Yargıtay Kararı 10. Hukuk Dairesi 2022/13567 E. 2022/15968 K. 14.12.2022 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 10. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2022/13567
KARAR NO : 2022/15968
KARAR TARİHİ : 14.12.2022

Mahkemesi :İş Mahkemesi
No :

Dava, hizmet tespiti istemine ilişkindir.
Mahkemece, (kapatılan) 21. Hukuk Dairesinin bozma kararına uyularak yapılan yargılama neticesinde ilamında belirtilen gerekçelerle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Hükmün, davalı Kurum vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
(Kapatılan) 21. Hukuk Dairesi’nin 03.05.2016 gün ve E.2015/4998, K.2016/7898 sayılı ilamında; “… Somut olayda; Mahkemece davacının belirli dönem çalışmalarının geçtiği iddia olunan işyerinin bir kooperatif olduğu ve bir dönem çalışmalarının ise kapıcı olarak apartmanda geçtiği ve bu sürelerin ayrılarak netleştirilmediği, davacının fiili çalışmalarının hiçbir şüpheye mahal vermeyecek derecede ortaya konulmadan sonuca gidilmesi isabetsiz olmuştur.
Mahkemece yapılacak iş; kooperatifte bekçi ve apartmanda kapıcı olarak iki ayrı çalışma söz konusu olduğundan, apartmanda kapıcı olarak geçen çalışmalar yönünden davalı kooperatife husumet yöneltilemeyeceğinden, kooperatifin ne zaman tasfiye edildiği ve ne zaman apartmanın kat mülkiyeti esasına geçip, oturulmaya başlandığı belirlenerek, kooperatif yönünden sadece tasfiye edilmeden faal olduğu dönemde bekçi olarak geçen çalışmalar yönünden karar verilmesi…” gereğine işaret edilerek karar bozulmuş ise de bozma gereği tam olarak yerine getirilmemiştir.
Dava ehliyeti, kişinin bizzat veya vekili aracılığıyla bir davayı davacı veya davalı olarak takip etme ve usuli işlemleri yapabilme ehliyetidir. Dava ehliyeti, medeni hakları kullanma ehliyetinin usul hukukunda büründüğü şekildir; dolayısıyla, medeni hakları kullanma ehliyetine ( fiil ehliyetine ) sahip gerçek ve tüzel kişiler dava ehliyetine de sahiptirler.
Taraf sıfatına gelince; bir hakkı dava etme yetkisi ( dava hakkı ) kural olarak o hakkın sahibine aittir. Bir hakkın sahibinin kim olduğu, dolayısıyla o hakkı dava etme yetkisinin kime ait olduğu, ( o davada davacı sıfatının kime ait olacağı ) tamamen maddi hukuk kurallarına göre belirlenir. Ancak, bir davanın davacısının o dava yönünden davacı sıfatına sahip bulunmadığının belirlenmesi halinde, mahkeme dava konusu hakkın mevcut olup olmadığını inceleyemeyeceği ve sıfat yokluğundan davanın reddine karar vermek zorunda olduğu için, taraf sıfatı usul hukukunun da düzenleme alanındadır.
Eş söyleyişle, sıfat, dava konusu sübjektif hak (dava hakkı) ile taraflar arasındaki ilişkidir. Taraf ehliyeti, dava ehliyeti ve davayı takip yetkisi, davanın taraflarının kişilikleriyle ilgili olduğu halde, taraf sıfatı dava konusu sübjektif hakka ilişkindir (Baki Kuru-Ramazan Arslan-Ejder Yılmaz, Medeni Usul Hukuku, 7. baskı, … 1995, s. 231). Bu nedenle, davanın tarafları, taraf ehliyetine sahip olmalıdır. Yani, bir davada taraf olabilmek için, ya, hakiki şahıs; ya da, hükmi şahıs olmak gerekir. Zira, taraf ehliyeti, medeni hukukun haklardan istifade ehliyetine tekabül eder ( Saim Üstündağ, Medeni Yargılama Hukuku, C. I-II, 7. Baskı, … 2000, s.288).Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 06.06.2007 tarih, 2007/10-358 Esas, 2007/337 Karar sayılı kararında da benimsendiği üzere; ticari şirketin tüzel kişiliği ticaret sicilinden silinmesi (terkini) ile sona erer. Tüzel kişiliğin sona ermesi için tasfiye işlemlerinin eksiksiz yapılmış olması gerekir. Şayet tasfiye işlemleri gerektiği gibi tamamlanmamış ve tasfiyesi gereken hususlar eksik bırakılmış ise, tüzel kişilik ticaret sicilinden silinse bile şirketin tüzel kişiliğinin sona erdiğinin kabulü olanaksızdır. Bu durumda, tüzel kişiliğin yeniden ihyasına gidilerek taraf teşkili sağlanmak suretiyle yargılamanın devamının sağlanması gerekir. Şu halde yapılması gereken iş; anılan HGK kararı çerçevesinde, tüzel kişiliği sona eren davalı şirketin ihyası için tasfiye memurluğu ile Ticaret Siciline husumet yöneltilerek ayrı bir dava açılması için davacı tarafa uygun bir süre verilmeli, dava açıldığı takdirde bu davanın sonucu beklenmeli, tüzel kişiliğin yeniden ihyası halinde, taraf teşkili sağlanarak, sonucuna göre karar verilmelidir.
Somut olayda, bozma ilamında davalı kooperatifin tasfiye edilip edilmediği hususunun araştırılması gerektiğinin belirtildiği, Mahkemece yapılan araştırmada davalı kooperatifin 25.05.2008 tarihli Olağan Genel Kurulu kararı ile feshine karar verildiği ve 04.06.2008 tarih ve 7076 sayılı Ticaret Sicil Gazetesi’nde kapanışın tescil edilerek ticaret sicilinden terkin edildiği belirtilmesine rağmen ihya işlemi yapılarak taraf teşkilinin sağlanması gerekirken bozma ilamına aykırı olarak tüzel kişiliği sona eren kooperatif hakkında hüküm kurulduğu anlaşılmaktadır.
Eldeki davada, taraf ehliyeti bulunmayan adı geçen davalı kooperatif adına karar verildiği anlaşılmış olmakla, anılan davalı şirket hakkında ihya yapılması için yasal prosedür işletilmek suretiyle ihyasına dair karar alındıktan sonra, usulüne uygun şekilde taraf teşkilinin sağlanması ve sonrasında karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ve infazı mümkün olmayacak şekilde, karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O hâlde, davalı Kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine, 14.12.2022 gününde oybirliğiyle karar verildi.