YARGITAY KARARI
DAİRE : 10. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2023/2499
KARAR NO : 2023/3072
KARAR TARİHİ : 24.03.2023
MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
SAYISI : 2017/102 E., 2022/535 K.
vekili Avukat …
DAVALILAR :1- … Bisküvi San. A.Ş. vekili Avukat …
2-….
İHBAR OLUNANLAR :1- …. Vekili Avukat …
2-…
DAVA TARİHİ : 10.06.2013
HÜKÜM/KARAR : Davanın kabulü
Taraflar arasında İlk Derece Mahkemesinde görülen rücuan tazminat davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Dairece İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın kabulüne karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararı davacı Kurum vekili ve davalı …Ş. vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi … tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacı kurum sigortalısı … Pazarlama ve Tic. A.Ş.’nin … şubesi bünyesinde alt işveren İşsan Hiz. Üretim Taah. İşl. Ltd. Şti’de çalışmakta iken 04.04.2009 tarihinde geçirdiği iş kazası sonucunda malul olduğunu, sigortalının un fabrikasının boşalan 2. Silosunu kontrol etmek amacıyla çıktığı merdivende pantolonunun bir makinaya dolanması sonucunda sağ ayak bileğinin üzerinden kopması ile sonuçlanan uzuv kayıplı iş kazası geçirdiğini, meydana gelen iş kazası nedeniyle sigortalıya %48 maluliyet derecesi ile aylık bağlandığını, bağlanan aylığın ilk peşin sermaye değerinin 56.020,83 TL olup tahsis onay tarihinin 27.06.2012 tarihi olduğunu, olay nedeniyle … C Başsavcılığının 2009/1920 Sor. 2009/1968 Karar sayıl dosyası ile yapılan tahkikatta şüphelilerin üzerine atılı suçun şikayete bağlı suçlardan olması ve şikayet yokluğu nedeniyle kovuşturmaya yer olmadığına kararı verildiğini, kaza nedeniyle Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı İş Teftiş Kurulu müfettişinin düzenlenen raporu ile işveren …Pazarlama San. ve Tic A,Ş.nin %30, alt işveren ….’nin %30, kazalı sigortalının ise %40 oranında kusurlu bulunduğunun tespit edildiğini, …Pazarlama Aş.’nin … Şubesinin 13,12,2011 tarihinden kapatıldığını, daha sonra tasfiyesiz infisah edilerek bir bütün halinde tüm aktif ve pasifleri ile birlikte … Bisküvi A.Ş.’ne devredildiğini, belirtilerek mahkemece yapılacak kusur araştırması sonucunda kurum alacağının tespitini ve fazlaya dair talep ve dava hakları saklı kalmak kaydıyla 28.010,41 TL’nin tahsis onay tarihi olan 27.06.2012 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte 5510 sayılı yasanın 21/1-4 maddeleri gereğince davalılardan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
II. CEVAP
1.Davalı İşsan Hizmet Üretim vekili cevap dilekçesinde özetle; 04.04.2009 tarihinde meydana gelen kazanın işçinin dikkatsizliği ve tedbirsizliği nedeniyle meydana geldiğini, sigortalının pantolonunun parçasının dolanmasının sonuçlarının müvekkile yükletilmesinin olanaksız olduğunu, sigortalının kaza anında yaptığı işin çalıştığı süre boyunca rutin her gün yapılan işlerden olduğunu, kazanın oluşumunda müvekkilinin bir kastı bulunmadığı gibi iş güvenliği mevzuatına aykırı bir hareketinin de bulunmadığını belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
2.Davalı …Ş. vekili cevap dilekçesinde özetle; meydana gelen kazada davalı şirketin hiçbir kusurunun bulunmadığını, kazanın tamamen çalışan İbrahim Karapınar’ın kendi kusurundan ve dikkatsizliğinden kaynaklandığını, sigortalının ağır ve tehlikeli işlerde çalışabileceğini gösterir raporunun bulunduğunu, sigortalı çalışana kişisel koruyucu malzemeler verildiğini, sigortalının kaza tarihine kadar yaklaşık 7 yıl aynı işyerinde aynı işte çalıştığını, bu durumun da sigortalının mesleki birikiminin ve tecrübesinin bulunduğunu ve yaptığı işin önemini bildiğini gösterdiğini, tüm bunların davalı şirketin kusurunun bulunmadığını gösterdiğini, davalı şirketin iş sağlığı ve güvenliği yönünden gerekli olan tüm yükümlülüklerini yerine getirdiğini belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin 17.03.2015 tarihli ve 2013/200 Esas, 2015/54 Karar sayılı kararıyla; “Davanın kabulü ile; 33.612,50 TL peşin sermaye değerli gelirin, tahsis onay tarihi olan 27.06.2012 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine,” karar verilmiştir.
V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Bozma Kararı
1. İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı SGK ve davalılar vekilleri tarafından temyiz isteminde bulunmuştur.
2. Bozma ilamında; Mahkemenin, işverenlik sıfatı ve işverenlerin değişmesi veya işyeri devri halinde sorumluluk durumu yönünden yeterli inceleme ve değerlendirme yapılmaksızın verilen hükmü, eksik inceleme ve araştırmaya dayalıdır.
Davanın yasal dayanağı olay tarihinde yürürlükte olan 5510 sayılı Kanun’un 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren 21 inci maddesidir. Anılan maddenin birinci fıkrası hükmü, sigortalıya ya da ölümü halinde hak sahiplerine bağlanan gelirler ile yapılan harcama ve ödemelerin işverenden rücuan tahsili koşulları düzenlenmiş olup; işverenin sorumluluğu için, zarara uğrayanın sigortalı olması, zararı meydana getiren olayın iş kazası veya meslek hastalığı niteliğinde bulunması, zararın meydana gelmesinde işverenin kastının veya sigortalının sağlığını koruma ve iş güvenliği mevzuatına aykırı bir hareketinin ve bu hareket ile meydana gelen iş kazası ve meslek hastalığı arasında illiyet bağının bulunması gerekir. Buradan, işverenin, işçilerin sağlığını koruma ve iş güvenliğine ilişkin mevzuatın kendisine yüklediği, objektif olarak mümkün olan tüm tedbirleri alma yükümlülüğünü yerine getirmemesi ve bu nedenle iş kazası veya meslek hastalığı şeklinde sosyal sigorta riskinin gerçekleşmesi halinde, kusur esasına göre meydana gelen zararlardan Sosyal Güvenlik Kurumuna karşı rücuan sorumlu olduğu sonucu çıkarılmaktadır.
Öte yandan, 5510 sayılı Kanun’un 12 inci maddesinin 1 inci fıkrası işvereni; “4 üncü maddenin birinci fıkrasının (a) bendine göre sigortalı sayılan kişileri çalıştıran gerçek veya tüzel kişiler ile tüzel kişiliği olmayan kurum ve kuruluşlar” şeklinde tanımlamıştır. Anılan Kanun’un belirtilen maddesinin son fıkrası ise alt işvereni “bir işverenden, işyerinde yürüttüğü mal veya hizmet üretimine ilişkin bir işte veya bir işin bölüm veya eklentilerinde, iş alan ve bu iş için görevlendirdiği sigortalıları çalıştıran üçüncü kişi” olarak tanımlamıştır. Bu maddeyle asıl işveren, bu Kanun’un işverene yüklediği yükümlülüklerden dolayı alt işveren ile birlikte müteselsilen sorumlu tutulmuştur.
Bu yönde asıl işveren taşeron ilişkisinin varlığı için, öncelikle, işin başka bir işverenden alınmış olması, bir başka ifade ile asıl işverenin işverenlik sıfatına sahip olması, asıl işyeri ya da işyerinden sayılan yerlerde kendi adına işçi çalıştırıyor olması gerekir.
İşin belirli bir bölümünde değil de, tamamının bir bütün halinde, ya da bölümlere ayrılarak başkalarına devredildiği, işten bu yolla tamamen el çekildiği, sigortalı çalıştırılmadığı için işveren sıfatının haiz olunmadığı durumda ise, bunları devralan kişiler alt işveren, devredenler de asıl işveren olarak nitelendirilemeyecektir.
Aracı sıfatının kazanılmasında diğer koşullar ise, asıl işverenden istenilen işin, asıl iş, ya da işyeriyle ilgili işin bir bölümünde veya işyeri eklentilerinde alınmış olması ve bu işte işi alanın kendi işçilerinin çalıştırılması ve bu nedenle de işveren sıfatına sahip olunmasıdır.
Asıl işveren ile alt işveren arasında yapılan sözleşme ile iş kazası veya meslek hastalığına bağlı sorumluluğun alt işverene ait olduğunun kararlaştırılması ya da anahtar teslim iş olduğu ibaresinin konulmuş olması; bu sözleşmenin tarafı olmayan Kurumu bağlamaz.
İşin bütünü başka bir işverene bırakıldığında, madde anlamında bir alt işverenlik, dolayısıyla dayanışmalı sorumluluk söz konusu olmayacaktır. Benzer şekilde, işveren kendisi sigortalı çalıştırmaksızın işi bölerek, ihale suretiyle farklı kişilere vermişse, iş sahibi (ihale makamı), asıl işveren olmayacağından, alt – asıl işveren ilişkisi de bulunmayacaktır. Burada önemli olan yön “devir” olgusudur. Devirden amaçlanan, yapılmakta olan işin, bölüm ve eklentilerinden tamamen bağımsız bir sonuç elde etmeye yönelik, işi alana bağımsız bir işveren kimliği kazandıracak bir işin devridir. Diğer iş yerlerinde sigortalı çalıştırması nedeniyle “işveren” sıfatına sahip olan kişi, devredilen iş dolayısıyla işverenlik sıfatına sahip olmadığı için asıl işveren olarak sorumlu tutulamayacaktır. Aynı şekilde, işi alan kişinin de işverenlik sıfatını, alınan işte ve o iş nedeniyle sigortalı çalıştırması sonucunda kazanmış olması aranacaktır. Alınan işte sigortalı çalıştırmayıp, tek başına işi yürüten kişi alt işveren olarak nitelendirilemeyecektir. Bu kimsenin diğer bir takım iş yerlerinde çalıştırdığı sigortalılar nedeniyle kazandığı işverenlik sıfatının sonuca etkisi ise bulunmamaktadır.
Alınan iş, işverenin asıl işinin bölüm ve eklentilerindeki işin bir kesimi veya yardımcı işler kapsamında bulunmalıdır. Diğer bir anlatımla, bir işverene ait iş yerindeki üretim sürecine, başka bir işverenin dahil olması durumunda “aracıdan” söz edilebilecektir. Asıl işverenden alınan iş, onun sigortalı çalıştırdığı işe göre ayrı ve bağımsız bir nitelik taşımaktaysa, işi alan kimse alt işveren değil, bağımsız işveren sayılacaktır. Bu noktada belirleyici yön; yapılan işin, diğerinin yardımcı parçası olup olmadığıdır. İş yerindeki üretimle ilgili olmayan ve asıl işin tamamlayıcı niteliğinde bulunmayan bir işin üstlenilmesi durumunda aracıdan söz etme olanağı kalmayacak ve ortada iki bağımsız işveren bulunacaktır.
Diğer taraftan, bir mamelekin ve işletmenin devralınmasını düzenleyen Borçlar Kanunu’nun 179 uncu maddesine göre devir alan şirket, devir eden şirketin borçlarından ötürü sorumlu olduğu gibi iki yıl müddetle evvelki borçlu (devreden) dahi, yenisi (devralan) ile birlikte müteselsilen sorumlu olur. Borçlar Kanunu’nun müteselsil borçlara ilişkin 141 inci maddesine göre teselsülün yasa hükmünden doğduğu hallerde kamu düzeni söz konusu olacağından tarafların iradeleriyle teselsülün ortadan kaldırılması hükümsüzdür. Bu nedenle söz konusu müteselsil borç yasa hükmünden (Borçlar Kanunu md. 179’dan) doğduğundan, teselsülden kaynaklanan sorumluluğun dışlanması geçersizdir ve hukuki sonuç doğurmaz. Burada belirtilen sorumluluğun zamanı “devir anıdır.” Devrin fiilen gerçekleştiği tarihte doğmuş ve nedeni vücut bulmuş borçlar bu sorumluluğun kapsamında kalmaktadır. İşletmenin devirden önceki borcunun naklinin kural olarak alacaklıya karşı hüküm ifade etmesi Borçlar Kanunu’nun 173. ve 174. maddeleri gereğince alacaklının onamasına bağlı ise de, Borçlar Kanunu’nun 179. maddesi bu kurala bir istisna getirmiş, alacaklının rızasına gerek görülmeksizin borcun devir alana intikal ettiği kabul edilmiştir.
Müteselsil borcun özelliği alacaklının müteselsil borçlulardan hepsinden veya birinden alacağın tamamını veya bir kısmını istemekte serbest oluşudur. Sözü edilen hukuki esaslara göre eski ve yeni borçlunun müteselsil sorumluluğu iki yıllık bir devre için kabul edilmiş olup, bu iki yıl (muaccel borçlar için) devrin, alacaklılara ihbarı ya da gazetelerde ilan tarihinden itibaren başlar” (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 28.11.2001 gün ve E:2001/21-1030, K:2001/1077; Yargıtay 21. Hukuk Dairesi’nin 20.12.2005 gün ve E:2005/13301, K:2005/13520 sayılı kararları).
Belirtilmelidir ki, 818 sayılı Borçlar Kanun’un 179 uncu maddesi “Bir mameleki veya bir işletmeyi aktif ve pasifleriyle birlikte devralan kimse, bunu alacaklılara ihbar veya gazetelerde ilan ettiği tarihten itibaren onlara karşı mamelekin veya işletmenin borçlarından mesul olur; şu kadar ki, iki yıl müddetle evvelki borçlu dahi yenisiyle birlikte müteselsilen mesul kalır; bu müddet muaccel borçlar için ihbar veya ilan tarihinden ve daha sonra muaccel olacak borçlar için de muacceliyet tarihinden itibaren işlemeye başlar.” hükmünü içermektedir.
Sigortalının devir tarihlerinden önce çalıştığı işverenler yanında Kurumun rücu alacağına konu olabilecek meslekte kazanma güç kaybı oluşmuşsa, işletmeyi aktif ve pasifleri ile devralan işverenin/işverenlerin kusuru olması halinde kendinden önceki zararlardan müteselsilen sorumlu olması BK. 179 maddesi hükmü gereğidir. Madde hükmüne göre, iki yıl müddetle devreden işveren de müteselsilen borçlu olmaya devam eder. Aksi takdirde borçlu olan işletmelerin, işletmeyi ödeme gücü olmayan şirkete devrederek borçtan kurtulmaları olanaklı hale gelir.
Yukarıdaki açıklamalar çerçevesinde, hak sahibi tazminat davası da gözetilerek, davalı işverenler arasındaki hukuki ilişkinin niteliği, bir başka ifade ile, asıl işveren-alt işveren ilişkisinin varlığı usulünce araştırılıp belirlenerek, buna göre yapılacak kusur incelemesi sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ve araştırmayla yazılı şekilde karar tesisi, hatalıdır.
Ayrıca davalı …Ş. ile …Pazarlama ve Tic. A.Ş. arasındaki devir ilişkisi ve bu kapsamda sorumluluk durumu Borçlar Kanunu 179 uncu maddesi çerçevesinde irdelenmeli ve sonucuna göre karar verilmelidir.” hususlarına işaret edilerek bozulmuştur.
B. İlk Derece Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; “Yargıtay bozma ilamına uyularak davalı …ile …Pazarlama Tic. A.Ş. arasındaki devir ilişkisi ve bu kapsamda sorumluluk durumu Borçlar Kanunu 179.maddesi çerçevesinde incelenmiştir. Kaza tarihinin 04.04.2009 tarihi olduğu Ticaret Sicil Müdürlüğünden getirtilen evraklara göre …Pazarlama San ve Tic. A.Ş. ‘nin 05.04.2012 tarihinde 41603/21952 sicil numarasında kayıtlı … Bisküvi Sanayi A.Ş. ile birleşmeden dolayı terkin edildiğinin bildirildiği, BK’nun “Madde 180 – (Değişik madde: 29/06/1956 – 6763/41 md.) Bir işletme diğer bir işletme ile aktif veya pasiflerin karşılıklı olarak devralınması suretiyle birleştirilse, her iki işletmenin alacaklılarıbir mamelekin devralınmasından doğan hakları haiz olup bütün alacaklarını yeni işletmeden alabilirler.” hükmü gereğince kaza tarihinin birleşmeden önce olması, davanın birleşme tarihinden sonra açılması davalı …Pazarlama San. ve Tic. A.Ş’nin birleşme nedeni ile Ticaret Sicil’den terkin edilmesi ile borç ve alacakları birleşme sureti ile devralan …ye geçmesi nedeniyle davacı tarafından iş kazasına ilişkin rücu alacağına konu alacağı davalı …Ş’den talep edilebileceği kanaatine varılmıştır.
Yargılama sırasında İşsan Hizmet Üretim Taahhüt Ltd.Şti’nin terkin edilmiş olması nedeniyle davalı kurum tarafından şirketin ihyası talepli dava açılmış olup … 1. Asliye Hukuk (İş) Mahkemesi’nin (Ticaret Mahkemesi Sıfatıyla) 2019/86 Esas, 2021/223 Karar sayılı ilamı ile şirketin ihyasına karar verildiği, kararın 25/01/2022 tarihinde kesinleştiği anlaşılmıştır.
Davacının alacağının bulunup bulunmadığının belirlenmesi amacıyla bilirkişi incelemesi yaptırılmış, bilirkişi tarafından düzenlenen 09.12.2020 havale tarihli hesap raporu dosya içerisine alınmıştır. Bilirkişi raporunun dosya içeriğine, iş hukuku mevzuatına uygun olduğu, gerekçeli ve yargı denetimine uygun olduğu anlaşılmış ve hükme esas alınmıştır. Bu rapora göre davacının talep edebileceği kurum zararının 33.612,50 TL olduğu tespit edilmiştir. Davacı vekili 01.12.2014 tarihli dilekçesi ile davayı arttırmıştır.” gerekçelerine dayalı olarak “Davanın kabulü ile; 33.612,50 TL peşin sermaye değerli gelirin, tahsis onay tarihi olan 27.06.2012 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine,” karar verilmiştir.
VI. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı SGK ve davalı …Ş. vekili tarafından temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
1.Davacı SGK vekili temyiz dilekçesinde; hükme esas alınan bilirkişi raporunda kazalı sigortalıya %40 oranında fahiş oranda kusur atfedilmesinin hatalı olduğu, bilirkişi raporuna itirazlarının göz ardı edildiğini, eksik inceleme ve araştırma sonucu hüküm kurulduğu belirtilerek kararın bozulmasını istemiştir.
2. Davalı …Ş. vekili temyiz dilekçesinde; hatalı olarak hazırlanan bilirkişi raporuna itibarla Mahkemece hüküm kurulduğu, dava konu kazanın tamamen kazalının kendi dikkatsizliği tedbirsizliği sonucu meydana geldiği, kazanın meydana gelmesinde işverenin kastı olmadığı gibi iş güvenliği mevzuatına aykırı bir hareketinin de bulunmadığını beyanla kararın bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, rücuan tazminat istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri ve 5510 sayılı Kanun’un 21 inci maddesi hükümleridir.
3. Değerlendirme
1. Temyiz olunan nihai kararların bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2. Temyizen incelenen İlk Derece Mahkemesi kararının bozmaya uygun olduğu, kararda ve kararın gerekçesinde hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığı, bozmaya uyulmakla karşı taraf yararına kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin ise yeniden incelenmesine hukukça imkân bulunmadığı anlaşılmakla; temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VII. KARAR
Açıklanan sebeplerle, davacı Kurum ve davalı …Ş. vekillerinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan kararın ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz giderinin ilgiliden alınmasına,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, gönderilmesine,
24.03.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
…