YARGITAY KARARI
DAİRE : 10. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2023/231
KARAR NO : 2023/1972
KARAR TARİHİ : 03.03.2023
MAHKEMESİ : … Bölge Adliye Mahkemesi 34. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2021/431 E., 2022/2118 K.
vekili Avukat …
DAVA TARİHİ : 13.03.2019
KARAR : Esastan red
İLK DERECE MAHKEMESİ : … 17. İş Mahkemesi
SAYISI : 2020/71 E., 2021/12 K.
Taraflar arasındaki 5434 sayılı Kanun kapsamında hak kazanılan fiili hizmet zammı süresi nedeniyle 01.01.2018 tarihinden yaşlılık aylığı bağlanması e davalı Kurumdan yasal faizi ile birlikte tahsili davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davalı … vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davalının başvurunun esastan reddine dair karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı … vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi … tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili, müvekkilinin 01.07.1970 doğumlu olup harp okuluna giriş tarihinin 01.10.1987 tarihi olduğunu mecburi hizmet süresi dolduktan sonra 01.03.2007 tarihinde Türk Silahlı Kuvvelerinden ayrıldığını akabinde özel sektörde pilot olarak göreve başladığını halen Türk Havayollarında görevine devam etmekte olduğunu müvekkilinin Türk Silahlı Kuvvetlerinde hizmet ettiği sürece 7 yıl, 9 ay, 1 gün FHZ nin 506 sayılı Kanunun Ek Madde 39’a uygun olarak yaştan da geriye doğru düşülmesi ve emekliliğine karar verilmesi için 27.12.2017 tarihinde davalı İdareye talepte bulunduğunu davalı İdarenin 16.01.2018 tarihli … sayılı cevabı ile emekli olmayacağı, 01.07.2019 tarihinde emeklilik için yaşının dolacağını belirttiğini, müvekkilinin Türk Silahlı Kuvvetleri-Hava Kuvvetleri Komutanlığı ve sonrasındaki çalışmaları karşılığında 7 yıl, 9 ay, 1 gün fiili hizmet süreleri zammının (FHZ), yıpranma payının, itibari hizmet sürelerinin gözönünde bulundurularak, 506 sayılı Kanunun Ek Madde şartları ile yaş haddinden ve sigorta başlangıç tarihinden geriye götürülerek düşülmesine, emekliliğe hak kazandığı tarihin tespitine, davalıya ilk başvuru tarihi olan 27.12.2017 tarihinden itibaren birikmiş emekli aylıklarının bankalarca mevduata uygulanan en yüksek faizi ile birlikte ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde, öncelikle yetki itirazında bulunmuş, esasa ilişkin beyanlarında ise 5434 sayılı Kanunun 32 nci maddesinde sayılan görevlerde bulunan iştirakçilere hizmet müddetlerinin her yılı için maddede belirtilen sürelerin fiili hizmet sürelerine eklendiğini, 08.09.1999 tarihinden önce göreve girenlerden geçici 205. madde gereği en fazla 8 yıl, 08.09.1999 tarihinden sonra göreve başlayanlar için ise 39. madde gereği en fazla 3 yılın emeklilik için aranan yaş hadlerinden düşüldüğünü, adı geçenin 4/a ve 4/c statülerinden herhangi birisinden aylık almadığı halde 37502.34 işyeri sicil numarası ile işlem gören Türk Havayolları A.Ş’deki 2016 yılı 3,4,5,6,7,8,9,10,11,12 ve 2017 yılı 1,2,3,4,5. dönem çalışmalarının, Sosyal Güvenlik Destek primi belge türü ile bildirildiğinin bu husustaki gerekli incelemelerin yapılarak bu çalışmaların tüm sigorta kollarına tabi belge türü olarak değiştirilmesi ve oluşacak prim farkının anılan işyerinden tahsilinin gerektiğini belirterek, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; 506 sayılı Kanunun 60 ıncı ve geçici 81 inci maddelerinde yaşlılık aylığından yararlanmak için; maddede belirlenen yaş şartını yerine getirmek, belirli bir süre prim ödemek, işten ayrılmak ve yazılı talepte bulunmak şartlarının aranması gerektiği belirtilmiştir.
506 sayılı Kanun’un Ek 39 uncu maddesinde “Ek 5 ve Ek 6 maddeleri gereğince sigortalılık süresine ilave edilen gün sayıları, beş yıldan çok olmamak üzere bu Kanun’un 60 ve geçici 81 inci maddelerinde belirtilen yaş hadlerinden indirilir.” hükmü mevcuttur. 5434 sayılı Kanunda da “fiili hizmet zammı” kavramına yer verilmiş olup, söz konusu fiili hizmet zammı; hizmet süresini, emeklilik ikramiye miktarı ve emekli aylığı bağlama oranını artırmakta ve yaş haddinden de 8 yıla kadar indirim sağlamaktadır. Bu nitelikleri nazara alındığında 5434 sayılı Kanundaki fiili hizmet zammının 506 sayılı Kanundaki itibari hizmetin karşılığı olup, buna bağlı olarak da; 5434 sayılı Kanun fiili hizmet zammının 506 sayılı Kanun kapsamındaki hizmetlerle birleştirilmeleri durumunda sigortalılık süresine eklenmesi ve yaş haddinden de indirilmesi gerekeceği hususu yerleşik Yargıtay içtihadı haline gelmiştir.
Bu itibarla tüm dosya münderecatı, yasalardaki hükümler ve Yargıtay içtihatlarına göre davacının 27.12.2017 tarihli tahsis talebi sırasında 5434 sayılı Kanun kapsamında 70221031 sicil numarasıyla 8115 prim ödeme gün sayısının bulunduğu, TSK’da muvazzaf subay olan davacının hizmetinin 5434 sayılı Kanun’un 32 nci maddesi kapsamındaki subay, yedek subay, astsubay, uzman jandarma ve uzman erbaşlar için belirtilen her 360 günlük hizmeti için 90 günlük fiili hizmet zammından yararlanması şeklinde olduğu, davacının 15.09.1991 tarihinden itibaren ilişiğinin kesildiği, 14.03.2007 tarihine kadar hava subayı olarak hizmetinin bulunduğu ve fiili hizmet zammının da 3 yıl, 10 ay, 15 gün olduğu, davacının sigortalılık başlangıç tarihi 01.10.1987 olmasına rağmen bu tarihin 01.07.1970 doğumlu olan davacı bakımından 18 yaşını doldurduğu 01.07.1988 tarihi olacağı, 01.07.1988 tarihinden 3 yıl 10 ay 15 gün geriye götürülerek 18.08.1984 tarihi olacağı, bu halde ise 506 sayılı Kanunun geçici 81 inci maddesinin B-C bentlerine istinaden emeklilik şartlarının 24.11.1983-23.05.1985 tarihleri arasında işe başlayan erkek sigortalılar bakımından 25 yıl sigortalılık süresi, 5225 gün prim ödeme şartı ve 48 yaş olması, davacının ise 5434 sayılı yasa kapsamındaki hizmetlerinden sonra 506 sayılı yasa kapsamında 3815 gün hizmetinin bulunması ve 2829 sayılı Hizmetlerin Birleştirilmesi Hakkındaki Yasa hükümleri çerçevesinde 1260 gün şartını da yerine getirmiş olması karşısında 01.07.1970 doğumlu olan davacının 3 yıl, 10 ay, 15 gün fiili hizmet zammının yaştan düşürülmesiyle doğum tarihinin 16.08.1966 tarihi olarak kabul edilebileceği ve 48 yaşını 16.08.2014 tarihinde doldurmuş olduğu, sigortalılık başlangıcının 01.07.1988 tarihi olmasına göre 25 yıllık sigortalılık süresinin 2013 yılında doldurmuş olduğu, yine 5225 gün prim ödeme gün sayısı toplamının 11930 gün olduğu, tüm bu tespitlere göre de davacının tahsis talebinde bulunduğu 27.12.2017 tarihi gözönüne alınarak 01.01.2018 tarihinden itibaren yaşlılık yalığı bağlanması ve birikmiş aylıklarının ödenmesine dair karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı SGK Başkanlığı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davalı SGK Başkanlığı vekili, davacı hakkında kurumca uygulanan işlemin hukuka ve mevzuata uygun olduğunu esasen fiili hizmet süresi zammının davacının talebinde belirttiği şekli ile uygulanmasının mümkün olmadığını belirterek, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile, 01.07.1970 doğumlu davacının 15.07.1988-14.09.1991 tarihleri arasında 3 yıl 2 ay askeri okul öğrenciliği ve 15.09.1991-14.03.2007 tarihleri arasında 15 yıl 6 ay muvazzaf subaylık süresi olmak üzere 18 yıl 8 ay 5434 sayılı Kanun kapsamında süresinin bulunduğu, davacının askerlik hizmetinden ayrılmasından sonra 13.03.2007 tarihinden itibaren 4/1-a bendi kapsamında çalışmaya başladığı anlaşılmaktadır.
Davacının 27.12.2017 “emeklilik tarihinin bildirilmesi istemli” tahsise hazırlık dilekçesine yanıt niteliğindeki Pendik SGM’nin 16.01.2018 tarihli yazısında; sigortalının 11.937 günü mevcut olmasına karşın 25 yıl 49 yaş ve 5300 gün koşullarını sağlaması halinde 01.07.2019 tarihinde tahsis başvurusunda bulanabileceğinin bildirildiği, davacının 11.02.2019 tarihli dilekçesi ile 27.12.2017 tarihinden itibaren emekliliği hak ettiği ve birikmiş aylıklarının faizi ile ödenmesi talebinde bulunduğu görülmüştür.
Sigortalının tahsise hazırlık dilekçesini sunduğu 27.12.2017 tarihine kadar 4/1-a bendi kapsamında 3815 gün hizmeti bulunmaktadır.
Fiili hizmet süresi zammının 3 yıl 10 ay 15 gün olduğu, fiili hizmet süresi zammının 23.05.2002 tarihine kadarki kısmının (muvazzaf subay olduğu döneme göre (2 yıl 8 ay 2 gün) olduğu, buna göre davacının 23.05.2002 tarihinden önceki toplam hizmet süresinin askeri öğrencilik nedeniyle hizmetten sayılan süresi ile birlikte (16 yıl 6 ay 10 gün) olduğu, 506 sayılı Kanun’un Geçici 81/B-(f) bendine göre 25 yıl sigortalılık süresi, 49 yaş ve 5300 gün koşullarına tabi olduğu anlaşılmaktadır.
Kurum da yaşlılık aylığı koşullarını, anılan mevzuat ve özellikle … tarafından yayımlanan 2018/38 sayılı Genelge hükümlerine uygun olarak doğru belirlemiştir.
Somut olayda, davacının tahsise hazırlık dilekçesini sunduğu 27.12.2017 tarihi itibariyle sigortalılık süresi ve prim gün sayısı koşulunu sağladığı açıktır.
Davacı 49 yaşını 01.07.2019 tarihinde doldurmakta ise de fiili hizmet süresi zammının tamamı 3 yıl 10 ay 15 gün kadar yaş geriye çekileceğinden; 16.08.2015 tarihinden itibaren yaşlılık aylığına hak kazanabilecektir. Ne var ki davacının tahsise hazırlık dilekçesini sunduğu 27.12.2017, dava tarihi 13.03.2019 ve karar tarihi 12.01.2021 itibariyle aylık koşullarına sahip olduğu belirgindir.
Davacının tahsise hazırlık dilekçesine, Kurumun yanıtına ve dava dilekçesine göre;
1.Davacı ile davalı Kurum arasında, 5434 sayılı Kanun’un 32-34’üncü maddelerinde düzenlenen fiili hizmet süresi (müddeti) zammının, 4/1-a bendine göre yaşlılık aylığı talep eden davacının sigortalılık süresine (hizmetine) eklenmesi gerektiği noktasında bir uyuşmazlık bulunmadığı; 2018/38 sayılı Genelgenin “4.2. Kanunun Geçici 48 inci maddesine Göre Prim Farkını Ödeyenlerin Fiili Hizmet Süresi Zammından Yararlanmasına İlişkin Usul ve Esaslar” başlıklı bölümünde yer alan açıklamalar doğrultusunda, sigortalının 23.05.2002 tarihine kadarki hizmetiyle orantılı fiili hizmet zammı süresinin 23.05.2002 tarihine kadarki hizmetine ilave edilerek aylık koşullarının belirlenmesinin, 5434 sayılı Kanun’un 33/2 maddesine ve kademeli geçiş hükümlerini düzenleyen 506 sayılı Kanun’un Geçici 81 inci maddesine uygun olduğu kanaatine varılmakla, davacının, 506 sayılı Kanun’un Geçici 81 inci maddesine göre 23.05.2002 tarihindeki sigortalılık süresi belirlenirken fiili hizmet süresi zammının tamamının dikkate alınması gerektiği yönündeki talebi haklı görülmemiştir.
2.Kurum, yaşlılık aylığı isteminin reddine dair karar ve uygulamasında, davacının fiili hizmet zammı süresinin 506 sayılı Kanun’un Ek 39 uncu maddesi gereğince Geçici 81 inci maddede belirtilen yaş haddinden indirilmesi istemine de reddettiğinden, davanın bu yönü haklıdır.
3.Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 11.01.2022 tarih ve 2021/9668 E. 2022/123 K.sayılı kararında belirtildiği üzere; her dava, açıldığı tarihteki fiili ve hukuki sebeplere ilişkin koşullara göre hükme bağlanır. Ne var ki, dava açıldıktan sonra meydana gelen bir olay nedeniyle dava konusunun ortadan kalkması ve tarafların da, davanın esası hakkında karar verilmesinde hukuki yararlarının kalmaması halinde işin esası hakkında infaz kabiliyeti olan bir hüküm kurulmamaktadır.
Eldeki davada, davacının aylık bağlanması için yazılı başvuru şartının gerçekleşmiş olduğu, davacının tahsise hazırlık, dava ve karar tarihi itibariyle yaşlılık aylığı koşullarına sahip olduğu anlaşılmaktadır.
Yukarıda yer alan maddi ve hukuki açıklamalar ışığında, istinaf kanun yoluna başvuran taraf ve istinaf sebepleri dikkate alınarak yapılan istinaf incelemesine göre, her ne kadar “davacının 3 yıl 10 ay 15 günlük fiili hizmet zammı süresinin tamamının hizmet başlangıç tarihinden indirilmesine” karar verilmesi hatalı ise de yukarıda yer alan gerekçede açıklandığı üzere İlk Derece Mahkemesi kararının sonucu (yaşlılık aylığı başlangıç tarihi) itibariyle usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından, davalı Kurum vekilinin istinaf isteminin 6100 sayılı HMK’nın 353/1-b.1 bendi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı … vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davalı SGK Başkanlığı vekili, davacı hakkında fiili hizmet zammı süresinin hem yaş haddinden hem de sigortalılık başlangıcından indirilmesinin mümkün olmadığı, davacı hakkında kurumca yapılan işlemlerde herhangi bir hatanın bulunmadığını belirterek, kararın bozulmasını talep etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, 5434 sayılı Kanun’un 32 nci vd. maddeleri hükümlerince hak kazanılan fiili hizmet zammının hizmet birleştirilmesi ve tahsis aşamasında nasıl dikkate alınması gerektiği ile bu sürenin 2829 sayılı Kanun’un 8 inci maddesi gereğince uygulanması gereken 506 sayılı Kanun kapsamındaki tahsis işlemlerinde sigortalılık başlangıç tarihinden geriye gidilmek suretiyle sigortalılık süresine eklenip eklenmeyeceği ve bu süre üzerinden belirlenecek yaş haddinden de düşülüp düşülemeyeceği hususundadır.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri 2829 sayılı Kanunun 8 inci maddesi ve 506 sayılı Kanunun geçici 81 inci ve ek 39 uncu maddesi ile 5434 sayılı Kanunun 32 nci maddeleri hükümleridir.
3. Değerlendirme
Uyuşmazlığın çözümü bakımından, öncelikle davacının hak kazandığı fiili hizmet zammı kavramı, niteliği ve 5434 sayılı Kanun’daki itibari hizmete ilişkin hükümlerin varlığı ile 506 sayılı Kanun kapsamında yer alan itibari hizmet süresi kavramları ile birlikte yaşlılık aylığı tahsis koşulları üzerinde durulmalıdır.
5434 sayılı Kanun’un 10 uncu kısmında (31 inci ila 34 üncü maddeleri arasında) fiili hizmet müddeti, 11 inci kısmında (35 ila 38 inci maddelerinde) ise itibari hizmet süresi düzenlenmiştir.
5434 sayılı Kanun’un 31 inci maddesinde “Fiili hizmet müddeti; iştirakçinin 30 uncu madde gereğince bu kanunla tanınan haklardan faydalanmaya başladığı tarihten itibaren tam kesenek vermek suretiyle geçirdiği müddet” olarak tanımlanmış, 32 nci maddesinde; İştirakçilerin, 5434 sayılı Kanun kapsamında kesenek ödenen her yılı için görevlerine göre eklenecek fiili hizmet zamları belirlenmiş ve 32 nci maddede gösterilen vazifelere yılbaşından sonra girenlerin fiili hizmet müddet zamlarının, girdikleri ay hariç olmak üzere, o yılın geri kalan ayları için ve yılsonundan önce ayrılanların fiili hizmet müddeti zamlarının, ayrıldıkları ay da dâhil olmak üzere, yılın geçmiş ayları için hesaplanacağı belirtilmiş, ayrıca fiili hizmet müddeti zamlarının, emeklilik işlemlerinde fiili hizmet sayılacağı fakat toplamının 8 yılı geçemeyeceği belirtilmiş olsa da, Lokomotif makinist ve ateşçilerin bu süreden istisna olduğu, son olarak 34 üncü maddesinde ise, fiili hizmet sürelerinin her yıl ilgili kurumlarınca, yılsonlarından itibaren 3 ay içinde Sandığa göndermeye ilişkin zorunluluk düzenlenmiştir.
Eklemek gerekirse; 5434 sayılı Kanun’un geçici 205 inci maddesinde de, 32 nci madde gereğince fiilî hizmet sürelerine zam yapılanların bu maddede belirtilen yaş hadlerinden, hizmetlerine eklenen fiilî hizmet süresi zammı kadar indirim yapılır. Hükmü yer almaktadır.
5434 sayılı Kanun’da düzenlenen “itibari hizmet” süresi ise, 35 inci maddede “Bu kanun gereğince bağlanacak aylıklar ve yapılacak kesenek iadesi ve toptan ödemelerin hesabında fiili hizmet müddetlerine eklenen süredir” şeklinde tanımlanmış, 36 ncı maddede; iştirakçilerin, görevlerine göre fiili hizmet sürelerinin her yıl için fıkralarında gösterilen itibari hizmet süreleri ekleneceği belirtilmiş ve açıkça (zamlar hariç) tutulmuş olup, toplamlarının 3 aydan az ve toplamı 5 yıldan fazla olamayacağı belirtilmiştir.
506 sayılı Kanun’un ek 5 inci maddesinde de “itibari hizmet süresi” kavramına yer verilmiş olup, bu maddede ise, “506 sayılı Kanuna göre sigortalı sayılanların, kanunda sayılan görevlerde geçen sigortalılık sürelerine, bu sürelerin her tam yılı için, hizalarında gösterilen süreler, sigortalılık süresi olarak eklenir.” hükmü ile öncelikle; 18.02.2000 tarihli 1997/1 Esas ve 2000/1 Karar sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı’na göre, salt sigortalılık süresine eklenmesi gereken süre olarak tanımlanmıştır.
506 sayılı Kanun’un Ek 39 uncu maddesinde de “Bu Kanunun Ek 5 ve Ek 6’ncı maddeleri gereğince sigortalılık süresine ilave edilen gün sayıları, beş yıldan çok olmamak üzere bu Kanun’un 60 ıncı ve Geçici 81 inci maddelerinde belirtilen yaş hadlerinden indirilir.” düzenlemesine yer verilmiştir.
Konu, son olarak 5510 sayılı Kanun ile düzenlenmiş ve 01.10.2008 günü itibarıyla aynı tarihte yürürlüğe giren “Fiili hizmet süresi zammı” başlıklı 40 ıncı maddesinde, belirtilen iş yerlerinde ve işlerde çalışan sigortalıların prim ödeme gün sayılarına, bu iş yerlerinde ve işlerde geçen çalışma sürelerinin her 360 günü için karşılarında gösterilen gün sayılarının, fiili hizmet süresi zammı olarak ekleneceği, çalışmanın fiili hizmet süresi zammı kapsamında değerlendirilebilmesi için, tablonun (13) ve (14) numaralı sıralarında belirtilen sigortalılar hariç, sigortalının kapsamdaki iş yerleri ile birlikte işlerde fiilen çalışması ve söz konusu işlerin risklerine maruz kalmasının şart olduğu açıklanmıştır.
5510 sayılı Kanun’un “Malûllük, yaşlılık ve ölüm sigortasına ilişkin bazı geçiş hükümleri” başlıklı geçici 1 inci maddesinde yer alan “Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce, 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu ile 2925 sayılı Tarım İşçileri Sosyal Sigortalar Kanununa tabi olanlar, bu Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamında, 1479 sayılı Esnaf ve Sanatkârlar ve diğer bağımsız çalışanlar Sosyal Sigortalar Kanunu ve bu Kanunla mülga 2926 sayılı tarımda kendi adına ve hesabına çalışanlar Sosyal Sigortalar Kanununa tabi olanlar, bu Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi kapsamında, 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanununa tabi olanlar, bu Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamında kabul edilir.” hükmü nedeniyle, tahsis koşulları bakımından davanın yasal dayanaklarından olan 506 sayılı Kanunun 60 ve geçici 81 inci maddelerinde yaşlılık aylığından yararlanmak için; kural olarak maddede belirlenen yaşa ulaşmış olmak, belirli bir süre prim ödemek, işten ayrılmak ve talepte bulunmak koşulları öngörülmüştür. Ne var ki, Anayasa Mahkemesi 2019/104 Esas, 2021/13 Karar ve 14.01.2021 tarihli kararı ile “17.07.1964 tarihli ve 506 sayılı Sosyal Sigortalar Yasası’nın mülga 62. maddesinin 1. fıkrasında yer alan “….çalıştığı işten ayrıldıktan sonra…” ibaresinin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve iptaline” karar vermiş ve Anayasa Mahkemesinin iptal kararının gerekçesinden de anlaşılacağı üzere işten ayrılma koşulunu özünde Anayasaya aykırı kabul etmiştir.
2829 sayılı Sosyal Güvenlik Kurumlarına Tabi Olarak Geçen Hizmetlerin Birleştirilmesi Hakkında Kanun’un 4’üncü maddesindeki; “kurumlara tabi çeşitli işlerde çalışmış olanların hizmet süreleri, aynı tarihlere rastlamamak kaydıyla bu Kanuna göre aylık bağlanmasına hak kazanıldığında birleştirilir.” hükmü uyarınca çeşitli sosyal güvenlik kurumlarına tabi olarak geçen hizmet süreleri de yaşlılık aylığı bağlanmasına esas olmak üzere birleştirilmekte ve sigortalının yaşlılık aylığı bağlanması için tabi olduğu yaş, prim gün sayısı ve sigortalılık süresi tespit edilmektedir.
Yukarıda sayılan düzenlemeler birlikte irdelendiğinde; mahkemece, 2829 sayılı Kanun kapsamında hizmetleri birleştirilen ve 506 sayılı Kanun kapsamında tahsis koşulları uyuşmazlık konusu olan, davacının 5434 sayılı Kanun’un 32 nci vd. maddeleri hükümlerince hak kazandığı “fiili hizmet zammının” tahsis koşullarından olan yaş haddinden indirilmesine ilişkin kabul, 506 sayılı Kanun’un Ek 39’uncu maddesi karşısında yerinde ise de, 5434 sayılı Kanun’da yer alan “fiili hizmet zammının”, iştirakçilerin görev yaptıkları süreler boyunca ve tam kesenek vermek suretiyle geçirdiği sürelere ilişkin olarak yapılan ek bir zam niteliğinde olduğu ve fiili hizmet süresine eklenmesi gerektiği, buna göre eklenen bu hizmetin, iştirakçilerin fiili hizmet süresini, emeklilik ikramiye miktarını ve emekli aylığı bağlama oranını artırdığı ve yaş haddinden de 8 yıla kadar indirim sağladığı, 5434 sayılı Kanun’un 11 inci kısmında 35 vd. maddelerinde ayrıca düzenlenmiş olan “itibari hizmet” sürelerinin de, istekle emekliye ayrılmak için gerekli olan, kadınlarda 20, erkeklerde 25 hizmet yılının hesabı ve emekli ikramiyesinin hesaplanmasında bu sürenin dikkate alınmayacağı, ancak keseneklerin iadesinde, toptan ödeme yapılmasında ödenecek paranın ve aylık bağlanmasına hak kazanılması halinde bağlanacak aylığın oranının artmasına etki ettiği dikkate alınarak, 5434 sayılı Kanun’un 32 nci vd. maddelerinde düzenlenmiş “fiili hizmet zammının”, 506 sayılı Kanun’daki ve içtihadı birleştirme kararı gereğince sadece sigortalılık süresine eklenmesi gereken “itibari hizmet” süresinden farklı bir kavram olduğu açıkça anlaşılmakta olduğundan, bu sürenin 506 sayılı Kanun kapsamında tahsise esas sigortalılığın başlangıç tarihinden geriye çekilmesi mümkün değildir. Başka bir deyişle, 5434 sayılı Kanun kapsamında hak kazanılan “fiili hizmet zammının” kişilerin fiili hizmetine eklenmesi gerektiği söylenebilir ise de, birleşen hizmetler sonrasında, 506 sayılı Kanun’un 60 ıncı ve geçici 81 inci maddesindeki yaşlılık aylığı bağlanmasına ilişkin koşullar bakımından uygulama yapılırken, sigortalılık süresi yönünden, kişinin sigortalılık başlangıç tarihiden geriye doğru ekleme yapılması ile sigortalılık başlangıç tarihinin geriye çekilmesi suretiyle, ek bir sigortalılık süresine veya başkaca bir uygulama yapılmasına imkân vermediği hususu dikkate alınmalı ve buna göre tahsis koşulları yeniden irdelenmeli, sonucuna göre bir karar verilmelidir.
Eklemek gerekirse, tahsis yapılmasına ilişkin eldeki davada, Kuruma başvuruda bulunulduğu tarih veya dava tarihi itibarıyla tümüyle oluşmayan tahsis koşullarının yargılama aşamasında gerçekleşmesi durumunda, özellikle, Anayasa’nın 141 inci maddesindeki, davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılmasının, yargının görevi olduğunu belirten hüküm, 6100 sayılı Kanunun “Usul ekonomisi ilkesi” başlıklı 30. maddesinde yer alan, hâkimin, yargılamanın kabul edilebilir süre içinde ve düzenli bir biçimde yürütülmesini ve gereksiz gider yapılmamasını sağlamakla yükümlü olduğu yönündeki düzenleme, sosyal koruma, dayanışma, sosyal denkleştirme ve zorunluluk ilkelerine dayanan sosyal sigortalar, bireyin onuru ile kişiliğinin geliştirilmesi için kaçınılmaz ekonomik, sosyal ve kültürel hakların doyurulması temeline dayanan sosyal güvenlik hukukunun ilkeleri dikkate alındığında, bütün şartların yerine getirildiği tarihi izleyen aybaşından itibaren aylığa hak kazanıldığının tespitine ilişkin hüküm kurulması, kuşkusuz, yargılama aşamasında gelir/aylık bağlama koşulları gerçekleşen sigortalı yönünden tahsis talep günü itibarıyla şartlar oluşmamakla Kurumun dava açılmasına sebep olan herhangi bir haksız işleminin de söz konusu bulunmadığı gözetilerek yargılama giderlerinin taraflar arasında paylaştırılıp vekil ile temsil olunan davalı Kurum yararına da avukatlık ücreti belirlenmesi gereği de bozma sonrası yapılacak yargılamada dikkate alınmalı ve buna göre bir karar verilmelidir.
Eldeki dava bakımından ise, mahkemece, davacı hakkında fiili hizmet zammı süresinin yaş haddinden indirilmesi gerektiğine ilişkin kabul ve uygulama yapılması yerinde ise de, davacı bakımından, fiili hizmet zammının sigortalılık süresine ilavesi ile bu aşamadan sonra tahsis şartlarından olan yaş şartının belirlenmesi suretiyle yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
Kabule göre de: aylıkların geç ödenmesi nedeniyle işleyen faizler bakımından, 5510 sayılı Kanun’un 42 nci maddesinin “Kurum, sigortalıya veya hak sahiplerine bağlanacak gelir, aylık veya toptan ödemeleri, gerekli belgelerin ve incelemelerin tamamlandığı tarihten itibaren en geç üç ay içinde hesap ve tespit ederek sonuçlarını yazı ile bildirir.” hükmü uyarınca, Kurum’un, yaşlılık aylığı tahsis tarihini takip eden 3 aylık sürenin sonundan itibaren (örneğin 01.01.2019 tarihine göre 01.04.2019 tarihinden) faiz alacağı ile sorumlu tutulacağı nazara alındığında, mahkemece bu durumun dikkate alınmaması ve infazda tereddüt uyandıracak şekilde karar verilmesi de, usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,
2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
03.03.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
…