Yargıtay Kararı 10. Hukuk Dairesi 2023/295 E. 2023/500 K. 19.01.2023 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 10. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2023/295
KARAR NO : 2023/500
KARAR TARİHİ : 19.01.2023

İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : … Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2019/1830 E., 2019/1386 K.
vekili Avukat …
DAVA TARİHİ : 29.01.2015
HÜKÜM/KARAR : Kabul
İLK DERECE MAHKEMESİ : Adana 2. İş Mahkemesi
SAYISI : 2015/28 E., 2017/101 K.

Taraflar arasındaki tespit davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine dair verilen kararın, davacı vekilince istinaf edilmesi üzerine istinaf başvurusunun kabulüne, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak, yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın kabulüne karar verilmiş, kararın davalı Kurum vekilinin temyizi üzerine Dairemiz kararı ile bozulmuştur.

Bölge Adliye Mahkemesince verilen direnme kararının davalı Kurum vekilinin temyizi üzerine Hukuk Genel Kurulu’ nun 25.10.2022 tarihli 2021/10-186 Esas 2022/1372 Karar sayılı kararı ile direnme kararının usul ve yasaya uygun bulunarak bozma nedenine göre davalı Kurum vekilinin esasa ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesi için dairemize gönderilmesi üzerine Tetkik Hâkimi … tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA
Davacı vekili, davacının 21.09.2005 – 30.09.2014 tarihleri arasında 506 sayılı Kanun/5510 sayılı Kanunun 4/a maddesi kapsamında çalışması nedeniyle, 1479 sayılı Kanun/5510 sayılı Kanunun 4-b maddesi kapsamında prim borcu ve sigortalılığı olmadığının ve faiz hakkı saklı kalmak kaydıyla 01.11.2014 tarihi itibariyle yaşlılık aylığı bağlanması gerektiğinin tespitine karar verilmesini istemiştir.

II. CEVAP
Davalı vekili, davacının, Kurum kayıtlarına göre 11.04.1980 – 03.09.1998 tarihleri arasında Bağ-Kur sigortalısı olduğunu, 01.05.2008 – 23.12.2011 tarihleri arasındaki Bağ-Kur sigortalılığı ile birlikte toplam 13 yıl 10 ay 3 gün Bağ-Kur hizmeti göründüğünü, 2829 sayılı Kanun gereğince işlem yapıldığını, Bağ-Kur prim borcu bulunduğundan yaşlılık aylığına hak kazanamayacağını beyanla davanın reddini istemiştir.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile, “…Tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; davacının 05/02/2014 tarihine kadar Limited Şirket ortaklığı nedeniyle Bağ-Kur prim borcu olduğu, davacının kuruma yaptığı başvurusunun “Bağ-Kur ve sigorta günlerim çakışmaktadır çakışan Bağ-Kur primlerimin iptali ve borcumdan silinmesini talep ediyorum” şeklinde olduğu görülerek hizmet birleştirme talebinin olmadığı, yapılandırmaya ilişkin borçlarını ise ödenmediği anlaşılmıştır. Ticaret Sicil Müdürlüğü’nce mahkememize gönderilen belgelerden davacının ortaklığının devam ettiği, şirketin 14/02/2014 tarihinde münfesih olduğu görülmüştür. Hizmet birleştirme işleminin yapılabilmesinin ön şartı Bağ-Kur prim borcunun olmamasıdır. Ticari faaliyette esas olanın vergi kayıtları olmadığı ticaret sicil kayıtları olduğu gözetilerek davacının Bağ-Kur faaliyetinin devam ettiği ve buna istinaden Bağ-Kur prim borcunun bulunduğu anlaşılmış ayrıca davacının baskın çalışmasının SSK hizmetleri değil Bağ-Kur hizmetleri olduğu anlaşılarak izah edilen tüm bu sebeplerle mahkememizce davacının emekliliğe hak kazanamayacağı kanaatine varılarak…” gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.

V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Bozma Kararı
1. İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuş, bölge adliye Mahkemesinin 01.03.2018 tarihli 2017/1696 Esas ve 2018/461 Karar sayılı kararı ile “… 5510 sayılı Kanunun 23.04.2015 tarihinde yürürlüğe giren geçici 63. maddesi, ” (Ek: 4/4/2015-6645/56 md.) Kendi adına ve hesabına bağımsız çalışanlarla tarımda kendi adına ve hesabına bağımsız çalışanlardan, Kuruma kayıt ve tescilleri yapıldığı hâlde, bu maddenin yayımlandığı ayın sonu itibarıyla 12 ay ve daha fazla süreye ilişkin prim borcu bulunanların, bu sürelere ilişkin prim borçlarını, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihi takip eden ay başından itibaren üç ay içinde ödememeleri veya ilgili kanunları uyarınca yapılandırmamaları hâlinde, prim ödemesi bulunan sigortalıların daha önce ödedikleri primlerin tam olarak karşıladığı ayın sonu itibarıyla, prim ödemesi bulunmayan sigortalıların ise tescil tarihi itibarıyla sigortalılığı durdurulur. Durdurulan süreler sigortalılık süresi olarak değerlendirilmez ve bu sürelere ilişkin Kurum alacakları takip edilmeyerek bunlara Kurum alacakları arasında yer verilmez. Sigortalılıkları durdurulanlardan bu Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi kapsamında çalışmaya devam edenlerin sigortalılıkları bu maddenin yayım tarihini takip eden ay başı itibarıyla yeniden başlatılır.” düzenlemelerini içermekte olup; bu yönde, daha önce ödediği primlerin tam olarak karşıladığı ayın sonu olan 30.09.1998 tarihi itibarıyla 1479 sayılı Kanun kapsamında sigortalılığı durdurulması gereken davacının; primi ödenmemiş olan davaya konu dönemde 1479 sayılı Kanun/5510 sayılı Kanunun 4/b maddesi kapsamında sigortalı olarak ve dolayısıyla bu dönemde prim borçlusu kabul edilmesi mümkün olmayacağından, yaşlılık aylığı tahsisi talebinde bulunduğu 01.10.2014 tarihi itibariyle 506 sayılı Kanunun geçici 81/B-e maddesinde belirtilen 25 yıl sigortalılık süresinin doldurulması 5225 gün uzun vadeli sigorta kollarından prim ödeme ve 48 yaşını ikmal etme koşullarının tümünün mevcut olduğunun belirgin olması nedeniyle 01.11.2014 tarihinden itibaren davacının yaşlılık aylığı bağlanmasına hak kazandığının tespitine karar verilmesi gerektiği kanaatine varılmıştır…” gerekçesi ile davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, ilk derece mahkemesi kararının kaldırımasına, düzeltilerek yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle “Davanın kabulü ile; davacının, 1479 sayılı Kanun/5510 sayılı Kanunun 4-b maddesi kapsamında prim borcu ve prim borcu çıkarılan döneme ilişkin sigortalılığının olmadığının; 5510 sayılı Kanunun geçici 1. maddesi yollaması ile 506 sayılı Kanunun geçici 81/B-e maddesine göre davacıya 01.11.2014 tarihinden itibaren yaşlılık aylığı bağlanması gerektiğinin tespitine, faize ilişkin hakların saklı tutulmasına,…” dair verilen karar davalı Kurum vekili tarafından temyiz edilmiştir.

2.Bozma ilamında;
2.1 Bölge Adliye Mahkemesince davacı hakkında uygulanması gereken yasal dayanak maddeleri yerinde olarak tespit edilmiş ise de, yaşlılık aylığı tahsisi istemi bakımından yapılan değerlendirmede 01.11.2014 tarihi itibari ile davacının tahsise esas sigortalılık dönem ve sürelerinin gerekçede ve karar yerinde gösterilmesi ile infaza elverişli şekilde bir karar verilmesi gerektiği,
2.2. Yukarıda açıklanan maddi ve hukuki olgular göz önünde bulundurulmaksızın, Mahkemece eksik inceleme ve araştırma sonucu, davanın kabulüne karar verilmesi, usul ve yasaya aykırı olduğundan bahisle karar bozulmuş,
Bölge Adliye Mahkemesince önceki kararda direnme kararı verilmiştir.

VI. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

B. Temyiz Sebepleri
Davalı kurum vekili, Kurum tarafından yapılan işlemlerin usul ve yasaya uygun olduğunu, kararın bozulması gerektiğini belirterek kararı temyiz etmiştir.

V. HUKUK GENEL KURULU KARARI
Hukuk Genel Kurulu 25.10.2022 tarihli, 2021/10-186 Esas 2022/1372 Karar sayılı kararı ile, “… Somut olayda; davacının 31.10.2014 tarihli tahsis talebinin prim borcunun bulunduğu gerekçesiyle değerlendirmeye alınmaması üzerine 21.09.2005-30.09.2014 tarihleri arasında 1479 sayılı Kanun (5510 sayılı Kanun 4/1-b maddesi) kapsamında sigortalı olmadığının ve bu döneme ilişkin prim borcu bulunmadığının tespiti ile 01.11.2014 tarihi itibariyle yaşlılık aylığı bağlanması istemiyle eldeki davanın açıldığı, davanın ilk derece mahkemesince reddi sonrası davacının istinaf başvurusu üzerine Bölge Adliye Mahkemesince kararın gerekçe kısmında 5510 sayılı Kanun’un 53., geçici 17. ve 63. maddeleri ile 1479 sayılı Kanun’un 24., 25. ve ek 19. maddelerindeki düzenlemelere yer verilip açıklamalar yapıldıktan sonra 15.06.1964 doğum tarihli davacının, 5510 sayılı Kanun’un geçici 36. maddesi kapsamında 11.04.1980-23.04.1982 tarihleri arasını kapsayan 733 günlük borçlanması, 22.03.1985-05.10.1994 tarihleri arasında 3435 gün ve 03.09.1998-30.09.1998 (Ek 19 terk) tarihleri arasında 28 gün 1479 sayılı Kanun kapsamında; 21.09.2005-30.09.2014 tarihleri arasında 2002 gün 506 sayılı Kanun (5510 sayılı Kanun 4/1-a maddesi) kapsamında olmak üzere 5465 gün primi ödenmiş sigortalılığının mevcut olduğu, yukarıda içeriğine yer verilen yasal düzenlemeler gereğince daha önce ödediği primlerin tam olarak karşıladığı ayın sonu olan 30.09.1998 tarihi itibarıyla 1479 sayılı Kanun kapsamındaki sigortalılığının durdurulması gereken davacının primi ödenmemiş olan davaya konu dönemde 1479 sayılı Kanun (5510 sayılı Kanun’un 4/1-b maddesi) kapsamında sigortalı dolayısıyla prim borçlusu kabul edilmesinin mümkün olmayacağı, 01.10.2014 tarihi itibariyle 506 sayılı Kanun’un geçici 81/B-e maddesinde belirtilen 25 yıl sigortalılık süresi, 5225 gün prim gün sayısı ve 48 yaşını doldurma koşullarının tümünün yerine getirildiği belirtilerek yaşlılık aylığı tahsis şartları değerlendirilmiş ve hüküm sonucunda da davacının, 1479 sayılı Kanun/5510 sayılı Kanun’un 4-b maddesi kapsamında prim borcu ve prim borcu çıkarılan döneme ilişkin sigortalılığının olmadığının; 5510 sayılı Kanun’un geçici 1. maddesi yollaması ile 506 sayılı Kanun’un geçici 81/B-e maddesine göre davacıya 01.11.2014 tarihinden itibaren yaşlılık aylığı bağlanması gerektiğinin tespitine, faize ilişkin hakların saklı tutulmasına karar verilmiştir.
Yukarıda yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; Bölge Adliye Mahkemesince davacının sigortalılık süreleri gerekçe bölümünde gösterilmek suretiyle prim borcu çıkarılan döneme ilişkin sigortalılığının olmadığı da belirtilerek yaşlılık aylığı tahsis şartlarının değerlendirildiği ve hüküm kısmında ise prim borcu çıkarılan döneme ilişkin sigortalılığının olmadığı ve yaşlılık aylığına dayanak Kanun maddesi de gösterilmek suretiyle
hüküm kurulduğu anlaşılmakla…” denilerek, direnme kararı usul ve yasaya uygun bulunmuş ve bozma nedenine göre davalı Kurum vekilinin esasa ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesi üzerine dosya Dairemize gönderilmiştir.

C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, Kurumca kabul edilen ve çakışan Bağ-Kur sigortalılığın iptali ile yaşlılık aylığı bağlanması gerektiğinin tespiti istemine ilişkindir.

2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 506 ve 5510 sayılı Kanunun ilgili maddeleri.

3. Değerlendirme
1. Temyiz olunan nihai kararların bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.

2. Temyizen incelenen Bölge Adliye Mahkemesi kararının kararın gerekçesinde hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığı anlaşılmakla; temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

VII. KARAR
Açıklanan sebeplerle davalı vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan kararın ONANMASINA,

Dosyanın Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,

19.01.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.