Yargıtay Kararı 10. Hukuk Dairesi 2022/9666 E. 2022/12618 K. 18.10.2022 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 10. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2022/9666
KARAR NO : 2022/12618
KARAR TARİHİ : 18.10.2022

Bölge Adliye
Mahkemesi : Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi
No :

Dava, hizmet tespiti istemine ilişkindir.
İlk Derece Mahkemesince, hükümde belirtilen gerekçelerle davanın kabulüne dair verilen karara karşı fer’i müdahil Kurum vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine, Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesince verilen kararın, fer’i müdahil Kurum vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
I-İSTEM
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkilinin 13.01.2002 tarihinde davalı şirket nezdinde iş akdi ile çalışmaya başlamasına rağmen 04.06.2002 tarihinde sigorta girişinin yapıldığını ve 01.01.2003 tarihinde sigorta çıkışının yapıldığını, ancak davacının davalı şirket nezdindeki çalışmasının kesintisiz olarak devam ettiğini, sigortasız olarak geçen bu dönemde sigorta girişinin yapılması için davacının sürekli olarak işverene başvuruda bulunduğunu, bunun üzerine 28.03.2006 tarihinde davacının sigorta girişinin yeniden yapıldığını ve 31.12.2006 tarihinde davacının sigorta çıkışının verildiğini, buna rağmen davacının davalı şirketteki çalışmasının kesintisiz olarak devam ettiğini ve eşinin başka bir ilde çalışmaya başlaması nedeniyle 27.01.2007 tarihinde davalı şirket nezdindeki işinden ayrıldığını, 10.01.2002 tarihinde kanun kapsamına alınan davalı şirketin kuruluşunun 5 yılı yılı münasebetiyle 13.01.2007 tarihinde düzenlenen ve davacı … …’ya teşekkür belgesi verildiğini, bu belge ile davacının davalı şirket nezdinde 27.01.2007 tarihine kadar çalıştığının açıkça görüldüğünü iddia ederek davacının; a-13.01.2002 ile 03.06.2002 tarihleri arasında, b-02.01.2003 – 27.03.2006 tarihleri arasında, c-01.01.2007 – 27.01.2007 tarihleri arasında, davalı şirket nezdinde iş akdi ile kesintisiz çalıştığının tespit edilerek primlerin davalı işverenlik tarafından yatırılmasını, mahkeme masraf ve ücreti vekaletin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
II-CEVAP
Feri Müdahil Kurum vekili cevabında özetle; çalışma olgusunun varlığının zorunlu olduğunu, eylemli veya gerçek biçimde çalışmanın varlığının saptanmadıkça hizmet akdine dayanılarak dahi sigortalılıktan söz edilemeyeceğini, bu tür davaların 5510 Sayılı Yasa’nın 86/9. maddesi gereğince 5 yıllık hak düşürücü süreye tabi olduğunu, hizmetin geçtiği yılın sonundan itibaren dava tarihine kadar 5 yıl geçmiş ise davanın hak düşürücü süre yönünden reddinin gerektiğini, ücretin sigortalı çalışmanın koşulu olduğunu, bu gibi durumlarda ücret alma olgusunun var olup olmadığının özellikle saptanması gerektiğini iddia ederek davanın reddini talep etmiştir.
Davalı şirket vekili davaya cevap vermemiştir.
III-MAHKEME KARARI
A-İLK DERECE MAHKEME KARARI
Davanın kabulü ile,
1-Davacının 13/01/2002 – 03/06/2002 tarihleri arasında, 02/01/2003 – 27/03/2006 tarihleri arasında ve 01/01/2007 – 27/01/2007 tarihleri arasında … sicil numaralı …. İnş. Nak. Tic. A.Ş. ünvanlı iş yerinde çalıştığının tespitine, karar verilmiştir.
B-BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI
Feri müdahil … vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 353/1-b.1. maddesi gereğince esastan reddine, karar verilmiştir.
IV-TEMYİZ KANUN YOLUNA BAŞVURU VE NEDENLERİ:
Feri müdahil Kurum vekili, hak düşürücü sürenin geçtiğini, tanıkların davacı ile aynı dönemde çalışıp çalışmadıkları hususu net bir şekilde tespit edilemediğini, fiili çalışmanın araştırılması gerektiğini, kararın bozulmasını talep etmiştir.
V-İLGİLİ HUKUK KURALLARI VE İNCELEME:
Hizmet tespitine ilişkin davaların yasal dayanağını oluşturan 506 sayılı Yasa’nın 79 ve 5510 sayılı Yasa’nın 86/9. maddesi bu tip hizmet tespiti davaları için özel bir ispat yöntemi öngörmemiş ise de, Yargıtay’ın yerleşmiş içtihatlarında vurgulandığı gibi davanın niteliği kamu düzenini ilgilendirdiğinden, özel bir duyarlılık ve özenle yürütülmesi gerekir.
506 sayılı Kanunun 79/10. maddesi hükmüne göre; Kuruma bildirilmeyen hizmetlerin sigortalı hizmet olarak değerlendirilmesine ilişkin davanın, tespiti istenen hizmetin geçtiği yılın sonundan başlayarak 5 yıl içinde açılması gerekir. Bu yönde, anılan madde hükmünde yer alan hak düşürücü süre; yönetmelikle tespit edilen belgeleri işveren tarafından verilmeyen veya çalışmaları Kurumca tespit edilemeyen sigortalılar için geçerlidir. Bir başka anlatımla; sigortalıya ilişkin olarak işe giriş bildirgesi, dönem bordrosu gibi yönetmelikte belirtilen belgelerin Kuruma verilmesi ya da çalışmaların Kurumca tespit edilmesi halinde; Kurumca öğrenilen ve sonrasında kesintisiz biçimde devam eden çalışmalar bakımından hak düşürücü sürenin geçtiğinden söz edilemez. Ne var ki; sigortalının Kuruma bildiriminin işe giriş tarihinden sonra yapılması, bir başka ifade ile sigortalının hizmet süresinin başlangıçtaki bir bölümünün Kuruma bildirilmeyerek sonrasının bildirilmesi ve Kuruma bildirimin yapıldığı tarihten önceki çalışmaların, bildirgelerin verildiği tarihide kapsar biçimde kesintisiz devam etmiş olması halinde, Kuruma bildirilmeyen çalışma süresi yönünden hak düşürücü sürenin hesaplanmasında; bildirim dışı tutulan sürenin sonu değil, kesintisiz olarak geçen çalışmaların sona erdiği yılın sonu başlangıç alınmalıdır.
Öte yandan, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2003/21-43 Esas, 2003/97 Karar ve 26.02.2003 tarihli kararında ayrıntıları açıklandığı üzere; kural olarak işe giriş bildirgeleri ve ücret ödeme bordroları sigortalının imzasını içermelidir. Sigortalı, anılan belgeleri hile, hata veya manevi baskı altında imzaladığını ileri sürmemiş veya imzanın kendisine ait olmadığını ya da kesintisiz çalıştığını söylememiş ise, birden fazla işe giriş bildirgesinin varlığı ve işyerinden yapılan kısmi bildirimler, sigortalının o işyerinde kesintili çalıştığına karine oluşturur. Bu karinenin, aksinin, ancak, eş değer de delillerle kanıtlanması gerekmekte olup tanık sözlerine değer verilemez. Bu halde ise hak düşürücü sürenin kesinti tarihleri dikkate alınarak her bir dönem bakımından ayrı ayrı değerlendirilmesi gerekecektir.
Dosyadaki kayıt ve belgelerden, davacının, davalıya ait 1835 sicil nolu işyerinden 04.06.2002 – 01.01.2003 ve 28.03.2006 – 31.12.2006 tarihleri arasında bildiriminin bulunduğunun, davacının ise bildirim dışı tutulan 13.01.2002 – 03.06.2002; 02.01.2003 – 27.03.2006; 01.01.2007 – 27.01.2007 tarihleri arasında geçen hizmet süresinin tespitini talep ettiği, dava tarihinin ise 23.07.2020 tarihi olduğunun anlaşılması karşısında, davacının çalışmalarının kesintili olup olmadığı davacının şahsi sicil dosyası ve işe giriş bildirgeleri de getirtilmek suretiyle araştırılarak yukarıda yapılan açıklamalar ışığında hak düşürücü sürenin irdelenmesi ile hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gereğinin gözetilmemesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O hâlde, feri müdahil Kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesinin istinaf başvurusunun esastan reddine dair kararı kaldırılarak İlk Derece Mahkemesince verilen hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi kararının HMK’nın 373/1 maddesi gereği kaldırılarak temyiz edilen ilk derece mahkemesi hükmünün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine, dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine, Üye …’ın muhalefetine karşı, Başkan … ile Üyeler …, … ve …’nın oyları ve oy çokluğuyla, 18/10/2022 gününde karar verildi.

(M)

KARŞI OY GEREKÇESİ

1. Çoğunluk ile aradaki temel uyuşmazlık “hizmet tespitinde aralıksız çalıştığını iddia eden, ancak işverence kesintili bildirilen ve işe giriş bildirgelerinde de imzası olan sigortalı davacının nedeni ile işyerinde yapılan denetimde sigortalının işe giriş tarihine dair beyanınınimzalı olması nedeni ile kesintili çalışmaya karine teşkil eden bu durumda kesintisiz çalışma olgusunu eş değer yazılı belge ile kanıtlaması gerekip gerekmediği” noktasında toplanmaktadır.
2. Dairemizin 2021/5009 E, 2022/8251 Karar sayılı karşı oy gerekçesinde ayrıntılı açıklandığı şekilde kamu düzeni, resen araştırma ilkesi ve delil serbestisi kapsamında kalan hizmet tespitinde kesin delillerin bağlayıcılığı yoktur. İşçi(sigortalı) işveren ilişkisinde sosyal güvenlik hakkı kapsamında sigortalının ispat hukuku ilkelerine aykırı olarak yazılı delil sınırlandırılmasına tabi tutulması vazgeçilmez ve kişiye sıkıya bağlı hak olan sosyal güvenlik hakkını ortadan kaldıracak niteliktedir. Çalışma olgusu hukuki fiil olup, her türlü delille kanıtlanabilir. Sigortalının işe giriş beyanını içeren ve imzalı olan işe giriş bildirgesi senet ve bağlayıcı nitelikte olmayıp, sadece çalışılan günler için yazılı delil niteliğindedir. Çalışılmayan günler için delil niteliğinde olamaz. Hizmet tespitinde senetle ispat kuralının uygulanması görüşü isabetli değildir.
3. Belirtmek gerekir kişi hukukunda asıl olan belirsiz süreli ve devamlı çalışmadır. Aralıklı veya a tipik iş sözleşmesi ile çalışma olağan olmayan çalışma türüdür. Bu nedenle a tipik iş sözleşmelerinin yazılı yapılması gerekir. O halde yılına ya da ayın belirli bir süresinde çalışma yapılmaması olağan bir durum olmadığından ispat yükü işverene düşmektedir.
4. Diğer taraftan çoğunluk birden fazla imzalı işe giriş bildirgesinin kesintili çalışmaya karine teşkil ettiği gerekçesine dayanmaktadır. Karine, bir şeyin varlığını gösteren işaret, emare anlamına gelen bir kelimedir. Hukukta karineler, varlığı bilinmeyen bir olgu hakkında sonuç çıkarılmasını sağlayan belirtilerdir. Aralıklı çalışmaya ilişkin imzalı işe giriş bildirgeleri, kesintili çalışma için fiili bir karinedir. Varlığı bilinen bir durumdan hareketle, yaşam deneyimine istinaden yapılan bir değerlendirme uyarınca tartışmalı olan bir vakıanın gerçekleşmiş olduğu kanaatine varılır. Fiilî karinelerin varlığı ispat yükünde bir değişiklik oluşturmaz, yargılamayı yürüten mercinin kanaat oluşturmasını sağlar. Fiili karinelerin aksi her türlü delille kanıtlanır. Fiili karinenin aksini eş değer belgeye bağlanması gerekçesi de hukuki değildir.
5. Ayrıca Bölge Adliye Mahkemesi gerekçesinde açıklandığı üzere “kamu düzeni ile ilgili olduğundan özel bir duyarlılıkla ve özenle yürütülmeleri zorunlu olup mahkemece tarafların sunduğu deliller ile yetinilmeyerek, kendiliğinden araştırma ilkesi benimsenmek suretiyle, sigortalılığın kabulü ve hüküm altına alınabilmesi için hizmet akdinin ve eylemli çalışmanın varlığı ortaya konulmalıdır”. (YHGK’nun 29/06/2005 tarihli ve 2005/21 E., 2005/409 K., Y10HD 23/11/2020 tarihli ve 2020/8874 E., 2020/6843 K. sayılı kararları).
6. Açıklanan nedenlerle kesintili çalışmaya karine teşkil ettiği bildirilen işe giriş bildirgelerinin imzalı olması nedeni ile aradaki çalışmaya bağlı hizmet tespitinin ve hukuki fiil olan çalışma olgusunun yazılı delile bağlanması görüşüne ve bu nedenle çoğunluğun bu yöndeki bozma gerekçesine katılınmamıştır.