Yargıtay Kararı 10. Hukuk Dairesi 2023/12857 E. 2023/12753 K. 13.12.2023 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 10. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2023/12857
KARAR NO : 2023/12753
KARAR TARİHİ : 13.12.2023

MAHKEMESİ : … Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2022/689 E., 2023/1993 K.
HÜKÜM/KARAR : Esastan ret
İLK DERECE MAHKEMESİ : … 37. İş Mahkemesi
SAYISI : 2020/278 E., 2022/10 K.

Taraflar arasındaki tespit-alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince, hükümde belirtilen gerekçelerle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

Kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı taraf vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi … tarafından hazırlanan rapor dinlenildikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I.DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacıya 01.08.2020 tarihinden itibaren aylık bağlanması gerektiğinin tespiti ve aylıkların ay be ay faizi ile birlikte ödenmesinin tespitini istemiştir.

II.CEVAP
Davalı Kurum vekili cevap dilekçesinde; yetki, süre, husumet itirazında da bulunarak davanın reddini istemiştir.

III.İLK DERECE MAHKEME KARARI
Toplanan deliller ve belgelere göre Kurumun davacının yurt dışı çalışma ve boşta geçen süreler ile ikinci doğumu olan 1995 tarihli doğum için borçlanma taleplerinin kabul edildiği, davacının da bedelleri süresinde ödediği, Türkiye de 4 günlük 4/1-a maddesi kapsamında çalışmasının bulunduğu, ardından 22.07.2020 de aylık istediği bu kez Kurumun borçlanmadan önce sigortalılığının olmadığı gerekçesi ile doğum borçlanmasını iptal ettiği, yeterli prim gün sayısının bulunmadığını belirterek talebi reddettiği, Alman sigorta cetveline göre davacının 01.11.1990 tarihinde çocuk yetiştirme sebebiyle uzun vadeli sigorta kollarından prim ödemesi mevcuttur. Bu durumda sözleşmenin 29 uncu maddesine göre Kurumunda kabul ettiği üzere bu tarih sigorta başlangıç tarihi olduğu, dolayısıyla doğum borçlanması öncesi sigortalılığın bulunmadığı iddiası gerçeği yansıtmamaktadır. Bu sebeple doğum borçlanmasının iptali Kanun’a aykırı olup borçlanma geçerlidir. Kurum yazılarında yer almasa da borçlanmanın yapıldığı dönemde Türk vatandaşı olma zorunluluğu da bulunmamaktadır. Dolayısıyla bu da borçlanmanın iptali için geçerli bir sebep olmadığı, alınan raporda açıklandığı üzere yapılan geçerli borçlanmalar dikkate alındığında başvuru tarihi itibariyle davacının 506 sayılı Kanun’un geçici 81/B-h maddesi kapsamında yaş, sigortalılık süresi ve prim ödeme gün sayısı koşullarını fazlasıyla taşıdığı dolayısıyla aylığa hak kazandığı anlaşılmış olup talep kabul edilmiş olup, davacı taraf aylıklar için tahakkuktan itibaren faiz istemiş ise de Yargıtay kararları gereği ilk 3 aylık için tahakkuk tarihinden itibaren değil 3.ayın dolduğu tarihten itibaren faiz istenebilecek olup hüküm buna göre kurulmuş, sonraki aylıklar için ise tahakkuk tarihlerinden itibaren faiz uygulanmasına dair karar verilerek; davacının davasının kısmen kabulü ile, davacının aylık talebinin reddine dair 03.11.2020 tarihli Kurum işleminin iptaline, davacının 22.07.2020 tarihli aylık başvurusu gereği 01.08.2020 tarihinden itibaren 506 sayılı Kanun’un geçici 81/B-h maddesi gereği yaşlılık aylığına hak kazandığının ve aylığın bağlanması gerektiğinin tespiti ile aylıkların ilk 3 ay için 22.12.2020 den itibaren sonraki aylıkların ise tahakkuk tarihlerinden itibaren yasal faizler ile birlikte ödenmesi gerektiğinin tespitine,

İlk 3 ay aylığı için tahakkuk tarihlerinden itibaren faiz ödenmesi isteğinin reddine karar verilmiştir.

IV.İSTİNAF
A.İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri istinaf yoluna başvurmuştur.

B.İstinaf Sebepleri:
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak davanın tümden kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı Kurum vekili istinaf dilekçesinde özetle; İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

C.Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile somut olayda Alman sigorta cetveline göre davacının Almanya’da 01.11.1990 tarihinde çocuk yetiştirme sebebiyle uzun vadeli sigorta kollarından prim ödemesinin varlığı karsısında ve sözleşmenin 29 uncu maddesine göre Kurum’unda kabul ettiği üzere bu tarihin sigorta başlangıç tarihi olduğu, 1990, 1995, 2002 doğumlu 3 çocuğunun bulunduğu, Kurum’ca 720 günlük doğum borçlanmasının 21.07.2002 (3.çocuk doğum günü)- 21.07.2004 tarih aralığına mal edilip, sonrasında, doğum borçlanması öncesi sigortalılığın bulunmadığı gerekçesi ile borçlanmanın geçersiz sayıldığı, ancak Kurum’ca doğum borçlanmasının geçersiz sayılması için bildirdiği gerekçenin Kanun’a aykırı olup borçlanmanın geçerli olduğu ve davacının 22.07.2020 tahsis talep tarihi itibariyle 506 sayılı Kanun’un geçici 81/B-h maddesi kapsamındaki yaş, sigortalılık süresi ve prim ödeme gün sayısı koşullarını yerine getirerek aylığa hak kazandığı anlaşıldığından 5510 sayılı Kanun’un 42 nci maddesi de gözetilerek verilen kararın vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı görülmekle, davacı vekilinin ve davalı Kurum vekilinin istinaf istemlerinin 6100 sayılı HMK’nın 353/1-b.1 maddesi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir.

V.TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.

B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili; istinaf sebepleri doğrultusunda temyiz talebinde bulunmuştur.

Davalı Kurum vekili; istinaf sebepleri doğrultusunda temyiz talebinde bulunmuştur.

C.Gerekçe
1.Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Dava, davacıya 01.08.2020 tarihinden itibaren aylık bağlanması gerektiğinin tespiti ve aylıkların ay be ay faizi ile birlikte ödenmesi istemine ilişkindir.

2. İlgili Hukuk
Öncelikle belirtmek gerekir ki tespit davaları, bir hakkın veya hukuki ilişkinin var olup olmadığının tespitine ilişkin davalardır. Bu davaların işlevi, bir hukuki ilişkinin var olup olmadığının tespiti olup, bundan öteye gitmez. Henüz şartları oluşmadığı için açılamayan eda davası için ilerideki hukuki ilişkinin belli edilmesi bakımından kesin delil olarak kullanılmak üzere tespit davası açılabilir.

Tespit davasının dinlenebilmesi için diğer genel dava şartlarından başka, iki ek şartın daha bulunması gerekir: Tespit davasının konusu yalnız hak ve hukuki ilişkiler olabilir; davacının bu hak veya hukuki ilişkinin var olup olmadığının hemen tespit edilmesinde (güncel bir) hukuki yararı bulunmalıdır. Bir hukuki ilişkinin varlığı yada yokluğu, tespit davası açılabilmesi için yalnız başına yeterli değildir. Bir hukuki ilişkinin hemen tespit edilmesinde hukuki yararın bulunması ise üç şartın birlikte varlığına bağlıdır:

Davacının bir hakkı veya hukuki durumu güncel bir tehlike ile tehdit edilmiş olmalı; bu tehdit nedeniyle davacının hukuki durumu tereddüt içinde olmalı ve bu hususun davacıya zarar verebilecek nitelikte bulunması; yalnız kesin hüküm etkisine sahip olup, cebri icraya yetki vermeyen tespit hükmü, bu tehlikeyi ortadan kaldırmaya elverişli olmalıdır. Davacının tespit davası ile istediği hukuki koruma diğer dava çeşitlerinden birisi ile sağlanabiliyorsa, o zaman davacının tespit davası açmakta hukuki yararı yoktur. Bu şartların bulunmaması halinde tespit davası dinlenmez, davanın usulden (dava şartı yokluğundan) reddi gerekir.

Bu müesseseye ilişkin olarak 6100 sayılı Kanunun Eda davası başlığını taşıyan 105 inci maddesi, “Eda davası yoluyla mahkemeden, davalının, bir şeyi vermeye veya yapmaya yahut yapmamaya mahkûm edilmesi talep edilir.” Tespit davası başlığını taşıyan 106 ncı maddesi, “Tespit davası yoluyla, mahkemeden, bir hakkın veya hukuki ilişkinin varlığının ya da yokluğunun yahut bir belgenin sahte olup olmadığının belirlenmesi talep edilir. Tespit davası açanın, kanunlarda belirtilen istisnai durumlar dışında, bu davayı açmakta hukuken korunmaya değer güncel bir yararı bulunmalıdır. Maddi vakıalar, tek başlarına tespit davasının konusunu oluşturamaz.” Belirsiz alacak ve tespit davası başlığını taşıyan 107 nci maddesi “davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu hâllerde, alacaklı, hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktar ya da değeri belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası açabilir. Karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktarı veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olduğu anda davacı, iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın davanın başında belirtmiş olduğu talebini artırabilir. Ayrıca, kısmi eda davasının açılabildiği hâllerde, tespit davası da açılabilir ve bu durumda hukuki yararın var olduğu kabul edilir.” düzenlemelerini içermektedir.
Diğer taraftan 5510 sayılı Kanun’un 42 inci (506 sayılı Kanun’un 116 ncı) maddesi ile “Kurum, sigortalıya veya hak sahiplerine bağlanacak gelir, aylık veya toptan ödemeleri, gerekli belgelerin ve incelemelerin tamamlandığı tarihten itibaren en geç üç ay içinde hesap ve tespit ederek sonuçlarını yazı ile bildirir.” hükmü düzenlenmiştir.

3. Değerlendirme
1.Yukarıdaki açıklamalar ışığında dava değerlendirildiğinde, Mahkemece kısmen kabule dair kurulan karar isabetsizdir. Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar tesisi usul ve Kanun’a aykırı olup, bozma nedenidir.

Ne var ki; bu aykırılığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden hüküm bozulmamalı, 01.10.2011 günü yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun geçici 3 üncü maddesinin yollamasıyla 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 438 inci maddesi gereğince düzeltilerek onanmalıdır.

VII. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
1.Dosyadaki yazılara, toplanan delillere ve hükmün dayandığı gerektirici sebeplere göre, temyiz eden davalı vekilinin tüm, davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.

2.Hükmün ilk dört parağrafının silinerek yerine;
Davacının davasının kabulü ile, davacının aylık talebinin reddine dair 03.11.2020 tarihli Kurum işleminin iptaline, davacının 22.07.2020 tarihli aylık başvurusu gereği 01.08.2020 den itibaren 506 sayılı Kanun geçici 81/B-h maddesi gereği yaşlılık aylığına hak kazandığının ve aylığın bağlanması gerektiğinin tespiti ile aylıkların ilk 3 ay için 22.12.2020 den itibaren sonraki aylıkların ise tahakkuk tarihlerinden itibaren yasal faizler ile birlikte ödenmesi gerektiğinin tespitine, ibaresinin yazılmasına ve hükmün bu şekli ile DÜZELTİLEREK ONANMASINA,

Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, gönderilmesine,

Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine,

13.12.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.