YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2022/7659
KARAR NO : 2023/3656
KARAR TARİHİ : 08.05.2023
MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Resmi belgede sahtecilik
HÜKÜMLER : Mahkumiyet
Yargıtay (Kapatılan) 15. Ceza Dairesinin, 05.10.2020 tarihli ve 2020/1360 Esas, 2020/9217 Karar sayılı kararına karşı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, 02.03.2022 tarihli ve 14.09.2022 tarihli, KD-2022/14269 sayılı itirazları üzerine yapılan inceleme neticesinde;
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 308 inci maddesinin birinci fıkrasında belirtilen lehe itiraz başvurusu üzerine dava dosyası, aynı Kanun’un 308 inci maddesinin ikinci fıkrası gereği Dairemize gönderilmekle, gereği düşünüldü:
I. İTİRAZ SEBEPLERİ
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itiraz başvurusu,
1. Suça konu sahte bononun duruşmaya getirtilip bizzat mahkeme heyeti tarafından ayrıntılı bir şekilde incelenmek suretiyle özellikleri duruşma tutanağına yazılarak hüküm yerinde belgenin aldatıcılık niteliğini haiz olup olmadığı tartışılmadan sanıklar hakkında mahkumiyet hükümleri kurulması,
2. Sanıkların katılanla hukuki ilişkiden dolayı alacaklı olduklarına dair ısrarlı savunmaları, sanıklar tarafından dosyaya ibraz edilen 18.06.1986 tarihli katılanın bazı kişilere taahhütlerini içeren noterlikte düzenleme şeklindeki satış vaadi ve irtifak … vaadi sözleşmesi ve 21/04/2000 tarihli sanıkların alacağa hak kazanmalarına sebep olan hizmet sözleşmesi içeriği, suça konu senedin dayanağı olan 31.12.2008 tarihli sözleşme içeriği, katılan tarafından dosyaya ibraz edilen Eyüp 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 24.03.1999 tarihli ve 1999/84 Esas, 1999/808 Karar sayılı ilamı, Eyüp ilçesi … Köyünde bulunan ve bu ilama konu 920 numaralı parsele dair tapu kaydı ve diğer tüm deliller birlikte değerlendirildiğinde eylemin 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 211 inci maddesinde düzenlenen gerçek bir alacağı ispat etmek amacıyla sahtecilik suçunu oluşturup oluşturmayacağı hususunun hüküm yerinde tartışılmaksızın hükümler kurulması,
Nedenlerine ilişkindir.
II. GEREKÇE
İstanbul ili Eyüp ilçesi Kemerburgaz semtinde bulunan ve 6831 sayılı Orman Kanunu’nun 2 nci maddesinin (B) bendi gereğince orman alanı dışına çıkarılıp özel mülkiyete konu edilebilecek alanlara ilişkin olarak, katılanın kendi ailesinden miras kalan ve bizzat tarafından kullanılan taşınmazların açılan davalar sonucu katılan adına 2000 li yıllarda tesciline karar verildiği, 1999 yılında ise Eyüp 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 16.11.1999 tarihli ve 1999/84 Esas, 1999/808 Karar sayılı kararıyla sanıklarla arasında ihtilafa sebep olan 920 numaralı parselin hazine arazisi olduğu tespit edilmekle birlikte katılanın bu 51 dönümlük arsada şagil olduğu hususunun beyanlar hanesine şerh düşülmesine karar verildiği, aynı bölgede emlakçılık yapan sanıklar … ve … tarafından söz konusu taşınmazların mülkiyetinin kazanılması sürecinde katılana yardımlar yapıldığı gerekçesiyle 920 numaralı parselin yaklaşık 15 dönümlük kısmının kendilerine verilmesi gerektiğinin iddia edildiği, taraflar arasında tanık E.B. aracılığıyla yapılan görüşmede sanıkların katılandan bu taahhüt ile ilgili 2.000.000 TL talep ettikleri, katılanın bunu kabul etmemesi üzerine sanıklar … ve … tarafından kriminal polis laboratuvarı raporuna göre sahte olduğu tespit edilen katılanın borçlu olarak göründüğü 31.12.2008 tanzim tarihli, 26.250.000 USD bedelli bononun tahsili amacıyla avukatlık yapan diğer sanıklar … ve …’a tahsil cirosu ile verildiği, adı geçen avukat sanıkların başka bir avukat vasıtasıyla katılan aleyhine İstanbul 19. İcra Müdürlüğünün 2012/1637 Esas sayılı dosyası üzerinden toplam 14.181.178 USD karşılığı 25.000.000,00 TL olarak cebri icra işlemi başlattıkları, durumdan haberdar olan katılanın vekili aracılığıyla imza ile borca itiraz ettiği ve şikayetçi olduğu,
Mahkemece bono üzerinde yapılan kriminal incelemeler sonucu düzenlenen bilirkişi raporlarında; suça konu bonoda borçlu ”…” adına atılan imzaların katılana ait olduğu fakat bu imzaların bono için değil başka amaçla atıldıkları ve atılış amaçları dışında üstteki … ile bağlantıları koparılıp daktilo ile boş kısmın bono olarak doldurulduğu, ayrıca katılana ait imzaların belgelerdeki düzenleniş tarihi olan 2008 yılı değil de 1998 yılındaki örnek imzalarını taşıyan resmi belgelerdeki imza tarzıyla uyumlu olduğu görüş ve kanaatinin bildirilmesi, katılanın aşamalardaki istikrarlı beyanları, tanık anlatımları, icra dosyası, tapu kayıtları ve dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde sanıkların iştirak halinde sahte bono ile icra takibi yapmak suretiyle resmi belgede sahtecilik suçunu işledikleri kabulüyle mahkumiyet hükümleri kurulduğu,
Bu kararın sanıklar müdafileri ve aleyhe olmak üzere Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 15. Ceza Dairesinin 05.10.2020 tarihli ve 2020/1360 Esas, 2020/9217 Karar sayılı kararı ile sanıklar … ve … yönünden onandığı, …, … yönünden ise avukat olan sanıkların eylemlerinin avukatlık görevlerinden kaynaklanmadığı gibi bu görevin ifası sırasında da gerçekleşmediği anlaşıldığından 5237 sayılı Kanun’un 53 üncü maddesinin 5 inci fıkrasının tatbik edilmemesi gerektiği gerekçesiyle düzeltilerek onandığı,
Suça konu bono ile ilgili soruşturma aşamasında kriminal polis laboratuvarından alınan rapora göre; senedin matbu bir senet olmadığı, daktilo ile oluşturulduğu, kenar kesimlerinde düzensizlikler bulunduğu, bu belgenin boş bir belgeye atılmış veya … bölümüyle imza bölümü arasında fazlaca boşluk bırakılmış bir belgenin imzalanmasından sonra belge kenarlarının kesilip … kısmının doldurulması suretiyle oluşturulmuş bir belge olabileceği kanaatinin hasıl olduğu belirtilmiş, yargılama aşamasında ulusal kriminal adlı bürodan alınan rapora göre ise; bono ve sözleşmedeki katılanın adı ve soyadını içeren yazı ile bunun altındaki imzaların katılana ait olduğu, sanıklara atfen atılan imzaların ise sanıkların eli ürünü olduğu, ancak katılanın imzaladığı benzer belgelerde imzasının metne parelel olmasına rağmen suça konu bono ve dayanağı olarak gösterilen sözleşmedeki imza atılışının katılanın metne paralel atış tarzıyla uyuşmadığı, bu denli yüksek meblağlı belgelerin yıpranmış olmasının ve kenarlarının özensiz kesilmiş olmasının ayrıca matbu bir bononun birebir aynısı olarak daktilo ile yazılmış olmasının kuşku uyandırıcı olduğu, bono ve sözleşmenin aynı tarihleri taşımasına rağmen fulaj izlerinin farklı olduğu ve farklı zeminlerde düzenlendiği,
Mahkemenin bozmadan önce yapılan 07.03.2014 tarihli duruşmasında suça konu sahteliği öne sürülen bono ve dayanağı olan sözleşmenin getirtilip gözlemlenerek özelliklerinin ana hatlarıyla tutanağa geçirildiği, suça konu bono ve sözleşmenin getirtilerek heyetimizce yapılan gözlemde; bononun … kısmının daktilo ile oluşturulduğu, kenar kesimlerinde düzensizlik bulunduğu, 31.12.2008 tanzim, 31.12.2010 vade tarihli, 26.250.000 USD tutarlı, … ve …’un alacaklı, …’in borçlu olduğu, yasal unsurları haiz bulunduğu, arka kısmında bonoda alacaklı gözüken … ve … ile … ve …’in imzalarının bulunduğu ,sözleşmenin ise; 31.12.2008 tarihli olduğu, …, … ve …’in imzalarını ihtiva ettiği, yazılış düzeni itibarıyla sağ kenarda boşluk bırakıldığı ancak sol kenarda boşluk bırakılmaksızın metnin yazıldığı, … ve …’nın, işveren … ile beş maddelik hususta anlaştıklarının belirtildiği, içeriğinin özetle; parsel numaraları belirtilen bir kısım taşınmazların … adına tescilinin sağlandığı, bu hizmetin karşılığında 920 numaralı parselin 15 dönümlük bölümünü katılan sanıklar … ve …’a devrini taahhüt etmiş ise de aradan geçen zamana rağmen bu taahhüdünü yerine getiremediği için incelemeye konu bononun düzenlendiğine dair olduğu, incelenen her iki belgenin de aldatıcılık niteliğinin bulunduğu anlaşılmış,
Ayrıca sanıkların katılandan alacaklı olduklarına dair belge ve bilgi sunamadıkları, itirazda sanıkların katılandan alacaklı olduğuna dayanak gösterilen belgelerin yargılama dosyası arasında bulunduğu, bu belgelerin incelenmesinde 1986 yılına ait olan belgenin 2008 yılında ölen …’a katılan tarafından verildiği, sanıklarla katılanlar arasında düzenlenen bir belge olmadığı gibi, sahtecilik suçuna konu edilen gayrimenkullerle de bir ilişkisinin bulunmadığı, sanıklarca sunulan 21.04.2000 tarihli belgenin de emlakçı sanıkların beyanına göre ölen ve üçüncü kişi olan … ile sanıklar arasında düzenlendiği ve emlakçı sanıklar tarafından öne sürülen hizmet ilişkisine dair olduğu, 10.03.2000 tarihli belgenin de katılanın sanıklardan …’e ihtilaf dışı başka bir taşınmazın işlemleriyle ilgili verdiği vekalete ilişkin bulunduğu, diğer bir belgenin Mahkeme ilamı olduğu, diğer iki belgenin de suça konu bono ve dayanağı olan ve sözleşme olduğu, suça konu belgeler dışındaki tüm belgelerin sanıkların katılandan alacaklı olduğuna dair herhangi bir emare içermediği, kaldı ki katılanın 2000 yılında mahkeme kararıyla adına tescili yapan gayrimenkullerle ilgili tescil tarihinden sekiz yıl geçtikten sonra sözleşme yapıp borçlanmasının oluşa ve dosya içeriğine uygun olmadığı, nitekim tanık E.B.’nin beyanının da oluşu doğruladığı, sanıklar … ve …’in katılandan 2.000.000,00 TL para istediklerini, katılanın bunu kabul etmemesi üzerine sanıkların katılana ait ellerinde imzalı kağıdın bulunduğunu belirtmeleri yönündeki tanık anlatımı da dikkate alındığında sanıkların katılandan alacaklı olduklarını ispata elverişli delil sunamadıkları anlaşıldığından suça konu bononun mahkemesince aldatıcılık niteliği yönünden gözlemlenmesi ve 5237 sayılı Kanun’un 211 inci maddesinin değerlendirilmesi gerektiğine ilişkin itiraz talepleri yerinde bulunmamıştır.
III. KARAR
1. Gerekçe bölümünde belirtilen nedenlerle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı İTİRAZININ oy birliğiyle REDDİNE,
2. 5271 sayılı Kanun’un 308 inci maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca Yargıtay (Kapatılan) 15. Ceza Dairesinin, 05.10.2020 tarihli ve 2020/1360 Esas, 2020/9217 Karar sayılı onama ve düzeltilerek onama kararları ile ilgili itirazı incelemek üzere dava dosyasının, Yargıtay Ceza Genel Kuruluna gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,
08.05.2023 tarihinde karar verildi.