YARGITAY KARARI
DAİRE : 10. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2022/8843
KARAR NO : 2022/12590
KARAR TARİHİ : 18.10.2022
Mahkemesi : Adana Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesi
No :
Dava, hizmet tespiti istemine ilişkindir.
İlk Derece Mahkemesince, hükümde belirtilen gerekçelerle davanın kısmen kabulüne dair verilen karara karşı, davalı taraf vekilleri ve fer’i müdahil Kurum vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine, Adana Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesince istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir.
Adana Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesince verilen kararın, davalı taraf vekilleri ve fer’i müdahil Kurum vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteklerinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
I-İSTEM
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle, davacının, davalı şirketler nezdinde askerlik görevini yerine getirdiği 21/05/1998-25/11/1999 dönemi dışında kalan, 03/04/1996-21/05/1998 ve 25/11/1999-20/11/2001 tarihleri arasında kesintisiz ve sürekli çalıştığının tespitine karar verilmesini istemiştir.
II-CEVAP
Davalı şirketler vekili cevap dilekçesinde özetle, davacının davalı işyerinde sigortalı olarak 20/11/2001-07/09/2013 tarihleri arasında çalıştığını, buna ilişkin tüm hak ve alacaklarını Mersin 5. İş Mahkemesinin 2016/85 esas sayılı dava dosyasında yapılan yargılama sonucu aldığını belirterek, haksız ve mesnetsiz açılan davanın reddini istemiştir.
Feri müdahil Kurum vekili cevap dilekçesinde özetle, davanın reddini istemiştir.
III-MAHKEME KARARI
A-İLK DERECE MAHKEME KARARI
Mahkemece, yapılan yargılama sonucunda, davanın kısmen kabulü ile; davacının 03/04/1996-21/05/1998 ve 25/11/1999-20/11/2001 tarihleri arasında her ay 12 gün olmak üzere davalılar adına kayıtlı işyerinde çalıştığının tespitine, fazla istemin reddine karar verilmiştir.
B-BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI
Tarafların iddia ve savunmalarına, dosya kapsamına, hükmün dayandığı deliller ve kanuni gerektirici sebeplere, delillerin taktirinde isabetsizlik görülmemesine göre, mahkeme hükmüne karşı davalılar vekili ve fer’i müdahil Kurum vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
IV-TEMYİZ KANUN YOLUNA BAŞVURU VE NEDENLERİ
Davalı şirketler vekili, davanın hak düşürücü süreden reddinin gerektiğini, yetersiz tanık beyanları ile karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, temyizen bozulmasını istemiştir.
Fer’i müdahil Kurum vekili, davanın hak düşürücü süre yönünden reddinin gerektiğini, mahkemece eksik inceleme ve araştırma ile karar verildiğini belirterek, temyiz incelemesi sonucu bozulmasını istemiştir
V-İLGİLİ HUKUK KURALLARI VE İNCELEME
5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun Geçici 7. maddesi uyarınca davanın yasal dayanağı 506 sayılı Kanunun 79/10. maddesidir. Anılan Kanunun 6. maddesinde ifade edildiği üzere, “sigortalı olmak hak ve yükümünden kaçınılamaz ve vazgeçilemez.” Anayasal haklar arasında yer alan sosyal güvenliğin yaşama geçirilmesindeki etkisi gözetildiğinde, sigortalı konumunda geçen çalışma sürelerinin saptanmasına ilişkin davalar, kamu düzenine ilişkin olduğundan, özel bir duyarlılık ve özenle yürütülmesi zorunludur. Bu bağlamda, hak kayıplarının ve gerçeğe aykırı sigortalılık süresi edinme durumlarının önlenmesi, temel insan haklarından olan sosyal güvenlik hakkının korunabilmesi için, bu tür davalarda tarafların gösterdiği kanıtlarla yetinilmeyip, gerek görüldüğünde resen araştırma yapılarak kanıt toplanabileceği de göz önünde bulundurulmalıdır.
Diğer taraftan, 506 sayılı Kanunun 79/10. maddesi hükmüne göre; Kuruma bildirilmeyen hizmetlerin sigortalı hizmet olarak değerlendirilmesine ilişkin davanın, tespiti istenen hizmetin geçtiği yılın sonundan başlayarak 5 yıl içinde açılması gerekir. Bu yönde, anılan madde hükmünde yer alan hak düşürücü süre; yönetmelikle tespit edilen belgeleri işveren tarafından verilmeyen veya çalışmaları Kurumca tespit edilemeyen sigortalılar için geçerlidir. Bir başka anlatımla; sigortalıya ilişkin olarak işe giriş bildirgesi, dönem bordrosu gibi yönetmelikte belirtilen belgelerin Kuruma verilmesi ya da çalışmaların Kurumca tespit edilmesi halinde; Kurumca öğrenilen ve sonrasında kesintisiz biçimde devam eden çalışmalar bakımından hak düşürücü sürenin geçtiğinden söz edilemez. Ne var ki; sigortalının Kuruma bildiriminin işe giriş tarihinden sonra yapılması, bir başka ifade ile sigortalının hizmet süresinin başlangıçtaki bir bölümünün Kuruma bildirilmeyerek sonrasının bildirilmesi ve Kuruma bildirimin yapıldığı tarihten önceki çalışmaların, bildirgelerin verildiği tarihide kapsar biçimde kesintisiz devam etmiş olması halinde, Kuruma bildirilmeyen çalışma süresi yönünden hak düşürücü sürenin hesaplanmasında; bildirim dışı tutulan sürenin sonu değil, kesintisiz olarak geçen çalışmaların sona erdiği yılın sonu başlangıç alınmalıdır.
Dosya içerisindeki kayıt ve belgelerden, 3.4.1978 doğumlu davacı adına 20.11.2001 ve 12.2.2004 tarihli işe giriş bildirgelerinin Kuruma verildiği, hizmet döküm cetvelinin incelenmesinde, 20.11.2001-12.7.2003, 12.2.2004-30.11.2010 ve 1.12.2010-30.9.2013 tarihleri arasında davalı şirket işyerlerinden kısmi bildirimlerinin bulunduğu, davacının 21.5.1998-25.11.1999 tarihleri arasında askerlik hizmetini yerinde getirdiği, dosyaya getirtilen ticaret sicil kayıtlarına göre, davalı şirketlerin aynı adreste faaliyet gösterdikleri ve ortaklarının aynı kişiler olduğundan bahisle aralarındaki organik bağın tespit edildiği, bordro tanıklarının dinlendiği anlaşılmaktadır.
İnceleme konusu eldeki davada, davacı, davalı şirketler nezdinde 21/05/1998-25/11/1999 arası askerlik dönemi dışında kalan, 03/04/1996-21/05/1998 ve 25/11/1999-20/11/2001 tarihleri arasında kesintisiz ve sürekli çalıştığının tespitini istemiş, mahkemece, davacının 03/04/1996-21/05/1998 ve 25/11/1999-20/11/2001 tarihleri arasında her ay 12 gün olmak üzere davalılar adına kayıtlı işyerinde çalıştığının tespitine, fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmiş ise de, davanın 07.06.2016 tarihinde açılmış olması karşısında, davacı imzalı ilk işe giriş bildirgesinin verildiği 20.11.2001 tarihi öncesi dönem yönünden hak düşürücü sürenin irdelenmemesi yerinde olmamıştır.
Mahkemece yapılması gereken iş, hak düşürücü süre değerlendirmesi yapılıp, oluşacak sonuç uyarınca karar vermek olmalıdır.
Açıklanan maddi ve hukuki esaslar gözetilmeden yanılgılı değerlendirme ile yazılı biçimde karar verilmesi, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O halde, davalı taraf vekilleri ve fer’i müdahil Kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve Adana Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesinin istinaf başvurularının esastan reddine ilişkin kararının kaldırılarak, İlk Derece Mahkemesince verilen hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Adana Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi kararının HMK’nın 373/1. maddesi gereğince kaldırılarak, temyiz edilen ilk derece mahkemesi hükmünün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde temyiz eden ilgililere iadesine,
kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine, dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine, Üyeler … ve …’ın muhalefetlerine karşı, Başkan … ile Üyeler ……. ve …’nın oyları ve oy çokluğuyla, 18/10/2022 gününde karar verildi.
(M)
(M)
T.H.
KARŞI OY
Kuruma bildirilmeyen sigortalı çalışmaların tespitine ilişkin dava şartları, 506 sayılı Kanunun 79/10. maddesinde belirtilmiştir. Bunlar; 506 sayılı Kanun kapsamında sigortalı sayılma, yönetmelikte belirtilen belgelerin işveren tarafından kuruma verilmemiş olması ya da çalışmaların Kurum tarafından saptanmaması ve davanın beş yıllık hak düşürücü süre içinde açılmış olması şeklinde ifade edilmiştir. Sayın çoğunluk ile aramızdaki ihtilaf davanın hak düşürücü süre içinde açılıp açılmadığı noktasından kaynaklanmaktadır.
Bildirimsiz kalan sigortalı çalışmaların tespiti davalarının, tespiti istenen hizmetin geçtiği yılın sonundan başlayarak beş yıl içinde açılabileceği öngörülmüştür. Bu sürenin hak düşürücü bir süre olduğu Yargıtay’ın yerleşmiş, oturmuş görüşlerindendir.
506 sayılı Kanunun 79/1 maddesinde açıkça, işveren tarafından sigortalılara ilişkin hangi belgeleri Kuruma vermesi gerektiğinin yönetmelikle düzenleneceği belirtilmiştir. Atıf yapılan Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliği’nde, işveren tarafından Kuruma verilmesi gereken belgeler; işe giriş bildirgesi, aylık sigorta primleri bildirgesi, dönem bordrosu vs. olarak belirtilmiştir. Bu belgelerden herhangi birinin Kuruma verilmesi veya Kurum tarafından fiilen ya da kayden sigortalı çalışma olgusunun tespiti halinde hak düşürücü süreden söz edilemeyecektir.
Kesintili çalışma halinde de, yukarıda açıklanan hususlar her bir çalışma dönemi açısından geçerli olacaktır.
Yönetmelikte belirtilen işe giriş bildirgesinin, sigortalı işe alınır alınmaz düzenlenerek Kuruma verilmesi gerekirken, somut uyuşmazlıkta olduğu gibi, çalışmaya başlandıktan bir süre sonra verildiği sıkça karşılaşılan bir durumdur. Bu nedenle işe giriş bildirgesinden önceki çalışmalar, işe giriş bildirgesi sonrasında da kesintisiz olarak devam etmiş ise; başka bir anlatımla blok bir çalışma dönemi varsa bu dönem içerisinde işe giriş bildirgesinin Kuruma verilmesi halinde hak düşürücü süreden söz edilmeyecektir. Zira işe giriş bildirgesi verilmekle sigortalının çalışmasından Kurum haberdar olduğundan, artık gerekli denetimleri yapmak sigortalının sigortalı hizmetlerinin eksiksiz bildirilmesini sağlamak Kurum sorumluluğundadır. Denetim görevini yapmayan Kurum’un kendi kusurundan yaralaması düşünülemez.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 26.02.2003 gün ve 2003/21-44- 98, 23.04.2004/21- 369-371 27.02.2008 gün ve 2008/21-163-207, 14.11.2012 gün ve 2012/21-735-795 ve 2017/21-2177- 2019/836, 2017/21-2463- Esas ve Karar sayılı ilamlarında da aynı ilkeler benimsenmiştir
Somut olayda da, davacının çalışmalarının talep edilen dönemde blok halinde geçtiği bir kısım çalışmalarının 20.11.2001 tarihinden itibaren kuruma bildirildiği bu tarihten itibaren çalışmalarına ara vermediği anlaşıldığından hak düşürücü sürenin geçmediği açıktır. Mahkemece de bu şekilde kabul edilmesi isabetlidir. Kararın onanması gerektiğinde çoğunluğun bozma görüşüne katılmıyoruz.