YARGITAY KARARI
DAİRE : 10. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2023/4128
KARAR NO : 2023/4777
KARAR TARİHİ : 03.05.2023
MAHKEMESİ : … Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2020/2051 E., 2022/2702 K.
HÜKÜM/KARAR : Esastan red
İLK DERECE MAHKEMESİ : … 2. İş Mahkemesi
SAYISI : 2017/72 E., 2020/225 K.
Taraflar arasındaki hizmet tespiti davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı ve feri müdahil Kurum vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi … tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; davalıya ait şirkette 1998 yılından iş akdini feshettiği tarih olan 27.12.2016 tarihine kadar nizasız ve fasılasız olarak çalıştığını beyanla, 1998-27.12.2016 tarihleri arasındaki çalışma sürelerinin tespitine karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
1.Davalı vekili cevap dilekçesinde: davanın hak düşürücü süre geçtikten sonra açıldığını, davacının 27.12.2016 tarihiyle 28.02.2017 tarihleri arasında mazeret bildirmeksizin işe gelmediği halde iyi niyetle çıkışının yapılmadığını, mazeret bildirmesi için gönderilen ihtarname sonrası davacı tarafından sigorta primlerinin eksik yatırıldığı iddiasıyla müvekkiline ihtarname gönderildiğini, müvekkilinin kuru meyve işiyle iştigal ettiğini, dönemsel olarak çalışan işçi sayısının arttığını ve çalışanların çoğunun mevsimlik işçi olarak çalıştığını, şirkette çalışanların sigorta girişlerinin yapılıp primlerinin yatırıldığını, davacının da 26.01.2000 tarihinden 2008 tarihine kadar mevsimlik işçi olarak çalıştığını ve çalıştığı gün sayısı kadar primlerinin yatırıldığını, 2001-2002-2003-2004-2005 yıllarında davacının kesintisiz olarak çalışmadığını, 2008/ Şubat ayında işten ayrıldıktan sonra sezon başlamadan 07.07.2008 tarihinde işe başlayamayacağını müvekkiline bildirildiğini ve müvekkilini ibra ettiğini, 01.02.2008 tarihinde tekrar işe girdiği 28.07.2011 tarihine kadar müvekkili şirkette çalışmadığını ve çalıştığı süre boyunca da sigorta primlerinin eksiksiz Kuruma bildirilip yatırıldığını beyanla, davanın reddini talep etmiştir.
2.Feri müdahil Kurum vekili cevap dilekçesinde; davacının 1998 yılında hangi ayda ve günde işe başladığına dair net bir ifade bulunmadığını, hizmet tespitine yönelik davaların kamu düzenini ilgilendirdiğinden çalışma iddiasının duraksamaya yer vermeyecek şekilde aydınlatılması gerektiğini, Yargıtay’ın kararlılık kazanan uygulamalarına göre davanın ispatı için mutlaka yazılı delillerin varlığı aranması gerekip tanık anlatımlarının da bu yazılı delilleri desteklemesi gerektiğini beyanla, fer’i müdahil SGK Başkanlığı aleyhinde hüküm kurulmamasını yargılama gideri ve vekâlet ücretinin davacı tarafa yükletilmesini talep etmiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile hizmet tespit talebinin kısmen kabulüne, 31382093380 TC no lu davacı …’ın Master Tarım Ürünleri A.Ş.’yi birleşme yoluyla devralan 187953.35 sicil numaralı Usta Gıda A.Ş.’ye ait kayısı işletmesi işyerinde 23.10.1999-27.12.2016 tarihleri arasında asgari ücretle sürekli çalıştığı, raporlu ve izinli olduğu günler hariç 6001 gün çalışıp 2323 günlük çalışmasının kuruma bildirildiği, 3678 günlük çalışmasının ise kuruma bildirilmediğinin tespitine, fazla talebin reddine, karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
1.İstinaf kanun yoluna başvuran davacı vekili; müvekkilinin davalı işyerinde 1998 yılından beri çalıştığını, dosyada dinlenen tanıklardan … ile …’ın da bu durumu açıkça dile getirdiklerini, müvekkilinin çalışmasının hangi sebebe dayanılarak 1999 yılının Ekim ayından beri çalıştığının tespit edildiğinin anlaşılamadığını, davalı işveren lehine vekâlet ücretine hükmedilmemesi gerektiğini, zira müvekkilinin davasında haklı çıktığını ve 3678 günlük çalışmasının Kuruma bildirilmediğinin tespit edildiğini, mahkemece kabul kararı verilmesi gerekirken kısmi kabul kararı verilerek davalı lehine vekalet ücreti hükmedilmesinin ve yargılama giderlerinin paylaştırılmasının hatalı olduğunu beyanla, ilk derece mahkemesince verilen kararın reddedilen kısmının kabulüne ve talepleri doğrultusunda karar verilmesini talep etmiştir.
2.İstinaf kanun yoluna başvuran davalı vekili; İlk derece mahkemesince verilen karar gerekçesinin bilirkişi raporunun sonuç kısmının tümüyle kabul edilmiş hali olduğunu, bilirkişinin, sadece tanık beyanlarını esas aldığını, davacının müvekkili şirkette mevsimlik işçi olarak çalıştığını, iş yerinde verilen birden fazla işe giriş bildirgesinin varlığının çalışmanın kesintili geçtiğinin ispatı olduğunu, davacının okuma yazma bilmemesi nedeniyle imzalarında farklılık olmasının oldukça doğal olduğunu, bilirkişinin, müvekkili firmaya ilişkin evraklara ve davalı tanık beyanlarına itibar etmediğini, davacı tanıklarının, davalı müvekkili şirketin eski çalışanı olup, iş akitlerinin sona ermesi sebebiyle aralarında husumet bulunduğunu, kabul anlamına gelmemekle birlikte, davanın hak düşürücü süre geçtikten sonra açıldığını, davacının müvekkili şirkette birden fazla işe giriş ve çıkış yaptığını, bu yüzden hak düşürücü sürenin, her dönem çalışma için ayrı hesap edilmesi gerektiğini beyanla, ilk derece mahkemesince verilen kararın kaldırılarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
3.İstinaf kanun yoluna başvuran fer’i müdahil Kurum vekili; ilk derece mahkemesince verilen kararda Kuruma bildirilmeyen 3678 gün olduğunun tespit edildiğini, gün tespiti açısından verilen kararın hatalı olduğunu, hizmet tespitine yönelik davaların kamu düzenini ilgilendirdiğinden, çalışma iddiasının duraksamaya yer vermeyecek şekilde aydınlatılması gerektiğini, Yargıtay’ın kararlılık kazanan uygulamalarına göre davanın ispatı için mutlaka yazılı delillerin varlığının aranması gerekip, tanık anlatımlarının yazılı delillerle desteklenmesi gerekirken yetersiz delil ve inceleme ile karar verildiğini beyanla, ilk derece mahkemesince verilen kararın kaldırılarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile “tanık anlatımlarından davalıya ait kayısı işleme ve paketleme işyerinde sezonun Ağustos ayında başlayıp 5-6 ay kadar devam ettiği, sezonda çalışan işçi sayısının arttığı, sezondan sonra işçi sayısının azaldığı ancak işletmenin tamamen kapanmadığı, davalıya ait işyerinden 26.01.2000-07.02.2000, 09.04.2002-14.05.2002, 24.10.2003-09.01.2004, 23.09.2004-28.02.2005, 22.08.2005-23.12.2005, 01.03.2007-01.02.2008 ve 28.07.2011- Aralık 2016 tarihleri arasında kesintili çalışma bildiriminin yapıldığı, 28.07.2011 tarihinden sonraki ücret pusulaları üzerinde davacının okuma yazması olmaması sebebiyle şahit huzurunda belgenin imzalatıldığı, 28.07.2011 tarihinden önceki dönem için çalışma süresi bakımından tanık beyanlarının değerlendirilmesi gerektiği, bordro tanığı olarak dinlenen … ve … yönünden kesinleşen Mahkeme kararlarından da anlaşılacağı üzere 23.10.1999-18.04.2011 tarihleri arasında bu bordro tanıklarının kesintisiz çalıştığı, işyerinde mevsimlik çalışan olmakla birlikte daimi çalışanların da bulunduğu, 23.09.2004-18.04.2011 tarihleri arasında kesintisiz çalıştığı Mahkeme kararı ile tespit edilen Birgül Yeşilkaya’da davacının senede bir iki tütüne gitmesi sebebiyle ara verdiği dönem dışında bütün sene çalıştığını bildiren beyanı esas alındığında, davacının mevsimlik işçi olarak çalışmadığı sonucuna varılarak, Tezol Tütün Kağıt A.Ş. (213542.35) işyerinden verilen 1999/2. Dönem 17 gün, 2001/2. Dönem 8 gün, 2002/2 . Dönem 18 gün, 2003/2. Dönem 4 gün 2005/7. Dönem 4 gün olmak üzere toplam 51 gün sigorta bildiriminin, yapılan dönemler itibariyle çok kısa süreli olup davalı işyerindeki çalışmasının kesintiye uğratacak süreler içermediği, izin alarak yapılabilecek kadar süreler içerdiği , nitekim; bordo tanığı …’ın sezonda kayısı gelecek diye 15 gün ara verdikleri dönem olduğunu, bu dönemde davacının evde mi beklediğini yoksa başka bir yerde mi çalıştığını bilmediğini ifade ettiği, davacının Tezol Tütün Kağıt A.Ş.’den sigorta bildirimi yapılan dönemlerin Haziran ve Temmuz ayları olduğu, yani sezonda olduğu, dolayısıyla bordro tanığının ifadesinden anlaşılacağı üzere sezonda işlenmek için kayısı gelmesi beklenen dönemde gerçekleştiği, bu nedenle kısa süreli çalışmalarının davalı nezdindeki çalışmayı kesintiye uğratacak nitelikte olmadığı, dolayısıyla davacının davalı nezdinde blok çalıştığı kabul edilerek dava dışı şirkette gerçekleşen toplam 51 günlük çalışma süresinin dışlanması gerektiği, 26.01.2000 tarihinde işe giriş bildirgesi verilmişse de, mahkeme kararlarıyla çalışma süresi tespit edilen … ve … ile birlikte en azından 23.10.1999 tarihinde çalışmaya başladığı, davacının yaz, kış daimi çalışan işçilerden olduğu, çalışmasının blok çalışma olarak kabul edilmesinin gerektiği, dava tarihi itibariyle hak düşürücü sürenin geçmediği, 28.07.2011 tarihinden sonraki çalışmasında ise izinli, raporlu olduğu günlerin mahsubu sonucunda, 23.10.1999-27.12.2016 tarihleri arasında asgari ücretle sürekli ve kesintisiz olarak ( raporlu ve izinli olduğu günler hariç) 6001 gün çalıştığı, 2323 günlük sürenin Kuruma bildirilip 3678 günlük çalışmasının Kuruma bildirilmediğini tespit ederek davayı kısmen kabul eden mahkeme kararının yerinde olduğu” gerekçesi ile … 2. İş Mahkemesinin 13.10.2020 tarih, 2017/72 Esas ve 2020/225 Karar sayılı kararına yönelik davacı vekili, davalı vekili ve fer’i müdahil vekilinin istinaf başvurularının Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 353/1-b.1 maddesi gereğince esastan reddine, karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı ve fer’i müdahil Kurum vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
1.Feri müdahil Kurum vekili, davacının işyerinde fiili olarak çalıştığı konusunda her türlü şüpheden uzak somut deliller bulunmamasına rağmen soyut delillerle davanın kabulü yönünde verilen karar açıkça usul ve yasaya aykırıdır.
2.Davalı vekili; davanın hak düşürücü süre nedeniyle reddi gerektiğini, şirkette mevsimlik işçi çalıştırıldığını, işin sezonluk olduğunu, davacının çalıştığı sürelerin kuruma bildirildiğini, davacıya eşinden dolayı 2008 yılında ölüm aylığı bağlandığını bu tarihten 2011 yılına kadar şirkette çalışmadığını 2011 yılında tekrar müracaat ederek çalışmaya başladığını, mahkeme gerekçesinin yerinde olmadığını, Bölge Adliye Mahkemesi daire başkanın da karşı oy gerekçelerine katıldıklarını belirterek kararın bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, davacının 1998-27.12.2016 tarihleri arasında sürekli ve kesintisiz davalı işyerinde çalışmalarının tespiti istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri,
2.Davanın yasal dayanağını oluşturan 506 sayılı Kanun’un 79 uncu maddesi ve 5510 sayılı Kanun’un 86 ıncı maddesine göre “Yönetmelikle tespit edilen belgeleri işveren tarafından verilmeyen veya çalıştıkları Kurumca tespit edilemeyen sigortalılar, çalıştıklarını hizmetlerinin geçtiği yılın sonundan başlayarak 5 yıl içerisinde mahkemeye başvurarak alacakları ilam ile ispatlayabilirlerse, bunların mahkeme kararında belirtilen aylık kazanç toplamları ile prim ödeme gün sayıları nazara alınır.”
3. Değerlendirme
1.Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere,uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hakim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre temyiz eden davalı taraf vekillerinin sair temyiz itirazlarının reddine karar verilmiş ve aşağıda kalan paragrafların kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
2.Kuruma bildirilmeyen hizmetlerin sigortalı hizmet olarak değerlendirilmesine ilişkin davanın, tespiti istenen hizmetin geçtiği yılın sonundan başlayarak 5 yıl içinde açılması gerekir. Çalışmanın tespiti istemiyle hak arama yönünden kanun ile getirilen süre, doğrudan doğruya hakkın özünü etkileyen hak düşürücü niteliktedir ve dolması ile hakkın özü bir daha canlanmamak üzere ortadan kalkmaktadır. 506 sayılı Kanun’un kabul edilip yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla beş yıl olarak öngörülen süre, 09.07.1987 tarihinde yürürlüğe giren 3395 sayılı Kanun’un 5’inci maddesiyle on yıla çıkarılmış, daha sonra 07.06.1994 tarihinde yürürlüğe giren 3995 sayılı Kanun’un 3 üncü maddesiyle yeniden beş yıl olarak belirlenmiştir. Bu yönde, anılan madde hükmünde yer alan hak düşürücü süre; yönetmelikle tespit edilen belgeleri işveren tarafından verilmeyen veya çalışmaları Kurumca tespit edilemeyen sigortalılar için geçerlidir.
2.Bir başka anlatımla; sigortalıya ilişkin olarak işe giriş bildirgesi, dönem bordrosu gibi yönetmelikte belirtilen belgelerin Kuruma verilmesi yada çalışmaların Kurumca tespit edilmesi halinde; Kurumca öğrenilen ve sonrasında kesintisiz biçimde devam eden çalışmalar bakımından hak düşürücü sürenin geçtiğinden söz edilemez. Ne var ki; sigortalının Kuruma bildiriminin işe giriş tarihinden sonra yapılması, bir başka ifade ile sigortalının hizmet süresinin başlangıçtaki bir bölümünün Kuruma bildirilmeyerek sonrasının bildirilmesi ve Kuruma bildirimin yapıldığı tarihten önceki çalışmaların, bildirgelerin verildiği tarihide kapsar biçimde kesintisiz devam etmiş olması halinde, Kuruma bildirilmeyen çalışma süresi yönünden hak düşürücü sürenin hesaplanmasında; bildirim dışı tutulan sürenin sonu değil, kesintisiz olarak geçen çalışmaların sona erdiği yılın sonu başlangıç alınmalıdır.
3-Sigortalı işe giriş bildirgesi veya Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliğinde belirtilen diğer belgelerin Kuruma verilmesi ya da sigorta müfettişi tarafından tespit yapılması hâlinde hak düşürücü sürenin işlememe gerekçesi Kurumun sigortalı çalıştırıldığından haberdar olmasıdır. Halbuki blok çalışmanın bildirim öncesi kısmı için bu gerekçe geçerli değildir. Bu nedenle blok çalışmada bildirim öncesi çalışma dönemi yönünden hak düşürücü sürenin işlemeyeceğini kabul etmek Kanun’daki açık düzenlemeye uygun olmayacağı gibi hak düşürücü sürenin işlevsiz hâle gelmesi sonucunu doğuracaktır. Kanun’un açık hükmü karşısında sigortalı lehine yorum ilkesinin uygulanması da mümkün olmayıp bu hâlde bildirim öncesi çalışma süresi bakımından sigortalının sigortalı hizmetlerinin sona ermesinden sonra hak düşürücü süre içinde dava açma hakkı devam etmektedir.
4.Somut olayda, davacının, davalı işveren yanından 26.01.2000-07.02.2000, 09.04.2002-14.06.2002, 24.10.2003-09.01.2004, 23.09.2004-28.02.2005, 22.08.2005-23.12.2005, 01.03.2007-01.02.2008, 28.07.2011-28.02.2017 tarihleri arasında bildirimlerinin bulunduğu, yine hizmet tespitini talep ettiği dönem içerisinde, dava dışı 213542 işyeri sicil nolu Tezol Tütün Kağıt A.Ş yanından 14.06.1999-30.06.1999, 14.06.2001-21.06.2001, 11.06.2002-30.06.2002, 08.07.2003-11.07.2003, 19.07.2005-22.07.2005 arasında bildirimlerinin bulunduğu, davanın ise 09.03.2017 tarihinde açıldığı anlaşılmıştır.
5.Mahkemece yapılacak iş; davacının hizmet tespitini talep ettiği dönem yönünden, dava dışı Tezol Tütün Kağıt A.Ş. işyerinden yapılan 14.06.1999-30.06.1999, 14.06.2001-21.06.2001, 11.06.2002-30.06.2002, 08.07.2003-11.07.2003, 19.07.2005-22.07.2005 arasında bildirimlerinin çalışmayı kesintiye uğratacağı da gözetilerek anılan bildirim dönemleri ve yukarıda ki ilke kapsamında hak düşürücü süre kapsamında kalan söz konusu dönemler belirlenip değerlendirilmesi gerekirken aksi kabul ile hüküm tesisi bozma nedenidir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle,
1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,
2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine,
Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 03.05.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.