YARGITAY KARARI
DAİRE : 10. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2022/13584
KARAR NO : 2022/16225
KARAR TARİHİ : 19.12.2022
Bölge Adliye
Mahkemesi : … Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesi
İlk Derece
Mahkemesi : … 4. İş Mahkemesi
Dava, hizmet tespiti istemine ilişkindir
İlk Derece Mahkemesince, davanın reddine dair verilen karara karşı, davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine, … Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesince davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
… Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesi kararının davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
I-İSTEM:
Davacı vekili, davacının davalıya ait işyerinde … ile ortak/işverenleri aynı olan 5 Nisan Mahallesi- İskanevleri Mevkinde yer alan Çırçır Çeltik Fabrikasındanda 1998/11.ay-2004/9.Ay arasında, aynı ortak/işverenlere ait olan Çelsen Çeltik fabrikası bünyesinde 2004/9.ay- 28.09.2018 tarihleri arasında kesintisiz olarak toplam 20 yıl çalıştığını, ancak hizmet bildirimi yapılmadığını, 05.10.2018 tarihinde geçirdiği iş kazası sonrasında işten çıkarıldığını ileri sürerek, davalı işyerinde geçen çalışmalarının tespitini talep etmiştir.
II-CEVAP:
Davalı … Gıda Tekstil Telekominikasyon İnşaat Petrol San. Taah. Ve Tic. Limited Şirketi vekili, davacının iddiasının yersiz ve asılsız olduğunu, fabrikanın 29.03.2005 tarihinde kurulduğunu, 2006 yılında faaliyete geçtiğini, davacının hizmet akdine dayalı çalışmasının olmadığını, kendi hesabına nakliye işi yaptığını, davanın beş yıllık hak düşürücü süre içerisinde açılmadığını ileri sürerek davanın reddini istemiştir.
Feri müdahil Kurum vekili, davanın reddini istemiştir.
III-MAHKEME KARARI:
A-İLK DERECE MAHKEME KARARI
Mahkemece, her ne kadar davacı yan 1998/11. ayı ile 28/09/2018 tarihleri arasında davalı nezdinde kesintisiz çalıştığını iddia etmekte ise de SGK kayıtlarında davacının kayıtlı hiç bir hizmetinin olmadığı, Ticaret Sicil Kayıtlarına göre davalı şirketin kuruluş ve tescil kaydının 29/03/2005 tarihinde yapıldığı, bu tarihten önce davalı şirketin sicil kaydının bulunmadığı, davalı şirketin davaya konu dönem dikkate alınarak dönem bordrolarına göre bir çok tanığın beyanının alındığı, bordro tanıklarının anlatımlarına göre davacının davalı şirketin çalışanı olmayıp, fabrikaya çeltik veren köylülerle fabrika arasında kendi aracıyla mal getir götür işleri yaptığı, kendi nam ve hesabına çalıştığı, fabrikadan düzenli ücret almadığı, yaptığı iş karşılığında mallarını getirip götürdüğü çiftçilerden ücret aldığı anlaşılmakla ve davacı tanıklarının davacının davalı işyerinde çalıştığına dair beyanlarının da esasında bordro tanıklarının anlatımlarını destekler mahiyette olduğu ve davacının fabrikanın işçisi olduğu sonucunu çıkaracak anlatımlar olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
B-BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI
Bölge Adliye Mahkemesi, “Dosyadaki kayıt ve belgelerden; davacı adına davalı işveren tarafından düzenlenmiş işe giriş bildirgesi ve kuruma bildirilen hizmetlerinin bulunmadığı, davalı işyerinin 14/10/2007 tarihinde 506 sayılı Yasa kapsamına alındığı, tanık dinlenildiği ve tanık beyanlarından davacının kendi nam ve hesabına çalıştığı anlaşılmış olup, davacının davalı işyerinde çalıştığını destekler yazılı belge veya tanık beyanı bulunmadığı, dosya kapsamı, mevcut delil durumu ve ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla davacının istinaf başvurusunun reddine, dava tarihi itibari ile davadaki sıfatı “feri müdahil” olan Sosyal güvenlik Kurumu’nun karar başlığında davalı olarak gösterilmesi maddi hataya dayalı olup, mahallinde her zaman düzeltilebilir hataya dayalı olduğu anlaşıldığından, Daire karar başlığında düzeltilmesine karar verildiği” gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 353/1-b.1 maddesi gereğince esastan reddine karar vermiştir.
IV-TEMYİZ KANUN YOLUNA BAŞVURU VE NEDENLERİ:
Davacı vekili, devam eden ceza davası ve … 6. İş Mahkemesi 2018/72 Esas sayılı davaların sonucu beklenmeden davanın kabulü yerine davanın reddine karar verilmesinin hukuka aykırı olduğunu, gerek iş yerinde bizzat çalışan tanık beyanları gerekse de mevcut davalıdan ürün alan esnafların beyanıyla davacının çalıştığının tespit edildiğini belirterek temyiz kanun yoluna başvurmuştur.
V-İLGİLİ HUKUK KURALLARI VE İNCELEME:
1- 6100 sayılı HMK m. 119/1-e gereğince davacının, iddiasının dayanağı olan bütün vakıaların sıra numarası altında açık özetlerini bildirmek, m. 194 gereğince de taraflar, dayandıkları vakıaları, ispata elverişli şekilde somutlaştırma yükümlülüğü vardır. Tarafların, dayandıkları delilleri ve hangi delilin hangi vakıanın ispatı için gösterildiğini açıkça belirtmeleri zorunludur.
Bir davada haklı çıkabilmek için soyut veya genel hatlarıyla bir iddiayı ortaya koymak yeterli değildir. Aynı zamanda bu iddiaların, ispata elverişli hale getirilerek zaman, mekân ve içerik olarak somutlaştırılması gerekir. En azından iddianın araştırılabilmesine yönelik somut bilgi ve açıklamaların sunulması gerekir.İddia somutlaştırıldıktan sonra hâkim ve karşı taraf, bunun üzerinden savunma ve yargılama yapabilecektir. Soyut iddialar ve vakıalar üzerinden değerlendirme yapılması mümkün değildir.
Somutlaştırma yükü, genel anlamda tarafların açıklama ödevinin bir parçası ve layihalar teatisi aşamasındaki tezahür şeklidir. Somutlaştırma yükü, basit yargılama ve kendiliğinden araştırma ilkesinin uygulandığı davalarda da geçerlidir.
HMK m. 31 gereğince, Hâkim, uyuşmazlığın aydınlatılmasının zorunlu kıldığı durumlarda, maddi veya hukuki açıdan belirsiz yahut çelişkili gördüğü hususlar hakkında, taraflara açıklama yaptırabilir; soru sorabilir; delil gösterilmesini isteyebilir. Davaya konu talebin somutlaştırılmaması halinde önce hâkim,m. 31 ve 119/1-e gereğince davayı aydınlatma ödevi ve ön incelemedeki görevi gereği, somut olmayan hususların belirlenmesini davacıdan istemeli, gerekirse tarafa açıklattırma yaptırmalı, bu eksiklik giderildikten sonra yargılamaya devam etmelidir.
Hizmet tespiti davalarının amacı hizmetlerin karşılığı olan sosyal güvenlik haklarının korunmasıdır. Hizmet akdine dayalı çalışma olgusunun ispatında delil sınırlandırması yoksa da eldeki davada davacının yaptığı işin niteliği, kimlerle çalıştığı, hususları açıklığa kavuşturulmalıdır.
2- Davanın yasal dayanağı 506 sayılı Yasa’nın 79/10 ve 5510 sayılı Yasa’nın 86/9 maddeleri olup bu tür sigortalı hizmetlerin tespitine ilişkin davaların, kamu düzeniyle ilgili olduğu ve bu nedenle de özel bir duyarlılıkla ve özenle yürütülmesinin zorunlu ve gerekli bulunduğu açıktır. Bu çerçevede, hak kayıplarının ve gerçeğe aykırı sigortalılık süresi edinme durumlarının önlenmesi, temel insan haklarından olan sosyal güvenlik hakkının korunabilmesi için, bu tür davalarda tarafların gösterdiği kanıtlarla yetinilmeyip, gerek görüldüğünde re’sen araştırma yapılarak kanıt toplanabileceği de göz önünde bulundurulmalıdır.
506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunun 6. maddesinde ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunun 92. maddesinde, çalışanların işe alınmalarıyla kendiliğinden sigortalı olduğu, bu suretle sigortalı olmak hak ve yükümünden kaçınılamayacağı ve vazgeçilemeyeceği, sözleşmelere sosyal sigorta yardım ve yükümlerini azaltmak veya başkasına devretmek yolunda hükümler konulamayacağı belirtilmiştir. Bu haliyle sigortalı olmak, kişi bakımından sadece bir hak olmayıp aynı zamanda bir yükümlülüktür.
5510 sayılı Kanun’un 4/a maddesi anlamında sigortalı niteliğini kazanmanın koşulları başlıca üç başlık altında toplanmaktadır. Bunlar:
a) Çalışma ilişkisinin kural olarak hizmet akdine dayanması,
b) İşin işverene ait yerde yapılması,
c)Kanunda açıkça belirtilen sigortalı sayılmayacak kişilerden olunmaması şeklinde sıralanabilir.
Sigortalı olabilmek için bu koşulların bir arada bulunması zorunludur. Bu nedenle dava konusu olayda öncelikle “hizmet akdinin varlığı” araştırılmalıdır;
818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 313/1. (6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 393/1) maddesinde, hizmet sözleşmesi; “Hizmet akdi, bir mukaveledir ki onunla işçi, muayyen veya gayri muayyen bir zamanda hizmet görmeyi ve iş sahibi dahi ona bir ücret vermeği taahhüt eder.” şeklinde tanımlanmıştır. Bu tanımda sadece hizmet ve ücret unsurlarına yer verilmişken, 4857 sayılı İş Kanunu’nun 8. maddesinde, “bağımlılık” unsuruna da yer verilmiştir. Hizmet akdi, her şeyden önce bir iş görme edimini zorunlu kılar. Bu sözleşmeyle sigortalıya yüklenen borç, işveren yararına bir iş görmek, hizmet sunmaktır.
Bağımlılık ve bu kapsamda ele alınması gereken zaman unsuru, hizmet akdinin ayırt edici özelliğidir.
Bağımlılık, iş ve sosyal güvenlik hukuku uygulamasında temel bir ilke olup, bu unsur, hizmetini işverenin gözetimi ve yönetimi altında yapmayı ifade eder. Ne var ki, iş hukukunun dinamik yapısı, ortaya çıkan atipik iş ilişkileri, yeni istihdam modelleri, bu unsurun ele alınmasında her somut olayın niteliğinin göz önünde bulundurulmasını zorunlu kılmaktadır. Bazı durumlarda, taraflar arasında sıkı bir bağımlılık ilişkisi bulunmasa da, işverenin iş organizasyonu içinde yer alınmaktaysa bu unsurun varlığının kabulü gerekecektir. Önemli yön, işverenin her an denetim ve buyurma yetkisini kullanabilecek olması, çalışanın, edimi ile ilgili buyruklara uyma dışında çalışma olanağı bulamayacağı nitelikte teknik ve hukuki bir bağımlılığın bulunmasıdır. Genel anlamda bağımlı çalışma, işverenin belirleyeceği yerde ve zamanda, işverence sağlanacak teknik destek ve işverenin denetim ve gözetiminde yapılan çalışmadır. İşverenin yönetim (talimat verme) hakkı karşısında işçinin talimatlara uyma (itaat) borcu yer alır. Bir işin görülmesi süreci içinde işçinin faaliyeti, çalışma şekli, yeri, zamanı ve işyerindeki davranışları düzenleyen talimatlar veren işveren onu kişisel bağımlılığı altında tutar. Bu sözleşmede var olan otorite/bağımlılık ilişkisi taraflar arasında kaçınılmaz olarak bir hukuki hiyerarşi yaratır. Bu nedenle hizmet akdinde bağımlılık hem işçinin kişiliğini ilgilendirmekte hem de bir hukuki bağımlılık niteliği taşımaktadır.
Davacı 1998/11.ay-28.09.2018 tarihleri arasındaki hizmetlerinin tespitini talep etmiş, mahkemece davanın reddi yönünde hüküm kurulmuşsa da davacı ile davalı arasındaki çalışma ilişkisi somut olarak belirlenememiştir.
Yukarıda yapılan açıklamalar ışığında, Mahkemece ;
1-Öncelikle yukarıda açıklanan somutlaştırma yükümlülüğü kapsamında davacının çalışma şekli, hangi adreste, ne iş yaptığı ve kimlerle çalıştığı, ücretini kimden aldığı, kimden talimat aldığı, kendi üzerine kayıtlı motorsiklet, pikaba hangi tarihlerde sahip olduğu, çalışmasının devamı sırasında davalı şirkete ait araçları kullanmış ise plakalar sorulup talebi açıklattırılarak dava konusu talep somutlaştırılmalı, davacının bildirdiği ve resen tespit edilecek araçların ruhsatları, davacının sürücü belgesi ve trafik cezaları ile tüm bilgi ve belgeler celp edilmelidir.
2-Davacının çalışma arkadaşları tespit edilip bilgi ve görgülerine başvurulmalı,
3-Davacının vergi kaydı, meslek odası ve esnaf sicil kaydı bulunup bulunmadığı geniş kapsamlı olarak araştırmalı,
4-Davacının çalışmasının devamı sırasında 05.10.2018 tarihinde iş kazası geçirdiği iddiası karşısında tahkikat evrakları Kurumdan celp edilmeli,
5-Davalı işyerinde muhasebe ve satış departmanında çalışan diğer çalışanlar tespit edilerek dinlenmeli, davacının fabrika ürünlerinin satış pazarlama ve nakliye işinde hizmet akdi ile çalıştığı tespit edildiği takdirde, işyerinde davacı tarafından ne süre ile ne iş yapıldığı, fabrikanın üretime geçme tarihi, işyerinin kapsam, kapasite ve niteliğine göre eylemli çalışmanın var olup olmadığı, sürekli veya kesintili olup olmadığı üzerinde durulmalı.
6-Davacı ile davalı arasındaki ilişki tam olarak ortaya konulmalı, davacının sadece davalıya hizmet verip vermediği, başka işyerleri ve işverenler içinde çalışıp çalışmadığı, çalışma olmadığı zamanlarda davalıya ait işyerinde bekleyip beklemediği, davalı işverenden ayrı bağımsız çalışma bulunup bulunmadığı araştırılmalı, hizmet aktinin ayırıcı unsurlarından olan “bağımlılık” unsurunun somut olayda gerçekleşip gerçekleşmediği belirlenerek sonucuna göre karar verilmelidir.
Mahkemece; toplanan tüm kanıtlar birlikte değerlendirildikten sonra elde edilecek sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile verilen karar hatalı olup bozmayı gerektirir.
O halde, davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve … Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesinin istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin kararının kaldırılarak İlk Derece Mahkemesince verilen hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: … Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesi kararının HMK’nın 373/1. maddesi gereğince kaldırılarak temyiz edilen ilk derece mahkemesi hükmünün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine, dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine, 19.12.2022 gününde oybirliğiyle karar verildi.