Yargıtay Kararı 10. Hukuk Dairesi 2023/4855 E. 2023/5157 K. 10.05.2023 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 10. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2023/4855
KARAR NO : 2023/5157
KARAR TARİHİ : 10.05.2023

MAHKEMESİ : … Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2022/1664 E., 2023/271 K.
HÜKÜM/KARAR : Davanın kabulü
İLK DERECE MAHKEMESİ : Aydın 1. İş Mahkemesi
SAYISI : 2015/267 E., 2017/13 K.

Taraflar arasındaki kurum işleminin iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen kararı Bölge Adliye Mahkemesi davalı kurum vekilinin istinafı ile kaldırarak yeniden hüküm tesis etmek suretiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararının davalı kurum vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 10. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Bölge Adliye Mahkemesince bozma kararına karşı direnilmiştir.

Direnme kararı davalı kurum vekili tarafından temyiz edilmekle; Hukuk Genel Kurulu tarafından yapılan inceleme sonunda direnme kararı bozulmuştur.

Bozma sonrası verilen Bölge Adliye Mahkemesi’nin davanın kabulüne dair verdiği karar davalı kurum vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra Tetkik Hâkimi … tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; davacının eşi ile muvazaalı boşandığı iddia edilerek borç çıkarıldığını, birlikte yaşamalarının söz konusu olmadığını belirterek Kurum işleminin iptaline, kesilen aylığın kesilme tarihinden itibaren yasal faizi ile tekrar bağlanmasına karar verilmesini istemiştir.

II. CEVAP
Davalı kurum vekili cevap dilekçesinde; davacı hakkında yapılan denetim sonucu düzenlenen 17.09.2014 tarih ve 2014-GS/77 sayılı rapor ile boşandığı eşi … ile fiilen birlikte yaşadığının tespit edildiği ve bu nedenle yetim aylığının kesildiğini, yersiz tahsil edilen 23.10.2008-22.11.2014 tarihleri arası 49.940,26 TL’nin faiziyle borç çıkartılarak tahsil işlemlerine başlanıldığını, 5510 sayılı Kanun’un geçici 56 ıncı maddesinin son fıkrası ile eşinden boşandığı halde boşandığı eşi ile birlikte yaşadığı belirlenen eş ve çocukların bağlanmış olan gelir ve aylıklarının kesilerek ödenen tutarların 5510 sayılı Kanun’un 96 ıncı maddesi uyarınca geri alınacağının hüküm altına alındığını, davacı hakkında yapılan ayrıntılı araştırmalar neticesinde düzenlenen rapor doğrultusunda ve yasa hükmü kapsamında davalı kurumca tesis edilen işlemde hukuka aykırı bir durum bulunmadığını beyanla davanın reddine, yargılama giderleri ile avukatlık vekalet ücretinin davacı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.

III. MAHKEME KARARI
İlk Derece Mahkemesinin 24.01.2017 tarihli ve 2015/267 Esas, 2017/13 Karar sayılı kararıyla; davacının eski eşi arasında eylemli bir birliktelik bulunmadığı, çocukların sorunları için boşanan eşlerin ara sıra görüşmesinin boşanmanın muvazaalı olduğunu göstermeyeceği, ana-baba boşansa dahi müşterek çocuklara karşı hem ahlaki, hem de Medeni Kanundan kaynaklanan yükümlülüklerinin devam edeceği, dosya kapsamında davacının el işi yaparak hayatını devam ettirmeye ve evinin geçimini sağlamaya çalıştığı, kurumun aylık kesme işleminin yeterli bir inceleme araştırmaya dayanmadığı, Sosyal Güvenlik Kurumu Denetmenliğinin 17.09.2014 tarih ve 2014/GS-77 Sayılı raporuna dayalı davacının yetim aylığının kesilmesine ilişkin işleminin hukuka uygun olmadığı, davacının davasında haklı olduğu anlaşıldığından davanın kabulü ile Sosyal Güvenlik Kurumu Denetmenliğinin 17.09.2014 tarih ve 2014/GS-77 Sayılı raporuna dayalı davacının yetim aylığının kesilmesine ilişkin davalı kurum işleminin iptaline, Davacıya yetim aylığının kesildiği 22.10.2014 tarihinden itibaren babası Ali Yeşilçavdar ‘dan dolayı yetim aylığı bağlanmasına, karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesinin19.10.2018 tarihli ve 2017/1114 Esas, 2018/1614 Karar sayılı kararıyla; davacı ile boşandığı eşinin fiili birlikteliği yönünde Kurumca tutanak düzenlenmiş ve bu tutanak sonucunda davacının babasından aldığı ölüm aylığı kesilmiştir. İstinaf yargılaması aşamasında yapılan yazışmalar sonucunda; boşanma dosyasında taraflara ait adreslerin farklı olduğu, Kuşadası Emniyet Müdürlüğü tarafından yapılan araştırmada davacının boşandığı eşi ile birlikte yaşamadığı yönünde tespit yapıldığı, medula kayıtlarında ve dinlenen kamu tanıklarının beyanlarında da davacı aleyhine kanıt ve beyan elde edilemediği, ilk derece ve istinaf kanun yolu yargılaması sürecinde dosya kapsamına katılan kayıt içerikleri ve tanık anlatımları birlikte değerlendirildiğinde; aylık kesme yönündeki Kurum işlemi ve dayanağı denetim raporundaki tespitlerin yeterli araştırma ve incelemeye dayanmadığını tespit ederek davayı kabul eden mahkeme kararının yerindeliği belirgin olup, HMK 354 ve devamı maddeleri uyarınca yapılan yargılama süreci sonunda, ilk derece mahkemesi kararı kaldırılarak, davanın kabulüne karar vermiştir.

V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. 1.Bozma Kararı
1.Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi davalı kurum vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

2. Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 09.10.2019 tarihli ve 2018/7102 Esas, 2019/726 Karar sayılı bozma ilamıyla;

2.1. Somut uyuşmazlıkta, Mahkemece, Nüfus Müdürlüğünden gelen kayıtlardaki adresler dikkate alınarak, davacı ile boşandığı eşinin iş bu adreslerindeki komşularının, kapıcı ve yöneticilerin tespiti ile re’sen tanık sıfatıyla ayrı ayrı dinlenilmek suretiyle bilgi ve görgülerine başvurulmalı, yine davacı ile boşandığı eşinin abonelik, banka ve medula sistemlerindeki adresleri ile nüfus kayıt adresleri arasındaki çelişki üzerinde de durulmak suretiyle oluşan çelişkinin sebebi ortaya konulmalı ve boşanılan eşle eylemli olarak birlikte yaşama olgusunun gerçekleşip gerçekleşmediği toplanan tüm delillerin sonucuna göre şüphe bırakmayacak şekilde ortaya konulmalı, varılacak sonuca göre hüküm kurulması gerektiğinden bahisle karar bozulmuştur.

Bölge Adliye Mahkemesince önceki kararda direnme kararı verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesinin direnme kararına karşı süresi içinde davalı kurum vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

B. Hukuk Genel Kurulu Kararı
Hukuk Genel Kurulu 10.03.2022 tarihli, 2020/10-588 Esas, 2022/303 Karar sayılı kararı ile, “… Somut olayda; babası 12.06.1980 tarihinde vefat eden davacının … 7. Asliye Hukuk Mahkemesinin 03.05.1994 tarihli ve 1994/218 E., 1994/363 K. sayılı kararı ile eşinden boşandığı, boşanmanın nüfus kayıtlarına 14.09.1994 tarihinde işlendiği, 15.12.1994 tarihinden itibaren babasından dolayı ölüm aylığı bağlandığı, sosyal güvenlik denetmeni tarafından düzenlenen 17.09.2014 tarihli ve GS/77 sayılı araştırma ve inceleme raporunda, Güney Mahallesi muhtarı olan… ve …’in davacı ile boşandığı eşinin evlendikten sonra dört veya beş yıl kadar Güney Mahallesinde oturduklarını, daha sonra Kuşadası’na taşındıklarını ancak 2010 yılına kadar birlikte mahalleye gelip gitmeye devam ettiklerini, Kuşadası’na taşındıktan sonra birlikte yaşayıp yaşamadıklarını bilmediklerini beyan ettikleri, rapor ekinde bulunan sosyal güvenlik denetmeni ve yardımcısı tarafından imzalanan tutanakta, imzadan imtina eden …’in davacı ile eşinin “……/Aydın” adresinde bir yıldır oturduklarını, davacının alt komşusu olduğunu, sürekli görüştüklerini, davacının takı; eşinin su sattığını, davacı ile eşinin geçimsizliklerini ve ayrı olduklarını duymadığını beyan ettiğinin belirtildiği, ayrıca denetim sırasında görüşülen …’nun davacı ile eşi …’nin bir yıldır Kuşadası’nda belirtilen adreste birlikte yaşadıklarını, herhangi bir geçimsizliklerinin bulunduğunu duymadığını ifade ettiği hususlarına yer verildikten sonra yapılan çevresel soruşturma ve alınan ifadelerden davacının boşandığı eşiyle fiilen birlikte yaşadığının tespit edildiğinden davacının ölüm aylığının kesilmesi ve ödenen aylıkların geri alınması gerektiği yönünde görüş bildirildiği, bu rapora istinaden davacının aldığı ölüm aylığının kesilerek 22.10.2008-24.11.2014 tarihleri arasında yapılan ödemelerin borç çıkarıldığı bunun üzerine eldeki davanın açıldığı anlaşılmaktadır.

Nüfus kayıtlarına göre davacı ile eşinin 03.05.1994 tarihinde boşanmalarına rağmen 2009 yılına kadar yerleşim yeri adreslerinin “…/Aydın” olduğu, banka kayıtlarında da davacı ve eski eşinin adresinin aynı adres olduğu ancak davacı ve eski eşi adına kayıtlı aboneliklerde ve medula kayıtlarındaki adres bilgilerinin farklı gösterildiği, ayrıca eski eşin SGK tarafından Bağ-Kur kapsamında aktif olarak sigortalılığının devam ettiği ve kayıtlardaki adresinin “…/Aydın” olduğunun bildirildiği görülmüştür.

Şu hâlde yukarıda yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde, nüfus kayıtlarında bildirilen adresler dikkate alınarak davacı ve eski eşinin bu adreslerdeki komşuları, varsa kapıcı ve yöneticilerinin tanık olarak beyanları alınmalı, banka kayıtları ile 2009 yılına kadar olan nüfus kayıtlarında davacı ve eski eşine ilişkin aynı adreslerin bildirildiği gözetilerek abonelik ve medula sistemindeki adresler ile banka ve nüfus kayıtlarındaki çelişkilerin sebebi ortaya konulmalı ve boşanılan eşle eylemli olarak birlikte yaşama olgusunu gerçekleşip gerçekleşmediği konusunda toplanan tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre karar verilmelidir.

Hâl böyle olunca direnme kararının yukarıda açıklanan genişletilmiş gerekçe ve nedenlerden bozulmasına karar vererek dosya kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmiştir.

C. Bozma Sonrası Bölge Adliye Mahkemesi Kararı
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile;
Bozma gereğince davacı … (TC No:…. ile boşandığı eşi …’nin (TC No…..) 03.05.1994 tarihinde boşanmalarına rağmen 2009 yılına kadar yerleşim yeri adreslerinin “…/Aydın” olduğu, bildirilmiş olmakla, 22.10.2008 – 24.11.2014 tarihleri arasında söz konusu adreslerde komşu, kapıcı ve yönetici isimlerinin tespiti istemiyle Kuşadası İlçe Emniyet Müdürlüğüne yazılan yazı gereğince belirlenen tanıkların ifadesine başvurulmuş;Davacı asil ise tanık anlatımlarına yönelik beyanlarında, “…çocuklarımın küçüklüğünde yaşadığı semt Tepecik semti olup bu semtte kapkaç vs. Suç olaylarının yoğun olması nedeniyle burada yaşam koşullarının zorluğunu gözeterek kendilerin de isteğiyle bu ortamdan uzaklaşmaları için Kuşadası’na taşınmalarına rıza gösterdik… ben dinlenen tanıkları tanımıyorum. Tanıkların bahsetmiş oldukları çocuklar benim çocuklarımdır. İki çocuğum orada hem oturup hem de çalışmaktadırlar ancak babaları … orada kalmıyor sadece su ihtiyaçlarını ve çeşitli ihtiyaçlarını gidermek için gidiyordu ben o sırada … Tepecik de bulunan yaşlı ve hasta anneme baktığım için orada kalıyordum. Ablam da kanser hastası idi ona da bakıyordum. Oğlum bir keresinde beni aradı anne velayetim sende babamın benim adıma işlem yapmasını kabul etmiyorlar senin gelmen gerekiyor dediği için bir kez … den Kuşadasına gelmiştim onun haricinde gelmedim. … zaten 3-4 yıl önce öldü. Tanıkların da bahsetmiş olduğu gibi başka bir kadınla olduğu ve ondan çocuğu olduğu herkesin bilgisindedir…” ifadesini dile getirmiştir.

Türkiye İş Bankası Genel Müdürlüğünden, davacı … ve boşandığı eşi …’nin hesaplarının açılış tarihleri ve hesap açıldıktan sonra adres değişikliği olup olmadığının bildirilmesi istemli yazıya verilen yanıtta, … adına Kuşadası şubesinde hesap açılma tarihinin 01.06.2007; … adına hesap açılma tarihinin ise 02.07.2014 olduğu, … hesabında açılış tarihi sonrası işlem gerçekleşmediğini gösterir bilgi verildiği görülmüştür.

Davacı tarafından, oğlu …’nin, 08.09.2008 tarihinde Kuşadası Makbule Hasan Uçar Anadolu Lisesinden mezun olduğunu gösteren belge sunulmuştur.

Sıralanan maddi ve hukuki olgular ile tüm yargılama sürecindeki kanıtlar gözetilerek yapılan değerlendirme sonucunda, Kurum denetim raporu ve aylık kesme işleminin somut herhangi bir veriye dayanmadığı; davacının boşandığı eşiyle fiilen birlikte yaşadığını kabule elverişli herhangi bir kanıta ulaşılamadığı dikkate alındığında; bozmaya konu karar gerekçesi ışığında ve bozma gereğince yapılan inceleme ve değerlendirme sonucunda;

Davanın kabulüne, Aydın Sosyal Güvenlik Kurumu Denetmenliği’nin 17.09.2014 tarih ve 2014/GS-77 Sayılı raporuna dayalı davacının ölüm aylığının kesilmesine ilişkin davalı Kurum işleminin iptaline,
Davacıya ölüm aylığının kesildiği 22.10.2014 tarihinden itibaren babası….. üzerinden ölüm aylığı bağlanması gerektiğinin tespitine, karar verilmiştir.

V.TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı kurum vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

B. Temyiz Sebepleri
Davalı kurum vekili; kurum raporunun aksinin ispatlanamadığını belirterek temyiz talebinde bulunmuştur.

C.Gerekçe
1.Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Dava; vefat eden sigortalı babasından hak sahibi kız çocuğu sıfatıyla aylık almakta olan davacının, boşandığı eşiyle birlikte yaşadığından bahisle aylıklarının kesilerek, 22.10.2008-23.10.2014 tarihleri arası ödenen aylıkların borç tahakkuk ettirildiğini beyanla, ilgili kurum işleminin iptali ile aylığın kesildiği tarihten itibaren yeniden bağlanması istemine ilişkindir.

2.İlgili Hukuk
Davanın, yasal dayanağı 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 56’ncı maddesinin ikinci fıkrasıdır. Fıkrada “Eşinden boşandığı halde, boşandığı eşiyle fiilen birlikte yaşadığı belirlenen eş ve çocukların, bağlanmış olan gelir ve aylıkları kesilir. Bu kişilere ödenmiş olan tutarlar, 96’ncı madde hükümlerine göre geri alınır.” düzenlemesine yer verilmiştir. Anılan madde 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe girmiştir. 5510 sayılı Kanun’un 56 ıncı maddesinin Anayasa’ya aykırı olduğu gerekçesiyle iptali istemiyle Anayasa Mahkemesi’ne yapılan 2009/86 Esas numaralı başvurunun, 28.04.2011 tarihinde verilen karar ile reddedilmiştir.

5510 sayılı Kanun’un 56 ıncı maddesinin ikinci fıkrası, daha önceki sosyal güvenlik kanunlarında yer almayan, boşanılan eşle fiilen (eylemli olarak) birlikte yaşama olgusu, gelir-aylık kesme nedeni olarak düzenlendiği gibi, eylemli olarak birlikte yaşama, aynı zamanda gelir-aylık bağlama engeli olarak da benimsenmiştir. Burada, eylemli olarak birlikte yaşama olgusunun/durumunun tanımlanması, hukuki sınır ve çerçevesinin çizilip ortaya konulması önem arz etmektedir. Taraflar arasında hangi hukuki sebep ve maddi vakıaya dayanmış olursa olsun sona ermiş evlilik birliğinin hak ve yükümlülüklerinin sürdürüldüğü beraberlikler veya kesinleşmiş yargı kararına bağlı olarak gerçekleşmiş boşanmanın var olan-olası sonuçlarını ortadan kaldırıcı/giderici nitelikteki birliktelikler madde kapsamında değerlendirilmeli, ortak çocuk-çocuklar yönünden, boşanma kararına bağlanan veya bağlanmayan kişisel ilişkilerin yürütülmesini sağlamaya yönelik olarak, eşlerin belirli aralıklarda ve günlerde zorunlu şekilde bir araya gelmeleri durumunda ise kanun koyucunun bu türden ilişkinin varlığının gelir-aylık bağlanmaması veya kesilmesi nedeni olarak öngörmediği kabul edilmeli, boşanılan eşle kurulan-yürütülen ilişkinin, eylemli olarak birlikte yaşama kavramı kapsamında yer alıp almadığı dikkatlice irdelenerek saptama yapılmalıdır.

Anılan 56 ıncı maddede, oldukça yalın olarak “eşinden boşandığı halde, boşandığı eşiyle fiilen birlikte yaşadığı belirlenen” ibareleri yer almakta olup, kanun koyucu tarafından örneğin; “sosyal güvenlik kanunları kapsamında ölüm aylığına hak kazanmak amacıyla eşinden boşanan”, “hak sahibi sıfatını haksız yere elde etme amacıyla eşinden boşanan”, “gerçek boşanma iradesi söz konusu olmaksızın (muvazaalı olarak) eşinden boşanan” veya bunlara benzer ifadelere yer verilmemiş, sade olarak kaleme alınan metinle uygulama alanı genişletilmiştir. Maddede boşanma amacına-saikine yönelik herhangi bir düzenlemeye yer verilmediğinden, gerek Kurumca, gerekse yargı organlarınca uygulama yapılırken; eşlerin boşanma iradelerinin gerçekliğinin-samimiliğinin araştırılıp ortaya konulması söz konusu olmamalı, boşanmanın muvazaalı olup olmadığına ilişkin herhangi bir araştırma-irdeleme ve boşanma yönündeki kesinleşmiş yargı kararının geçerliliğinin sorgulaması yapılmamalı, özellikle, kesinleşmiş yargı organının verdiği karara dayanan “boşanma” hukuki durum ve sonucunun eşlerin gerçek iradelerine dayanıp dayanmadığının araştırılmasının bir başka organın yetki ve görevi içerisinde yer almadığı, kaldı ki, 4721 sayılı Türk Medeni Kanununda “anlaşmalı boşanma” adı altında hukuki bir düzenlemenin de bulunduğu dikkate alınmalıdır. Şu durumda sonuç olarak vurgulanmalıdır ki, boşanma tarihi itibarıyla gerçek-samimi boşanma iradelerine sahip olan (evlilik birliği temelinden sarsılan) veya olmayan tüm eşlerin, maddenin yürürlük tarihi olan 01.10.2008 tarihinden itibaren her ne sebeple olursa olsun eylemli olarak birlikte yaşadıklarının saptanması durumunda gelirin-aylığın kesilmesi zorunluluğu bulunmaktadır.

Gelirin-aylığın kesilme tarihi ile Kurumun geri alım (istirdat) hakkının kapsamına ilişkin olarak; eylemli birlikte yaşama olgusunun gerçekleşme-başlama tarihi esas alınarak bu tarih itibarıyla gelir-aylık kesme veya iptal işlemi tesis edilip ilgiliye, anılan tarihten itibaren yapılan ödemeler yasal dayanaktan yoksun-yersiz kabul edilmeli, ancak, söz konusu madde 01.10.2008 günü yürürlüğe girdiğinden, eylemli birliktelik daha önce başlamış olsa dahi maddenin yürürlük günü öncesine gidilmemeli, başka bir anlatımla 01.10.2008 tarihi öncesine ilişkin borç tahakkuku söz konusu olmamalı, böylelikle açıklığa kavuşturulacak yersiz ödeme dönemine ilişkin olarak 5510 sayılı Kanunun 96’ncı maddesine göre uygulama yapılmalıdır. İnceleme konusu 56’ncı maddede, “eşinden boşandığı halde, boşandığı eşiyle” ibareleri yer aldığından, birden fazla evlilik ve doğal olarak birden fazla boşanmanın gerçekleşmiş olması durumunda, boşanılan herhangi bir eşle eylemli olarak birlikte yaşama durumunda madde hükmünün uygulanacağı gözetilmelidir.

Sonuç olarak; 5510 sayılı Sosyal Sigortalar Ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 56’ncı maddesinin ikinci fıkrasına dayalı açılan bu tür davalarda eylemli olarak birlikte yaşama olgusunun tüm açıklığıyla ve özellikle taraflar arasındaki uyuşmazlık konusu dönem yönünden ortaya konulması önem arz etmektedir. Bu aşamada, özellikle Anayasa’nın 20., 5510 sayılı Kanunun 59, 100 üncü 298 sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanunun 28, 45 inci 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanununun 3, 45 – 53 üncü 4857 sayılı İş Kanunu’nun 32 inci 01.10.2011 günü yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 6, 24 – 33, 189, 190, 191 inci 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 6, 19, 20 inci maddeleri ve diğer ilgili mevzuat hükümleri göz önünde bulundurulmak suretiyle yöntemince araştırma yapılmalı, tarafların göstereceği tüm kanıtlar toplanmalı, bildirilen ve dinlenilmesi istenilen tanıkların ifadeleri alınmalı, davacı ile boşandığı eşinin yerleşim yerlerinin saptanmasına ilişkin olarak; muhtarlıktan ikametgah senetleri elde edilmeli, ilgili Nüfus Müdürlüklerinden sağlanan nüfus kayıt örnekleri ile yerleşim yeri ve diğer adres belgelerinden yararlanılmalı, adres değişiklik ve nakillerine ilişkin bilgilere ulaşılmalı, özellikle ilgili Nüfus Müdürlüğü’nden adres hareketleri, tarihleriyle birlikte istenilmeli, ilgililerin su, elektrik, telefon aboneliklerinin hangi adreste kimin adına tesis edildiği saptanmalı, seçmen bilgi kayıtları getirtilmeli, varsa çalışmaları nedeniyle resmi-özel kurum ve kuruluşlara verilen belgelerde yer alan adresler dikkate alınmalı, boşanan eşler 4857 sayılı Kanun hükümleri kapsamında yer almakta iseler adlarına ödeme yapılabilecek özel olarak açılan banka hesabı bulunup bulunmadığı belirlenmeli, boşanan eşlerin kayıtlı oldukları bölge-bölgeler yönünden kapsamlı Emniyet Müdürlüğü-Jandarma Komutanlığı araştırması yapılmalı, anılan mahalle-köy muhtar ve azalarının tanık sıfatıyla bilgi ve görgülerine başvurulmalı, böylelikle “boşanılan eşle eylemli olarak birlikte yaşama” olgusunun gerçekleşip gerçekleşmediği, toplanan kanıtlar ışığı altında değerlendirildikten sonra elde edilecek sonuca göre karar verilmelidir.

3.Değerlendirme
1-Mahkemece, her ne kadar davacının adreslerindeki tanık beyanlarına başvurulmuş ise de; nüfus kayıtlarında bildirilen adresler dikkate alınarak davacının eski eşinin ilgili adreslerindeki komşuları, varsa kapıcı ve yöneticilerinin tanık olarak beyanları alınmalı, ve boşanılan eşle eylemli olarak birlikte yaşama olgusunu gerçekleşip gerçekleşmediği konusunda toplanan tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre karar verilmelidir.

VI.KARAR
Açıklanan sebeplerle;
1-Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA,Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine,

Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 10.05.2023 gününde oybirliğiyle karar verildi.