YARGITAY KARARI
DAİRE : 10. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2023/308
KARAR NO : 2023/4394
KARAR TARİHİ : 25.04.2023
MAHKEMESİ : … Bölge Adliye Mahkemesi 48. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2020/3132 E., 2021/527 K.
KARAR : Esastan Red
İLK DERECE MAHKEMESİ : … 8. İş Mahkemesi
SAYISI : 2017/215 E., 2019/462 K.
Taraflar arasındaki sigortalının iş kazasında vefatı nedeniyle hak sahiplerinin maddi ve manevi tazminat istemi davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabul ve kısmen reddine karar verilmiştir.
Kararın, davalılar vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davalıların istinaf başvurularının esastan reddine dair karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalılar vekili tarafından murafaa istemli temyiz edilmiş, murafaa yapılmak üzere tayin olunan 04.10.2022 Salı günü için yapılan tebligatlar üzerine duruşmalı temyiz eden davalılar adına Av. … ve Av. … ile davacılar adına Av. …’ın geldiği, gelenlerin yüzlerine karşı duruşmaya başlanarak, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan sonra duruşmaya son verilerek, noksan ikmali için dosyanın mahalline geri çevrilmesine karar verildikten sonra eksikliğin ikmali ile dosya dairemize gönderilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi … tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkillerin murisi …’ın davalı işyerinde depocu olarak çalıştığı, 23.03.2017 tarihinde ürün boşaltım yerinde bulunan müteveffanın mal boşaltacak tırın geri geri yanaşması sırasında tır ile duvar arasında sıkıştığı, müteveffanın yaklaşık 6 dk kadar duvara sıkışık vaziyette kaldıktan sonra durumun fark edildiği ve müdahalelere rağmen kurtarılamadığı, müteveffanın 15 yıldır depoculuk yapan tecrübeli bir çalışan olduğu, kazanın davalının gerekli tedbirleri almamasından kaynaklandığı, davalı şirketlerin unvan benzerliğinden de anlaşılacağı üzere ortakları aynı olan aynı iş kolunda faaliyet gösteren grup şirketleri olduğu, müteveffanın aynı mahalde faaliyet gösteren her iki şirkette de çalıştığı, bu nedenle her iki davalıya da husumet düştüğünü maddi ve manevi tazminatın davalılardan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalılar vekili cevap dilekçesinde özetle; davanın her iki firma adına açıldığı fakat Salteks firmasının kaza ile ilgisinin olmadığı, müteveffanın Teksal’ın çalışanı olduğu, kazanın meydana geldiği işyerinin de Tekstal’a ait olduğu, iki firmanın birbirinden tamamen bağımsız iki ayrı şirket olduğu, İdaş markasının satın alınması ile Tekstal’ın yatak üretimine başladığı ve bu nedenle Salteks’e ait binanın bir kısmını depo olarak kullanmak için kiraladığı, kazanın meydana gelmesinde dava dışı tır şoförünün tamamen sorumlu olduğu, müvekkil firmanın her türlü önlemi aldığı, kusurunun bulunmadığı, tır şoförü …’ın S.S. Bozüyük Karayolu Yük Taşıma Kooperatifi’ne bağlı olarak çalıştığı, Karayolları Trafik Kanununa göre aracı işleten sıfatının da …’a ait olduğu, şoför şirket çalışanı olmadığı için sorumluluğunun iş sağlığı ve güvenliği mevzuatına göre değerlendirilemeyeceği” davacının davasının reddine karar verilmesini talep etmiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararında özetle; davalı işyerinde çalışan müteveffanın davalı işverene ait işyerinde çalışırken 02.04.2016 tarihinde davalı işveren tarafından verilen bir işin yürütümü sırasında iş kazası geçirdiği, meydana gelen kaza neticesinde vefat ettiği, dava konusu olay nedeniyle yapılan kusur bilirkişi incelemesine göre davalılardan Teksal Tekstil San. ve Tic. A.Ş.nin % 70 oranında, araç şoförü …’ın %15, müteveffa işçinin %15 oranında kusurlu olduğunu, Salteks Tekstil San. ve Tic. A.Ş.nin kusurunun bulunmadığı, dosya kapsamına uygun kusur bilirkişi raporuna itibar edilerek yapılan hesaplama göz önünde bulundurularak davacılardan …’ın maddi tazminat talebinin kabulü ile 85.657,20 TL net maddi tazminatın iş kazasının meydana geldiği tarih olan 02.04.2016 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken müteselsilen tahsili, davacılar Murisin çocukları … ve …’un murisin ölüm tarihinden mümeyyiz ve reşit olmaları destekten yoksun kalmamış olmaları nedeniyle, diğer oğlu …’ın maddi tazminat tutarı ilk peşin değerle karşılanmış olduğundan bu davacılar açısından maddi tazminat talebinin reddine, davacıların duyduğu üzüntü, ülkenin ekonomik koşulları, tarafların sosyal ve ekonomik durumları, paranın satın alma gücü, tarafların kusur durumu, olayın ağırlığı, yaşı, olay tarihi, dava tarihi göz önünde bulundurularak davacıların manevi tazminat talebinin kısmen kabulü ile eş için 80.000,00 TL, çocuklar …, … ve … için 30.000 TL’şer manevi tazminatın, iş kazasının meydana geldiği tarih olan 02.04.2016 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken müteselsilen tahsiline karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılar vekili istinaf başvurusunda bulunmuşlardır.
B. İstinaf Sebepleri
Davalılar vekili istinaf dilekçesinde özetle: İlk Derece Mahkemesince tahkikat aşamasının bittiği tefhim edilmeksizin ve sözlü yargılama aşamasına geçilmeksizin hüküm tesisinin hatalı olduğunu, sözlü yargılama için gün tayin edilmediğini, yine mahkemece ıslah taleplerinin gerekçe gösterilmeksizin reddinin hatalı olduğunu, cevap dilekçesinin süresinde sunulmamış olması sebebiyle tanık dinletme ve delil bildirme taleplerinin reddinin kanuna aykırı olduğunu, ıslah ile yapılamayacak işlemlerin HMK’da sınırlı olarak sayıldığını, cevap dilekçesinin ıslah yolu ile sunulamayacağına ilişkin herhangi bir hüküm bulunmadığını, müteveffanın Teksal A.Ş.’nin işçisi olduğunu, diğer müvekkili şirket Salteks A.Ş. hakkında hüküm tesisinin hatalı olduğunu, müteveffanın çalıştığı yerin Salteks A.Ş. tarafından diğer davalıya kiraya verildiğini, iş kazasıyla ilgili C. Başsavcılığınca soruşturma açıldığını, ceza davasının bekletici mesele yapılmamasının hatalı olduğunu, kazanın işçilerin çay molası verdiği bir sırada meydana geldiğini, müvekkilinin iş sağlığı ve güvenliği mevzuatı kapsamında tüm yükümlülüklerini yerine getirdiğini, müvekkillerine kusur atfedilemeyeceğini, kazanın meydana gelmesinde asli ve tam kusurlu tır şoförünün olduğunu, iş bu şoföründe SS Bozüyük Karayolu Yük Taşıma Kooperatifi’nin çalışanı olduğunu, müvekkili şirketlerin araç işleten sıfatıyla dahi sorumlu olamayacağını, Alyans Sigorta A.Ş.’ye davanın ihbarı talebinin mahkemece reddinin hatalı olduğunu ileri sürüp davanın reddine karar verilmek üzere İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararında özetle; somut olaya gelince, davacının davalılardan Teksal A.Ş.’nin işçisi olarak davalı işyerinde depocu olarak çalıştığı sırada 23.03.2017 tarihinde saat 10:30 sularında dava dışı …’ın sevk ve idaresindeki tırı mal boşaltma alanına geri geri yanaştırdığı sırada mal boşaltma alanı ile tır arasında sıkıştığı, müteveffanın olay öncesinde yerden yaklaşık 120 cm yüksekliğinde bulunan boşaltma alanı üzerinde durduğu, tırın yanaşmaya başlamasından önce tırdan düşen malları toplamak için şoföre yardım ettiği, bu şekilde kaza meydana geldiği, SGK tahkikat raporunda ve dosya içeriğinden davanın iş kazası olduğu anlaşılmaktadır.Somut olayda davalı tarafça süresinde cevap dilekçesi ibraz edilmemiştir. Dolayısıyla süresi içerisinde yapılmış olan herhangi bir usul işlemi mevcut olmadığından bunun ıslahı da mümkün değildir. Davalılar vekili her ne kadar ıslaha konu edilemeyecek işlemlerin yasada sınırlı bir biçimde açıklandığını, dolayısıyla bu sayılanların dışındaki işlemlerin ıslaha konu edilebileceğini savunmakta ise de yukarıda da açıklandığı üzere davalılarca yapılmış bir usul işlemi bulunmadığından ıslahının da mümkün olmayacağı değerlendirilmiştir. Davalılar vekili, davanın sigorta şirketine ihbarı talebinin reddinin hatalı olduğunu savunmaktadır. Dosyanın incelenmesinde İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılamanın 16.07.2019 tarihli son celsesinde davalılar vekilinin davanın ihbarını talep ettiği, mahkemece bu talebin reddine karar verilerek yazılı şekilde hüküm tesis ettiği anlaşılmaktadır. HMK’nun 62/2 nci maddesi davanın ihbarı sebebiyle yargılamanın başka bir güne bırakılamayacağını düzenlemiştir.
Anılan hüküm karşısında Mahkemece son celse davanın ihbarına ilişkin davalı talebinin reddine karar verilmesinde usule aykırılık görülmemiştir. Davalı şirketler vekilinin istinaf sebeplerine göre Dairemizce yapılan incelemede, üç kişilik iş güvenliği uzmanı ve işyeri hekimi bilirkişilerden oluşan heyet tarafından düzenlenen raporda, alması gereken işgüvenliği tedbirlerindeki ihmali nedeniyle davalı Teksal şirketin %70 oranında kusurlu olduğunun belirlendiği; dosya delilleriyle olayın oluş şeklini ve ihmal edilen iş güvenliği tedbirlerini ilgili mevzuat kapsamında değerlendiren bu kusur raporlarının ayrıntılı, gerekçeli ve dosyaya uygun olduğu anlaşılmakla zarar hesabına ve hükme esas kabul edilmesinde bir isabetsizlik bulunmamaktadır. Dosya içeriğinden ve ticaret sicil kayıtlarından davalı şirketler arasında organik bağ bulunduğu açıktır. Nitekim dosya istinaf incelemesi için gönderildikten sonra davalılar vekilinin azledildiğine ilişkin sunulan azilnamede de her iki davalı şirketin yetkilisinin Kemal Şişman olduğu, şirket ortaklık yapılarının ve adreslerinin benzer olduğu, bu durumda tazminatlardan her iki davalı şirketinde sorumlu tutulmasına yönelik İlk Derece Mahkemesi kararında isabetsizlik olmadığı kabul edilmiştir. Kaza nedeniyle Çatalca C. Başsavcılığı tarafından soruşturma yürütüldüğü ve soruşturma dosyasında aldırılan raporda müteveffa işçinin ve …’ın tali kusurlu oldukları belirtilmiş olup, sözü edilen rapor dosyamızda aldırılan kusur raporu ile paralellik arz etmektedir. Dolayısıyla ceza dosyasının bekletici mesele yapılması zorunluluğunun bulunmadığı kabul edilmiştir. Davalı vekili, kazanın oluşumuyla ilgili Adli Tıp Kurumu Trafik İhtisas Dairesi’nden rapor aldırılması gerektiğini ileri sürmektedir. Yukarıda da belirtildiği üzere dava iş kazası nedeniyle vefat eden sigortalının hak sahipleri tarafından açılan tazminat istemli dava olduğundan İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu çerçevesinde iş sağlığı güvenliği uzmanlarından rapor aldırılması gerekeceğinden davalının bu yöndeki istinaf başvurusunun da yerinde olmadığı sonuç ve kanaatine varılmıştır. Davalılar vekilinin tüm istinaf taleplerinin yerinde olmadığı kabul edilmiştir. Sonuç olarak; dosya kapsamı, mevcut delil durumu ve davalı şirketler vekilince süresinde ileri sürülen istinaf sebepleri ile re’sen bakılacak kamu düzenini ilgilendiren hususlar dikkate alındığında İlk Derece Mahkemesinin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla davalılar vekilinin istinaf başvurusunun reddine dair aşağıdaki şekilde hüküm kurmak gerekmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılar vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davalılar vekili temyiz dilekçesinde özetle; ıslah talebi kabul edilmeyip, gösterdikleri tanıklarının mahkemece dinlenmemesinin hatalı olduğunu, tanıklarının hazır edildiği celsede dinlenilmemesinin hatalı olduğunu, Ceza Mahkemesinin bekletici mesele yapılması gerektiğini, Ceza Mahkemesinde alınacak raporlar ile bu dosyadaki raporların çelişebileceğini Adli Tıp Kurumundan rapor alınması gerektiğini, sigortalının Teksal Şirketi çalışanı olduğunu Salteks şirketinde hiç çalışmadığını, kira sözleşmesi gereğince çalıştığı deponun Salteks şirketinden kiralandığını, bilirkişi raporunda Salteks şirketine kusur verilmediğini, Bölge Adliye Mahkemesi kararında her iki şirket yetkilisi aynı ise de , her iki şirketin tüzel kişiliğinin birbirinden farklı olduğunu, şoför …’ın asli kusurlu eylemi ile şirketler yönünden illiyet kesildiğini, şoförün dorsesinden düşen yatakları toplamak için çalışan sigortalı araç çevresinde bulunduğu halde, şoför herhangi bir uyarı vermeden ve uzaklaştığını görmeden aracı hareket ettirmiş olduğunu, aynı zamanda olayın çay molasında gerçekleştiğinden bu süre çalışma sayılmayacağından işverenin sorumlu tutulamayacağını, kaldı ki sigortalının üzerine vazife olmayan manevracılık işini yapmış olması nedeniyle kusuru olduğunu, ihbar talebinin masraf olmadığından tebliği yapılmamış ise de masrafın yatırılması için süre verilmediğini ve son celsede ihbar talebinin reddine karar verip gerekçe bildirilmemesinin hatalı olduğunu, Bölge Adliye Mahkemesi kararında sanki son celse ihbar talebinde bulunmuş gibi istemin reddinin yerinde olduğunun belirtilmesinin hatalı olduğunu, manevi tazminatlar fahiş olduğunu, maddi tazminat miktarlarını kabul etmediklerini beyanla kararı bozulmasını talep etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, iş kazası neticesinde vefat eden sigortalının hak sahiplerinin maddi ve manevi tazminata hak kazanıp kazanmadığına ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 5510 sayılı Kanun’un 13, 16 ve 20 nci maddeleri, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 49,50,51,52,53 ve 55 inci maddeleri, 4857 sayılı İş Kanun’un 77 nci maddesi, 6331 sayılı ile 26.06.1966 günlü ve 7/7 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı.
3. Değerlendirme
1.Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere, temyiz edenlerin sıfatlarına temyiz kapsam ve nedenlerine göre davalı Teksal Tekstil Sanayi ve Tic. A.Ş. vekilinin tüm, davalı Salteks Tekstil San. ve Tic. A.Ş.vekilinin aşağıdaki paragrafların kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir
2. 4857 sayılı Kanun’un 2 nci maddesine göre bir iş sözleşmesine dayanarak çalışan gerçek kişiye işçi, işçi çalıştıran gerçek veya tüzel kişiye yahut tüzel kişiliği olmayan kurum ve kuruluşlara işveren, işçi ile işveren arasında kurulan ilişkiye iş ilişkisi denir.
3. İş Kanunu’nun 2 nci maddesinin 7 nci fıkrasına göre bir işverenden, işyerinde yürüttüğü mal veya hizmet üretimine ilişkin yardımcı işlerinde veya asıl işin bir bölümünde işletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren işlerde iş alan ve bu iş için görevlendirdiği işçilerini sadece bu işyerinde aldığı işte çalıştıran diğer işveren ile iş aldığı işveren arasında kurulan ilişkiye asıl işveren-alt işveren ilişkisi denir. Bu ilişkide asıl işveren, alt işverenin işçilerine karşı o işyeri ile ilgili olarak bu Kanundan, iş sözleşmesinden veya alt işverenin taraf olduğu toplu iş sözleşmesinden doğan yükümlülüklerinden alt işveren ile birlikte sorumludur.
4. 5510 sayılı Kanun’un 12/6 ncı maddesi ile de asıl işveren, bu Kanunun işverene yüklediği yükümlülüklerden dolayı alt işveren ile sorumlu tutulmuştur.
5. 4857 sayılı Kanun’un 2/7 nci maddesi ile işçilerin İş Kanunu’ndan, sözleşmeden ve toplu iş sözleşmesinden doğan hakları, 5510 sayılı Kanun’un 12/6 ncı maddesi ile de Kurumun alacakları ve işçinin sosyal güvenlik hakkı daha geniş koruma-güvence altına alınmak istenmiştir. Aksi halde, 4857 veya 5510 sayılı Kanun’dan kaynaklanan yükümlülüklerinden kaçmak isteyen işverenlerin işin bölüm veya eklentilerini muvazaalı bir biçimde başka kişilere vermek suretiyle yükümlülüklerinden kaçması mümkün olurdu.
6. Asıl işveren ile alt işverenin birlikte sorumluluğu “müteselsil sorumluluktur”. Asıl işveren, doğrudan bir hizmet sözleşmesi bulunmamakla birlikte İş Kanunu’nun 2 nci maddesinin 6 ncı fıkrası gereğince alt işverenin işçilerinin iş kazası veya meslek hastalığı nedeniyle uğrayacakları maddi ve manevi zarardan alt işveren ile birlikte müteselsilen sorumludur. Bu nedenle meslek hastalığına veya iş kazasına uğrayan alt işverenin işçisi veya ölümü halinde mirasçıları tazminat davasını müteselsil sorumlu olan asıl işveren ve alt işverene karşı birlikte açabilecekleri gibi yalnızca asıl işverene veya alt işverene karşı da açabilirler.
7. Alt işverenden söz edebilmek ve asıl işvereni, aracının borçlarından sorumlu tutabilmek için bir takım zorunlu unsurlar bulunmaktadır.
a) İşyerinde işçi çalıştıran bir asıl işveren bulunmalıdır. Sigortalı çalıştırmayan “işveren” sıfatını kazanamayacağı için, bu durumdaki kişilerden iş alanlar da aracı sayılmayacak ve anılan madde kapsamında dayanışmalı sorumluluk doğmayacaktır.
b) Bir başka işveren, işyerinde yürüttüğü mal veya hizmet üretimine ilişkin bir işte veya bir işin bölüm veya eklentilerinde iş almalı ve sigortalı çalıştırmalıdır.
c) İşverenlik sıfatını, alınan işte ve o iş nedeniyle sigortalı çalıştırılması sonucunda kazanmış olması aranacaktır. Bu kişinin diğer bir takım işyerlerinde çalıştırdığı sigortalılar nedeniyle kazandığı işverenlik sıfatının sonuca etkisi bulunmamaktadır.
d) İşverenden alınan iş, işverenin sigortalı çalıştırdığı işe göre ayrı ve bağımsız bir işyeri olarak değerlendirilebilecek nitelikte olmamalıdır, aksi halde iş alan kimse aracı değil, bağımsız işveren niteliğinde bulunacaktır.
e) İşin bütünü başka bir işverene bırakıldığında, iş anahtar teslimi verildiğinde veya işveren kendi iştigal konusu olmayan bir işi kendisi sigortalı çalıştırmaksızın bölerek ihale suretiyle farklı kişilere vermişse, iş sahibi (ihale makamı) Yasanın tanımladığı anlamda asıl işveren olmayacağından, bir alt-üst işveren ilişkisi bulunmayacaktır.
f) Alt işverenin aldığı iş, işverenin asıl işinin bölüm ve eklentilerindeki işin bir kesimi yada yardımcı işler kapsamında bulunmalıdır. Asıl işverenden alınan iş, onun sigortalı çalıştırdığı işe göre ayrı ve bağımsız bir nitelik taşımaktaysa, işi alan kimse alt işveren değil, bağımsız işveren sayılacaktır. Bu noktada belirleyici yön; yapılan işin, diğerinin bütünleyici, yardımcı parçası olup olmadığıdır. İş yerindeki üretimle ilgili olmayan ve asıl işin tamamlayıcısı niteliğinde bulunmayan bir işin üstlenilmesi halinde, alt işverenden söz etme olanağı kalmayacak, ortada iki bağımsız işveren bulunacaktır. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 24.05.1995 gün ve 1995/9-273-548 sayılı kararı da aynı yöndedir.)
8. Somut olayda, sigortalı …’ın, davalı Teksal Tekstil Sanayi ve Tic. A.Ş. tarafından davalı Salteks Tekstil San. ve Tic. A.Ş.’den kiraladığı depoda, davalı Teksal Tekstil Sanayi ve Tic. A.Ş.’nde depo görevlisi işçi olarak çalışmaktayken, olay günü dava harici … tarafından kullanılan …plakalı çekici ve bu çekiciye bağlı…plakalı tır dorsesi ile depoya geldiği, şoförün depoya mal indirmek için, tırın kapakları açık olarak geri geri rampaya yanaşması sırasında tırdan yaklaşık 10 adet yatağın devrildiği, sigortalı …’ın el arabasıyla düşen yatakları topladığı ve rampa üzerinde şoföre geri geri gelmesini söylediği, şoför rampaya yanaştıktan sonra aracın tekerleklerinin rampaya yükseltilmesi için araçtan indiği esnada, sigortalının aracın arka kısmı ile beton rampa arasında sıkışmış olduğunu fark ettiği, sigortalının bu iş kazası neticesinde vefat ettiği anlaşılmaktadır. Kazanın gerçekleştiği Depo’nun Salteks Şirketi tarafından Teksal Şirketine kiralandığına dair 05.03.2016 başlangıç tarihli 3 yıl süreli kira sözleşmesinin bulunduğu anlaşılmaktadır. Mahkemece iş güvenliği uzmanlarından oluşan heyetten alınan 14.10.2018 tarihli raporda; davalı işveren Teksal Şirketinin %70, dava harici şoför …’ın %15 ve müteveffa sigortalının %15 oranında kusurlu olduğu belirtilmişken, davalı Salteks Şirketinin sorumlu olup olmadığının mahkemece değerlendirilmesine işaret edilip, şahsi kusur verilmediği anlaşılmıştır.
9. Bu açıklamalar doğrultusunda, dosya kapsamında davalı Salteks Tekstil San. ve Tic. A.Ş.’nin depo sahibi olup, müteveffanın işvereni olan Teksal Tekstil San. ve Tic. A.Ş. ile aralarında kira sözleşmesi haricinde asıl- alt işveren ilişkisi olduğunu gösteren bir iş ilişkisinin bulunduğunun ispat edilemediği, aynı zamanda sigortalının anılan davalılar tarafından birlikte istihdam edildiğini gösteren bir delilin de bulunmamasına göre, kusur raporunda kendisine şahsi kusur verilmeyen ve işveren sıfatı olduğu da anlaşılamayan Salteks Tekstil San. ve Tic. A.Ş. hakkındaki davanın reddine karar verilmesi gerekirken, davalı işveren şirket ile bu şirket arasında organik bağ bulunduğu kabul edilerek, tazminat alacaklarından sorumluluğuna ilişkin hüküm tesisi hatalı olmuştur.
10. Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin, yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
11. O halde, davalı Salteks Tekstil San. ve Tic. A.Ş. vekilinin bu yönü amaçlayan temyiz itirazları gözetilerek, istinaf itirazlarının esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararı kaldırılarak İlk Derece Mahkemesi kararı bozulmalıdır
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,
2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
3. Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde davalı Salteks Tekstil San. ve Tic. A.Ş.’ne iadesine, aşağıda dökümü yapılan harcın davalı Teksal Tekstil San. ve Tic. A.Ş.’nden tahsiline,
4. Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
5. Karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT gereğince davalı …. lehine 8.400 TL vekalet ücretinin davacıdan tahsiline
25.04.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.