Yargıtay Kararı 10. Hukuk Dairesi 2022/14059 E. 2022/16586 K. 22.12.2022 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 10. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2022/14059
KARAR NO : 2022/16586
KARAR TARİHİ : 22.12.2022

Bölge Adliye
Mahkemesi : … Bölge Adliye Mahkemesi 33. Hukuk Dairesi
No :

Dava, hizmet tespiti istemine ilişkindir.
İlk Derece Mahkemesince, hükümde belirtilen gerekçelerle davanın kabulüne dair verilen karara karşı fer’i müdahil kurum ve davalı vekilleri tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine, … Bölge Adliye Mahkemesi 33.Hukuk Dairesince istinaf başvurusunun esasdan reddine karar verilmiştir.
… Bölge Adliye Mahkemesi 33. Hukuk Dairesince verilen kararın fer’i müdahil kurum ve davalı vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi

I-İSTEM
Davacı 15.04.1994-30.09.1994 tarihleri arasında davalı nezdinde çalıştığının tespitini talep etti.
II-CEVAP
Davalı işveren vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının dava dilekçesinde doğruları söylemediğini, başka kişilere ait 3. Dört aylık işe giriş bildirgesinde başka bir kişiyle isim benzerliğini kedisine ait olarak algılamış olabileceğini düşündüklerini, Davalı şirketin şeker fabrikası olmadığı gibi, davacı da davalı şirkete ait hiç bir işyerinde çalışmadığını dan davacının kişisel dosyası ve müzekkereyle istenilen diğer bilgiler şirketlerinde çalışmadığının görüleceğinden bahisle, Öncelikle zaman aşımı/ hak düşürücü süre sebebiyle davacının davasının reddini talep ettikleri görülmüştür.

III-MAHKEME KARARLARI
A-İLK DERECE MAHKEME KARARI
İlk derece mahkemesi, davanın kabulüne, davacının davalı 1003232 işyeri sicil nolu işverenlikte 15/04/1994 ila 30/09/1994 tarihleri arasında dönemin prime esas asgari kazanç miktarı üzerinden hizmeti bulunduğu ile iş bu hizmetlerinin hizmet cetvelinde yer alan hizmetleri ile birleştirilmesi gerektiğinin tespitine karar verildi.
B-BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI
… Bölge Adliye Mahkemesi, davalı şirket ve fer’i müdahil kurum vekilinin istinaf başvurusunun reddine karar verdi.
IV-TEMYİZ KANUN YOLUNA BAŞVURU VE NEDENLERİ:
Davalı vekili; Davanın hak düşürücü süre nedeniyle reddi gerektiğini, davacının tanığının babası olduğunu, beyanlarına itibar edilemeyeceğini, davacının giriş bildirgesi bulunmadığını, davacının şeker fabrikasında çalıştığını iddia ettiğini, davalı şirketin tohumculuk şirketi olup, şeker fabrikası bulunmadığını, davacının başka kişilere ait 3.dört aylık işe giriş bildirgesinde başka bir kişiyle isim benzerliğini kendisine ait kabul edip dava açtığını, belirterek mahkeme kararının bozulmasını istemiştir.
Fer’i Müdahil Kurum vekili; Davanın hak düşürücü süre içinde açılmadığını, iddiaların kayıtlı tanıklarla ispatlanması gerektiğini belirterek mahkeme kararının bozulmasını istemiştir.
V-İLGİLİ HUKUK KURALLARI VE İNCELEME:
Davanın yasal dayanağı 506 sayılı kanunun 79/10 maddesi ile 5510 sayılı kanunun 86/9 maddesidir. 506 sayılı Kanunun 6. maddesinde ifade edildiği üzere, “sigortalı olmak hak ve yükümünden kaçınılamaz ve vazgeçilemez.” Anayasal haklar arasında yer alan sosyal güvenliğin yaşama geçirilmesindeki etkisi gözetildiğinde, sigortalı konumunda geçen çalışma sürelerinin saptanmasına ilişkin davaların, kamu düzenine ilişkin olması nedeni ile özel bir duyarlılık ve özenle yürütülmesi zorunludur. Bu bağlamda, hak kayıplarının ve gerçeğe aykırı sigortalılık süresi edinme durumlarının önlenmesi, temel insan haklarından olan sosyal güvenlik hakkının korunabilmesi için, bu tür davalarda tarafların gösterdiği kanıtlarla yetinilmeyip, gerek görüldüğünde resen araştırma yapılarak kanıt toplanması gerektiği özellikle göz önünde bulundurulmalıdır.
Kuruma bildirilmeyen hizmetlerin sigortalı hizmet olarak değerlendirilmesine ilişkin davanın, tespiti istenen hizmetin geçtiği yılın sonundan başlayarak 5 yıl içinde açılması gerekir. Çalışmanın tespiti istemiyle hak arama yönünden kanun ile getirilen süre, doğrudan doğruya hakkın özünü etkileyen hak düşürücü niteliktedir ve dolması ile hakkın özü bir daha canlanmamak üzere ortadan kalkmaktadır. 506 sayılı Kanunun kabul edilip yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla beş yıl olarak öngörülen süre, 09.07.1987 tarihinde yürürlüğe giren 3395 sayılı Kanunun 5. maddesiyle on yıla çıkarılmış, daha sonra 07.06.1994 tarihinde yürürlüğe giren 3995 sayılı Kanunun 3. maddesiyle yeniden beş yıl olarak belirlenmiştir. Bu yönde, anılan madde hükmünde yer alan hak düşürücü süre; yönetmelikle tespit edilen belgeleri işveren tarafından verilmeyen veya çalışmaları Kurumca tespit edilemeyen sigortalılar için geçerlidir.

Bir başka anlatımla; sigortalıya ilişkin olarak işe giriş bildirgesi, dönem bordrosu gibi yönetmelikte belirtilen belgelerin Kuruma verilmesi yada çalışmaların Kurumca tespit edilmesi halinde; Kurumca öğrenilen ve sonrasında kesintisiz biçimde devam eden çalışmalar bakımından hak düşürücü sürenin geçtiğinden söz edilemez. Ne var ki; sigortalının Kuruma bildiriminin işe giriş tarihinden sonra yapılması, bir başka ifade ile sigortalının hizmet süresinin başlangıçtaki bir bölümünün Kuruma bildirilmeyerek sonrasının bildirilmesi ve Kuruma bildirimin yapıldığı tarihten önceki çalışmaların, bildirgelerin verildiği tarihide kapsar biçimde kesintisiz devam etmiş olması halinde, Kuruma bildirilmeyen çalışma süresi yönünden hak düşürücü sürenin hesaplanmasında; bildirim dışı tutulan sürenin sonu değil, kesintisiz olarak geçen çalışmaların sona erdiği yılın sonu başlangıç alınmalıdır.
İnceleme konusu davada; Davacı 15.04.1994-30.09.1994 tarihleri arasında çalıştığının tespitini talep etmiş, mahkemece davanın talep gibi kabulüne karar verilmiştir. Dosya içerisinde bulunan bilgi ve belgelerin incelenmesinden; davalı iş yeri tarafından davacı adına verilmiş işe giriş bildirgesinin bulunmadığı, davacı tarafından dosyaya sunulan 1994/4 ila 8. Aylara ilişkin ücret bordrolarında prim kesintisinin yapılmadığı, 1994/9 ila 12. Aylara ilişkin bordrolarda prim kesintisinin yapıldığı görülmektedir.
Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiş ise de eksik inceleme ile hüküm kurulmuştur. Bu nedenle davacının hizmetinin tespiti yönünde kuruma başvurusunun olup olmadığı ve bu konuda kurum denetim raporunun bulunup bulunmadığı araştırılmalı, olması halinde celp edilerek incelenmeli, ücret bordroları asılları celp edilerek prim kesintisi yapılıp yapılmadığı tespit edilmeli, yukarıda belirtilen açıklamalar kapsamında hak düşürücü süre irdelenmek suretiyle sonucuna göre karar verilmelidir.
Mahkemece yukarıda belirtilen hukuki ve maddi olgular göz önünde bulundurulmaksızın eksik inceleme ve araştırma sonucu yazılı şekilde karar verilmiş olması, usûl ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O hâlde, fer’i müdahil kurum ve davalı vekillerinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve … Bölge Adliye Mahkemesi 33. Hukuk Dairesinin istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin kararı kaldırılarak İlk Derece Mahkemesince verilen hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: … Bölge Adliye Mahkemesi 33. Hukuk Dairesi kararının HMK’nın 373/1 maddesi gereği kaldırılarak temyiz edilen ilk derece mahkemesi hükmünün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, karardan bir örneğinin de Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 22.12.2022 gününde oybirliğiyle karar verildi.