YARGITAY KARARI
DAİRE : 10. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2022/13522
KARAR NO : 2023/70
KARAR TARİHİ : 10.01.2023
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
EK KARAR TARİHİ : 21.10.2010
SAYISI : 2019/251 E., 2021/272 K.
vekili Avukat …
DAVA TARİHİ : 25.07.2012
HÜKÜM/KARAR : Dava konusuz kaldığından karar verilmesine yer olmadığına
Taraflar arasında İlk Derece Mahkemesinde görülen 1479 sayılı Kanun kapsamında sigortalılık tespiti davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Dairece İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; dava konusuz kaldığından karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararı davalı SGK vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi … tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I.DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacının, 01.08.1980-20.08.1996 tarihleri arasında 1479 sayılı Kanun kapsamında sigortalı olduğunun tespitine karar verilmesini istemiştir.
II.CEVAP
Davalı SGK vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının 1479, 2229 ve 2654 sayılı Kanunla değişik 3165 sayılı Kanun’un 26 ıncı maddeleri ve 4956 sayılı Kanun gereğince sigortalı olduğunu, oda kayıtlarının usulsüz ve sağlıklı olmadığını, kayıtlar üzerinde yapılan incelemelerde kayıtların olmadığını belirterek, davanın reddini istemiştir.
III.İLK DERECE MAHKEME KARARI
İlk Derece Mahkemesinin 16.09.2010 tarihli ve 2009/546-2010/564 E.K. sayılı kararıyla; davanın reddine karar verilmiştir.
IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Bozma Kararı
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz isteminde bulunması üzerine Dairemizin 12.03.2012 günlü ve 2010/16483-2012/4577 E.K. sayılı ilamı ile; davaya konu olayda, davacının, 1479 sayılı Kanun kapsamında, 28.08.1996 tarihli giriş bildirgesi ile 20.08.1996 tarihinden itibaren Bağ-Kur sigortalısı olarak Kurumca tescil edildiği, Kuruma tescil edildiği tarihe göre, gerek 619 sayılı KHK’nin Geçici 1 inci maddesi hükmünün, gerekse benzer bir düzenlemeyi öngören 4956 sayılı Kanun ile değişik 1479 sayılı Kanun’un Geçici 18 inci madde hükmünün somut olayda uygulanma olanağının bulunmadığı, bu durumda, anılan tarih itibariyle yürürlükte bulunan mevzuat hükümlerine göre uyuşmazlığın çözümünde yasal zorunluluk bulunduğu, ihtilaf konusu olan 20.04.1982-22.03.1985 tarihleri arasındaki dönem yönünden 20.04.1982 tarihinde yürürlüğe giren 2654 sayılı Kanun ile değişik 1479 sayılı Kanun’un 24 üncü maddesi hükümlerine göre kendi adına ve hesabına bağımsız çalışanlardan; “gerçek ve götürü usûlde gelir vergisi mükellefi olanlar, mükellefiyetin başlangıç tarihinden, gelir vergisinden muaf olanlar ile vergi kaydı bulunmayanlar da kanunla kurulu meslek kuruluşlarına kayıt oldukları tarihten itibaren sigortalı sayılmışlar, 22.03.1985-20.08.1996 tarihleri arasındaki dönem yönünden ise, 22.03.1985 tarihinde yürürlüğe giren 3165 sayılı Kanun ile değişik 1479 sayılı Kanun’un 24 üncü maddesi hükümlerine göre, kendi adına ve hesabına bağımsız çalışanlardan; “gerçek ve götürü usûlde gelir vergisi mükellefi olanlar, Esnaf ve Sanatkarlar Siciline kayıtlı bulunanlar veya kanunla kurulu meslek kuruluşuna usulüne uygun kayıtlı bulunanlardan” gelir vergisi mükellefi olanlar, mükellefiyetin başlangıç tarihinden, gelir vergisinden muaf olanlar ile vergi kaydı bulunmayanlar da Esnaf ve Sanatkarlar Siciline veya kanunla kurulu meslek kuruluşlarına kayıt oldukları tarihten itibaren kendiliğinden sigortalı sayıldıkları, 2654 sayılı Yasayla 1479 sayılı Yasaya eklenen Ek Geçici 13 üncü maddede, 20.04.1982 tarihinden önce Bağ-Kur’da kayıtlı olmayan sigortalıların hak ve yükümlülüklerinin anılan tarihten itibaren başlayacağı hüküm altına alındığından, mahkemece, bu tarih öncesine yönelik talepler yönünden davanın reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığı, ihtilaf konusu olan 20.04.1982-20.08.1996 tarihleri arasındaki dönemde, 1479 sayılı Kanun’un 24 üncü maddesindeki 2654 ve 3165 sayılı Kanunlarla yapılan değişiklikle getirilen yasal düzenlemeler çerçevesinde, sigortalılık niteliğinin varlığı sorununun çözümlenmesi gerektiği belirtilerek, ihtilaf konusu dönemde vergi mükellefiyeti olmayan davacının 23.07.1980 tarihinden itibaren devam eden şoförler odası kaydının bulunduğu anlaşılmakla, mahkemece, davacının 20.04.1982-20.08.1996 tarihleri arasındaki dönemde, kendi nam ve hesabına çalışmasına ilişkin yaptığını iddia ettiği iş yada işyeri ile ilgili kayıtlar araştırılarak, oda kayıtlarının mevcudiyeti karşısında, yapılan işin vergi muafiyeti kapsamında kalıp kalmadığı tespit edilerek, 1479 sayılı Kanun’un 26 ıncı maddesinde düzenlenen, “sosyal güvenliğin vazgeçilmez ve kaçınılamaz” kamusal yapısı gereği yöntemince ve re’sen araştırma yapılarak, varılacak sonuç uyarınca, açıklanan yasal düzenlemeler çerçevesinde değerlendirme yapılıp, davacının 1479 sayılı Kanun kapsamında zorunlu sigortalı olarak kabul edilmesi gereken dönem, kuşku ve duraksamaya neden olmayacak şekilde belirlenerek, varılacak sonuca göre karar verilmesi gereğine işaret edilerek eksik inceleme ve hatalı değerlendirmeye dayalı hükmün bozulmasına karar verilmiştir.
B. İlk Derece Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar
İlk Derece Mahkemesinin 22.06.2017 tarihli ve 2012/413-2017/472 E.K. sayılı kararı ile; Yargıtay bozma ilamında, 2654 sayılı Kanunla 1479 sayılı Kanuna eklenen Ek Geçici 13 üncü maddede, 20.04.1982 tarihinden önce Bağ-Kur’da kayıtlı olmayan sigortalıların hak ve yükümlülüklerinin anılan tarihten itibaren başlayacağı hüküm altına alındığı, bu tarih öncesine yönelik talepler yönünden davanın reddine karar verilmesinde bir isabetsizliğin bulunmadığı belirtilmekle; ihtilaf konusu olan 20.04.1982-20.08.1996 tarihleri arasındaki dönem incelendiğinde; 20.04.1982-22.03.1985 arasında, 2654 sayılı Kanun ile getirilen düzenleme gereği 20.04.1982 den itibaren kendi nam ve hesabına bağımsız çalışanlardan gerçek usule vergi mükellefi olanların sigortalı kabul edildiği, 3165 sayılı Kanun ile yapılan değişiklik 22.03.1985 tarihine yürürlüğe girmiş olup bu değişiklik tarihine kadar vergi mükellefi olmayanların Bağ-Kur sigortalısı olmasının mümkün olmadığı, bu nedenle davacının vergi kaydı bulunmadığından 20.04.1982-22.03.1985 arası sigortalı olmasının mümkün olmadığı, 22.03.1985-20.08.1996 arasında ise; 3165 sayılı Kanun ile yapılan değişiklik sonrası vergi mükellefi olmasa dahi kanunla kurulu meslek kuruluşlarına üye olan kendi nam ve hesabına bağımsız çalışanların 1479 sayılı Kanun kapsamında sigortalı olmalarının mümkün olduğu, davacının bu tarih aralığında kendi nam ve hesabına bağımsız çalışmasının karinesi olan ve kurumca geçerli kabul edilen oda kaydı yanında emniyet araştırması ve tanık beyanlarına göre bağımsız çalıştığı, ancak kurum tarafından 1995/11 Sayılı Genelge gereği kişinin sadece vergi kayıtlarına göre sigortalılık halinin düzenlendiği, oysa Yasa ile getirilen sigortalılık koşullarının Genelge ile değiştirilmesinin mümkün olmayacağının açık olduğundan, Kurum’un 1995/11 sayılı Genelge ile getirdiği uygulama 1479 sayılı Kanun’un “Kurum Sigortalılığı” ile ilgili düzenlemelere tamamen aykırı olduğundan yok hükmünde olduğu, Nitekim Yargıtay 21. Hukuk Dairesinin 24.11.1997 günlü ve 1997/6910-7677 sayılı kararı ile yasa da yer alan zorunlu sigortalılığı bertaraf eden bu tür uygulamalar ile ilgili yapılan kurum işlemlerini yasanın 26 ıncı maddesi hükmüne aykırı bulunduğu, bu nedenle davacı ile ilgili olarak kurumun yaptığı sadece vergiye kayıtlı olduğu sürelere hizmet vermek yolundaki işlemin özellikle Kanun’un 26 ıncı maddesine aykırı olduğu, davacının oda kaydının bulunduğu ve mahkemece dinlenen tanık beyanları ile yapılan emniyet araştırmasına göre kendi nam ve hesabına bağımsız çalıştığı gerekçeleriyle ayrıca 5510 sayılı Kanun’un Geçici 24 üncü ve 25 inci maddesi gereği davacının 5510 sayılı Kanun kapsamında yapılandırma talebine dair başvurusunu 08.09.2008 tarihine kadar yapması gerektiği, ancak dava tarihi itibari ile yapılandırma başvuru süresinin geçtiği anlaşıldığından, davanın kısmen kabul kısmen reddi ile; davacının kurumca kabul edilen süreler dışında 22.03.1985 – 20.08.1996 yılları arasında 1479 sayılı Kanun kapsamında zorunlu sigortalı olduğunun tespitine, fazlaya ilişkin talebin reddine, davacının 5510 sayılı Kanun’un geçici 24 ve 25 inci maddesi kapsamında yapılandırmadan yararlandırılması talebinin reddine karar verilmiştir.
C. Bozma Kararı
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı SGK vekili temyiz isteminde bulunması üzerine Dairemizin 13.12.2018 günlü ve 2017/4583-2018/10642 E.K. sayılı ilamı ile; bozma ilamına uyularak yapılan yargılama neticesinde isteğin kabulüne karar verilmiş ise de faaliyet araştırmasına ilişkin celp edilen kayıtların çelişkili olduğu ve yetersiz araştırmaya dayalı karar verildiği belirtilerek, mahkemece, 1479 sayılı Kanun’un 26 ıncı maddesinde düzenlenen, “sosyal güvenliğin vazgeçilmez ve kaçınılamaz” kamusal yapısı gereği yöntemince ve re’sen araştırma yapılarak, öncelikle 03.11.1958 doğumlu olan davacıya ait askerlik sevk ve terhisine ilişkin durum belgesi ve hangi tarihte ehliyet aldığına ilişkin kayıtların ilgili kurumlardan celp edilerek, davacının, kendi nam ve hesabına çalışıp çalışmadığının tespiti için, davacıya maddi delilleri olup olmadığı sorularak, varsa bunları mahkemeye sunmak üzere davacıya önel verilmeli, davacı araç kiralama yoluyla taşımacılık yaptığı, bu kapsamda kiralama sözleşmelerinin bulunup bulunmadığı, hangi araçların kiralandığı, kiralanan araçların vasıflarının neler olduğu yolcu taşımaya uygun olup olmadığı, araç sahibinin ne iş yaptığı, uyuşmazlık konusu dönemde davacı adına kesilmiş trafik cezası bulunup bulunmadığı, davacının gerçekten kendi nam ve hesabına bağımsız çalışmasının nasıl olduğu, emniyet, trafik sicili, zabıta, vs. marifetiyle araştırılmalı, oda aidatı ödeyip ödemediği, hazirun cetvellerinde yazılı olup olmadığı sorulmalı; odadaki kaydın gerçek bir çalışmaya ilişkin olup olmadığı; hiç bir kuşkuya yer vermeyecek şekilde ortaya konularak, yine davacının af kanunları kapsamında geçmişe yönelik prim ödemeleri araştırılıp, sigortalı olarak kabul edilmesi gereken süre/süreler kuşku ve duraksamaya yer vermeyecek biçimde ortaya konarak yapılacak değerlendirme sonucuna göre karar verilmesi gereğine işaret edilerek hüküm bozulmuştur.
D. İlk Derece Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar
İlk Derece Mahkemesinin 08.04.2021 tarihli ve 2019/251-2021/272 E.K. sayılı kararı ile; bozma ilamı doğrultusunda yapılan araştırma sonucunda, … SGK’dan gelen cevabi yazıda davacıya 01.08.2018 tarihi itibariyle yaşlılık aylığı bağlandığının bildirildiği, davacı asilin 08.04.2021 tarihli celsedeki beyanında; avukatının vefat ettiğini ve kendisinin de emekli olduğunu, ancak dava açtığı tarihte haklı olduğu için yargılama masrafının davalı tarafa yüklenmesini talep ettiği hususları bir arada değerlendirildiğinde, dava konusuz kaldığından karar verilmesine yer olmadığına, SGK’dan gelen cevabi yazı itibariyle davacının emekli olduğu anlaşıldığından, davanın açıldığı sırada davacının haklı olduğu anlaşılmakla, taraflar lehine vekalet ücreti takdir edilmeyerek, yargılama giderlerinden davalı tarafın sorumlu olduğu kanaatine varılarak hüküm kurulmuştur.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı SGK vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davalı SGK vekili; bir önceki mahkeme kararının sadece taraflarınca temyiz edildiğini, bu durumda davacı taraf yönünden hükmün kesinleştiğini, davanın konusuz kalması nedeniyle kurum aleyhine yargılama giderlerine hükmedilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, hükmün temyizen bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, 1479 sayılı Kanun kapsamında sigortalılık tespitine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri ile, 1479 sayılı Kanun’un 24 üncü, 25 inci, 26 ıncı ve Geçici 18 inci maddeleri.
3. Değerlendirme
1. Temyiz olunan nihai kararların bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2. Temyizen incelenen İlk Derece Mahkemesi kararının bozmaya uygun olduğu, kararda ve kararın gerekçesinde hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığı, bozmaya uyulmakla karşı taraf yararına kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin ise yeniden incelenmesine hukukça imkân bulunmadığı anlaşılmakla; davalı SGK vekilinin temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Davalı SGK vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan kararın ONANMASINA,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine,
10.01.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
…