YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2019/8557
KARAR NO : 2023/4392
KARAR TARİHİ : 24.05.2023
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SAYISI : 2015/190 E., 2015/186 K.
SUÇ : Resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan
HÜKÜM : Mahkûmiyet
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama
Sanık hakkında kurulan hükmün; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8 … maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) 305 … maddesi gereği temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun’un 310 uncu maddesi gereği temyiz isteğinin süresinde olduğu, aynı Kanun’un 317 nci maddesi gereği temyiz isteğinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:
I. HUKUKÎ SÜREÇ
İstanbul 5. Asliye Ceza Mahkemesinin 30.06.2015 tarihli ve 2015/190 Esas, 2015/186 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan suçundan 5237 sayılı … Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 206 ncı maddesinin birinci fıkrası, 35 … maddesinin birinci ve ikinci fıkrası ve 51 … maddesi uyarınca erteli 1 ay 15 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir.
II. TEMYİZ SEBEPLERİ
Sanığın temyiz isteği; eksik inceleme ile karar verilmiş olduğuna, hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılması ve lehe olan hükümlerin uygulanması gerektiğine, ilişkindir.
III. OLAY VE OLGULAR
l. Sanık …’ın İstanbul 74. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 2014/1952 Esas sayılı dosyasından yargılandığı, 19.03.2015 tarihinde yapılacak olan duruşmasına katılamayacağından, kendisi yerine duruşmaya katılması konusunda temyiz dışı sanık … …’yı azmettirdiği, sanık …’ın duruşmaya kendisini … olarak tanıtarak katıldığı, mahkemede sorulan sorular üzerine gerçek kimliğinin ortaya çıktığı anlaşılmıştır.
2. Sanık …, soruşturma aşamasında alınan savunmasında, kaza yaptığından hakkında yakalama kararı çıkmaması için daha öncesinde yanında çalışan temyiz dışı sanık … …’den duruşmaya kendi yerine duruşmaya çıkmasını istediğini, onun da bu teklifi kabul ettiğini beyan etmiş iken kovuşturma aşamasında alman savunmasında yerine ifadeye gitmesini istemediğini, sadece davanın sonucunu öğrenmesini istediğini savunmuştur.
3. Temyiz dışı sanık … …, soruşturma aşamasında alınan savunmasında, bir dönem yanında çalışması nedeniyle tanıdığı sanık … …’ın kendisini arayarak kaza geçirdiğini, yerine duruşmaya girmesini teklif ettiğini, onun da bu teklifi kabul ederek onun yerine duruşmaya girdiğini, ancak mahkeme hakiminin soruları üzerine gerçek kimliğinin ortaya çıktığını beyan etmiş iken kovuşturma aşamasında alman savunmasında, davanın sonucunu öğrenmek için duruşmaya gittiğini asıl kastının sanık yerine duruşmaya girmek olmadığını savunmuştur.
4. Suça konu İstanbul 74. Asliye Ceza Mahkemesinin 2014/1952 Esas sayılı dosyasından 19.03.2015 tarihinde yapılan duruşma tutanağının tetkikinde, temyiz dışı sanık …’ın sanık … olarak duruşmaya katıldığı, mahkemece üzerinde kimliğini belirlemeye yarayan resmi bir evrak bulunmadığından kimliği ile ilgili sorular sorulduğu, doğru cevap veremediğinden polis aracılığı ile parmak izinin alınacağının söylenmesi üzerine gerçek kimliğini beyan ettiği tespit edilmiştir.
5. Mahkemece, sanık …’ın temyiz dışı sanık …’ı yerine duruşmaya girmesi hususunda azmettirdiği gerekçesiyle sanık hakkında temyize konu mahkumiyet hükmü kurulmuştur.
IV.GEREKÇE
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 01.04.2014 tarihli, 2013/9-542 Esas ve 2014/153 Karar sayılı kararında ayrıntılı olarak açıklandığı ve Dairemizin yerleşik içtihatlarında da kabul edildiği üzere; Kanun’un sayılı Kanun’un 206 ncı maddesindeki “resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan” suçunun oluşabilmesi için, yalan beyanın resmi belge düzenleme yetkisine sahip kamu görevlisine yapılmış olması gerekmektedir. Resmi bir belgenin düzenlenmesi sırasında beyanda bulunacak kişinin gerçeği söyleme zorunluluğu vardır. Kişinin beyanı üzerine düzenlenen resmi belgenin bu beyanın doğruluğunu ispatlayıcı nitelikte olması, bir başka ifadeyle beyanın doğruluğunun kamu görevlisi tarafından araştırılmasının zorunlu olmaması şarttır. Aksi halde kişinin beyanı yeterli olmayıp, bu beyanın doğruluğunun kamu görevlisi tarafından araştırılması zorunluysa ve bu araştırma sonunda bildirimin gerçeğe uygun olmadığı belirlenirse, kişinin beyanına itibar edilemeyeceğinden ve kişinin beyanını içeren belge, ispat aracı olarak kullanılamayacağından anılan maddedeki suç oluşmayacaktır. Bununla birlikte, suçun oluşması için sanığın beyanda bulunması yeterli olmayıp, sanığın beyanı üzerine kamu görevlisi tarafından bir belgenin de düzenlenmesi gerekmektedir.
5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun (5236 sayılı Kanun) “Kimliği bildirmeme” başlığını taşıyan 40. maddesinin birinci fıkrasında ise “Görevle bağlantılı olarak sorulması halinde kamu görevlisine kimliği veya adresiyle ilgili bilgi vermekten kaçınan veya gerçeğe aykırı beyanda bulunan kişiye, bu görevli tarafından elli … Lirası idari para cezası verilir.” hükmünü haiz olup, bu kabahat fiili ile Kanun’un sayılı Kanun’un 206 ncı maddesinde düzenlenen suç arasındaki fark, beyanın resmi belge düzenlenmesi sırasında yapılıp yapılmadığıdır. Kamu görevlisinin, görevi nedeniyle resmi belge düzenlediği sırada yalan beyanda bulunulması halinde 5237 sayılı Kanun’un 206 ncı maddesi uygulanacaktır. Resmi belge düzenlenmesi sırasında olmayıp da kamu görevinin gereği gibi yerine getirilebilmesi için, kamu görevlisinin göreviyle bağlantılı olarak sorması durumunda, kimliği hakkında gerçeğe aykırı beyanda bulunulması halinde 5236 sayılı Kanun’un 40 ıncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca idari para cezası verilmesi gereklidir.
Yukarıdaki açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; sanık … …’ın İstanbul 74. Asliye Ceza Mahkemesinin 2014/1952 Esas sayılı dosyasından yargılandığı, 19.03.2015 tarihinde yapılacak olan duruşmasına katılamayacağından, kendisi yerine duruşmaya katılması konusunda temyiz dışı sanık …’yi azmettirdiği, sanık …’ın duruşmaya kendisini … olarak tanıtarak katıldığı, mahkemede sorulan sorular üzerine gerçek kimliğinin ortaya çıktığı olayda, sanığın yalan beyanı ile düzenlenmiş herhangi bir resmi belgenin bulunmaması nedeniyle sanığın eyleminin bu haliyle 5326 sayılı Kanun’un 40 ıncı maddesinin birinci fıkrasına uyduğu gözetilmeden, unsurları itibarıyla oluşmayan resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan suçundan mahkumiyet hükmü kurulması, hukuka aykırı bulunmuştur.
IV. KARAR
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenle İstanbul 5. Asliye Ceza Mahkemesinin 30.06.2015 tarihli ve 2015/190 Esas, 2015/186 Karar sayılı kararına yönelik sanığın temyiz isteği yerinde görüldüğünden hükmün, 1412 sayılı Kanun’un 321 … maddesi gereği, Tebliğname’ye aykırı olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA, ancak sanığın lehine olan ve eylemine uyan 5326 sayılı Kanun’un 40 ncı maddesinin birinci fıkrasında öngörülen idari para cezasının miktarına göre, aynı Kanun’un 20 nci maddesinin ikinci fıkrasının (c) bendinde düzenlenen zamanaşımının, eylemin gerçekleştiği tarihten temyiz inceleme tarihine kadar gerçekleştiği anlaşıldığından ve yeniden yargılama yapılmasını gerektirmeyen bu hususta 1412 sayılı Kanun’un 322 nci ve 5326 sayılı Kanun’un 24 üncü maddelerinin verdiği yetkiye dayanılarak karar verilmesi mümkün bulunduğundan, 5326 sayılı Kanun’un 20 nci maddesinin birinci fıkrası uyarınca sanık hakkında İDARİ PARA CEZASI VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA,
Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,
24.05.2023 tarihinde karar verildi.