Yargıtay Kararı 11. Ceza Dairesi 2014/16103 E. 2014/16396 K. 13.10.2014 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2014/16103
KARAR NO : 2014/16396
KARAR TARİHİ : 13.10.2014

Tebliğname No : KYB – 2014/153270

Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğünün 16.04.2014 gün ve 2014-7662/26641 sayılı kanun yararına bozma istemine atfen Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 05.05.2014 gün ve KYB. 2014/153270 sayılı ihbarnamesi ile;
Resmi belgede sahtecilik ve nitelikli dolandırıcılık suçlarından sanık A.. A..’ın, 765 sayılı Türk Ceza Kanununun 342/1, 59/2 ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 158/1-f, 62/1, 52. maddeleri gereğince 2 yıl 1 ay hapis (iki kez), 30.000,00 Türk Lirası adlî para cezaları ile cezalandırılmasına dair Denizli 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 24/11/2009 tarihli ve 2007/448 esas, 2009/425 sayılı kararını kapsayan dosyanın incelemesinde;
Benzer bir olay sebebiyle Yargıtay 11. Ceza Dairesinin 12/06/2013 tarihli ve 2013/9695 esas, 2013/9982 sayılı kararı ile Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 30.03.1992 gün ve 80/98 sayılı kararında da belirtildiği üzere, belgede sahtecilik suçlarında önceden verilen rıza üzerine borçlu yerine onun imzasının atılmasında zarar verme bilinç ve iradesi ile hareket edilmediğinden suç kastından söz edilemeyeceği, rızanın açık veya zımni olabileceği cihetle; sanık A.. A..’ın oğlu K. A.’a ait çekleri imzasını taklit etmek suretiyle katılana verdiğinin iddia olunması, K. A.’ın ev tekstil işi ile uğraşan babası A.. A..’ın iflas etmesi nedeniyle bankalardan çek karnesi alamadığını, çek yasağı olduğunu, bu nedenle kendi adına çek hesabı açtırıp çek karnesi alarak babasına verdiğini, söz konusu çekleri ticari ilişkilerinde babasının kullandığını beyan etmesi karşısında; gerçeğin kuşkuya yer vermeyecek şekilde belirlenmesi ve suç kastının tespiti bakımından sanık A.. A.. tarafından, K. A. adına daha önce imzalanıp ödenen çekler olup olmadığı ilgili bankadan araştırılıp gerektiğinde çek/çeklerin verildiği kişilerde tanık olarak dinlenerek sonucuna göre sanığın hukuki durumunun takdir ve tayini yerine eksik incelemeyle yazılı şekilde hüküm kurulmasında isabet görülmediğinden bahisle 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309. maddesi uyarınca, anılan kararın bozulması istenilmiş olmakla, Dairemize gönderilen dosya incelenerek gereği görüşüldü:
Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 30.03.1992 gün ve 80/98 sayılı, 19.04.2005 gün ve 221-38 sayılı kararlarında ayrıntılı biçimde açıklandığı üzere, belgede sahtecilik suçlarında önceden verilen rıza üzerine borçlu yerine onun imzasının atılmasında zarar verme bilinç ve iradesi ile hareket edilmediğinden suç kastından söz edilemeyeceği, rızanın açık veya zımni olabileceği cihetle; sanığın, oğlu K. A.’a ait çekleri, Kamil’in imzasını taklit etmek suretiyle katılana verdiğinin iddia olunması ve K. A.’ın; “sanık A.. A.. benim babamdır. İşlerinin bozulması nedeniyle benim adıma işyeri açtı. Bankaya müracaat ettim. Hesap açıp çek karnesi aldım. Çek karnesi babamla birlikte çalıştırdığımız dükkandaydı. Ben babama işyerinde bulunmadığım zamanlarda ihtiyaç duyması halinde çek düzenlemesi hususunda herhangi bir yetki vermedim. Ben Alanya’daki işyerinde iken babam Ali borçlu olduğu S. M.’na benim çeklerimi düzenleyip vermiş. Ben Antalya’daki dükkana gelmediğim için çeklerin düzenlendiğinden haberim yoktu. Ancak icra işlemleri yapılırken haberim oldu.” demesi karşısında, gerçeğin kuşkuya yer bırakmayacak şekilde belirlenmesi ve suç kastı bulunup bulunmadığının tespiti bakımından, sanık A.. A.. tarafından K. A. adına daha önce keşide edilip de ödenen çekler olup olmadığı ilgili bankadan sorulup, gerektiğinde çek/çeklerin verildiği kişiler de tanık olarak dinlendikten sonra, olayın gelişimi ve tüm dosya kapsamına göre, K. A.’ın, kendisine ait çekleri babasının keşide edip kullanmasına açık veya zımni bir rızasının bulunduğunu veya bulunmadığını kabule imkan verecek deliller de karar yerinde gösterilip tartışılarak, sonucuna göre sanığın hukuki durumunun takdir ve tayini yerine eksik araştırma ve inceleme ile yetinilerek sahtecilik ve dolandırıcılık kastı kesin olarak belirlenmeden yazılı şekilde mahkumiyet hükümleri kurulmasında isabet bulunmadığı anlaşılmakla; kanun yararına bozma istemine atfen düzenlenen ihbarnamedeki istem yerinde görüldüğünden, Denizli 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 24.11.2009 gün ve 2007/448 Esas, 2009/425 sayılı kararının CMK’nun 309. maddesi uyarınca BOZULMASINA, müteakip işlemlerin mahallinde yerine getirilmesine, dosyanın Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 13.10.2014 gününde oybirliği ile karar verildi.