Yargıtay Kararı 10. Hukuk Dairesi 2022/4411 E. 2023/916 K. 07.02.2023 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 10. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2022/4411
KARAR NO : 2023/916
KARAR TARİHİ : 07.02.2023

İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : … Bölge Adliye Mahkemesi 25. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2018/2335 Esas, 2020/965 Karar

DAVA TARİHİ : 05.07.2011
HÜKÜM/KARAR : Esastan Red
İLK DERECE MAHKEMESİ : … 8. İş Mahkemesi
SAYISI : 2016/9 Esas, 2018/236 Karar

Taraflar arasındaki iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

Kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi … tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacının davalı işyerinde çalışmakta iken 24.04.2008 tarihinde meydana gelen iş kazasında çapak kaçması sonucunda sağ gözünden sakatlandığından bahisle, 80.593,27 TL maddi, 75.000,00 TL manevi tazminatın davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.

II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının 11.04.2007-04.12.2008 tarihleri arasında davalı işyerinde çalışmaktayken 24.04.2008 günü iş kazası geçirdiğini, davacının görevi yardımcı kaynakhane baskı punta elemanı olduğunu, kendisine en son ödenen brüt ücretin 910,41 TL olduğunu, kazanın davacının ihmali sonucu oluştuğunu, kazanın oluşumunda davalı firmaya atfedilebilecek hiçbir kusur olmadığını, tüm kusur davacı işçiye ait olduğunu, 12.04.2007 tarihli teslim tutanağı ile davacı işçiye kuruyucu malzeme teslim edildiğini, kazanın her iki işçinin kendi bir anlık dalgınlıkları nedeniyle oluştuğunu, davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile kazanın meydana gelişinde davacının %40, davalının %60 oranında kusurlu olduğu, davacının sürekli iş göremezlik oranının %19,00 olarak tespit edildiğinden bahisle, davacı lehine 80.593,27 TL maddi tazminat ödenmesine, fazlaya ilişkin 10.584,13 TL maddi tazminat talebinin reddine, yine davacı lehine 20.000,00 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmiştir.

IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekillerince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.

B. İstinaf Sebepleri
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle, davacının maluliyet oranı belirlenirken Sosyal Sigortalar Kurumu Yüksek Sağlık Kurulu tarafından bizzat muayene ve teşhisleri yapılmış ise de Adli Tıp Kurumu 3. Adli Tıp İhtisas Kurulu ve Adli Tıp Kurumu Genel Kurulu tarafından bizzat muayene ve teşhisleri yapılmadığını, düzenlenen maluliyet oranına ilişkin raporların bilimsel esasalardan yoksun şekilde düzenlendiğini, hüküm altına alınan manevi tazminatın az olduğunu, yerel mahkemede açılan davanın yargılaması sırasında maddi zararın belirlenmesi üzerine 01.02.2018 tarihinde HMK’nın 107 nci maddesi uyarınca maddi zarar miktarının 80.293,27 TL olarak belirlendiğini ne var ki talep arttırım dilekçesinde sehven toplama hatası yaparak 110.710,76 TL olarak sonuç kısmına yazıldığını, aynı gün bu maddi hatanın düzeltilmesi için 01.02.2018 tarihli dilekçe verildiğini, durum böyle iken davalı lehine maddi tazminat red vekalet ücreti takdir edilmesinin hatalı olduğunu istinaf başvuru sebep ve gerekçeleri olarak ileri sürmüştür.

Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle, davacının iddiasını genişletmesine muvafakatleri olmadığını, mahkemece taleple bağlılık kuralına göre inceleme yapılmadığını, dava dilekçesinde davacı yanın ücret tutarına ilişkin Toplu İş Sözleşmesi bulunduğu veya ek ödeme olduğuna dair bir iddiası olmadığından daha sonrasında ücrete dair muvafakatleri olmadığı halde davacının genişletilen iddiaları üzerinden hesaplama yapılmasının usul ve yasaya aykırı olduğunu, davacının ıslah dilekçesine göre reddi gereken tutarın daha fazla olduğunu, hüküm altına alınan manevi tazminatın fazla olduğunu, davalının kazada bir kusuru bulunmadığını, tazminata hükmedilirken kaza tarihi ve faiz başlangıç tarihinin de göz önünde bulundurulması gerektiğini, 04.07.2017 tarihli rapor rapor içeriğinde, davacının maddi zararının toplam 57.469,67 TL olduğunun tespit edildiğini, daha sonra davacı ücrete ilişkin iddiasını genişletip yeniden rapor düzenlenmesini talep ettiğini, iki ek rapor tanziminden sonra mahkemenin 21.06.2018 tarihli ek rapora göre dosyayı karara çıkardığını, davacının kök rapora ilişkin haksız itirazlarını kabul etmedikleri gibi dava dilekçesindeki iddialarının genişletmesinede muvafakat etmediklerini, hiçbir şekilde kabul manasına gelmemekle birlikte, davalı aleyhine bir hüküm kurulacaksa, kök rapordaki tespitlere göre dosyanın karara çıkarılması gerektiğini istinaf başvuru sebep ve gerekçeleri olarak ileri sürmüştür.

C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir.

V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

B. Temyiz Sebepleri
Davalı vekili, davacının toplu iş sözleşmesi konusunda aşamalarda bir iddiası olmadığı için iddianın genişletilmesine muvafakat etmediklerini, davacının ıslah dilekçesine göre reddi gereken tutar daha fazla olduğunu, manevi tazminatın fazla olduğunu, kök hesap raporunda belirlenen 57.469,67 TL’nin üzerindeki maddi tazminat hesabını kabul etmediklerini belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir.

C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istemlerine ilişkindir.

2. İlgili Hukuk
T.C. Anayasası’nın 141’inci maddesi, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 369 uncu maddesinin birinci fıkrası, 28 inci, 294 üncü, 297 nci, 370 inci ve 362 nci maddeleri.

3. Değerlendirme
a.Manevi Tazminat İstemine İlişkin Hüküm Yönünden;
Miktar veya değeri kesinlik sınırını geçmeyen davalara ilişkin nihai kararlar, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 362’nci maddesi uyarınca temyiz edilemez. Temyize konu edilen miktarın kesinlik sınırının altında kalması hâlinde anılan Kanun’un 366’ncı maddesi atfıyla aynı Kanun’un 352’nci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi uyarınca temyiz dilekçesinin reddine karar vermek gerekir.

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nu 110’uncu maddesi kapsamında dava yığılması (objektif dava birleşmesi) kapsamında her bir talebin ayrı bir dava olduğu ve ayrı ayrı hüküm ve sonuç doğuracağı açıktır.

Dosya içeriğine göre davacı vekilinin 75.000,00 TL manevi tazminat talebinde bulunduğu ve davacı lehine 20.000,00 TL manevi tazminatın hüküm altına alındığı gözetildiğinde kabul edilen manevi tazminat miktarının Bölge Adliye Mahkemesi karar tarihi itibari ile kesinlik sınırı olan 72.070,00 TL’nin altında kaldığı anlaşıldığından davalı vekilinin manevi tazminata ilişkin temyiz itirazlarının reddine karar verilmiştir.

b.Diğer Temyiz İtitrazları Yönünden;
Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davalı vekillenin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.

Dosya kapsamından 17.01.2018 tarihli bilirkişi ek hesap raporunda davacının maddi zararının 80.593,27 TL olarak hesaplandığı, davacı tarafın bu hesap raporuna bir itirazının bulunmadığı, davalı tarafın süresinde itiraz ettiği, 21.06.2018 tarihli ikinci ek hesap raporunda ise davacının maddi zararının 80.728,71 TL olarak hesaplandığı, ilk derece mahkemesi karar gerekçesinde davacının maddi zararının 80.728,71 TL olarak belirleyen bu 21.06.2018 havale tarihli ek bilirkişi raporunun dosyaya uygun görülmesi nedeniyle hükme esas alındığı belirtilmesine karşın hüküm fıkrasında davacı lehine 80.593,27 TL maddi tazminat ödenmesine karar verildiği anlaşılmaktadır.

Anayasamızın 141 inci maddesinde, yargılamanın aleniyeti ilkesi benimsenmiştir. Bu kapsamda yargılamanın açık olarak yapılması ve yargılamanın sonunda verilen kararın da açıkça belirtilmesi esastır. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 28 inci maddesinde de bu husus belirtilmiştir.

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 294 üncü maddesinde hüküm, hükmün verilmesi ve tefhimi; “(1) Mahkeme, usule veya esasa ilişkin bir nihai kararla davayı sona erdirir. Yargılama sonunda uyuşmazlığın esası hakkında verilen nihai karar, hükümdür. (2) Hüküm, yargılamanın sona erdiği duruşmada verilir ve tefhim olunur. (3) Hükmün tefhimi, her hâlde hüküm sonucunun duruşma tutanağına geçirilerek okunması suretiyle olur. (4) Zorunlu nedenlerle sadece hüküm sonucunun tefhim edildiği hâllerde, gerekçeli kararın tefhim tarihinden başlayarak bir ay içinde yazılması gerekir. (5) Hükmün tefhimini, duruşmada bulunanlar ayakta dinler. (6) Hükme ilişkin hususlar, niteliğine aykırı düşmedikçe, usule ilişkin nihai kararlar hakkında da uygulanır.” şeklinde açıklanmıştır.

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 297. maddesinde de, bir mahkeme hükmünün kapsamının ne şekilde olması gerektiği “(1) Hüküm “Türk Milleti Adına” verilir ve bu ibareden sonra aşağıdaki hususları kapsar. a)Hükmü veren mahkeme ile hâkim veya hâkimlerin ve zabıt kâtibinin ad ve soyadları ile sicil numaraları, mahkeme çeşitli sıfatlarla görev yapıyorsa hükmün hangi sıfatla verildiğini. b)Tarafların ve davaya katılanların kimlikleri ile Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası, varsa kanuni temsilci ve vekillerinin ad ve soyadları ile adreslerini. c)Tarafların iddia ve savunmalarının özetini, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delilleri, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesini, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebepleri. ç)Hüküm sonucu, yargılama giderleri ile taraflardan alınan avansın harcanmayan kısmının iadesi, varsa kanun yolları ve süresini. d)Hükmün verildiği tarih ve hâkim veya hâkimlerin ve zabıt kâtibinin imzalarını. e) Gerekçeli kararın yazıldığı tarihi. (2) Hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir.” şeklinde açıklanmıştır.

Buna göre bir mahkeme hükmünde, tarafların iddia ve savunmalarının özetinin, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususların, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delillerin, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesinin, sabit görülen vakıalarla, bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebeplerin birer birer, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde hükümde gösterilmesi gereklidir.

Bu kısım, hükmün gerekçe bölümüdür. Gerekçe, hakimin (mahkemenin) tespit etmiş olduğu maddi vakıalar ile hüküm fıkrası arasında bir köprü görevi yapar. Gerekçe bölümünde hükmün dayandığı hukuki esaslar açıklanır. Hakim, tarafların kendisine sundukları maddi vakıaların hukuki niteliğini kendiliğinden araştırıp bularak hükmünü dayandırdığı hukuk kurallarını ve bunun nedenlerini gerekçede açıklar.

Hakim, gerekçe sayesinde verdiği hükmün doğru olup olmadığını, yani kendini denetler. Üst mahkeme de, bir hükmün hukuka uygun olup olmadığını ancak gerekçe sayesinde denetleyebilir. Taraflar da ancak gerekçe sayesinde haklı olup olmadıklarını daha iyi anlayabilirler. Bir hüküm, ne kadar haklı olursa olsun, gerekçesiz ise tarafları doyurmaz (Kuru, Baki/ Arslan, Ramazan/ Yılmaz, Ejder; Medeni Usul Hukuku Ders Kitabı 6100 sayılı HMK’na Göre Yeniden Yazılmış, 22 Baskı, … 2011, s.472).

Anayasa’nın 141 inci maddesi gereğince bütün mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olması gereklidir. Gerekçenin önemi Anayasal olarak hükme bağlanmakla gösterilmiş olup gerekçe ve hüküm birbirine sıkı sıkıya bağlıdır.

Yasanın aradığı anlamda oluşturulacak kararların hüküm fıkralarının açık, anlaşılır, çelişkisiz, uygulanabilir olmasının gerekliliği kadar; kararın gerekçesinin de, sonucu ile tam bir uyum içinde, o davaya konu maddi olguların mahkemece nasıl nitelendirildiğini, kurulan hükmün hangi nedenlere ve hukuksal düzenlemelere dayandırıldığını ortaya koyacak; kısaca, maddi olgular ile hüküm arasındaki mantıksal bağlantıyı gösterecek nitelikte olması gerekir.

Zira tarafların o dava yönünden, hukuk düzenince hangi nedenle haklı veya haksız görüldüklerini anlayıp değerlendirebilmeleri ve Yargıtay’ın hukuka uygunluk denetimini yapabilmesi için, ortada, usulüne uygun şekilde oluşturulmuş; hükmün hangi nedenle o içerik ve kapsamda verildiğini ayrıntılarıyla gösteren, ifadeleri özenle seçilmiş ve kuşkuya yer vermeyecek açıklıktaki bir gerekçe bölümünün ve buna uyumlu hüküm fıkralarının bulunması zorunludur.

Somut olayda, maddi tazminat tutarını 80.593,27 TL olarak hesaplayan 17.01.2018 tarihli bilirkişi ek hesap raporuna karşı davacı tarafın herhangi bir itirazı bulunmaması nedeniyle davalı taraf lehine oluşan usuli kazanılmış hak dikkate alındığında ilk derece mahkemesi hükmü sonucu itibariyle yerinde ise de karar gerekçesinde davacının maddi zararını 80.728,71 TL olarak belirleyen 21.06.2018 havale tarihli ek bilirkişi raporunun dosyaya uygun görülmesi nedeniyle hükme esas alındığının belirtilmesi gerekçe ile hüküm arasında çelişki meydana getirmiş olması nedeniyle hatalıdır.

Ne var ki bu hatanın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin ikinci fıkrası hükmü uyarınca kararın düzeltilerek onanması gerekir.

VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle,
1.Davalı vekilinin kısmen kabul edilen manevi tazminat istemine ilişkin temyiz isteminin miktardan REDDİNE,

2.İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurularının esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,

İlk Derece Mahkemesi kararının “Hesap bilirkişisi … tarafından düzenlenen 21.06.2018 havale tarihli ek bilirkişi raporunun incelenmesinde; Asgari ücret tutarı güncellenerek yeniden hesaplama yapılmış, davacının ücretinin bilinen en son kazancının tespit edildiği görülmüş, %19 oranındaki maluliyet oranına göre bildirilen Peşin Sermaye Değerinin dikkate alınarak davacının karşılanmayan maddi zararının 80.728,71 TL olduğu tespit edilmiş olup dosyaya uygun görülmekle hükme esas alınmıştır.” rakam ve sözcüklerini içeren paragrafının tamamen silinerek yerine geçmek üzere “Hesap bilirkişisi … tarafından düzenlenen 21.06.2018 havale tarihli ek bilirkişi raporunun incelenmesinde; asgari ücret tutarı güncellenerek yeniden hesaplama yapılmış, davacının ücretinin bilinen en son kazancının tespit edildiği görülmüş, %19 oranındaki maluliyet oranına göre bildirilen peşin sermaye değeri dikkate alınarak davacının karşılanmayan maddi zararının 80.728,71 TL olduğu tespit edilmiş ise de davacı tarafın 17.01.2018 tarihli ek hesap raporuna itiraz etmemesinden dolayı davalı lehine oluşan usuli kazanılmış hak nedeniyle davacı lehine 80.593,27 TL maddi tazminat ödenmesine karar verilmiştir.” rakam ve sözcüklerinin yazılması suretiyle ilk derece mahkemesi kararının DÜZELTİLEREK ONANMASINA,

Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde ilgilisine iadesine,

Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,

07.02.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.