Yargıtay Kararı 11. Ceza Dairesi 2020/5257 E. 2022/21157 K. 28.12.2022 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2020/5257
KARAR NO : 2022/21157
KARAR TARİHİ : 28.12.2022

MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇLAR : Dolandırıcılık, resmi belgede sahtecilik
HÜKÜMLER : …
TEMYİZ EDENLER : Katılan vekili
TEBLİĞNAMEDEKİ DÜŞÜNCELER : Ret, bozma

Katılan …’in atılı suçtan doğrudan zarar görme ihtimali bulunması nedeniyle tebliğnamedeki temyizin reddine ilişkin düşünceye iştirak edilmemiştir.
A)Hukuki ilişkiye dayanan alacağı tahsil amacıyla dolandırıcılık suçundan kurulan hükümlere yönelik temyiz incelemesinde;
1)Sanığa yüklenen hukuki ilişkiye dayanan alacağı tahsil amacıyla dolandırıcılık suçu nedeniyle, hükümden sonra 02.12.2016 tarih ve 29906 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak aynı tarihte yürürlüğe giren 6763 sayılı Kanun’un 34.maddesi ile değişik 5271 sayılı CMK’nin 253. ve 254. madde fıkraları gereğince uzlaştırma işlemleri için gereği yapılarak sonucuna göre sanığın hukuki durumunun tayin ve takdiri zorunluluğu,
2)Sanığa isnat edilen ve üst sınırı iki yıl veya daha az süreli hapis cezasını gerektiren hukuki ilişkiye dayanan alacağı tahsil amacıyla dolandırıcılık suçundan dolayı kurulan hükümden sonra, 16.03.2021 tarih ve 31425 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Anayasa Mahkemesinin 14.01.2021 tarihli, 2020/81 Esas ve 2021/4 Karar sayılı kararı ile 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’na 17.10.2019 tarih ve 7188 sayılı Kanun’un 31. maddesiyle eklenen geçici 5. maddesinin (d) bendinde yer alan “hükme bağlanmış” ibaresinin basit yargılama usulü yönünden Anayasa’ya aykırı bulunarak iptal edilmiş olması karşısında, sanığın hukuki durumunun yeniden değerlendirilmesi gerekliliği,
B)Resmi belgede sahtecilik suçundan kurulan hükümlere yönelik temyizin incelenmesinde;
1)Sanık …’ın, … Turizm İnşaat San. ve Tic. Ltd. Şti şirketi adına işveren vekili olarak katılanın işçi alacağını ödemesinden sonra, katılanın sanık ile birlikte asıl ve alt işverenlere karşı açtığı işçi alacağı davasını kazanarak işçi alacağını asıl işverenden yeniden alması üzerine, katılan tarafından işe giriş sırasında verilen imzalı kimlik fotokopisi arkasına renkli fotokopi yolu ile bono oluşturup doldurmak ve katılan tarafından atılan imzayı ciranta imzasına dönüştürerek, son ciranta olarak temyiz dışı sanık … adına katılana karşı icra takibi yapmak suretiyle bir hukuki ilişkiye dayanan alacağın ispatı amacıyla resmi belgede sahtecilik suçunu işlediği iddia ve kabul olunan olayda; katılanın işe girişi sırasında hukuka aykırı şekilde alınan imzalı kimlik fotokopisinin hukuki sonuç doğuracak şekilde kullanılması nedeniyle eylemin TCK 209/2 maddesi delaletiyle resmi belgede sahtecilik suçunu oluşturacağı gözetilerek, sanık tarafından fotokopileri dosyaya sunulan belirsiz süreli işçi sözleşmesi başlıklı aynı zamanda ikinci sayfalarında temliknamelerin yer aldığı belge aslının temin edilerek katılana gösterilmesi, imzaların kendisine ait olup olmadığının, sanık ile aralarında bu şekilde bir alacağın devri sözleşmesi yapılıp yapılmadığının, sanık tarafından kendisine ödenen işçi alacağı olup olmadığının sorulması, anılan belgede şahit olarak imzaları yer alanların CMK’nin 48. maddesi uyarınca çekinme hakları hatırlatılarak tanık sıfatıyla dinlenmesi, anılan belge gösterilerek imzaların kendilerine ait olup olmadığının ve belgelerin içeriğinin sorulması ile sanık ve katılan arasında suça konu bonoya dayanak teşkil eden bir hukuki ilişki bulunup bulunmadığının kuşkuya yer bırakmayacak şekilde tespiti ile sonucuna göre sanığın eyleminin TCK’nin 211. maddesi kapsamında “bir hukuki ilişkiye dayanan alacağın ispatı amacıyla resmi belgede sahtecilik” suçunu oluşturup oluşturmayacağının belirlenmesi gerekirken eksik inceleme ve araştırma ile hükümler kurulması,
2)Kabule göre de;
a)UYAP sistemi üzerinden yapılan araştırmada, sanığın benzer nitelikteki fiilleri nedeniyle resmi belgede sahtecilik suçundan mahkumiyetlerine karar verilmiş davalarının bulunduğu ve Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 22.04.2014 tarihli, 2013/11-397 Esas ve 2014/202 Karar sayılı kararında da belirtildiği üzere, 765 sayılı TCK ile 5237 sayılı TCK’nin “Kamu güvenine karşı suçlar” bölümünde düzenlenen ve belgenin gerçeğe aykırı olarak düzenlenmesi ile kamu güveninin sarsıldığı kabul edilerek suç sayılıp yaptırıma bağlanan “resmi belgede sahtecilik” suçlarında korunan hukuki yararın kamu güveni olduğu, suçun işlenmesi ile kamu güveninin sarsılması dışında, bir veya birden fazla kişi de haksızlığa uğrayıp, suçtan zarar görmesi halinde dahi, suçun mağdurunun toplumu oluşturan bireylerin tamamının, diğer bir ifadeyle kamunun olduğuna dair kabulünün etkilenmeyeceği, eylemin belirli bir kişinin zararına olarak işlenmesi halinde bu kişinin mağdur değil, suçtan zarar gören olacağının kabulü gerekeceği ve 5237 sayılı TCK’nin 43. maddesi uyarınca, “bir suç işleme kararının icrası kapsamında, değişik zamanlarda bir kişiye karşı aynı suçun birden fazla ya da aynı suçun birden fazla kişiye karşı tek bir fiille işlenmesi” durumunda zincirleme suç hükümlerinin uygulanmasının mümkün olduğu gözetilerek açıklanan ilkeler doğrultusunda, sanığın benzer nitelikteki fiilleri nedeniyle resmi belgede sahtecilik suçundan mahkumiyetine karar verilmiş davalarının bulunduğu da gözetilerek, sanık hakkında benzer suçlara ilişkin davalar araştırılarak, mümkünse mevcut dava ile birleştirilmesi, birleştirme mümkün değilse bu davayı ilgilendiren belgelerin onaylı örneklerinin çıkartılarak dosya içine konulması, zincirleme suç hükümlerinin uygulanma olanağının bulunup bulunmadığının tartışılması, kesinleşmiş hükümlerin zincirleme suç kapsamında kaldığının anlaşılması halinde tayin olunacak cezadan kesinleşmiş önceki cezanın mahsup edilmesi gerektiğinin gözetilmemesi,
b)5271 sayılı CMK’nin 231/8. maddesine 28.06.2014 tarihli ve 29044 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6545 sayılı Kanun’un 72. maddesi ile eklenen “Denetim süresi içinde, kişi hakkında kasıtlı bir suç nedeniyle bir daha hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilemez.” şeklindeki hükmün ancak yürürlük tarihinden sonra işlenen suçlar bakımından uygulanabileceği gözetilerek, suç tarihi itibarıyla engel adli sicil kaydı bulunmayan, bir daha suç işlemeyeceği hususunda olumlu kanaat oluştuğundan cezası ertelenen sanık hakkında, adli sicil kaydında daha önceden verilmiş hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı bulunduğu gerekçesiyle hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığına karar verilmesi,
c)5237 sayılı TCK’nin 53. maddesine ilişkin uygulamanın Anayasa Mahkemesinin 08.10.2015 tarihli, 2014/140 Esas ve 2015/85 Karar sayılı iptal kararı ile birlikte yeniden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması,
Bozmayı gerektirmiş, katılan vekilinin temyiz nedenleri bu itibarla yerinde görüldüğünden, 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nin 321. maddesi uyarınca dolandırıcılık suçu yönünden diğer yönleri incelenmeksizin, resmi belgede sahtecilik suçundan belirtilen nedenlerle hükümlerin BOZULMASINA, 28.12.2022 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.