YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2022/10324
KARAR NO : 2023/3444
KARAR TARİHİ : 02.05.2023
MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇLAR : Hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma, ikna suretiyle irtikâp
HÜKÜMLER : Mahkûmiyet
Sanık hakkında kurulan hükümlerin; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) 305 inci maddesi gereği temyiz edilebilir oldukları, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükümleri temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun’un 310 uncu maddesi gereği temyiz isteğinin süresinde olduğu, aynı Kanun’un 317 nci maddesi gereği temyiz isteğinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:
I. HUKUKÎ SÜREÇ
Şebinkarahisar Ağır Ceza Mahkemesinin 02.03.2016 Tarihli ve 2015/70 Esas, 2016/15 Karar Sayılı Kararı ile Sanık Hakkında
1. Hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 155 inci maddesinin ikinci fıkrası, 168 inci maddesi, 52 nci maddesinin birinci ve ikinci fıkraları, 53 üncü maddesinin birinci ve beşinci fıkraları uyarınca 6 ay hapis ve 40,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluklarına,
2. İkna suretiyle irtikâp suçundan, 5237 sayılı Kanun’un 250 nci maddesinin ikinci fıkrası, 53 üncü maddesinin birinci ve beşinci fıkraları uyarınca 3 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına,
Karar verilmiştir.
II. TEMYİZ SEBEPLERİ
Sanık müdafiinin temyizi, hükümlerin usul ve yasaya aykırı olduğuna, soyut gerekçe ile takdiri indirim nedenlerinin uygulanmadığına, hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma ve ikna suretiyle irtikâp suçlarının unsurları itibarıyla oluşmadığına, kabul etmemekle beraber sanığa isnat edilen eylemlerin zincirleme biçimde icrai davranışla görevi kötüye kullanma suçu kapsamında değerlendirilebileceğine, ilişkindir.
III. OLAY VE OLGULAR
1. Mahkemece; sanığın suç tarihlerinde Alucra Sulh Hukuk, Asliye Hukuk ve Sulh Ceza Mahkemelerinde zabıt katibi olarak görev yaptığı, tanık G.D.nin miras nedeniyle kendisine intikal eden malvarlıklarının tespiti amacıyla hukuk mahkemesine başvurmak istediği, ilerlemiş yaşı ve uzun süre İstanbul ilinde ikamet etmesinden dolayı konu hakkında suçtan zarar gören …’dan yardım istediği, 29.09.2014 tarihinde suçtan zarar gören …’ın tanık G.D. ile Alucra Adliyesine giderek G.D. adına veraset ilamı talepli dava açtığı ve neticesinde Alucra Sulh Hukuk Mahkemesi’nin 08.10.2014 tarihli ve 2014/134 Esas, 2014/145 Karar sayılı kararı ile 57.600 payın 3.200’ünün G.D.ye aidiyetine karar verildiği, karardan sonra bu kişilerin söz konusu paylarının miras bırakılan üzerindeki tespiti için ne gibi işlemler yapılması gerektiğini ve dava açılması durumunda masraf miktarını ne kadar olacağını sanığa sordukları, sanığın da dilekçe ile başvuru yapmaları ve 2.000 TL civarında masraf ödemeleri gerektiğini söylediği, akabinde dilekçe ile sanığın yanına tekrar gittikleri ve geri kalan miktarı daha sonra getirmek üzere sanığa 601,00 TL para verdikleri, sanığın da 08.10.2014 tarih ve 09:00 saat ibareli, MSR2014 seri 10 sıra 10 özel numaralı, Alucra Asliye Hukuk Mahkemesinin 2014/134 Dava dosyası yazılı üzerinde mühür olan makbuzu verdiği, 15.10.2014 tarihinde …’ın sanığın talep ettiği masraf adı altındaki paranın kalan kısmını ödemek amacıyla tekrar adliyeye gidip 1.119,00 TL parayı sanığa verdiği, yine sanığın ödeme karşılığında 15.10.2014 tarihli ve 10:38 saat ibareli MSR 2014 Seri 197 sıra 199 Özel numaralı Alucra Asliye Hukuk Mahkemesinin 2014/134 Dava dosyası yazılı makbuzu verdiği, sanığın söz konusu makbuzları döküman editörü marifetiyle usulsüz olarak tanzim ettiği, verilen masraf ile dava açılmasına yönelik işlem yapmayıp parayı uhdesine geçirdiği; savunmasında, suçtan zarar gören ile tanığın birlikte Sulh Hukuk Mahkemesinde sonuçlanan dava sonrasındaki işlemleri hakkında bilgi almak için yanına geldiklerini, kendilerine dilekçe ile müracaat etmelerini söyleyip detaylı bilgi için yazı işleri müdürüne gitmeleri gerektiğini bildirdiğini bir süre sonra …’ın tekrar yanına gelerek birtakım sorular sorduğunu, kendisinin de dosyaya konu makbuzları döküman editörü yardımıyla oluşturarak işlemleri tamamladığını, bu belgeye benzer bir evrakın kendilerine verileceğini söylediğini, bu konuşmasında dava masrafının 1.500,00-2.000,00 TL tutarında olacağını söylediğini, ilerleyen günlerde …’ın yanına gelerek 2.000,00 TL’yi dava açılacağı zaman tanık G.D.ye vermek üzere kendisine emanet ettiğini, dava açılmayıp tutuklandığı için, aldığı parayı hiç dokunmadan, salıverilmesi sonrasında teslim ettiğini savunmuş ise de; tarafların beyanları ve dosya kapsamı dikkate alındığında, sanığa bu paranın dava açılması amacıyla verildiği, sanığın bu durumun inandırıcılığını sağlamak amacıyla taraflara 08.10.2014 ve 15.10.2014 tarihli makbuzları lokale döküman kaydetme işlemi yaparak düzenleyip verdiği, farklı tarihlerde verilen iki ayrı makbuzun örnek olarak taraflara verilmediğinin açık olduğu, sanığın savunmasının tamamen suçtan kurtulmaya yönelik değerlendirildiği suçtan zarar görenin herhangi bir dava açılmadığı için ücret ödemesi gerekmediği halde sanığın harici makbuz düzenleyerek hileli davranışlar ile kendisine menfaat temin ettiği ve eyleminin 5237 sayılı Kanun’un 250 nci maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenen irtikap suçunu oluşturduğundan bu suçtan cezalandırılmasına;
Tanık G.Ç.nin 29.09.2014 tarihinde Alucra Asliye Hukuk mahkemesine gönderilmek üzere İzmir Asliye Hukuk mahkemesine muhesat şerhinin konulması talepli dava dilekçesi sunduğu, ilerleyen günlerde tanığın eşinin ağabeyi olan mağdur …’nun sanığın görev yaptığı mahkeme kalemine giderek söz konusu dava dilekçesinin kendisine ulaşıp ulaşmadığını sorduğu, sanığın söz konusu evrakın ulaşmış olduğunu söylemesi üzerine masrafların ne kadar tutacağını sorduğu, sanığın da gider avansı adı altında mağdurdan 1.100,00 TL para aldığı, sanığın aldığı parayı gerekli işlemin yapılması amacıyla mahkeme yazı işleri müdürlüğüne göndermediği gibi gider avansı alındığına ilişkin sisteme de herhangi bir giriş yapmadığı, neticede davayı açmadığının 26.03.2015 tarihinde mağdurun dosyanın akıbetini sormak amacıyla mahkeme kalemine gitmesi üzerine bu şekilde herhangi bir davanın mahkeme esasına girilmediğinin tespit edildiği, konu hakkında mahkeme hakimi, zabıt katibi ve mağdurun imzasını taşıyan 26.03.2015 tarihli tutanağın tanzim edildiği, 1.700,00 TL tutarındaki gider avansının belirtilen tarihte mahkeme veznesine yatırıldığı, davanın Alucra Asliye Hukuk Mahkemesinin 2015/12 Esas sırasına kayıt edildiği, bu şekilde gelişen olayda sanığın mağdurdan parayı almasına rağmen yazı işleri müdürüne başvurmayıp davayı açmadığı, eyleminde herhangi bir hilesinin veya irtikap suçunu oluşturacak başka bir davranışının bulunmadığı, eylem sonrasında söz konusu dava dilekçesine istinaden açılan davada 1.700,00 TL gider avansı alınmış olduğu ve bu itibarla sanığın alınması gerekenden fazla bir ücret almadığı, kendisine dava açma sırasında gider avansı olarak kullanılmak üzere tevdi edilen parayı tevdi amacı dışında kullanarak uhdesine geçirdiği, eyleminin 5237 sayılı Kanun’un 155 inci maddesinin ikinci fıkrasında tanımlanan hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçunu oluşturduğundan bu suçtan cezalandırılmasına,
Karar verilmiştir.
2. Sanığın, üzerine atılı suçlamaları kısmen kaçamaklı kabul ettiği anlaşılmıştır.
3.Hakim, yazı işleri müdürü ve zabıt katibi tarafından tanzim olunan tutanaklar, kolluk güçlerince tanzim olunan tutanaklar, 08.10.2014 ve 15.10.2014 tarihli tahsilat makbuzu örnekleri, suçtan zarar gören ve tanıklar A.A., A.Y.D., G.D., G.Ç.nin beyanları, sanığın güncel adlî sicil kaydı dava dosyasında mevcuttur.
IV. GEREKÇE
Mahkemece, takdiri indirim nedenlerinin uygulanmama gerekçesi olarak bir kısım hukuki olmayan değerlendirmeler yapılmış olmakla birlikte, “… suç kastında ısrar ve yoğunluk, duruşma sırasında hal ve tavrının suçtan dolayı pişmanlık duymadığı izlenimini tarafımızda oluşturması nedenleriyle…” şeklindeki yerinde, yasal ve yeterli gerekçe ile sanık hakkında takdiri indirim nedenlerinin uygulanmamasına karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmediğinden, bu konuda tebliğnamedeki bozma talep eden düşünceye iştirak edilmemiştir.
A. Hizmet Nedeniyle Güveni Kötüye Kullanma Suçundan Kurulan Hüküm Yönünden
Yapılan yargılamaya, toplanıp gerekçeli kararda gösterilerek tartışılan delillere, Mahkemenin oluşa uygun şekilde oluşan inanç ve takdirine, incelenen dosya içeriğine göre, sanık müdafiinin diğer temyiz nedenleri yerinde görülmemiştir, ancak;
1. Sanık hakkında aynı Mahkemenin 06.05.2015 tarihli ve 2014/69 Esas, 2015/23 Karar sayılı kararı ile verilen ve incelemeye konu dosyayla aynı gün ele alınan Dairemizin 2021/27596 Esas sayılı dosyasına konu davanın, aralarındaki hukuki ve fiili irtibat nedeniyle incelemeye konu dava ile birleştirilmesinden sonra, zimmet suçu ile korunan hukuki yarar ve bu bağlamda suçun millete ve devlete karşı suçlar bölümünde düzenlenmesi karşısında, bu suçun mağdurunun toplumu oluşturan bireylerin tamamı, diğer bir ifadeyle kamu olduğu, eylemin belirli bir kişinin zararına olarak işlenmesi halinde bu kişinin mağdur değil suçtan zarar gören olacağı nazara alınarak sanığın sübut bulan ve Mahkemece hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçunu oluşturduğu kabul edilen eyleminin bir bütün halinde 5237 sayılı Kanun’un 247 nci maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen zimmet suçunun zincirleme biçimde işlenmesine ilişkin olduğu gözetilerek, fiillerin zincirleme suç olarak kabulüyle tek suçtan hüküm kurulup 5237 sayılı Kanun’un 3 ve 61 inci maddeleri de değerlendirilerek, ilgili kanun maddesinde öngörülen temel cezanın tayini ve zincirleme suç nedeniyle yapılacak artırımda alt ve üst sınırlar arasında takdir hakkının kullanılması suretiyle sonuç cezanın saptanması gerektiği gözetilmeden, suç vasfında yanılgıya düşülerek yazılı şekilde hüküm kurulması,
2. Kabule göre de; 5237 sayılı Kanun’un 53 üncü maddesinin beşinci fıkrasının uygulamasında, hak yoksunluğu süresinin hapis cezasından fazla olamayacağının gözetilmemesi,
Hukuka aykırı bulunmuştur.
B. İkna Suretiyle İrtikâp Suçundan Kurulan Hüküm Yönünden
Yapılan yargılamaya, toplanıp gerekçeli kararda gösterilerek tartışılan delillere, Mahkemenin oluşa uygun şekilde oluşan inanç ve takdirine, incelenen dosya içeriğine göre, sanık müdafiinin diğer temyiz nedenleri yerinde görülmemiştir, ancak;
1. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26.04.2016 tarihli ve 2014/118 Esas, 2016/208 Karar sayılı kararında da benzer şekilde belirtildiği üzere, irtikâp suçu ile korunan hukuki yarar ve bu bağlamda suçun millete ve devlete karşı suçlar bölümünde düzenlenmesi karşısında, bu suçun mağdurunun toplumu oluşturan bireylerin tamamı, diğer bir ifadeyle kamu olduğu, eylemin belirli bir kişinin zararına olarak işlenmesi halinde bu kişinin mağdur değil suçtan zarar gören olacağı nazara alındığında, sanık hakkında aynı Mahkemenin 06.05.2015 tarihli ve 2014/69 Esas, 2015/23 Karar sayılı kararı ile verilen ve incelemeye konu dosyayla aynı gün ele alınan Dairemizin 2021/27596 Esas sayılı dosyasına konu olayda, suçtan zarar gören … Akıllı’ya yönelik eylem ve incelemeye konu davadaki eylemin zincirleme suç kapsamında kaldığının anlaşılması karşısında; anılan dava dosyası ile incelemeye konu davanın birleştirilmesi, fiilin zincirleme suç olarak kabulüyle tek suçtan hüküm kurulup 5237 sayılı Kanun’un 3 ve 61 inci maddeleri de gözetilerek, ilgili kanun maddesinde öngörülen temel cezanın tayini ve zincirleme suç nedeniyle yapılacak artırımda alt ve üst sınırlar arasında takdir hakkının kullanılması suretiyle sonuç cezanın saptanması gerektiği gözetilmeden, suçtan zarar gören sayısınca olmak üzere mahkûmiyet hükmü kurularak fazla ceza tayini,
2. Kabule göre de; 5237 sayılı Kanun’un 53 üncü maddesinin beşinci fıkrasının uygulamasında, hak yoksunluğu süresinin hapis cezasının yarısından az olamayacağının gözetilmemesi,
Hukuka aykırı bulunmuştur.
V. KARAR
Gerekçe bölümünün (A) ve (B) bentlerinde açıklanan nedenlerle Şebinkarahisar Ağır Ceza Mahkemesinin, 02.03.2016 tarihli ve 2015/70 Esas, 2016/15 Karar sayılı kararına yönelik sanık müdafiinin temyiz isteği yerinde görüldüğünden hükümlerin, 1412 sayılı Kanun’un 321 inci maddesi gereği, kısmen değişik gerekçeyle Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA, aynı Kanun’un 326 ncı maddesinin son fıkrası gereğince sanığın kazanılmış hakkının DİKKATE ALINMASINA,
Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,
02.05.2023 tarihinde karar verildi.