YARGITAY KARARI
DAİRE : 10. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2022/2880
KARAR NO : 2022/11754
KARAR TARİHİ : 04.10.2022
Bölge Adliye
Mahkemesi : … Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi
No :
Davacı adına tanzim ve tebliğ edilen ödeme emirlerinin iptali ile kurumca konulan hacizlerin kaldırılması davasının yapılan yargılaması sonunda; ilk derece mahkemesince ilâmda yazılı nedenlerle davanın kısmen kabulüne dair verilen karara karşı taraf vekilleri tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine, … Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesince taraf vekillerinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
… Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesince verilen kararın, taraf vekilleri tarafından temyiz edilmesi ve de davacı vekili tarafından duruşma talep edilmesi üzerine, dosya incelenerek, temyiz isteklerinin süresinde olduğu için işin duruşmaya tâbi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 04.10.2022 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmiştir. Duruşma günü duruşmalı temyiz eden davacı asil … ve adına Av. … ile davalı SGK Başkanlığı adına Av. … geldiler. Gelenlerin yüzlerine karşı duruşmaya başlanarak, hazır bulunan avukatların sözlü açıklamaları dinlendikten sonra duruşmaya son verilerek aynı günde Tetkik Hâkimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
I-İSTEM
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle: Davacıya kurum tarafından 13 adet ödeme emri tebliğ edildiği söz konusu ödeme emirlerinin… işletmeleri A.Ş.’nin Vera Mare Resort Şubesinde çalışan personellerin ödenmeyen prim borçları olup davacıya şube müdürü olmasından dolayı şahsi sorumlu tutularak tahakkuk ettirildiğini ancak davacının şahsi sorumluluğu olmadığını, davacının şirkette üst düzey yönetici olmadığını bu sebeple borçtan dolayı müteselsil sorumluluğunun bulunmadığını, primlerin tahakkuk ile ödenmesinin hiçbir görev ve yetkisinin bulunmadığını yerleşik içtihatlar gereği temsil ve ilzama da yetkili olması gerektiğini davacının herhangi bir harcama yetkisi verilmediğini, 5510 sayılı Yasa’nın 80. maddesinde sorumluluğu düzenlenen kişiler arasında şirketin ana yönetimindeki yetkili ve görevli kişilerin olduğunu, davacının şube yöneticisi olarak sermaye yönetim yetkisi olmadığını şubenin sermayesinin merkezden karşılandığını, ayrıca davacının görevde olmadığı dönemler için de borç tahakkuk ettirildiğini, davacının görevinden 31.05.2017 de ayrıldığını işyerinde çalışmadığı dönemlere ilişkin borç tahakkuk ettirilemeyeceğini uygulanan hacizlerin de haksız olduğunu ileri sürerek, ödeme emirlerinin iptaline, davacı ile ilgili uygulanan hacizlerin iptaline ve kaldırılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
II-CEVAP
Davalı Kurum vekili Kurum işlemlerinin yerinde olduğunu takibin kesinleştiğini ödeme emirlerinin iptaline ilişkin istemin de reddine karar verilmesini talep etmiştir.
III-MAHKEME KARARI
A-İLK DERECE MAHKEME KARARI
Dava dilekçesi içeriği ve ekinde yer verilen 21. Hukuk Dairesinin kararına konu borçlar 506 sayılı Yasa dönemine ait borçlar olup, 506 sayılı yasanın 80. maddesinde “Sigorta primlerini haklı sebepleri olmaksızın, birinci fıkrada belirtilen süre içerisinde tahakkuk ve tediye etmeyen kamu kurum ve kuruluşların tahakkuk ve tediye ile görevli kamu görevlileri mesul muhasip, sayman ile tüzel kişiliği haiz diğer işverenlerin üst düzeydeki yönetici veya yetkilileri kuruma karşı, işverenleri ile birlikte müştereken ve müteselsilen sorumludur” hükmü ile sorumluluk belirlenmiş iken 5510 sayılı yasada ayrıca kanuni temsilci de sorumlular arasında sayılmıştır.
Bu sebeple davacının şube temsilcisi olduğu dönemlerde ödenmeyen borçlardan doğrudan sorumlu olduğu kanaati ile davanın kısmen kabulü ile davacıya tebliğ edilen 2017/16887, 2017/16888 ve 2017/16889 sayılı dosyalardan düzenlenen ödeme emirlerinin davacı yönünden iptaline, davacıya tebliğ edilen 2019/28144 sayılı dosyadan düzenlenen ödeme emrinde yer alan 2017/9,10,11 aylar borç aslı ve gecikme zamım toplamı 85.951,65-TL ile ilgili ödeme emrinin davacı yönünden iptaline, 2016/7 – 2017/3 arası yönünden talebin reddine, davacıya tebliğ edilen 2016/031759, 2016/031760, 2017/021831, 2017/021832, 2017/021833, 2019/028145, 2019/028147, 2016/034082, 2016/034083 dosyalardan düzenlenen ödeme emirleri yönünden talebin reddine karar vermek gerekmiş aşağıdaki hüküm kurulmuştur.
Hüküm: Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1-Davanın kısmen kabulü ile;
A-Davacıya tebliğ edilen 2017/16887, 2017/16888 ve 2017/16889 sayılı dosyalardan düzenlenen ödeme emirlerinin davacı yönünden iptaline,
B-Davacıya tebliğ edilen 2019/28144 sayılı dosyadan düzenlenen ödeme emrinde yer alan 2017/9,10,11 aylar borç aslı ve gecikme zamım toplamı 85.951,65 TL ile ilgili ödeme emrinin davacı yönünden iptaline, 2016/7 – 2017/3 arası yönünden talebin reddine,
C-Davacıya tebliğ edilen 2016/031759, 2016/031760, 2017/021831, 2017/021832, 2017/021833, 2019/028145, 2019/028147, 2016/034082, 2016/034083 dosyalardan düzenlenen ödeme emirleri yönünden talebin reddine, karar verilmiştir.
B- BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI
… Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesince; davanın dava dışı … olduğu, ödeme emrinin davacıya usulüne uygun olarak tebliğ edildiği, davanın hak düşürücü süre içerisinde açıldığı, ödeme emrine konu alacağın 2015/12-2017/11 dönemine ait ayların prim, işsizlik sigorta primi, damga vergisine ilişkin olup, davacının temsil yetkisinin 18/05/2017 tarihinde sona erdiği, 2017 yılı 5. ay ve sonrası borçlardan sorumluluğunun bulunmayacağı, şube temsilcisi olduğu döneme ilişkin borçlardan sorumluluğunun bulunduğunun kabulüne ilişkin verilen ilk derece mahkemesi kararının yerinde olduğu değerlendirilmiştir.
Dosyadaki yazılara, hükmün Dairemizce de benimsenmiş bulunan kanuni ve hukuki gerekçeleri ile dayandığı maddi delillere ve özellikle bu delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, Mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden kanuna aykırılık bulunmadığı anlaşıldığından, HMK’nın 353/1-b-1 maddesi uyarınca tarafların istinaf başvurusunun ayrı ayrı esastan reddine karar vermiştir.
TEMYİZ KANUN YOLUNA BAŞVURU VE NEDENLERİ:
Davacı temyizinde; kararın tamamen kabul edilmesi gerektiğini esasen müdür olsa dahi para ödeme yetkinsin bulunmadığını belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir.
Davalı kurum vekili davacı hakkında toptan ödeme koşullarının oluşmaması nedeniyle istemin reddine dair karar verilmesi gerektiğini belirterek, kararın bozulmasını talep etmiştir.
IV-İLGİLİ HUKUK KURALLARI VE İNCELEME:
A-Primlere ilişkin ödeme emirlerinin iptali talebi yönünden;
Tüzel kişi işverenlerin ortak ve yetkililerinin kamu alacaklarından sorumluluğu, 6183 sayılı Kanunun 35, mükerrer 35, mülga 506 sayılı Kanunun 80. ve bazı maddeleri dışında 01.07.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5510 sayılı Kanunun 88. maddesinde düzenlenmiştir.
506 sayılı Kanunun 80/12 maddesi, “Sigorta primlerini haklı sebepleri olmaksızın, birinci fıkrada belirtilen süre içerisinde tahakkuk ve tediye etmeyen kamu kurum ve kuruluşların tahakkuk ve tediye ile görevli kamu görevlileri mesul muhasip, sayman ile tüzelkişiliği haiz diğer işverenlerin üst düzeydeki yönetici veya yetkilileri kuruma karşı, işverenleri ile birlikte müştereken ve müteselsilen sorumludur.” hükmünü öngörmüş, 5510 sayılı Kanunun 88/20 maddesi de bazı farklar dışında anılan maddeye paralel düzenleme getirmiş olup, “Kurumun sigorta primleri ve diğer alacakları haklı bir sebep olmaksızın bu Kanunda belirtilen sürelerde ödenmez ise kamu idarelerinin tahakkuk ve tediye ile görevli kamu görevlileri, tüzel kişiliği haiz diğer işverenlerin şirket yönetim kurulu üyeleri de dâhil olmak üzere üst düzeydeki yönetici veya yetkilileri ile kanuni temsilcileri Kuruma karşı işverenleri ile birlikte müştereken ve müteselsilen sorumludur. ” hükmünü öngörmüştür.
Ticaret Kanunu’nun 371/1. maddesinde; “Temsile yetkili olanlar şirketin amacına ve işletme konusuna giren her türlü işleri ve hukuki işlemleri, şirket adına yapabilir ve bunun için şirket ünvanını kullanabilirler. Kanuna ve esas sözleşmeye aykırı işlemler dolaysıyla şirketin rücu hakkı saklıdır.” hükmü bulunmaktadır.
TTK 623. maddede ise ” (1) şirketin yönetimi ve temsili şirket sözleşmesi ile düzenlenir. Şirketin sözleşmesi ile yönetimi ve temsili, müdür sıfatını taşıyan bir veya birden fazla ortağa veya tüm ortaklara ya da üçüncü kişilere verilebilir. En azından bir ortağın, şirketi yönetim hakkının ve temsil yetkisinin bulunması gerekir.
(2) Şirketin müdürlerinden biri bir tüzel kişi olduğu takdirde, bu kişi bu görevi tüzel kişi adına yerine getirecek bir gerçek kişiyi belirler.
(3) Müdürler, kanunla veya şirket sözleşmesi ile genel kurula bırakılmamış bulunan yönetime ilişkin tüm konularda karar almaya ve bu kararları yürütmeye yetkilidirler ” hükmü düzenlenmiştir.
Davacı ortaklar kurulu kararı ile şubenin müdürü olarak atanmış ve şubeyi idare ve her konuda temsil hususunda yetkili kılınmıştır. Buna göre davacının şube işlerinin idaresinde, şubenin 3. kişilere karşı temsilinde yetkili ve sorumlu olduğunda şüphe yoktur. Davacının yetki ve sorumluluğu şube işleri ile sınırlıdır. Ancak bu şekilde yapılan yetkilendirme daha ziyade şubenin idari konuları ve yönetimi ile ilgili olup, mali konularda ayrıca yetki verilmesi gerektiği düşünülmektedir. Dolayısıyla şube müdürünün, kurumun prim borçlarından sorumlu tutulabilmesi için şubeyi hem mali hem de idari konularda temsil ve ilzama yetkili kılınmış olması gerekmektedir.
5510 sayılı Yasanın 88/20 maddesinde, Kurumun sigorta primleri ve alacakları yönünden, tüzel kişiliği haiz diğer işverenlerin şirket yönetim kurulu üyeleri de dâhil olmak üzere üst düzeydeki yönetici veya yetkilileri ile kanuni temsilcilerinin Kuruma karşı işverenleri ile birlikte müştereken ve müteselsilen sorumlu olacağı düzenlenmiş ise de madde metninde sorumluluğu düzenlenen kişiler şirketin ana yönetiminde yetkili ve görevli olan kişilerdir. Söz konusu maddede ifade edilen sorumluluk şartları şube müdürlerini kapsamaz. Ancak borcun şubeye ait olması, şube müdürüne şirketi idare ve temsil yanında genel merkez tarafından harcama yetkisi verilmiş olması halinde şube müdürleri de üst düzeyde yönetici kabul edilerek sorumluluğuna gidilebilir.
Eldeki davada ise, yukarıda açıklanan ilkeler dikkate alınarak 25.02.2015-31.05.2017 tarihleri arasında şubede temsilci müdür olduğu anlaşılan davacı hakkında 2017 yılı 9-10-11. aylar bakımından sorumluluğu bulunmadığına ilişkin kabul yerinde ise de; bu dönem öncesi bakımından şirketin ticaret sicil kayıtları, şirket kayıtları, vekâletnameler ve müdür ataması ile ilgili bütün bilgi ve belgeler celp edilmek suretiyle ödeme emrine konu borcun şubeye ait olup olmadığı, davacıya prim ödemeyi de kapsayacak şekilde mali konularda yetki verilip verilmediği, şube veya davacı emrine belli miktarda paranın harcanmak üzere tahsis edilip edilmediği, muhasebe işlemlerinin şirket merkezince mi yürütüldüğü yoksa şubenin ayrı muhasebesinin mi olduğu hususları ile davacının imza yetkisinin olup olmadığının detaylı araştırılarak, şirket merkezi tarafından davacıya mali konularda harcama yetkisi verilip verilmediği, davacının idari ve mali konularda tam yetkili olup olmadığı ve şirketin genel merkezi tarafından harcama yetkisinin bulunup bulunmadığının ve yetkisinin kapsamının araştırılması ile sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
B-İdari para cezalarına ilişkin ödeme emirlerinin iptali talebi yönünden;
Davanın yasal dayanağı olan 5510 sayılı Kanun’un 102. maddesinde, işverenin kanunla düzenlenen yükümlülüklerini yerine getirmemesi halinde idari para cezası ile sorumlu olacağı düzenlenmiştir. Ancak, idari para cezası, neticede bir cezai yaptırım olup, cezaların şahsiliği ve kanunsuz suç ve ceza olmaz ilkelerine göre, asıl borçlu şirket hakkında düzenlenen idari para cezasından, temsil ve ilzama yetkili kişi sıfatı ile hareket edenlerin şahsen sorumlu tutulamayacağı belirgindir.
Eldeki davada ise, 2017/16887, 16888,16889 sayılı idari para cezalarını konu edinen ödeme emirlerinin iptali istemi bakımından, Kurum tarafından bizzat davacıya yönelik düzenlenen idari para cezası kararı bulunup bulunmadığı araştırılarak, varlığı halinde, 5510 sayılı Kanunun 102. maddesi hükmü gözetilerek uyuşmazlık çözüme kavuşturulmalıdır. “Kurumca verilecek idari para cezaları” başlığını taşıyan 102. madde, idari para cezaları, cezayı uygulayacak makam, cezaya itiraz ve itirazı inceleyecek merci ile itiraz üzerine verilen karara karşı ilgililerce başvurulacak yargı yolu ve zamanaşımı konusunda düzenleme içermektedir. İdari para cezasına karşı fiilin işlendiği tarihteki yasal düzenlemeye göre süresi içinde Kuruma itiraz edilmemesi veya itirazın reddine karar verilmesi halinde yine süresi içinde ilgili Mahkemeye dava açılmaması ya da ilgili Mahkemece itirazın reddine karar verilmesi hallerinde idari para cezası kesinleşir ve Kurum alacağına dönüşür. Kesinleşen idari para cezasına karşı İş Mahkemesinde menfi tespit ve itiraz davası açılamaz. Burada söz konusu olan idari para cezasının kendisinin iptali olup, tahsili nedeniyle tanzim edilen ödeme emrinin iptali ya da borçlu olmadığının tespiti talepleri iş mahkemesinin görev alanındadır. Anılan maddede ayrıca idari para cezalarının tahakkuk ve tahsilâtında 10 yıllık zamanaşımı süresinin uygulanacağı düzenlenmiş, zamanaşımı süresinin, fiilin işlendiği tarihten itibaren başlayacağı öngörülmüştür.
Mahkemece, davacıya yönelik düzenlenen idari para cezası kararının varlığı halinde, yukarıda açıklanan prosedür çerçevesinde, 5510 sayılı Kanunun 102. maddesi uyarınca başlatılmış prosedürün bulunup bulunmadığı araştırılmalı, varlığı saptandığında idari para cezasının kesinleşmesi olgusu bekletici sorun yapılarak idari para cezalarının kesinleşip kesinleşmediği belirlenmeli ve sonucuna göre, davacıya yönelik düzenlenen idari para cezası kararının bulunmadığının belirlenmesi halinde ise, cezaların şahsiliği ve kanunsuz suç ve ceza olmaz ilkelerine göre, asıl borçlu şirket hakkında düzenlenen idari para cezasından davacının şahsen sorumlu olmayacağı gözetilerek, varılacak sonuca göre karar verilmelidir.
C-Haczin kaldırılması istemi yönünden:
6183 sayılı Kanunun 54. maddesi hükmü uyarınca da süresinde ödenmeyen amme alacağı tahsil dairesince cebren tahsil olunur. Amme borçlusunun borcuna yetecek miktarda mallarının haczedilerek paraya çevrilmesi de maddede belirtilen cebren tahsil şekillerinden birisidir. Bu bağlamda, borçtan dolayı cebren tahsile geçmeden önce anılan Kanunun 55. maddesi hükmünde öngörülen bilgilerin tümünü içeren bir ödemeye çağrı yazısının “ödeme emri” nin tebliğ edilmesi yasal zorunluluktur. Bir başka ifade ile kamu alacağı için “ödeme emri” çıkarılmadan ve icra takibi kesinleştirilmeden haciz uygulanması ve diğer cebren tahsil yollarına başvurulması kanuna aykırıdır.
Eldeki davada ise, davacının talepleri içerisinde haczin kaldırılması istemi hakkında da bir değerlendirme yapılmalı ve davacı bakımından sorumluluk koşullarının varlığı halinde ancak kesinleşmiş takipler ve borçlar bakımından haciz kararının devam ettirilebileceği, aksi halde hacizlerinde kaldırılmasına dair karar verilmesi gerektiği hususu dikkate alınarak bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde bu talep hakkında herhangi bir karar verilmemesi usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
Bu maddi ve hukuki olgular göz önünde bulundurulmaksızın, eksik inceleme ve araştırma sonucu verilen karar usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O hâlde, davacı ve davalı kurum vekillerinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve … Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesinin istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin kararının kaldırılarak, İlk Derece Mahkemesince verilen hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: … Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi kararının HMK’nın 373/1 maddesi gereğince kaldırılarak temyiz edilen ilk derece mahkemesi hükmünün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, davacı avukatı yararına takdir edilen 8.400,00 TL duruşma avukatlık parasının davalıya yükletilmesine, davalı avukatı yararına takdir edilen 8.400,00 TL duruşma avukatlık parasının davacıya yükletilmesine, temyiz harcının istek halinde temyiz eden ilgiliye iadesine, dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, karardan bir örneğin ilgili Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 04.10.2022 gününde oybirliğiyle karar verildi.