrası, daha önceki sosyal güvenlik kanunlarında yer almayan, boşanılan eşle fiilen (eylemli olarak) birlikte yaşama olgusu, gelir-aylık kesme nedeni olarak düzenlendiği gibi, eylemli olarak birlikte yaşama, aynı zamanda gelir-aylık bağlama engeli olarak da benimsenmiştir. Burada, eylemli olarak birlikte yaşama olgusunun/durumunun tanımlanması, hukuki sınır ve çerçevesinin çizilip ortaya konulması önem arz etmektedir. Taraflar arasında hangi hukuki sebep ve maddi vakıaya dayanmış olursa olsun sona ermiş evlilik birliğinin hak ve yükümlülüklerinin sürdürüldüğü beraberlikler veya kesinleşmiş yargı kararına bağlı olarak gerçekleşmiş boşanmanın var olan-olası sonuçlarını ortadan kaldırıcı/giderici nitelikteki birliktelikler madde kapsamında değerlendirilmeli, ortak çocuk-çocuklar yönünden, boşanma kararına bağlanan veya bağlanmayan kişisel ilişkilerin yürütülmesini sağlamaya yönelik olarak, eşlerin belirli aralıklarda ve günlerde zorunlu şekilde bir araya gelmeleri durumunda ise kanun koyucunun bu türden ilişkinin varlığının gelir-aylık bağlanmaması veya kesilmesi nedeni olarak öngörmediği kabul edilmeli, boşanılan eşle kurulan-yürütülen ilişkinin, eylemli olarak birlikte yaşama kavramı kapsamında yer alıp almadığı dikkatlice irdelenerek saptama yapılmalıdır.
Anılan 56’ncı maddede, oldukça yalın olarak “eşinden boşandığı halde, boşandığı eşiyle fiilen birlikte yaşadığı belirlenen” ibareleri yer almakta olup, kanun koyucu tarafından örneğin; “sosyal güvenlik kanunları kapsamında ölüm aylığına hak kazanmak amacıyla eşinden boşanan”, “hak sahibi sıfatını haksız yere elde etme amacıyla eşinden boşanan”, “gerçek boşanma iradesi söz konusu olmaksızın (muvazaalı olarak) eşinden boşanan” veya bunlara benzer ifadelere yer verilmemiş, sade olarak kaleme alınan metinle uygulama alanı genişletilmiştir. Maddede boşanma amacına-saikine yönelik herhangi bir düzenlemeye yer verilmediğinden, gerek Kurumca, gerekse yargı organlarınca uygulama yapılırken; eşlerin boşanma iradelerinin gerçekliğinin-samimiliğinin araştırılıp ortaya konulması söz konusu olmamalı, boşanmanın muvazaalı olup olmadığına ilişkin herhangi bir araştırma-irdeleme ve boşanma yönündeki kesinleşmiş yargı kararının geçerliliğinin sorgulaması yapılmamalı, özellikle, kesinleşmiş yargı organının verdiği karara dayanan “boşanma” hukuki durum ve sonucunun eşlerin gerçek iradelerine dayanıp dayanmadığının araştırılmasının bir başka organın yetki ve görevi içerisinde yer almadığı, kaldı ki, 4721 sayılı Türk Medeni Kanununda “anlaşmalı boşanma” adı altında hukuki bir düzenlemenin de bulunduğu dikkate alınmalıdır. Şu durumda sonuç olarak vurgulanmalıdır ki, boşanma tarihi itibarıyla gerçek-samimi boşanma iradelerine sahip olan (evlilik birliği temelinden sarsılan) veya olmayan tüm eşlerin, maddenin yürürlük tarihi olan 01.10.2008 tarihinden itibaren her ne sebeple olursa olsun eylemli olarak birlikte yaşadıklarının saptanması durumunda gelirin-aylığın kesilmesi zorunluluğu bulunmaktadır.
Gelirin-aylığın kesilme tarihi ile Kurumun geri alım (istirdat) hakkının kapsamına ilişkin olarak; eylemli birlikte yaşama olgusunun gerçekleşme-başlama tarihi esas alınarak bu tarih itibarıyla gelir-aylık kesme veya iptal işlemi tesis edilip ilgiliye, anılan tarihten itibaren yapılan ödemeler yasal dayanaktan yoksun-yersiz kabul edilmeli, ancak, söz konusu madde 01.10.2008 günü yürürlüğe girdiğinden, eylemli birliktelik daha önce başlamış olsa dahi maddenin yürürlük günü öncesine gidilmemeli, başka bir anlatımla 01.10.2008 tarihi öncesine ilişkin borç tahakkuku söz konusu olmamalı, böylelikle açıklığa kavuşturulacak yersiz ödeme dönemine ilişkin olarak 5510 sayılı Kanunun 96’ncı maddesine göre uygulama yapılmalıdır. İnceleme konusu 56’ncı maddede, “eşinden boşandığı halde, boşandığı eşiyle” ibareleri yer aldığından, birden fazla evlilik ve doğal olarak birden fazla boşanmanın gerçekleşmiş olması durumunda, boşanılan herhangi bir eşle eylemli olarak birlikte yaşama durumunda madde hükmünün uygulanacağı gözetilmelidir.
Sonuç olarak; 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 56’ncı maddesinin ikinci fıkrasına dayalı açılan bu tür davalarda eylemli olarak birlikte yaşama olgusunun tüm açıklığıyla ve özellikle taraflar arasındaki uyuşmazlık konusu dönem yönünden ortaya konulması önem arz etmektedir. Bu aşamada, özellikle Anayasa’nın 20., 5510 sayılı Kanunun 59., 100., 298 sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanunun 28., 45., 5490 sayılı … Hizmetleri Kanununun 3., 45 – 53., 4857 sayılı İş Kanununun 32., 01.10.2011 günü yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 6., 24 – 33., 189., 190., 191., 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 6., 19., 20., maddeleri ve diğer ilgili mevzuat hükümleri göz önünde bulundurulmak suretiyle yöntemince araştırma yapılmalı, tarafların göstereceği tüm kanıtlar toplanmalı, bildirilen ve dinlenilmesi istenilen tanıkların ifadeleri alınmalı, davacı ile boşandığı eşinin yerleşim yerlerinin saptanmasına ilişkin olarak; muhtarlıktan ikametgah senetleri elde edilmeli, ilgili … Müdürlüklerinden sağlanan … kayıt örnekleri ile yerleşim yeri ve diğer adres belgelerinden yararlanılmalı, adres değişiklik ve nakillerine ilişkin bilgilere ulaşılmalı, özellikle ilgili … Müdürlüğü’nden adres hareketleri, tarihleriyle birlikte istenilmeli, ilgililerin su, elektrik, telefon aboneliklerinin hangi adreste kimin adına tesis edildiği saptanmalı, seçmen bilgi kayıtları getirtilmeli, varsa çalışmaları nedeniyle resmi-özel kurum ve kuruluşlara verilen belgelerde yer alan adresler dikkate alınmalı, boşanan eşler 4857 sayılı Kanun hükümleri kapsamında yer almakta iseler adlarına ödeme yapılabilecek özel olarak açılan banka hesabı bulunup bulunmadığı belirlenmeli, boşanan eşlerin kayıtlı oldukları bölge-bölgeler yönünden kapsamlı … … Komutanlığı araştırması yapılmalı, anılan mahalle-köy muhtar ve azalarının tanık sıfatıyla bilgi ve görgülerine başvurulmalı, böylelikle “boşanılan eşle eylemli olarak birlikte yaşama” olgusunun gerçekleşip gerçekleşmediği, toplanan kanıtlar ışığı altında değerlendirildikten sonra elde edilecek sonuca göre karar verilmelidir.
Eldeki davada ise, mahkemece yapılan araştırmanın yetersiz olduğu anlaşılmakta olup, davacı ve boşandığı eşinin zaman içerisinde değişiklik gösterdiği anlaşılan tüm adreslerinde fiili birliktelik olgusu hakkında yapılacak zabıta araştırması ile davalı Kurumca borç tahakkuk yapılan dönem içerisinde seçim kayıtları üzerinde durularak seçmen geri izleme belgelerinin adresleri de içerecek şekildeki suretlerinin seçim müdürlüklerinden istenmesi ile oluşacak sonuca göre davacı ile eski eşinin fiilen birlikte yaşayıp yaşamadığı hususunun tespit edilmesi ve sonucuna göre bir karar tesisi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
Bu maddi ve hukuki olgular göz önünde bulundurulmaksızın, eksik inceleme ve araştırma sonucu verilen karar usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O hâlde, davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve … Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesinin istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin kararının kaldırılarak, İlk Derece Mahkemesince verilen hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: … Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi kararının HMK’nın 373/1 maddesi gereğince kaldırılarak temyiz edilen ilk derece mahkemesi hükmünün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde temyiz eden ilgiliye iadesine, dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, karardan bir örneğin ilgili Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 20.12.2022 gününde oybirliğiyle karar verildi.