YARGITAY KARARI
DAİRE : 10. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2023/3826
KARAR NO : 2023/7216
KARAR TARİHİ : 22.06.2023
MAHKEMESİ : … Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2021/1029 E., 2022/1956 K.
KARAR : Esastan Ret
İLK DERECE MAHKEMESİ : … İş Mahkemesi
SAYISI : 2018/27 E., 2019/323 K.
Taraflar arasındaki hizmet tespiti davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi … tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dilekçesinde özetle; müvekkilinin davalıya ait işyerinde 15.09-15.10.1990 tarihleri arasında çalıştığının tespitini talep ve dava etmiştir.
II. CEVAP
1.Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; iş bu davaya yetkili ve görevli mahkemenin … İş Mahkemeleri olduğunu, davacı ile müvekkil şirket arasında işçi-işveren ilişkisinin bulunmadığını, davanın hak düşürücü süre nedeniyle reddinin gerektiğini belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
2.Fer’i Müdahil SGK vekili cevap dilekçesinde; davanın 5510 sayılı Kanun’un 86/9 uncu maddesi gereğince beş yıllık hak düşürücü süreye tabi olduğunu, davacı tarafın çalıştığını iddia edilen dönemlere ilişkin talebinin beş yıllık hak düşürücü sürenin geçmesi nedeniyle davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davanın hak düşürücü süre nedeniyle reddine, karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davacı istinaf dilekçesinde özetle;
-Müvekkil, davalı işyerinde 15.09.1990 – 15.10.1990 tarihleri arasında çalıştığını, davalı tarafından müvekkile çalıştığı bu süre boyunca sigortasının yapıldığını ve primlerinin yatırıldığının söylendiğini, ancak daha sonra sigortalılık işlemleri için yapılan başvuruda davalı işyeri tarafından müvekkilin sigortasının hiç yapılmadığı ortaya çıktığını,
-Bu durum üzerine müvekkilin hizmetinin tespit edilerek sigorta kaydının yapılması ve ödenmeyen sigorta primlerinin davalı tarafından yatırılması için tarafınca … İş Mahkemesi’ne başvurulduğunu,
-Yerel mahkemenin araştırmaları neticesinde 5 yıllık hak düşürücü sürenin geçtiğinden bahisle davanın reddine karar verildiğini, sigortalılığın zorunluluğu ilkesinin kabul edildiği bir sosyal güvenlik sisteminde, sigortalı hizmetlerin yargı kararı ile tespitinin bir sorun oluşturmaması beklendiğini, bu nedenle müvekkilin maddi kaybına sebep olan ve sosyal hakkına zarar veren mevcut durumun yeterli araştırma yapılmadan tespiti tarafınca kabul edilmediğini,
-Mevcut dosya kapsamında dinlenilen tarafsız bordro tanığı … beyanında “Sigortalar tam yatırılmıyordu, ayda 3-5 gün yatırılıyordu, girdi çıktı yapılıyordu, benim de sigortalarım eksiktir.” demek suretiyle davalı işyerinin sigortalar ile ilgili umursamaz bir tavır içerisinde olduğunu ifade ettiğini, ancak tarafsız bordro tanığının bu ifadesi yerel mahkeme tarafından hiç dikkate alınmadığını,
-Yukarıda arz ve izah edilen tüm bu nedenlerle, yerel mahkemece yeterli inceleme yapılmaksızın ve tanık beyanları dikkate alınmaksızın verilmiş olan davanın reddi kararı tarafınca kabul edilmediğini, … İş Mahkemesi’nin 2018/27 esas , 2019/323 karar sayılı 12.02.2018 tarihli davanın reddine ilişkin kararın istinaf incelemesi sonucu kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Somut olayda; davacının davalıya ait işyerinde çalışmasına ilişkin Kurum’un haberdar olmadığı ayrıca atıf yapılan yönetmelikteki belgelerden herhangi birinin davacı adına düzenlenmediği bununla birlikte davacı adına işe giriş bildirgesi de verilmediği anlaşılmaktadır. Hal böyle olunca; hak düşürücü sürenin mahkeme tarafından resen dikkate alınması gerektiği hususu da gözetildiğinde; davanın 5 yıllık hak düşürücü sürenin geçmesi nedeni ile reddine karar verilmesinde her hangi bir isabetsizlik görülmediği gerekçesiyle, davacı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 353 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin 1 numaralı alt bendi uyarınca esastan reddine
karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesindeki beyanlarını tekrarla kararın bozulmasını talep etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, hizmet tespiti istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
1.Sigortalı hizmetin tespiti davaları kamu düzenini ilgilendirmekte olup, bu niteliği gereği özel bir duyarlılık ve özenle yürütülmesi gerekmektedir. Bu davaların kanuni dayanağı 506 sayılı Kanun’un 79 uncu maddesinin 10 uncu fıkrası olup bu bentte “Yönetmelikle tespit edilen belgeleri işveren tarafından verilmeyen veya çalıştıkları kurumca tespit edilmeyen sigortalıların hizmetlerinin geçtiği yılın sonundan başlayarak 5 yıl içerisinde mahkemeye başvurarak hizmet tespiti isteyebilecekleri” açıklanmıştır. Anlaşılacağı üzere, çalışmanın tespiti istemiyle hak arama yönünden kanun ile getirilen süre, doğrudan doğruya hakkın mevcudiyetini etkileyen hak düşürücü niteliktedir ve dolması ile hak bir daha canlanmamak üzere ortadan kalkmaktadır. Söz konusu Kanun’un kabul edilip, yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla beş yıl olarak öngörülen süre, 09.07.1987 tarihinde yürürlüğe giren 3395 sayılı Kanun’un 5 inci maddesiyle on yıla çıkarılmış, daha sonra 07.06.1994 tarihinde yürürlüğe giren 3995 sayılı Kanun’un 3 üncü maddesiyle yeniden beş yıl olarak düzenlenmiş olup, hâlen geçerliliğini korumaktadır.
2.Bu kapsamda işe giriş bildirgesi düzenlenmediği veya düzenlenmesine karşın kanuni hak düşürücü süre içerisinde Kuruma verilmediği, bu süre içerisinde Kuruma verilen dönem bordroları ile bildirimin yapılmadığı, sigorta primlerinin Kuruma yatırılmadığı, çalışmanın varlığı yönünde sigorta müfettişince herhangi bir saptamanın söz konusu olmadığı durumlarda, hizmetin varlığını ileri süren kişilerin hak düşürücü süre gerçekleşmeden yargı yoluna başvurması zorunludur.
3.İşverenin, çalıştırmış olduğu sigortalılara ait hangi belgeleri Kuruma vermesi gerektiği 506 sayılı Kanun’un 79 uncu maddesinin 1 inci fıkrasında açıkça ifade edildiği üzere yönetmeliğe bırakılmıştır. Atıf yapılan Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliğinde işverence verilecek belgeler düzenlenmiştir. Bunlar, aylık sigorta primleri bildirgesi, dört aylık sigorta primleri bordrosu, sigortalı hesap fişi vs.dir. Yönetmelikte sayılan bu belgelerden birisinin dahi verilmiş olması hâlinde artık Kanun’un 79 uncu maddesinin 10 uncu fıkrasında yer alan hak düşürücü süreden söz edilemez. Yargıtay uygulamasında anılan maddenin yorumu geniş tutulmakta; eğer sayılan belgelerden birisi işveren tarafından verilmişse burada Kurumun işçinin çalışmasından haberdar olduğu ve artık hizmet tespiti davası için hak düşürücü sürenin varlığından söz edilemeyeceği kabul edilmektedir. Diğer taraftan, Kurum tarafından yapılan bir tespitin olması hâlinde de aynı kabul şekline ulaşılmaktadır.
3. Değerlendirme
1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2. Somut olaya gelince, davacının 15/09 – 15/10/1990 tarihleri arası hizmet tespiti talebi bakımından, davalı işyerinden işe giriş bildirgesinin düzenlenmemesi ve Kuruma herhangi bir şekilde hizmet bildirimi ile ücretinden prim kesintisi de yapılmaması, yönetmelikte belirtilen belgelerin bulunmaması karşısında hizmet tespiti isteminin dava tarihi itibariyle hak düşürücü süreye uğradığı açıktır.
3.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekilinin temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
22.06.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.