Yargıtay Kararı 10. Hukuk Dairesi 2023/4492 E. 2023/4562 K. 27.04.2023 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 10. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2023/4492
KARAR NO : 2023/4562
KARAR TARİHİ : 27.04.2023

MAHKEMESİ : … Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2022/1665 E., 2023/118 K.
KARAR : Kabul
İLK DERECE MAHKEMESİ : … 9. İş Mahkemesi
SAYISI : 2016/242 E., 2016/540 K.

Taraflar arasında İlk Derece Mahkemesinde görülen sigorta başlangıç tarihinin tespiti ile yurtdışı borçlanmasının 4/1-a kapsamında alınması ve yaşlılık aylığı tahsisi davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Dairece Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir.

Bölge Adliye verilen direnme kararının Hukuk Genel Kurulu Kararı ile bozulması ve Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı Kurum vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi … tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA
Davacı vekili, dava dilekçesinde; müvekkilinin sigortalılık başlangıcının 15.08.1991 tarihi olduğunu, emekli olabilmek için 3201 sayılı Kanun kapsamında borçlanma talebinde bulunduğunu, ancak dönem bordrosunda adı bulunmadığından bahisle sigortalılık başlangıcının Kurum tarafından kabul edilmediğini, bu nedenle yurt dışı borçlanmasının 5510 sayılı Kanun’un 4/1-b bendi kapsamında kabul edildiğini, ödeme süresini kaçırıp mağdur olmamak için borçlanma bedelini 07.04.2016 tarihinde ödediğini belirterek 15.08.1991 tarihinin ilk işe girişi tarihi olduğunun tespiti ile 3201 sayılı Kanun kapsamında yapılan borçlanmanın 5510 sayılı Kanun’un 4/1-a bendi kapsamında değerlendirilmesi gerektiğinin ve yurt dışı borçlanmasını ödediği 07.04.2016 tarihini takip eden aybaşı itibarı ile yaşlılık aylığına hak kazandığının tespitine karar verilmesini talep etmiştir.

II. CEVAP
Davalı Sosyal Güvenlik Kurumu (Kurum/SGK) cevap dileçesinde; davacının çalışma olgusunu ispat etmesi gerektiğini, davanın kamu düzenine yönelik olduğunu, işe giriş bildirgesini Kuruma veren işverenin davaya dahil edilmesi gerektiğini, 5 yıllık hak düşürücü sürenin geçtiğini belirterek davanın reddini savunmuştur.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesi 22.12.2016 tarihli, 2016/242 Esas, 2016/540 Karar sayılı kararı ile davanın kabulüne, 21622552 sigorta sicil numaralı davacı …’in, 272036.35 sicil numaralı işyerinden Kuruma verilen işe giriş bildirgesinde yazılı olduğu gibi 15.08.1991 tarihinin ilk işe giriş tarihi (sigortalılık başlangıç tarihi olduğu ) olduğunun tespitine, 3201 sayılı Kanun kapsamında 4/b sigortalısı olarak primini ödediği 5530 gün borçlanmanın, 4/1-a sigortalılık kapsamında yapıldığı olarak değerlendirilmesi gerektiğinin tespitine, 12.04.2016 tarihli tahsis talep tarihini ve 07.04.2016 borçlanma primini ödediği tarihi takip eden aybaşı olan 01.05.2016 tarihiyle 4759 sayılı Kanun ile değişik 506 sayılı Kanun’un 81 inci maddesinin (B) fıkrasının (ı) bendi uyarınca yaşlılık aylığına hak kazandığının tespitine karar verilmiştir.

IV.BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI
Bölge Adliye Mahkemesi 21.02.2017 tarihli, 2017/188 Esas, 2017/180 Karar sayılı kararı ile, “…Dosya kapsamından, davacının yurda kesin dönüş yaptığına ilişkin bilgi ve belge sunmadığı, Stuttgart Başkonsolosluğu tarafından verilen 26.11.2015 tarihli ikamet belgesinde ikamet adresinin Kaiserslautererstr, ……./ Almanya olduğunun belirtildiği, 3201 sayılı borçlanma belgesinde ve vekaletnamede de aynı yurtdışı adresinin yer aldığı, 12.04.2016 tarihli tahsis talebinde…….i, Pasaport/… adresini verdiği, bu adresin ise davacının vekiline ait işyeri adresi olduğu anlaşılmakla, yurda kesin dönüş koşulu gerçekleşmeyen davacının yaşlılık aylığı bağlanmasına ilişkin talebinin reddi gerekirken yazılı şekilde 01.05.2016 tarihinden itibaren yaşlılık aylığı bağlanması gerektiğinin tespitine karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Sonuç itibarıyla, yapılan incelemede istinaf kanun yoluna başvuranın dilekçesinde yer verdiği itirazların, sıralanan gerekçeler ışığında kısmen yerinde olduğu anlaşıldığından istinaf başvurusunun kısmen kabul edilmesi, yargılamada eksiklik bulunmamakla birlikte, değinilen konularda kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına gereksinim duyulmadığı anlaşıldığından 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 353 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin 2 numaralı alt bendi uyarınca gereğince belirlenen aykırılıklar düzeltilerek yeniden esas hakkında karar verilmesi gerekmiş ve aşadığıdaki hüküm fıkrası oluşturulmuştur.” denilerek davalı Kurum vekilinin istinaf başvurusunun kısmen kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın kısmen kabulüne, davacının dava dışı işverene ait 272036.35 sicil numaralı işyerinde 15.08.1991 günü 506 sayılı Kanun hükümleri kapsamında hizmet akdine tabi sigortalı olarak asgari ücretle çalıştığının ve malûllük, yaşlılık ve ölüm sigortalarının uygulanmasında 15.08.1991 tarihinin sigortalılık başlangıç tarihi olarak tespitine, davacının 3201 sayılı Kanun kapsamında prim borcunu ödemiş olduğu 5530 günlük hizmetinin 4/1-b kapsamında değerlendirilmesi gerektiğinin tespitine, davacının tahsis talep tarihi olan 12.04.2016 tarihinde yurda kesin dönüş koşulu gerçekleşmediğinden tahsis talebinin reddine karar verilmiştir.

V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Bozma Kararı
1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.

2.Bozma ilamında;
2.1 08.05.2008 tarihinden önce yürürlükte bulunan 3201 sayılı Kanun’un 1 inci maddesinde “18 yaşını doldurmuş Türk vatandaşlarının yurt dışında geçen ve belgelendirilen çalışma süreleri, bu çalışma süreleri arasında veya sonunda her birinde bir yıla kadar olan işsizlik süreleri ve yurt dışında ev kadını olarak geçen süreleri, 2 nci maddede belirtilen sosyal güvenlik kuruluşlarına prim, kesenek ve karşılık ödenmemiş olması ve istekleri halinde bu Kanun hükümlerine göre sosyal güvenlikleri bakımından değerlendirileceği” aynı şekilde 3 üncü maddesinde “1) Halen yurt dışında bulunanlar; a) Yurt dışına çıkmadan önce Türkiye’de herhangi bir sosyal güvenlik kuruluşuna tabi çalışması olmayanlar Sosyal Sigortalar Kurumuna, b) Yurt dışına çıkmadan önce Türkiye’de son defa prim, kesenek ve karşılık ödenen sosyal güvenlik kuruluşuna, c) Ev kadınları Bağ-Kur’a, yazılı olarak müracaat etmek suretiyle borçlanabilirler.” şeklinde düzenlenmiş iken, uyuşmazlık tarihinde yürürlükte bulunan 5754 sayılı Kanun’un 79 uncu maddesi ile 3201 sayılı Kanun’a eklenen ve yine 08.05.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5 inci maddesinde “Yurtdışı hizmet borçlanmasına ait süreler 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’na göre hangi sigortalılık haline göre geçmiş sayılacağının belirlenmesinde; Türkiye’de sigortalılıkları varsa borçlanma talep tarihindeki en son sigortalılık haline göre, sigortalılıkları yoksa aynı Kanun’un 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi kapsamında geçmiş sigortalılık süresi olarak kabul edilir.” şeklinde düzenlenmiştir.

2.2 Bu maddi ve hukuki olgular çerçevesinde, 15.08.1991 tarihinin sigortalılık başlangıç tarihi olarak belirlenmesine ilişkin kabul ve yaklaşım yerinde ise de, davacının ödemesinin 2016 yılında yapılmış olduğundan ve bu tarihte 5754 sayılı Kanun’un 79 uncu maddesi ile değişik 3201 sayılı Kanun hükümleri yürürlükte olduğundan, Türkiye’de 506 sayılı Kanun kapsamında sigortalılığı bulunan davacı hakkında 3201 sayılı Kanun gereği borçlanmaya dair tahakkukun 5510 sayılı Kanun’un 4/1-a bendi kapsamında yapılması gereğinin gözetilmemesi usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.

2.3 Ülkemiz sosyal güvenlik mevzuatında malullük, yaşlılık ve ölüm hallerinde Türkiye’de geçmiş hizmet gibi değerlendirilmesini sağlamak amacıyla kabul edilen 3201 sayılı Kanun hükümleri uyarınca borçlandırılan sürelere dayalı olarak hangi şartlarda aylık bağlanacağı anılan Kanunun 6 ncı maddesinde belirlenmiştir.

Tahsis yapılabilmesi için aranan koşullardan birisi de, yurda kesin dönülmüş olmasıdır. Öncelikle davacının kesin dönüş yapıp yapmadığı hususunda ayrıntılı bir irdeleme yapılmalı, bu konuda Almanya’daki sigortalılık durumunun tamamını gösterir yeni tarihli TR 4 (yurtdışı çalışma) ve TR7 belgesi getirtilmesi ile sonucuna göre, davacı hakkında 5510 sayılı Kanun’un 4/1-a bendi kapsamında yapılması gereken tahakkuk ve ödeme ile tahsis şartları bakımından yeniden yapılacak irdeleme sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ve hatalı değerlendirme ile yazılı şekilde karar tesisi usul ve yasaya aykırı…’ olduğu belirtilerek karar bozulmuştur.

Bölge Adliye Mahkemesinin 28.12.2018 tarihli, 2018/2230 Esas, 2018/2050 Karar sayılı ilamı ile bozma ilamına ilamına uyulmayarak, önceki kararda direnilmesine dair verilen kararın taraf vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine,

Hukuk Genel Kurulu’nun 15.03.2022 tarihli, 2019/10-436 Esas, 2022/322 Karar sayılı kararı ile “…davacının sigortalılık başlangıcının 15.08.1991 tarihi olduğu konusunda Bölge Adliye Mahkemesi ile Özel Daire arasında uyuşmazlık bulunmadığı, davacının 11.02.2015 tarihinde borçlanma talebinde bulunarak 07.04.2016 tarihinde borçlanma bedelini ödediği, uyuşmazlığa konu dönemde yürülükte bulunan 3201 sayılı Kanun’un 5754 sayılı Kanun ile değişik 5 inci maddesinin 4 üncü fıkrası karşısında, davacının borçlandığı sürenin, borçlanma talep tarihindeki en son sigortalılık halinin 506 sayılı Kanun (5510 sayılı Kanun 4/1-a) kapsamında 1 günlük çalışmasının mevcut olduğu dikkate alınarak 5510 sayılı Kanun’un 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamında geçmiş gibi değerlendirilmesi gerektiği açıktır. Ayrıca kesin dönüş koşuluna ilişkin yapılan açıklamalar da dikkate alınarak davacının kesin dönüş yapıp yapmadığı hususunda ayrıntılı bir irdeleme yapılarak yaşlılık aylığı tahsis talebi hakkında yapılacak araştırma ve inceleme sonucuna göre bir karar verilmesi gerekmektedir. Hâl böyle olunca Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken, önceki hükümde direnilmesi doğru olmamıştır. O hâlde direnme kararı bozulmalıdır.” denilerek davalı Sosyal Güvenlik Kurumu vekilinin temyiz isteminin hukukî yarar yokluğundan reddine, davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının yukarıda belirtilen nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 373/2 nci maddesi gereğince bozulmasına karar verilmiştir.

Bozma kararı üzerine,
Bölge Adliye Mahkemesi 18.01.2023 tarihli, 2022/1665 Esas, 2023/118 Karar sayılı kararı ile “…Bozma ilamı uyarınca, davacının ev kadını konumunda geçen 3201 sayılı Kanun’a tabi yurtdışı borçlanma sürelerinin, 5510 sayılı Kanun’un 4/1-a maddesi kapsamında geçen çalışma süresi olarak değerlendirilmesi gerektiği kesinleşmiş olup; davacının kesin dönüş koşulunun gerçekleşip gerçekleşmediği konusunda gerekli incelemenin yapılıp elde edilecek bilgi ve belgelerin gönderilmesi istemli yazılara karşın, davalı Kurum tarafından hükme esas alınabilecek nitelikte bilgi ve belge sunulmamış ise de; davacı tarafça bozma öncesi yargılama sürecinde sunulan kayıtlar yanında, Stuttgart İş ve İşçi Bulma Kurumu tarafından düzenlenen 22.12.2022 tarihli güncel belge içeriği ve eklerinde yer alan, davacının sosyal yardım ödeneği almadığına ilişkin bilgiyle, 31.03.1999 tarihi sonrasında zorunlu sigortalılık kaydı bulunmadığına ilişkin bilgiler gözetildiğinde, bozma ilamı içeriğindeki önerme ışığında yapılması gereken başkaca işlem bulunmadığından, bozma ilamı gereğince yapılan inceleme ve değerlendirme sonucunda, davanın kabulüne karar verilmesi gerekmiş ve aşağıdaki hüküm fıkrası oluşturulmuştur.” denilerek Davanın kabulüne 21622552 sigorta sicil numaralı davacı …’in 272036.35 sicil numaralı işyerinden Kuruma verilen işe giriş bildirgesine dayalı olarak 15.08.1991 tarihinin ilk işe giriş tarihi (sigortalılık başlangıç tarihi) olduğunun tespitine, 3201 sayılı Kanun kapsamında primi ödenen 5530 gün yurt dışı borçlanma süresinin 5510 sayılı Kanun’un 4/1-a maddesi kapsamında sigortalılık süresi olarak değerlendirilmesi gerektiğinin tespitine, 12.04.2016 tarihli tahsis talep tarihini ve 07.04.2016 borçlanma primini ödediği tarihi takip eden aybaşı olan 01.05.2016 tarihinde 4759 sayılı Kanun ile değişik 506 sayılı Kanun’un 81 inci maddesinin (B) fıkrasının ( ı ) bendi uyarınca yaşlılık aylığına hak kazandığının tespitine karar verilmiştir.

VI. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı Kurum vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

B. Temyiz Sebepleri
Davalı Kurum vekili, kararın eksik araştırma ve inceleme sonucu verildiğini belirterek temyiz başvurusunda bulunmuştur.

C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, 506 sayılı Kanun kapsamında sigorta başlangıç tarihinin tespiti ile buna göre yurtdışı borçlanmasının 4/1-a kapsamda kabulü ile yaşlılık aylığı tahsisi istemine ilişkindir.

2. İlgili Hukuk
1.1 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri,
1.2 506 sayılı Kanun’un 108 inci maddesi, aynı Kanun’un 79/10 maddesi, 3201 sayılı Kanun’un 3,6 ncı maddeleri.

3. Değerlendirme
1. Temyiz olunan nihai kararların bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.

2. Temyizen incelenen Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozmaya uygun olduğu, kararda ve kararın gerekçesinde hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığı, bozmaya uyulmakla karşı taraf yararına kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin ise yeniden incelenmesine hukukça imkân bulunmadığı anlaşılmakla; temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

VII. KARAR
Açıklanan sebeplerle davalı vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan kararın ONANMASINA,

Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine,27.04.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.