Yargıtay Kararı 10. Hukuk Dairesi 2022/5316 E. 2023/4856 K. 04.05.2023 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 10. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2022/5316
KARAR NO : 2023/4856
KARAR TARİHİ : 04.05.2023

MAHKEMESİ : … Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi
KARAR : Esastan Ret
İLK DERECE MAHKEMESİ: Kocaeli 5. İş Mahkemesi

Taraflar arasındaki iş kazasından doğan maddi-manevi tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

Kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvuruların esastan reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı taraf vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi … tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA
1. Davacı vekili dava dilekçesinde; davacının 01.03.2010 tarihinden beri ve halen davalı işyerinde çalıştığını, 12.07.2013 tarihinde iş kazası geçirdiğini beyan ederek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 20.000,00 TL maddi ve 30.000,00 TL manevi tazminatın davalıdan alınarak davacıya ödenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

2. Davacı vekili 10.06.2019 tarihli ıslah dilekçesi ile maluliyet oranının %17 olduğunu belirtmek suretiyle bilirkişi raporu doğrultusunda 157.995,92 TL maddi tazminatın, kaza tarihi olan 12.07.2013 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.

II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesi ile; davacının 01.03.2010 tarihinden beri ve halen davalı işyerinde ambar sorumlusu olarak çalışmaya devam ettiğini, iş kazasının meydana gelmesinde davacının kusurunun bulunduğunu, davacıya iş sağlığı ve güvenliği eğitimlerinin verildiğini, Kocaeli 2. İş Mahkemesi’nde SGK tarafından açılan rücuen tazminat davası sonucunda Kurum tarafından davacıya yapılan ödemelerin tahsil edildiğini ve bu tutarın mahsubunun ve davanın Güneş Sigorta Şirketi’ne ihbar edilmesinin gerektiğini beyan ederek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile “1-Davanın kısmen kabul, kısmen reddine,

2- 157.995,92 TL maddi tazminatın kaza tarihi olan 12.07.2013 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine,

3- 17.000,00 TL manevi tazminatın kaza tarihi olan 12.07.2013 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine,

4-Fazlaya ilişkin taleplerin reddine,

5-Yasal kesintilerin ödeme sırasında dikkate alınmasına” şeklinde karar verilmiştir.

IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri istinaf isteminde bulunmuştur.

B. İstinaf Sebepleri
Davacı vekili sunmuş olduğu istinaf dilekçesi ile hükmedilen manevi tazminat miktarlarının düşük olduğunu, davacının kaza olayında herhangi bir kusurunun bulunmamasına rağmen raporlar arasındaki çelişkiler giderilmeden davacıya %30 oranında kusur izafe edilmesini kabul etmediklerini, maddi tazminat miktarının hatalı ve eksik olduğunu beyan ederek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı vekili sunmuş olduğu istinaf dilekçesi ile kusur oranına ilişkin yapılan tespitin, olayın muhteviyatına uygun düşmediğini, davacının dava dilekçesinde %16,20 oranında malul kaldığını beyan ettiğini, yargılama esnasında ise maluliyet oranının %17 olarak belirlerenek hesaplamaların yapıldığını, bilirkişi tarafından iddia edilen oranla bağlı kalınmaksızın %17 maluliyet oranı üzerinden tazminat hesabı yapılması şeklinde düzenlenen raporun hükme medar olamayacağının açık olduğunu, HMK gereği ıslahın yalnızca bir kez yapılabilecek usuli bir işlem olduğunu, davacının 11.06.2019 tarihli kısmi ıslah dilekçesi ile bu hakkını kullandığını, gelinen aşamada davacının davasını yeniden ıslahına muvafakatleri olmadığından tazminat hesabının %16,20 üzerinden yapılması gerektiğini beyan ederek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.

C. Gerekçe ve Sonuç
1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile “1-Dava, davalı şirketin işçisi olarak çalışmakta olan davacının 12.07.2013 tarihinde geçirdiği iş kazasında yaralanması sonucu oluşan sürekli iş göremezliğine bağlı maddi ve manevi tazminat taleplerine ilişkindir.

2-İşveren vekili …’ın Kocaeli 9. Asliye Ceza Mahkemesinin 2015/328 Esas, 2016/372 Karar sayılı ilamı ile taksirle yaralama suçundan hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiş; UYAP’tan yapılan incelemede Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 08.11.2021 tarih 2019/10896 Esas 2021/7688 Karar sayılı kararı ile işin esası incelenmeksizin ”Basit Yargılama Usulü” uyarınca değerlendirme yapılması gerektiği gerekçesiyle bozulmasına karar verilmiştir. Kurum tahkikat raporuna göre, kazanın meydana gelmesinde davalı şirketin %80, sigortalının %20 oranında kusurlu olduğunun tespit edildiği görülmüştür. Aynı kaza ile ilgili SGK tarafından açılan rücu davası Kocaeli 2. İş Mahkemesinin 2016/117 Esas 2017/292 Karar sayılı dosyası üzerinden görülmüş; dosyada aldırılan iki farklı kusur bilirkişi raporunda da kazanın meydana gelmesinde davalı işverenin %70, kazalı işçinin ise %30 oranında kusurlu olduğu belirtilmiştir. Mahkemece aynı oran hükme esas alınarak davanın kabulüne karar verilmiştir. Kararın istinaf edilmesi üzerine … Bölge Adliye Mahkemesi’nin 33. Hukuk Dairesinin 2018/218 Esas 2019/831 Karar sayılı kararı ile işveren kusuru içinde %5 kusuru olduğu belirtilen …’ın üçüncü kişi değil işveren vekili olması nedeniyle; işverenin kusurunun doğrudan %70 olduğunun kabulü gerektiği gerekçesiyle kararın kaldırılarak %70 işveren kusuru üzerinden davanın yeniden kabulüne karar verilmiştir.

3-Taraflar mahkemenin kusur değerlendirmesine itirazda bulunmuştur.
3.1-Kusur durumunun değerlendirebilmesi için öncelikle olayın oluş şeklinin belirlenmesi gerekmektedir. İlk derece mahkemesince de isabetli şekilde belirlendiği üzere; olay günü rulo saç dilimleme makinesinde çalıştığı sırada makineden dökülen çapakların makine altında bulunan kuyuya düşmeyerek alanda birikmesi üzerine davacının çapakları kuyuya yönlendirmeye çalıştığı; bu sırada davacının ayaklarına çapakların dolandığı ve davacıyı kuyuya doğru çektiği; ardından diğer işçilerin makineye müdahalede bulunması üzerine davacının kurtarıldığı; ancak olay sırasında davacının ayağının kesilerek yaralandığı dosya kapsamı ile sabittir.

3.2-Mahkemece, kazanın meydana gelmesinde her iki taraf da kusurlu bulunmuş; davalı işverenin kusurunun %70, davacı işçinin kusuru ise %30 oranında takdir edilmiştir. Dosya kapsamında aldırılan kusur bilirkişi raporunda da aynı oranlar belirtilmiştir. Bilirkişi raporunda da belirtildiği ve görsellerle ayrıntılı olarak açıklandığı üzere; kaza sırasında makinenin çapaklarının döküldüğü alanlarda, kuyuya düşmeyen çapakların işçilerin bulunduğu alana yayılmasını engellemek için yeterli fiziksel koruma bariyeri kurulmamış olması; bu bariyerlerin kazadan sonra geliştirilmiş ve ilaveler yapılmış olması; kaza tarihinde risk değerlendirmesinde, düşen metal saç çapaklarının işçilerin ayağına dolanması ve zarar vermesi gibi açık bir rizikonun öngörülememiş olması; risk değerlendirmesinde bu riske uygun açıklamalara yer verilip gerekli önlemlerin alınmamış ve işçilerin bu konuda aydınlatılmamış olması; yine kesme işlemi sırasında kuyuya düşmeyen çapakların çok keskin olması nedeniyle tehlikeli olmasına rağmen işçilere uzuvları ile müdahale ettirilerek (çalışma durdurularak bir gereç yardımıyla yapılması mümkün iken) iş güvenliği açısından güvensiz bir çalışma şekli benimsenmiş olması; belirtildiği gibi çapakların zemine yayılmasını engelleyecek ve doğrudan kuyu içine düşmesini sağlayacak nitelikte bariyer oluşturulması ve mutlaka müdahale gerekmesi halinde de makine durdurularak bunun bir gereç yardımıyla ya da otomatik bir sistem ile yaptırılması halinde kazanın önlenmesinin mümkün olması; bunun yerine çok keskin olan çapaklara işçilerin eli ve ayakları ile müdahale ettirilmesi, bu kapsamda iş güvenliğini çalışanın inisiyatifine ve dikkatine bırakılmış olması, bu konuda yeterli eğitim verilmemiş olması karşısında işveren davalının olayda kusurlu olduğu açıktır. Davacı işçinin ise kuyuya düşmeyen ve zemine yayılan çapakları kuyuya sürmek için makineyi durdurarak bir gereç yardımıyla müdahale etmesi mümkün iken uzuvları ile çapakları itekleme suretiyle kuyuya düşürmeye çalışması nedeniyle kusurlu olduğu açıktır. Bu kapsamda, yukarıdaki değerlendirmelere göre kazanın meydana gelmesinde her iki tarafın da kusurunun bulunduğu sabit görülmüştür. Tarafların kusuruna neden olan ihmalleri ve kazaya neden olan etmenler dikkate alındığında; mahkemenin kusur bilirkişi raporu doğrultusunda davalı işvereni %70, davacıyı işçiyi de %30 oranında kusurlu bulmasında bir isabetsizlik görülmemiştir. Keza Sosyal Güvenlik Kurumu’nun açmış olduğu rücu davasında aldırılan her iki bilirkişi raporunda da aynı oranlar belirlenmiş ve mahkemece de aynı kusur oranları kabul edilmiştir. Bu açıklamalar ışığında tarafların kusura ilişkin itirazlarının reddi gerekmiştir.

4-Davalı vekili, davacı tarafın dava dilekçesinde belirtilen %16.2 oranındaki sürekli iş göremezlik derecesi ile bağlı olduğunu; dava dilekçesinin tam ıslah edilmeden bu oranın değiştirilemeyeceğini savunmuştur. Davacının sürekli iş göremezlik derecesi, 03.03.2015 tarihli kurum sağlık kurulu raporu ile %16,2 olarak belirlenmiş; daha sonra 02.02.2015 tarihli yine kurum sağlık kurulu raporu ile bu kere düzeltme kaydıyla %17 oranında belirlenmiştir. Dava dilekçesinde kurum tarafından belirlenen sürekli iş göremezlik derecesinin %16,2 olduğu belirtilmiştir. Davacı tarafın, dava dilekçesinde fazlaya ilişkin haklarını saklı tutmuş olması; %16,2 oranının davanı tarihinden önce olsa da kurum hatası ile yani düzeltme kaydı ile %17 olarak güncellenmiş olması, davacı tarafın ıslah dilekçesinde maddi tazminat miktarın yanında sürekli iş göremezlik derecesinin de %17 olarak ıslah etmiş olmaları karşısında; davacı tarafın ıslahla yaptığı düzeltme beyanınına değer verilmesi gerektiği ve buna göre %17 oranına göre hüküm kurulmasında isabetsizlik bulunmadığı değerlendirilmelidir

5-Davacı vekili hesap bilirkişi raporunun hatalı olduğunu ve tazminatın eksik hesaplandığını belirtmiş ise de bu konuda açık bir itiraz nedeni ileri sürmemiştir. Raporun incelenmesinde, kamu düzenine aykırı bir hesaplama yöntemine rastlanmamış; aktif ve pasif dönemler belirlenmiş, işleyecek dönem için iskonto uygulanmış; aktif dönem için bilinen ücret ya da toplu iş sözleşmesine göre hesaplama yapılmıştır. Yine Türk Borçlar Kanunu’nun 55. maddesine uygun olarak; SGK tarafından bağlanan gelirin peşin sermaye değeri ve ödenen iş göremezlik ödemelerinin rücuya tabi kısımları tazminattan indirilmiştir. Buna göre istinaf nedenlerine göre bu itiraz da haklı görülmemiştir.

6-Davacı vekili hükmedilen manevi tazminatın düşük olduğu savıyla itirazda bulunmuştur. Davacının talebi 30.000,00 TL manevi tazminat olup; mahkemece 17.000,00 TL’ye hükmedilmiştir. Davacının %30 oranında kusurlu bulunması; kaza tarihinin hüküm tarihine göre eski olması, kaza tarihinden sonra da davacının aynı işyerinde çalışmaya devam etmiş olması; sürekli iş göremezlik derecesi dikkate alınarak hükmedilen 17.000,00 TL manevi tazminatın dosya kapsamına uygun olduğu değerlendirilmiştir.

7-Yukarıda açıklanan nedenlerle; tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına; dayandıkları belgelere; hukuki ilişkinin nitelendirilmesine; vakıa mahkemesi hakiminin objektif, mantıksal ve hayatın olağan akışına uygun, dosyadaki verilerle çelişmeyen tespitlerine ve uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kurallarına göre; ilk derece mahkemesinin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde isabetsizlik bulunmadığı; kararın usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu kanaatine varılarak; tarafların istinaf başvurularının 6100 sayılı HMK’nın 353/1-b-1 maddesi uyarınca esastan reddine karar verilmesi gerekmiştir.” gerekçesine dayalı olarak;

8- “Tarafların istinaf başvurularının HMK’nın 353/1-b.1 maddesi uyarınca ayrı ayrı esastan reddine,” karar verilmiştir.

V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.

B. Temyiz Sebepleri
Taraf vekilleri sunmuş olduğu temyiz dilekçeleri ile istinaf dilekçelerinde yer alan itirazlarını yinelemek suretiyle Bölge Adliye Mahkemesi kararının ortadan kaldırılmasına, İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir.

C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, davacı sigortalının iş kazasından doğan maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.

2. İlgili Hukuk
1.6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri,

2.6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 417 inci maddesi, 5510 sayılı Kanun’un 13, 16 ve 20 nci maddeleri ile 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun 4 üncü maddeleri

3.6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 110, 362, 366 ncı maddesi atfıyla aynı Kanun’un 352 nci maddeleri hükümleridir.

3. Değerlendirme
1. Davacı vekilinin manevi tazminata yönelik temyiz istemi yönünden,
Temyizen incelenen kararda, davacı vekilinin 30.000,00 TL manevi tazminat isteminde bulunduğu, Mahkemece manevi tazminat yönünden 17.000,00 TL’ye hükmedildiği anlaşılmakla tazminat hükmünün Bölge Adliye Mahkemesi karar tarihi itibari ile kesinlik sınırı olan 107.090,00 TL’nin altında kaldığı anlaşıldığından davacı vekilinin bu kısma yönelik temyiz itirazlarının aşağıdaki şekilde reddine karar verilmiştir.

2. Taraf vekillerinin maddi tazminata yönelik temyiz istemleri yönünden,
2.1. Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.

2.2. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup taraf vekilleri tarafından temyiz dilekçelerinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
1. Davacı vekilinin manevi tazminata yönelik temyiz dilekçesinin miktardan REDDİNE,

2. Taraf vekillerinin hükmedilen maddi tazminata yönelik temyiz istemleri yönünden Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,

Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,04.05.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.