YARGITAY KARARI
DAİRE : 10. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2023/1893
KARAR NO : 2023/1999
KARAR TARİHİ : 06.03.2023
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : … Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2022/2420 E., 2022/1829 K.
FER’Î MÜDAHİL : … vekili Avukat …
DAVA TARİHİ : 27.06.2022
HÜKÜM/KARAR : Esastan ret
İLK DERECE MAHKEMESİ : … 3. İş Mahkemesi
SAYISI : 2022/186 E., 2022/390 K.
Taraflar arasındaki hizmet tespiti davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın hak düşürücü süre nedeniyle reddine karar verilmiştir.
Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle;kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi … tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dilekçesinde özetle; davacı müvekkilinin 05.06.1996-29.08.1996 tarihleri arasında davalı işyerinde sigortalı olarak çalıştığı iddiasıyla, belirtilen tarihler arasında davalı tarafından gösterilmeyen hizmetlerinin tespitini, hizmetleri tespit edilen bu süreler içinde yatırılmayan ve eksik yatırılan primlerin davalı tarafından yatırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; açılan davanın süre aşımı nedeni ile reddine karar verilmesi gerektiğini, müvekkili kurumda yapılan araştırma sonucu davacıya ilişkin herhangi bir belgeye rastlanılmadığını, dava konusu işle ilgili müvekkilinin ihale makamı olduğunu ve asıl işveren ünvanı bulunmadığını beyanla davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Feri müdahil vekili cevap dilekçesinde özetle; davanın zamanaşımı ve hak düşürücü süre içinde açılmadığını, çalışma olgusunun ispatının davacıya ait olmakla birlikte bu hususun resmi ve yazılı belge ispatı gerektiğini beyanla davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile Davanın hak düşürücü süre nedeniyle reddine, karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davacı istinaf dilekçesinde özetle; müvekkilinin 05.06.1996-29.08.1996 tarihleri arasında davalı işveren nezdinde laborant işçisi olarak asgari ücret ile … Barajı işinde, baraj inşaatında toprağın sıkışma derecesini tespit etme işinde çalıştığı, davalı tarafın müvekkili işe başladığında sigorta primlerini yatırmadığı, davacının belirtilen tarihler arasında bilfiil ve kesintisiz olarak davalıya ait kurumda çalıştığı, bir işçinin işe girdiği gün dahil olmak üzere çıkış yaptığı güne kadar olan tüm sürelerde, işveren tarafından sigortasının yapılması zorunlu olduğu, SGK’ya her ay verilmesi gereken aylık prim ve hizmet belgesinin, işçi için çalıştığı gün sayılı ile brüt ödemelerin toplamının bildirilmesi zorunlu olduğu, işçi, çalıştığı süre boyunca her ay düzenli olarak bu SGK’ya rapor edilmesi gerektiği, davalı işveren tarafından yapılması gereken bu işlemlerin tamamını yapılmadığı, kayıtlı çalışması gereken işçinin kayıt dışı istihdam olarak sayıldığı, işverenin, çalıştırmış olduğu sigortalılara ait hangi belgeleri Kurum’a vermesi gerektiği, davacının sigortalı çalışmalarının Kurum’a kısmen bildirildiği hallerde, eksik bildirimlere yönelik olarak açılan davada hak düşürücü süre işlemeyeceği, dava açma süresinin beş yıl olduğu, 506 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği tarihte beş yıl olan hak düşürücü sürenin 20.06.1987 tarih ve 3395 sayılı Kanun’un beşinci maddesiyle on yıla çıkarılmışken, 01.06.1994 tarih ve 3995 sayılı Kanun’un 3 üncü maddesiyle tekrar beş yıla indirildiği, mahkemece hiçbir araştırma yapılmaksızın karar verilmesi açıkça hukuka aykırı olduğu, davalı tarafın kamu kurumu olması sebebiyle kurum kayıtlarının celp edilmesi, tanık beyanlarının alınması tüm delillerin toplanması gerektiği, yerel mahkemece eksik araştırma yapıldığı gerekçeleriyle, yerel mahkemece verilen kararın kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesi talep edilmiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Davacının davaya konu dönemde kurum kayıtlarına intikal eden bir hizmetinin ve işe giriş bildirgesinin bulunmadığı, davalı Kurum tarafından mahkemeye ibraz edilen dönem bordrolarında davacının ismine rastlanılmadığı, davacının talebinin 05.06.1996-29.08.1996 tarihleri arası dönem hizmet tespitine ilişkin olduğu, belirtilen dönem yönünden davanın, hizmetin geçtiği yılın sonundan başlayarak 5 yıl içerisinde açılması gerektiği, 5 yıllık bu sürenin 31.12.2001 tarihi itibari ile sona erdiği ve davanın 5 yıllık hak düşürücü süre içerisinde açılmadığı, bu nedenlerle davanın hak düşürücü süre nedeniyle reddine dair yerel mahkeme kararının usul ve yasaya uygun olduğu anlaşıldığından, davacı vekilinin istinaf başvurusunun, Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 353 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi nin 1 numaralı alt bendi gereğince esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı temyiz dilekçesinde özetle; bordroların orjinalinin elinde olduğu, ekte sunduklarını, mahkemece hiç bir araştırma ve inceleme yapılmaksızın karar verildiğini, tanık beyanlarının alınması ve delillerin toplanması gerektiğini, kurum kayıtları araştırılmaksızın eksik inceleme sonucu karar verildiği kararın bozulmasına karar verilmesini istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, hizmet tespiti istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
1.Sigortalı hizmetin tespiti davaları kamu düzenini ilgilendirmekte olup, bu niteliği gereği özel bir duyarlılık ve özenle yürütülmesi gerekmektedir. Bu davaların kanuni dayanağı 506 sayılı Kanun’un 79 uncu maddesinin 10 uncu fıkrası olup bu bentte “Yönetmelikle tespit edilen belgeleri işveren tarafından verilmeyen veya çalıştıkları kurumca tespit edilmeyen sigortalıların hizmetlerinin geçtiği yılın sonundan başlayarak 5 yıl içerisinde mahkemeye başvurarak hizmet tespiti isteyebilecekleri” açıklanmıştır. Anlaşılacağı üzere, çalışmanın tespiti istemiyle hak arama yönünden kanun ile getirilen süre, doğrudan doğruya hakkın mevcudiyetini etkileyen hak düşürücü niteliktedir ve dolması ile hak bir daha canlanmamak üzere ortadan kalkmaktadır. Söz konusu Kanun’un kabul edilip, yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla beş yıl olarak öngörülen süre, 09.07.1987 tarihinde yürürlüğe giren 3395 sayılı Kanun’un 5 inci maddesiyle on yıla çıkarılmış, daha sonra 07.06.1994 tarihinde yürürlüğe giren 3995 sayılı Kanun’un 3 üncü maddesiyle yeniden beş yıl olarak düzenlenmiş olup, hâlen geçerliliğini korumaktadır.
2.Bu kapsamda işe giriş bildirgesi düzenlenmediği veya düzenlenmesine karşın kanuni hak düşürücü süre içerisinde Kuruma verilmediği, bu süre içerisinde Kuruma verilen dönem bordroları ile bildirimin yapılmadığı, sigorta primlerinin Kuruma yatırılmadığı, çalışmanın varlığı yönünde sigorta müfettişince herhangi bir saptamanın söz konusu olmadığı durumlarda, hizmetin varlığını ileri süren kişilerin hak düşürücü süre gerçekleşmeden yargı yoluna başvurması zorunludur.
3.İşverenin, çalıştırmış olduğu sigortalılara ait hangi belgeleri Kuruma vermesi gerektiği 506 sayılı Kanun’un 79 uncu maddesinin 1 inci fıkrasında açıkça ifade edildiği üzere yönetmeliğe bırakılmıştır. Atıf yapılan Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliğinde işverence verilecek belgeler düzenlenmiştir. Bunlar, aylık sigorta primleri bildirgesi, dört aylık sigorta primleri bordrosu, sigortalı hesap fişi vs.dir. Yönetmelikte sayılan bu belgelerden birisinin dahi verilmiş olması hâlinde artık Kanun’un 79 uncu maddesinin 10 uncu fıkrasında yer alan hak düşürücü süreden söz edilemez. Yargıtay uygulamasında anılan maddenin yorumu geniş tutulmakta; eğer sayılan belgelerden birisi işveren tarafından verilmişse burada Kurumun işçinin çalışmasından haberdar olduğu ve artık hizmet tespiti davası için hak düşürücü sürenin varlığından söz edilemeyeceği kabul edilmektedir. Diğer taraftan, Kurum tarafından yapılan bir tespitin olması hâlinde de aynı kabul şekline ulaşılmaktadır.
3. Değerlendirme
1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2.Somut olaya gelince, davacının 05.06.1996-29.08.1996 tarihleri arası hizmet tespiti talebi bakımından, davalı işyerlerinden işe giriş bildirgesinin düzenlenmemesi ve Kuruma herhangi bir şekilde hizmet bildirimi ile ücretinden prim kesintisi de yapılmaması, yönetmelikte belirtilen belgelerin bulunmaması karşısında hizmet tespiti isteminin dava tarihi itibariyle hak düşürücü süreye uğradığı açıktır.
3.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekilinin temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
06.03.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
…