Yargıtay Kararı 10. Hukuk Dairesi 2023/5521 E. 2023/6756 K. 13.06.2023 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 10. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2023/5521
KARAR NO : 2023/6756
KARAR TARİHİ : 13.06.2023

MAHKEMESİ : … Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2023/156 E., 2023/565 K.
KARAR : Esastan Ret
İLK DERECE MAHKEMESİ : Denizli 4. İş Mahkemesi
SAYISI : 2021/45 E., 2022/514 K.

Taraflar arasındaki hizmet tespiti davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.

Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf isteminin esastan reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi … tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; davacının davalının yanında 13.11.2016-25.11.2018 tarihleri arasında geçen sigortalılık hizmetlerinin tespitine, müvekkilinin sigortalı gün sayılarının belirlenmesine, sigorta kaydının yapılmasına ve davalı işverenin idari yönden cezalandırılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
II. CEVAP
Fer’i müdahil Kurum vekili cevap dilekçesinde özetle; mesnetten yoksun olan haksız davanın reddine karar verilmesini dilediklerini, davanın hizmet tespiti davası olduğunu, dava dilekçesinde davacının 13.11.2016-25.11.2018 tarihleri arasında davalı şirkete ait restaurant işyerinde garsonluk yapmak suretiyle fiilen çalışmış olduğunun iddia edildiğini, ancak davacıya ait sigorta sicil dosyası ve hizmet döküm cetveli incelendiğinde davacının çalışmasının kayıtlı olduğunun anlaşılmakta olduğunu, bu duruma göre davacının iddia ettiği fazla sürelerde davalı şirkete ait işyerinde çalıştığına dair yasal kayıt ve kanıt bulunmadığını, davacı şayet davalıya ait işyerlerinde çalıştığını, hizmetlerinin Kuruma bildirilmediğini veya Kuruma eksik bildirimde bulunulduğunu iddia etmekte ise bu iddialarının şüpheye yer kalmayacak şekilde ispatlanması gerektiğini, belli tarihlerde davacının eşinin çalıştığı işyerinde fotoğraf çektirmek ve sosyal medyada paylaşım yapmak ile bu davanın ispatlanmasının mümkün olmadığını, bu tarz delillerin her zaman oluşturularak belli kötü amaçlarla kullanılabilecek itibarsız deliller olduğunu, kurum kayıtlarının aksinin kesin bir şekilde ispat edilene kadar geçerli olduğunu, davacı tarafın, bu davanın ispatı bakımından bir takım icra dosyalarını, savcılık kayıtlarını, fotoğrafları ve davacının eşinin hizmet tespit davasını delil olarak gösterdiğini, ancak bu kayıtların bu davada hukuki değeri bulunmadığı gibi hükme esas alınabilecek deliller de olmadığını, savcılık ifadesi delil olarak gösterilmiş ise de ifadede davacının isminin dahi geçmediğini, dava dilekçesinde davacının yevmiye alacağından bahsedilmiş ise de yasal düzenlemeler uyarınca bu tarz beyanların bu davada hukuki değerinin bulunmadığını, dolayısıyla hem bu tarz beyanların hem de ayrı bir davanın konusu olan davacının eşi ile ilgili olan beyanların dikkate alınmamasını talep ettiklerini, davacının 3 yıl boyunca çalıştığını ancak hiçbir şekilde sigortasının yapılmadığını iddia ettiğini, ancak günümüz koşullarında davacının bu iddiasının samimi olmayıp art niyetli olduğunu, zira hiç kimsenin üç yıl boyunca sigortasız çalışıp bu durumu bilmediğini iddia edemeyeceğini, günümüz koşullarında bir bilgisayardan veya cep telefonundan bile bu kayıtlara ulaşmak mümkün iken davacının bu kayıtlara bakmamış olmasının kendi kusuru olduğunu, davacının fiili çalışma olgusunu kesin delillerle şüpheye yer bırakmayacak şekilde kesin delillerle ispat etmesi gerektiğini, işverenin işe giriş bildirgesi verme yükümlülüğünün yanında işçinin de SGK’ya işe giriş bildiriminde bulunma yasal hakkı bulunduğunu, bu bakımdan davacının kusurunun bulunduğunu, hiç kimsenin kendi kusuruna dayalı olarak hak elde edemeyeceğini beyanla; davanın reddini talep etmiştir.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesi yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davacının uyuşmazlık konusu 13.11.2016-23.11.2018 tarihleri arasında ise davacının 5510 sayılı Kanun’un 4/1-a bendi kapsamında veya başka bir statüde tescilli sigortalılık hizmetinin bulunmadığı, uyuşmazlık konusu dönemde işyerinin var olduğunun anlaşıldığı, davalının kolluk ifadesine dayalı olarak davacının çalışma iddiasının kabulü mümkün değildir. Davacı tarafından sunulan fotoğraflar incelendiğinde; söz konusu fotoğraflarda, çeşitli isimler altında kayıtlı bulunan sosyal medya hesaplarından paylaşılan fotoğraflardan bazısında, davacının davalı tarafından yapılan dış organizasyonlar olduğu iddia edilen kalabalık ve yemekli ortamlarda bulunduğu, fotoğraflardan bazısında da davacının ve yanında bulunan kişilerin üzerinde yine davalının işletmesine ait olduğu iddia edilen aynı renk ve şekillerdeki kıyafetlerin bulunduğu görülmektedir. Ancak davacı tarafın fotoğrafların ve paylaşımların içeriğine ilişkin söz konusu iddialarını ispata yarayacak itibar edilebilir nitelikte bir delil gösterilmemiştir. Hal böle olunca, fotoğraflara itibarla davacının uyuşmazlık konusu dönemde aralıksız olarak davalının yanında çalıştığı yönündeki iddiasının kabulü mümkün değildir. Belirtilen tespitlerden hareketle, davacının çalışma iddiasını ispata yarayacak resmi belge ve yazılı delil tespit edilememiştir. Bu sebeple, davacının fiili çalışmasının var olup olmadığının tespitine yönelik olarak dosyada dinlenen tanıkların beyanları irdelendiğinde; davacı tanığı Şükrü, davacıyı baldızı olması sebebiyle tanıdığını, davacının ve eşinin kendisine anlattıklarından ve sosyal medyada yaptıkları paylaşımlardan dolayı davacının çalışması hakkında bilgi sahibi olduğunu beyan etmiştir. Bunun yanı sıra, tanığın kendi beyanına göre, kendisinin davalının yanında çalışmasının bulunmadığı, davacının iddia konusu çalışmalarının geçtiği yerlerde de sürekli olarak bulunmadığı anlaşıldığından, tanığın davacının çalışması hakkındaki bilgisi görgüye dayalı değildir. Uyuşmazlık konusu dönemde davalının yanında çalıştıklarını beyan eden diğer davacı tanıklarının ise davalının işyerinden sigortalı hizmet bildirimleri bulunmamaktadır. Üstelik tanıklardan bazılarının davalının yanında çalıştıklarını beyan ettikleri dönemlerde, başka işyerlerinden tam süreli sigortalı hizmet bildirimleri vardır. Aynı zamanda davacının eşi olan davacı tanığı Abdullah ile davacı tanığı Hüseyin de kendi beyanlarına göre davalı aleyhine işçilik alacakları ve hizmet talepli davalar açmıştır. Tanık Abdullah’ın açtığı dava, Denizli 6. İş Mahkemesinin 2022/187 Esas sayılı dosyasında görülmekte olup duruşması son olarak 19.01.2023 tarihine ertelenmiştir. Tanık…….’in açtığı dava ise bundan önce davada verilen kararın istinaf kanun yoluna başvuru üzerine ortadan kaldırılmasına karar verilmekle karar gereği iadesi üzerine dava dosyası Mahkememizin 2022/1 Esas sırasına kaydedilmiş olup duruşma son olarak 25.10.2022 gününe ertelenmiştir. Buna göre adı geçen tanıkların beyanlarının alındığı tarih itibarıyla davalı ile husumeti devam etmekte olup tanıklar davacı ile menfaat birliği içerisindedir. Tüm bu sebeplerle, davacı tanıkları, davacının çalışma iddiasını doğrulamış ise de tanıklardan tanıkların beyanlarından hareketle davaya konu uyuşmazlığın çözümü olanaklı olmamıştır. Davalının restoran işyerinden hizmet bildirimlerinin yapıldığı saptanan kişiler arasından resen seçilenler davacının iddia konusu çalışması hakkında tanık olarak dinlenmiştir. Bordrolu çalışanlardan sadece Levent, davacıyı tanıdığını beyan etmiş ise adı geçen tanık da restoranın tadilatta olduğu dönemde kendisinin birkaç defa yardım amacıyla davalının yaptığı dış organizasyonlara katıldığını, bu organizasyonlarda birkaç sefer davacıyı gördüğünü, davacının ne iş yaptığını bilmediğini, aradan uzun zaman geçtiği için davacıyı hangi tarihlerde gördüğünü hatırlamadığını, davacının uyuşmazlık konusu 2016-2018 yılları arasında davalının yanında aralıksız olarak çalışıp çalışmadığını bilmediğini beyan etmiş, buna göre davacının çalışma iddiasını kısmen doğrulamıştır. Diğer bordrolu çalışanlar Nazife ve Özkan ise kendilerinin davalının dış organizasyonlarında çalışmadıklarını, davacıyı tanımadıklarını, bu sebeple davacının davalının yanında çalışıp çalışmadığını bilmediklerini beyan etmiştir. Hal böyle olunca, davalının işyerinden hizmet bildirimleri yapılan kişilerin tamamının davalının dış organizasyonlarında çalışmadığı anlaşılmakla, usul ekonomisi ilkesi gereğince yargılamanın makul süre içinde yürütülmesini sağlamak bakımından, davacı tarafa, davalının işyerinden hizmet bildirimi yapılan kişilerden davacının tanıdığı ve dış organizasyonlarda çalıştığını bildiği kişileri bildirmek üzere süre verilmiştir. Davacı vekilinin bu doğrultuda 08.11.2021 tarihli beyan dilekçesinde bildirdiği kişilerden sadece tanık… dinlenebilmiştir. Adı geçen tanık, kendi beyanına göre, 2009 yılından itibaren davalının eşinin çağırması durumunda davalının yaptığı dış organizasyonlarda, haftada bir veya iki sefer olmak üzere aylık ortalama dört sefer olmak üzere, restoranda çalışmaya başladığı tarihlere kadar aralıksız olarak dönem dönem çalışmıştır. Davacıyı ise bundan 7-8 yıl önce davalının düzenlediği dış organizasyonlarda çalışırken gördüğünü ancak sürekli olarak davacı ile beraber çalışmadıkları için davacının hangi tarihlerde ve ne kadar sürelerle çalıştığını ve haftanın her günü çalışıp çalışmadığını bilmediğini beyan etmiştir. Bu itibarla tanığın beyanları, davacının uyuşmazlık konusu dönemde davalının yanında aralıksız olarak çalıştığı yönündeki iddialarını ispatlamaya yeterli değildir. Davacının bildirdiği tanık Nagihan’ın ise davacı tarafından adresi bildirilmediği gibi buna yönelik olarak Mahkememizce yaptırılan kolluk araştırması sonucunda da tanığın adresi tespit edilemediğinden bu kişi dinlenememiştir. Son olarak tanık ……’e, yine kolluk araştırma sonucu tespit edilen adresinde ulaşılamamış, bunun üzerine davacı vekili, tanığın davalının oğlu olduğunu, bu sebeple tanığın beyanlarının yargılamaya katkı sağlamayacağını beyanla tanığın dinlenmesinden vazgeçilmesini talep etmiştir. Belirtilen hususlarla birlikte adı geçen tanığın da uyuşmazlık konusu dönemde davalının yanında kayıtlı çalışmasının bulunmadığı, üstelik başka işyerlerinden hizmet bildirimlerinin yapılmış olduğu göz önüne alındığında, tanığın beyanlarının uyuşmazlığın çözümüne katkı sağlamayacağı kanaatine varılmakla davacı vekilinin bu yönü amaçlayan talebi yerinde görüldüğünden talep doğrultusunda adı geçen tanığın dinlenmesinden vazgeçilmiştir. Mahkememizce davalının dış organizasyonlarının yapıldığı taziye evi, düğün veya nikah salonu vb. belirli bir yerin olup olmadığı sorulmuş ise de davacı tarafça organizasyonların yapıldığı yerlerin sürekli olarak değiştiği, sabit bir adresin olmadığı beyan edilmiştir. Dinlenen tanıklar da kendilerinin çalıştıkları sabit bir adres verememiştir. Hal böyle olunca, davacının çalıştırıldığı yerler ve aynı yörede faaliyet gösteren komşu işyerleri veya konutlar saptanarak işyerlerinin işverenleri veya çalışanları ya da konutlarda yaşayan kişiler yahut ilgili davetlerin sahibi olan kişiler, davacının iddia konusu çalışmasına ilişkin tanık olarak dinlenememiştir. Davacı tanıkları, davacının uyuşmazlık konusu dönemde aralıksız ve tam süreli olarak davalının yanında çalıştığını beyan etmiş ise de dinlenen tüm tanıkların beyanları birlikte değerlendirildiğinde, bu dönemde çalışan kişilerin çalışma gün ve sürelerinin işin yoğunluğuna göre değişiklik gösterdiği yönünde kanaat oluşmaktadır. Gerçekten, bazı davacı ve bordro tanıkları, kendilerinin de davalının yanında aralıksız ve tam süreli olarak çalıştıklarını beyan etmiş olmakla birlikte, tanıkların aynı dönemde başka işyerlerinden sigortalı hizmet bildirimlerinin yapılmış olması, çalışma sürelerinin değişiklik gösterdiği yönündeki kanaati destekler niteliktedir. Bu bağlamda, davacının eşi tanık Abdullah, soruşturma kapsamında kolluk tarafından alınan 24.09.2019 tarihli ifadesinde; davalının ve davalının eşi …’in yanında düğün yemeklerinde 3 yıl boyunca Şubat ve Aralık 10 ay sürekli sabit olarak davacı eşi ile beraber yevmiyeci olarak çalıştıklarını, davacı eşinin 3 yıl boyunca Şubat ve Aralık ayı 10 ay cumartesi ve pazar sigortasız olarak hafta içi yemek olduğu günlerde de çalıştığını, kendisinin, davacı eşinin ve çocuklarının çalışmasından dolayı 126 yevmiye karşılığı 15.000,00 TL civarı alacağının olduğunu, davalının ve davalının eşinin 2018 yılı Şubat ayından Aralık ayına kadar Cumartesi ve Pazar günleri düğünlerde çalışmış olduğu yevmiye karşılığı olan parasını ödemediklerini beyanla, davacının çalışmalarının mevsimlik olduğu yönünde ifadeler kullanmıştır. Mahkememizce alınan beyanında ise davalının yanında haftanın en az iki en çok beş günü sabah saat 04:00’dan akşam 17:00-18:00 saatlerine kadar çalıştıklarını, mevlüt, sünnet, düğün, davet, özel yemek, aile yemeği vb. her türlü organizasyona gittikleri için yılın her mevsiminde çalıştıklarını beyanla, kolluk tarafından alınan ifadesindeki beyanları ile çelişmiştir. Bu husus, davacının iddia konusu çalışmasının mevsimlik veya kısmi süreli olup olmadığı konusunda tereddüte sebep olmaktadır. Davacının iddia konusu çalışmasının kısmi süreli veya mevsimlik olduğunun kabulü durumunda, tescili gereken sigortalılık sürelerinin hesaplanması bakımından çalıştığı gün ve saatler ile çalıştığı ayların hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak şekilde saptanması gerekecektir. Hal böyle olmakla birlikte, dinlenen tanıkların beyanlarından, davacının çalıştığı gün ve saatler ile aylara ilişkin olarak somut bir tespit yapılamamaktadır. Yukarıda açıklanan diğer hususların yanı sıra bu sebeple de dosyada dinlenen tanıkların beyanları davacının çalışma iddiasının ispatı için yeterli görülmemiştir.

Toplanan tüm deliller birlikte değerlendirildiğinde; davacının sigortalılık hizmetlerinin tespiti talep edilen uyuşmazlık konusu dönemde davalının yanında tam süreli ve aralıksız olarak fiilen çalıştığı yönündeki iddiası, Yargıtay’ın içtihadında öngörüldüğü şekilde hiçbir kuşku ve duraksamaya yer bırakmayacak şekilde yöntemince ispat edilemediği gerekçesiyle;

Davanın reddine, karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.

B.İstinaf Sebepleri
Davacı vekili; yerinde olmadığını ileri sürerek ilk derece mahkeme kararının kaldırılmasını talep ettiği anlaşılmıştır

C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile;Dosya kapsamı, delil durumu itibariyle, Denizli 4. İş Mahkemesi 2021/45 Esas 2022/514 Karar sayılı kararında mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesi bakımından usul ve esas yönünden yasaya aykırı bir durum bulunmamasına göre, davacı vekilinin istinaf başvurusunun Hukuk Mahkemeleri Kanunu’nun 353/1-b.1 maddesi gereğince esastan reddine, karar verilmiştir.

V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde; istinaf gerekçelerini tekrarla kararın bozulmasını istemiştir.

C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, davacının davalı tarafından düğün, sünnet, mevlüt gibi dış organizasyonlarda alınan yemek yapma ve servisi işi kapsamında 13.11.2016-25.11.2018 tarihleri arasında hizmet akdine tâbi aşçı yardımcısı, garson, servis personeli olarak fiilen çalıştığının tespiti istemine ilişkindir.

2. İlgili Hukuk
1.6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri ile

2. 5510 sayılı Kanun’un 86 ncı maddesinin 9 uncu fıkrası

3. Değerlendirme
1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.

2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekili tarafından temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,

Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 13.06.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.