Yargıtay Kararı 10. Hukuk Dairesi 2022/7709 E. 2022/12345 K. 12.10.2022 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 10. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2022/7709
KARAR NO : 2022/12345
KARAR TARİHİ : 12.10.2022

Bölge Adliye
Mahkemesi : … Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi
No :

Dava, rücuan tazminat istemine ilişkindir.
İlk Derece Mahkemesince, hükümde belirtilen gerekçelerle davanın kabulüne dair verilen karara karşı davalılardan … … A.Ş vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine, … Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesince istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir.
… Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesince verilen kararın, davalı … … A.Ş vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteklerinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
I-İSTEM
Davacı Kurum vekili; sigortalılarından … sicil sayılı … davalı … … …. San. Tic. Ltd. Şti.’nin alt işveren, diğer davalı … … TAŞ’nin asıl işveren olduğu iş yerinde 14/02/2017 tarihinde geçirdiği iş kazası sonucu vefat ettiğini, sigortalının vefatına yol açan iş kazasının, davalı işverenlerin işçi sağlığı ve iş güvenliği kurallarına uymaması denetim ve gözetim yapmaması sonucu meydana geldiğini, işçinin çalıştığı oramın iş güvenliği açısından yetersiz olup olumsuz çalışma koşullarının kazada etken olduğunu, olay sebebi ile düzenlenen iş güvenliği müfettiş raporunda davalıların olayda kusurlu olduğunun belirlendiği, ayrıca asıl işveren … … TAŞ’nin meydana gelen kurum zararından 5510 sayılı yasanın 12. Maddesi gereği alt işveren ile birlikte sorumlu olduklarını, hak sahibi dosyasında ve ceza dosyasında 5510 sayılı yasanın 21. Maddesine uygun olarak yapılmayan kusur tespitlerinin kurumlarına bağlanmadığını, davalıların olayda %100 kusurlu olduğu kabul edilerek karar verilmesini talep ettiklerini, sonuç olarak 10,00 TL gelirin onay tarihinden, 10,00 TL tedavi masrafının sarf ve ödeme tarihlerinden itibaren hesaplanacak yasal faiz ile teselsül sorumluluk ilkesi de dikkate alınarak davalıdan tahsiline, tüm yargılama giderlerinin ve vekalet ücretinin teselsül sorumluluk ilkesi de dikkate alınarak davalılara yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
II-CEVAP
Davalı … … vekili 16/01/2018 tarihli cevap dilekçesi ve duruşmalardaki beyanlarında özetle; mütevveffa işçi …’ın davalılardan … … Fab. T.A.Ş tarafından işletilmekte olan fabrikada alt yüklenici olarak çalışan müvekkil şirket … … nezdinde montaj işçisi olarak görev yaptığını, olayın meydana geldiği 14/02/2017 tarihinde saat:10:20 sularında zemin kotunda dökülen mucurların seriminin yapıldığı esnada, mütevveffa … kazı yapılan yerde kepçenin pota araba konsoluna zarar vermesini engellemek amacıyla kepçe operatörünü yönlendirdiği sırada, mütevveffa ve diğer çalışanların bulunduğu alanın üst kotunda, gerek müvekkil şirket yetkililerinin ve görevlilerinin ve gerekse sahada çalışan diğer tüm personelin bilgisi dışında, diğer davalı … … Fab T.A.Ş.’de çalışma yapılması nedeniyle işbu kazanın meydana geldiğini, mütevveffa işçinin ölümünde müvekkil şirketin kusurunun bulunmadığını beyanla davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı … vekili 19/01/2018 tarihli cevap dilekçesi ve duruşmalardaki beyanlarında özetle; Diğer davalı … … ile akdedilen sözleşmenin 16.3 maddesi gereğince; diğer davalı firma, iş süresince her türlü emniyet tedbirini alacak olup, bu konuda meydana gelebilecek her türlü zarardan sorumlu olduğunu, hal böyle iken müvekkil şirketin sorumluluğundan bahsedilmesinin usul ve yasaya aykırı olması nedeniyle davanın reddini talep etmiştir.
III-MAHKEME KARARI
A-İLK DERECE MAHKEME KARARI
İlk Derece Mahkemesince; “… 1-Davanın kabulüne;
2-Davalı işverenlerin sorumlu olduğu toplam % 100 kusur karşılığı sigortalı müteveffa …’ın hak sahipleri … için bağlanan kusurlu peşin sermaye değerli gelir tutarının 187.031,20 TL olduğu, sigortalı … için yapılan cenaze masrafının 531,00 TL olduğunun tespiti ile, toplam 187,562,20 TL rücu alacağından talep miktarıyla bağlı kalınarak;
a.10,00 TL gelirin 20.10.2017 onay tarihinden itibaren,
b.10,00 TL cenaze masrafının 30.03.2017 ödeme tarihinden itibaren işleyecek yasal faizleriyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine, ” karar verilmiştir.
B-BAM KARARI
… Bölge Adliye Mahkemesince; Davalı … … T.A.Ş. vekilinin istinaf başvurusunun HMK’nın 353/1-b.1 maddesi uyarınca esastan reddine; dair karar verilmiştir.
IV-TEMYİZ KANUN YOLUNA BAŞVURU VE NEDENLERİ:
Davalı … … A.Ş şirket vekili, kusursuz olduklarını, gerekli önlemlerin alındığını 3. kişi olduklarını ve sorumulluklarının bulunmadığını beyanla davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
V-İLGİLİ HUKUK KURALLARI VE İNCELEME:
1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillere ve hükmün dayandığı gerektirici sebeplere göre temyiz eden taraf vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine,
2-Dava; İş kazası sonucu vefat eden sigortalı hak sahiplerine bağlanan gelir ve yapılan ödemelerin tahsili istemine ilişkin olup, davanın yasal dayanağı olay tarihinde yürürlükte bulunan ve 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu 21. maddesidir.
Eldeki davada, mahkeme hükmüne esas alınan kusur raporunda; davalı … … A.Ş’nin %70 oranında, davalı … … %30 oranında, davalı … … A.Ş çalışanı …’nın davalı … … A.Ş in %70’lik kusuru içerisinde değerlendirilmek üzere kaza olayının meydana gelmesinde %2,5 oranında, davalı … … A.Ş çalışanı …’ün davalı … … A.Ş’in %70’lik kusuru içerisinde değerlendirilmek üzere kaza olayının meydana gelmesinde %2,5, davalı … … A.Ş çalışanı …’ün davalı … … A.Ş’in %70’lik kusur içerisinde değerlendirilmek üzere kaza olayının meydana gelmesinde %5 oranında kusurlu olduğu, diğer davalı … … şirketi formeni/işveren vekili Bayram Kuyucu’nun meydana gelen kaza olayında davalı … … %30 oranındaki kusuru içerisinde %5 oranında kusurlu olduğunun, dava dışı kazalı müteveffa …’ın atfı kabil kusurunun bulunmadığının rapor edildiği kusur raporu hükme esas alınarak, hak sahipleri için bağlanan kusurlu peşin sermaye değerli gelir tutarının 187.031,20 TL olduğu, sigortalı … için yapılan cenaze masrafının 531,00 TL olduğu, toplam rücu alacağının 187.562,20 TL olduğunun tespitine, taleple bağlı kalınarak 10,00 TL gelirin 20/10/2017 onay tarihinden, 10,00 TL cenaze masrafının 30/03/2017 ödeme tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmiş ise de karar eksik inceleme ve araştırmaya dayalıdır.
5510 sayılı Kanunun 21/1. maddede işverenin, 21/4. maddede üçüncü kişinin rücu alacağından sorumlulukları düzenlenmiş olup bu maddelere göre açılan rücuan tazminat davalarında işveren ile üçüncü kişi arasında müteselsil borçluluk ilişkisi bulunduğundan konuya ilişkin olarak 818 sayılı Borçlar Kanununun irdelenmesi de gerekmektedir.
Söz konusu Kanunun 141 – 148. maddelerinde müteselsil borçlara yer verilmiş olup 141. maddede, alacaklıya karşı, her biri borcun tümünden sorumlu olma yükümü altına girdiklerini beyan eden birden çok borçlu arasında teselsül bulunduğu, böyle bir beyanın yokluğunda teselsülün ancak kanunun belirlediği durumlarda olacağı, 142. maddede, alacaklının, müteselsil borçluların tümünden veya birinden borcun tamamen veya kısmen ödenmesini istemekte serbest olduğu, borç tamamen ödeninceye dek borçluların tümünün sorumluluklarının devam edeceği, 145. maddede, yaptığı ödeme veya takas ile borcun tamamını veya bir kısmını sona erdirmiş olan müteselsil borçlulardan birinin, sona eren borç oranında diğer borçluları borçtan kurtarmış olacağı, 146. maddede, borcun niteliğinden aksi anlaşılmadıkça, müteselsil borçlulardan her birinin alacaklıya yapılan ödemeden birbirine eşit birer payı üzerine almak zorunda olduğu ve payından çok ödeme yapanın, fazla tutar yönünden diğer borçlulara rücu hakkının bulunduğu, 147. maddede, rücu hakkından yararlanan müteselsil borçlulardan her birinin, ödediği tutar oranında alacaklının haklarına halef olacağı bildirilmiştir. Diğer taraftan Kanunun haksız eylem yönünden müteselsil sorumluluğa ilişkin 50. maddesinde, birden çok kimseler birlikte bir zarara sebebiyet verdikleri takdirde, önayak olan (kışkırtan) ile asıl gerçekleştiren ve yardımcı olanların, ayırım gözetilmeksizin müteselsilen sorumlu olacakları, hakimin, bunların birbiri aleyhinde rücu hakları olup olmadığını takdir ve gerektiğinde bu rücunun kapsamının derecesini saptayacağı belirtilmiş, çeşitli nedenlerin birleşmesi bakımından müteselsil sorumluluğa dair 51. maddesinde, birden çok kimseler çeşitli nedenlere (haksız eylem, sözleşme, kanun) dayanarak sorumlu oldukları takdirde haklarında, birlikte bir zarara sebebiyet veren kimselere ilişkin hükümlere göre işlem yapılacağı, kural olarak haksız bir eylemi ile zarara sebebiyet vermiş olan kimsenin en önce, tarafından hata gerçekleşmemiş ve üzerine borç alınmamış olmasına karşın yasal olarak sorumlu olan kimsenin de en sonra, zarar ile yükümlü tutulacağı açıklanmıştır.

Müteselsil borç, birden çok borçlunun alacaklıya karşı borcun tümünden sorumlu olduğu, alacaklının tamamen veya kısmen edayı her bir borçludan isteyebildiği, eda tamamen yerine getirilinceye dek borçluların sorumluluklarının süregeldiği, her borçlunun iç ilişkideki payına bakılmaksızın borcun tamamını ifa etmekle yükümlü olduğu, borçlulardan birinin borcu ödemesi durumunda diğerlerinin de alacaklıya karşı borçtan kurtulduğu, borcun, her bir borçlu yönünden tali değil asli nitelik taşıdığı, alacaklı karşısında birden çok borç ve borçlunun bulunduğu borç ilişkisidir. Bu ilişkide ifa, asıl alacağı ortadan kaldırmayıp alacak hakkı, ödeme yapmak suretiyle rücu hakkını kazanan borçluya geçtiğinden, anılan borçlu, alacaklının halefi olarak diğerlerine rücu edebilmektedir. Bununla birlikte, rücua konu olan borcun müteselsil niteliği bulunmadığından, sorumluluktan kurtulmak için her borçlunun borcun tümü yerine, kendine düşen payını ödemesi yeterli olmaktadır ki burada kanundan doğan halefiyet söz konusudur. Kuşkusuz, ödeme yapan borçlu ile alacaklının öncesinde, halefiyeti ortadan kaldırıcı sözleşme yapmak yetkileri de bulunmaktadır. Öğreti ve yargı kararlarında, borçların aynı sebepten doğması durumuna “tam teselsül” denilmekte ve değinilen 50. maddenin bunu karşıladığı ifade edilmekte, borçların farklı nedenlerden (kanun, sözleşme, haksız eylem) doğması halinde ise “eksik teselsül”ün varlığından söz edilerek 51. maddenin de bunu tanımladığı kabul edilmektedir. 50. maddede, aynı zarardan dolayı birden çok kişinin birlikte müteselsilen sorumlu tutulmaları, birden çok kişinin ortak kusurlarıyla zarara birlikte sebebiyet vermiş olmaları koşuluna bağlanmıştır. 51. maddede ise, müteselsil sorumluluk, ortak kusur yerine farklı hukuksal nedenlere bağlanmıştır ve bunlar kanun, sözleşme veya haksız eylemdir. Birden çok kişi, kanun, sözleşme veya haksız eylem nedeniyle aynı zarar için, zarara uğrayana karşı sorumlu iseler, bunlar arasında, bir zarara ortaklaşa sebep olanlar hakkındaki dönmeye (rücu) ilişkin kurallar uygulanmakta, kural olarak ilk önce, haksız eylemiyle zarara yol açan sorumlu tutulmakta, en son olarak da kusuru olmaksızın ve sözleşme gereği sorumluluğu olmadığı halde kanun hükmü gereğince sorumlu tutulan kişiye başvurulmaktadır. Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 09.10.2013 gün ve 2013/9-1559 Esas – 2013/1461 Karar, 15.05.2015 gün ve 2013/17-2267 Esas – 2015/1352 Karar, 19.06.2015 gün ve 2013/10-2281 Esas – 2015/1727 Karar, 24.06.2015 gün ve 2014/13-19 Esas – 2015/1743 Karar sayılı ilamlarında aynı görüşlere yer verilmiştir.
Önemle vurgulanmalıdır ki 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununda eksik ve tam teselsül ayırımına son verilmiş, 61. maddede, birden çok kişi birlikte bir zarara sebebiyet verdikleri veya aynı zarardan çeşitli sebeplerden dolayı sorumlu oldukları takdirde, haklarında müteselsil sorumluluğa ilişkin hükümlerin uygulanacağı, 62. maddede, tazminatın aynı zarardan sorumlu müteselsil borçlular arasında paylaştırılmasında, bütün durum ve koşullar, özellikle onlardan her birine yüklenebilecek kusurun ağırlığı ve yarattıkları tehlikenin yoğunluğunun göz önünde tutulacağı, tazminatın kendi payına düşeninden fazlasını ödeyen kişinin, bu fazla ödemesi için, diğer müteselsil sorumlulara karşı rücu hakkına sahip ve zarar görenin haklarına halef olacağı bildirilmiştir.
İşveren veya üçüncü kişiye karşı açılan davalarda 5510 sayılı Kanunun 21. maddesine göre rücu alacağından sorumluluk belirlenirken kural olarak, işveren yönünden 1. fıkraya göre gelirin başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değeri ile yargılamada yöntemince hesaplanacak gerçek (maddi) zarar karşılaştırması yapılıp düşük (az) olan tutar esas alınmalı, üçüncü kişi bakımından 4. fıkra gereğince gerçek zarar gözetilmeksizin gelirin ilk peşin sermaye değerinin yarısı benimsenmeli ve bunlara kusur oranları uygulanmalı ise de işveren ve üçüncü kişinin birlikte taraf olarak yer aldığı, başka anlatımla aynı anda 1. ve 4. fıkralara dayalı uyuşmazlıklarda, fıkralarda yer alan hükümlerin nasıl anlaşılması ve giderek ne şekilde uygulama yapılması gerektiği önem arz etmektedir.
Sigortalının iş kazası veya meslek hastalığına uğramasına birden çok kişinin birlikte kusurlarıyla neden olmaları durumunda, anılan 50. ve 51. maddeler (6098 sayılı Kanunun 61. ve 62. maddeleri) gereğince teselsül hükümleri kapsamında bu kişilerin birlikte sorumlulukları vardır ve 146. maddeye (6098 sayılı Kanunun 62. maddesine) göre, kendi payından fazlasını ödeyenin diğer müteselsil borçlulara karşı rücu hakkı saklı kalmak kaydıyla, her bir borçlu yönünden kusurlarına karşılık gelen miktar ayrılmaksızın teselsül kurallarına göre sorumluluklarına karar verilmelidir. İş kazası veya meslek hastalığına birlikte sebebiyet veren sorumluların işveren ve üçüncü kişi olması durumunda ise, işverenin müteselsilen sorumlu olacağı tutar, 1. fıkra gereğince kendi kusur payı gözetilerek sorumlu tutulacağı miktarın (gelirin ilk peşin sermaye değeri X işverenin kusur oranı), üçüncü kişinin 4. fıkraya göre sorumlu olacağı tutar (gelirin ilk peşin sermaye değerinin yarısı X üçüncü kişinin kusur oranı) ile toplamı kadar olmalı, kanun koyucunun getirdiği “gelirin ilk peşin sermaye değerinin yarısı” sınırlaması karşısında üçüncü kişinin müteselsilen sorumlu tutulacağı miktarın ise, gelirin ilk peşin sermaye değerinin yarısı ile işveren de dahil olmak üzere tüm davalıların kusurları toplamının çarpımı sonucu elde edilecek tutar kadar olması gerekmektedir. Bu yaklaşım ve uygulama, işvereni, iç ilişkide üçüncü kişiye rücu edemeyeceği miktarı Kuruma ödemek zorunda bırakmadığından da hakkaniyete uygundur.
Belirtilen açıklamalar ışığında somut olaya dönüldüğünde, Mahkemece, söz konusu iş kazası nedeniyle, asıl işveren davalı … … A.Ş.’nin yukarıda açıklanan açıklamalar ışığında teselsüle dayalı sorumluluğu, 5510 sayılı Yasanın 21/4 maddesine göre belirlenmeli ve sonucuna göre karar verilmelidir.
Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular göz ardı edilerek eksik araştırma ve inceleme sonucu yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm kurulması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O hâlde, davalı … … A.Ş vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve … Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesinin istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin kararının kaldırılarak İlk Derece Mahkemesince verilen hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: … Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi kararının HMK’nın 373/1 maddesi gereği kaldırılarak temyiz edilen ilk derece mahkemesi hükmünün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde temyiz eden ilgiliye iadesine, dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 12/10/2022 gününde oybirliğiyle karar verildi.