YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2022/9698
KARAR NO : 2023/3657
KARAR TARİHİ : 08.05.2023
MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Kamu kurum ve kuruluşları, vb. tüzel kişiliklerin araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık
HÜKÜMLER : Mahkûmiyet
Sanıklar hakkında bozma üzerine kurulan hükümlerin; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8 … maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) 305 … maddesi gereği temyiz edilebilir oldukları, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenlerin hükümleri temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun’un 310 uncu maddesi gereği temyiz isteklerinin süresinde olduğu, aynı Kanun’un 317 nci maddesi gereği temyiz isteklerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle gereği düşünüldü:
I. HUKUKÎ SÜREÇ
1. Temyizin kapsamına göre İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 10.09.2012 tarihli ve 2012/18269 sayılı iddianamesi ile sanıklar … ve … hakkında, 02.05.2013 tarihli ve 2013/8846 sayılı iddianamesi ile de sanıklar … ve … hakkında dolandırıcılık suçundan 5237 sayılı … Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 37 nci maddesinin birinci fıkrası delaletiyle 157 nci maddesinin birinci fıkrası ve 53 üncü maddesi uyarınca İstanbul Asliye Ceza Mahkemesine kamu davası açılmıştır.
2. İstanbul 22. Asliye Ceza Mahkemesinin 20.09.2012 tarihli ve 2012/917 Esas, 2012/851 Karar sayılı kararı ile sanıklar … ve … hakkında açılan kamu davası, aynı Mahkemenin 14.05.2013 tarihli ve 2013/326 Esas, 2013/455 Karar sayılı kararı ile sanıklar … ve … hakkında açılan kamu davası neticesinde eylemlerinin nitelikli dolandırıcılık suçunun düzenlendiği 5237 sayılı Kanun’un 158 … maddesinin birinci fıkrasının (d) bendine temas edip etmeyeceğinin değerlendirilmesi için ağır ceza mahkemesine görevsizlik kararları verilmiştir.
3. İstanbul 18. Ağır Ceza Mahkemesinin 26.06.2014 tarihli ve 2013/409 Esas, 2014/220 Karar sayılı kararı ile ayrı ayrı görevsizlik kararı verilen her iki dosyanın hukuki ve fiili bağlantı nedeniyle İstanbul 6. Ağır Ceza Mahkemesinin 2012/553 Esas numaralı dosyasında birleştirilmesine karar verilmiştir.
4. İstanbul 6. Ağır Ceza Mahkemesinin 18.11.2015 tarihli ve 2012/553 Esas, 2015/224 Karar sayılı kararı ile sanıklar hakkında nitelikli dolandırıcılık suçundan 5271 sayılı Kanun’un 223 üncü maddesinin 2 nci fıkrasının (e) bendi uyarınca beraat kararları verilmiştir .
5. Bu kararın katılan vekilleri ve Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (kapatılan) 15. Ceza Dairesinin 12.04.2017 tarihli ve 2017/11608 Esas, 2017/9201 Karar sayılı kararı ile sanıkların iştirak halinde sahte bono ile katılan aleyhine icra takibi yapmak suretiyle nitelikli dolandırıcılık suçunu işledikleri gerekçesiyle bozulmasına karar verilmiştir.
6. İstanbul 6. Ağır Ceza Mahkemesinin 14.07.2017 tarihli ve 2017/190 Esas, 2017/257 Karar sayılı kararı ile bozma ilamına uyulmayarak eski hükümde direnilmiş ve sanıklar hakkında oy çokluğuyla nitelikli dolandırıcılık suçundan 5271 sayılı Kanun’un 223 üncü maddesinin 2 nci fıkrasının (e) bendi uyarınca beraat kararları verilmiştir .
7. Anılan kararın katılan vekilleri ve Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (kapatılan) 15. Ceza Dairesinin 31.05.2018 tarihli ve 2018/726 Esas, 2018/4132 Karar sayılı kararı ile direnme kararı usul ve yasaya aykırı bulunduğundan temyiz taleplerinin incelenmesi için dosyanın Yargıtay Ceza Genel Kuruluna gönderilmesine karar verilmiştir.
8. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 07.02.2019 tarihli ve 2018/15-318 Esas, 2019/83 Karar sayılı kararı ile son celsede hazır bulunan sanıklara son sözleri sorulmadan yargılama bitirilerek sanıkların savunma haklarının kısıtlandığı gerekçesiyle diğer yönleri incelenmeksizin İstanbul 6. Ağır Ceza Mahkemesinin 14.07.2017 tarihli ve 2017/190 Esas, 2017/257 Karar sayılı kararının bozulmasına karar verilmiştir.
9. İstanbul 6. Ağır Ceza Mahkemesinin 31.10.2019 tarihli ve 2019/50 Esas, 2019/353 Karar sayılı kararı ile sanıklar hakkında nitelikli dolandırıcılık suçundan 5237 sayılı Kanun’un 37 nci maddesinin birinci fıkrası delaletiyle 158 … maddesinin birinci fıkrasının (d) bendi, 62 nci maddesi ve 53 üncü maddesi uyarınca ayrı ayrı 2 yıl 1 ay hapis cezası ile cezalandırılmalarına ve hak yoksunluklarına karar verilmiştir.
10. Bu kararın sanıklar müdafileri ve aleyhe olmak üzere Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 15. Ceza Dairesinin 05.10.2020 tarihli ve 2020/1360 Esas, 2020/9217 Karar sayılı kararı ile tebliğnamedeki avukat olan sanıklar yönünden 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 58 … maddesi uyarınca soruşturma izni istenilmesi, suça konu bono üzerinde aldatıcılık niteliğinin mahkeme gözlemine dayandırılması ve bu bonodaki sahteciliğin nitelikli dolandırıcılık suçunda hile boyutuna ulaşıp ulaşmadığının değerlendirilmesi, sanıkların fiili işlediği kabul edilse dahi suça konu senedin sanıklar ile katılan arasındaki gerçek bir hukuki ilişkinin ispatı amacıyla düzenlenip düzenlenmediğinin, dolayısıyla 5237 sayılı Kanun’un 159 uncu maddesinin uygulanmasının gerekip gerekmediğinin ve eylemin teşebbüs aşamasında kalıp kalmadığının hüküm yerinde tartışılması gerektiğine yönelik bozma istemlerinin yerinde görülmediği gerekçeli bir şekilde karşılanmış ancak nitelikli dolandırıcılık suçunda hapis cezasının yanında adli para cezası da öngörüldüğü halde yalnızca hapis cezasından mahkumiyet hükümleri kurulması ve avukat olan sanıkların eylemlerinin avukatlık görevlerinden kaynaklanmadığı gibi bu görevin ifası sırasında da gerçekleşmediği anlaşıldığından 5237 sayılı Kanun’un 53 üncü maddesinin 5 … fıkrasının tatbik edilmemesi gerektiği yönlerinden hükümler bozulmuştur.
11. İstanbul 6. Ağır Ceza Mahkemesinin 28.12.2021 tarihli ve 2020/402 Esas, 2021/604 Karar sayılı kararı ile sanıklar hakkında nitelikli dolandırıcılık suçundan 5237 sayılı Kanun’un 37 nci maddesinin birinci fıkrası delaletiyle 158 … maddesinin birinci fıkrasının (d) bendi, 62 nci maddesi, 52 nci maddesinin ikinci ve dördüncü fıkraları ile 53 üncü maddesi uyarınca ayrı ayrı 4 yıl 2 ay hapis ve 33.320,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmalarına ve hak yoksunluklarına karar verilmiştir .
12. Tebliğnamede suç tarihinin gerekçeli karar başlığında hatalı belirtildiğine ve hakimin reddi talebinin geri çevrilmesinden sonra itiraz süresi beklenilmeden karar verildiği görülmüş ise de sanık … müdafii tarafından 7 gün içerisinde herhangi bir itiraz vuku bulmadığına işaret edilerek hükümlerin onanması yönünde görüş bildirilmiştir.
II. TEMYİZ SEBEPLERİ
1. Sanıklar … ve … müdafiilerinin temyizi; son celsede sanıklardan …’nın reddi hakim talebi hiçe sayılıp gerekli itiraz süreci başlatılmadan mahkumiyet hükümleri kurulduğuna, temyiz dilekçelerinde adli para cezası temyiz konusu yapılmadığı halde aleyhe olacak şekilde adli para cezasına hükmedildiğine, Ceza Genel Kurulunun bozma kararındaki sebebin dışına çıkıldığına, sanıkların avukat olması nedeniyle özel soruşturma izni alınması gerekirken alınmadığına, menfi tespit davasında katılanın sanıklarla hizmet akdi yaptığını kabul etmesi nedeniyle suçun sübuta ermediğine, ulusal kriminal bürodan alınan raporun karara esas alınmaması gerektiğine, delilsiz mahkumiyet hükmü kurulduğuna, suçun sübuta erdiği kabul edilse dahi teşebbüs hükümlerinin ve taraflar arasında hukuki ilişki bulunması nedeniyle 5237 sayılı Kanun’un 159 uncu maddesinin uygulanması gerektiğine ilişkindir.
2. Sanık … müdafiinin temyizi, son celsede sanıklardan …’nın reddi hakim talebi hiçe sayılıp gerekli itiraz süreci başlatılmadan mahkumiyet hükümleri kurulduğuna, temyiz dilekçelerinde adli para cezası temyiz konusu yapılmadığı halde aleyhe olacak şekilde adli para cezasına hükmedildiğine, Ceza Genel Kurulunun bozma kararındaki sebebin dışına çıkıldığına, senedin sahte olduğuna dair net bir delil olmamasına ve imzaların da katılanın eli ürünü olduğunun sabit görülmesine karşın mahkumiyet hükümleri kurulduğuna, suçun unsurları itibarıyla oluşmadığına ve uyuşmazlığın hukuki mahiyet arzettiğine ilişkindir.
3. Sanık … müdafii süre tutum dilekçesi vererek usul ve yasaya aykırı kararı temyiz ettiğini belirtmiş, gerekçeli kararın usulüne uygun tebliğine rağmen gerekçeli temyiz dilekçesi sunmamıştır.
III. OLAY VE OLGULAR
1. Katılanın İstanbul ili Eyüp ilçesi Kemerburgaz semtinde Göktürk beldesinde bulunan ve 6831 sayılı Orman Kanunu’nun 2 nci maddesinin (B) bendi uyarınca orman alanı dışına çıkarılıp özel mülkiyete konu edilebilecek alanlara ilişkin olarak ailesinden miras kalan ve kullanımında olan yerlerin mülkiyetini 2000 li yıllarda dosya arasına sunulan mahkeme kararlarına göre tapuda adına tescil ettirdiği, 1999 yılında ise Eyüp 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 16.11.1999 tarihli ve 1999/84 Esas, 1999/808 Karar sayılı kararıyla sanıklarla arasında ihtilafa sebep olan 920 numaralı parselin hazine arazisi olduğu tespit edilmekle birlikte katılanın bu 51 dönümlük arsada şagil olduğu hususunun beyanlar hanesine şerh düşülmesine karar verildiği, bu kararın ise Yargıtay tarafından onanarak kesinleştiği anlaşılmıştır.
2. Aynı bölgede emlakçılık yapan sanıklar … ve …’un katılanla tanıştıklarını ve 2000 li yıllarda bahsedilen yerlerin katılan adına tescil edilmesine yardımcı olduklarını ve 920 numaralı parseldeki 51 dönümlük arsanın 15 dönümünün sözlü olarak katılan tarafından kendilerine verilmesinin taahhüt edildiğini, bu arazinin kendilerine verilmemesi sebebiyle alacaklarını teminat altına alabilmek için suça konu 31.12.2008 tanzim ve 31.12.2010 ödeme tarihli, 26.250.000 USD bedelli bonoyu katılanın rızasıyla tanzm ettiklerini, katılanın da borçlu sıfatıyla suça konu bonoyu imzaladığını, bu bonoya dayanak olarak aynı tarihli ve taşınmazın 15 dönümlük bölümünün devrine dair taahhüdü içeren sözleşmeyi de tanzim ettiklerini, bu işlemin gerçekleşmemesi nedeniyle avukatları olan diğer sanıklar … ve …’a 2012 yılında suça konu bonoyu masrafları karşılayarak tahsil etmeleri için ciro ettiklerini beyan etmişlerdir.
3. Avukat olan sanıkların da kendi avukatları aracılığıyla suça konu bonoya istinaden İstanbul 19. İcra Müdürlüğünün 2012/1637 Esas sayılı takip dosyasından 17.02.2012 tarihinde 14.181.178 USD karşılığı 25.000.000,00 TL üzerinden tahsil etmek amacıyla icra takibi başlattıkları ve ödeme emrinin tebliği üzerine katılanın bu bonodan haberdar olduğu ve bilgisi dışında oluşturulduğunu öne sürdüğü sahte bonoyla ilgili icra takibi yapılmasından dolayı şikayetçi olduğu gibi borca ve imzaya itiraz ettiği anlaşılmıştır.
4. İstanbul 8. İcra Hukuk Mahkemesince suça konu bonodaki imzanın katılana ait olduğu belirtilerek icra takibine yapılan itirazın reddine karar verildiği, katılanın şikayeti üzerine yürütülen soruşturmada kriminal polis laboratuvarından alınan rapora göre; bononun matbu olmadığı, daktilo ile oluşturulduğu, kenar kesimlerinde düzensizlikler bulunduğu, bu belgenin boş bir belgeye atılmış veya … bölümüyle imza bölümü arasında fazlaca boşluk bırakılmış bir belgenin imzalanmasından sonra belge kenarlarının kesilip … kısmının doldurulması suretiyle oluşturulmuş bir belge olabileceği kanaatinin hasıl olduğu belirtilmiş; yargılama aşamasında ulusal kriminal bürodan alınan rapora göre ise, bono ve sözleşmedeki katılanın adı ve soyadını içeren yazı ile bunun altındaki imzaların katılana ait olduğu, sanıklara atfen atılan imzaların da sanıkların eli ürünü olduğu, belgeler üzerindeki katılana ait imzaların katılanın 1998 yılına ait imza örneklerini içeren belgelerdeki imzalarıyla uyuştuğu, ancak katılanın imzaladığı benzer belgelerde imzasının metne parelel olmasına rağmen suça konu bono ve dayanağı olarak gösterilen sözleşmedeki imza atılışının katılanın metne paralel atış tarzıyla uyuşmadığı, bu denli yüksek meblağlı belgelerin yıpranmış olmasının ve kenarlarının özensiz kesilmiş olmasının ayrıca matbu bir bononun birebir aynısı olarak daktilo ile yazılmış olmasının kuşku uyandırıcı olduğu, bono ve sözleşmenin aynı tarihleri taşımasına rağmen fulaj izlerinin farklı olduğu ve farklı zeminlerde düzenlendiği belirlenmiştir.
5. Sanıklar … ve …, katılan adına 2000 li yıllarda kaydedilen yerlerin sahibinin aslında … … … olduğunu, …’ın o bölgede … Country adlı bir site projesinin bulunduğunu, emlakçı olmaları nedeniyle orman alanı dışına çıkarılacak arazileri işgal eden kişilerden arazilerin toplanması için … ile anlaştıklarını, kendilerinin kadastro gelmesini sağladıklarını, katılanın bu bölgede arazisi bulunmadığı halde 20 yıldır Kemerburgaz’da yaşadığı için ve …’ın borçları olması sebebiyle arazileri alma şartlarını taşıyan katılan için mahalli bilirkişiler ve keşifler ayarlayarak masraflar yaparak bölgedeki arsaların katılan adına tescilini sağladıklarını, …’ın sözlü olarak 920 parselden 15 dönüm yeri kendilerine hizmetleri nedeniyle verdiğini, ancak 2B kapsamındaki yerlerle ilgili kanunun gecikmesi nedeniyle bu yeri alamadıklarını, 2008 yılında ise …’ın ölmesi üzerine katılan adına tescil edilen yerlerin katılana kaldığını, katılanın da bu yerleri sahiplenmesi sebebiyle alacaklarını teminat altına almak için durumu bilen katılanla anlaşarak suça konu sözleşmeyi ve bonoyu düzenlediklerini savunmuşlardır.
6. Katılan ise suça konu bono ve sözleşmeden haberdar olmadığını, sanıkları Kemerburgaz’da emlakçı oldukları için tanıdığını, 2000 li yıllarda adına tescil edilen yerlerle ilgili 2008 yılında sanıklara 15 dönümlük araziyi devretme taahhüdünde bulunarak bono vermesinin oluşa uygun olmadığını, üstelik adına kaydedilen yerleri mahkeme kararlarıyla aldığını, 920 numaralı parseldeki yerin zilyedi olduğu için öncelikli alım hakkına sahip olduğunu ve sanıklar … ile …’in yardım etmeyi teklif ettiklerini ancak bunu reddettiğini, sonrasında bu olayın vuku bulduğunu beyan etmiştir.
7. Tanık E.B. sanıklar … ve …’in arazi alım satımı ile ilgili katılana yardım etme teklifinde bulunarak 2.000.000,00 TL istediklerini ancak katılanın bunu kabul etmemesi üzerine ellerinde imzalı kağıdının bulunduğunu söylediklerini belirtmiştir.
8. Sanıkların katılana yardım ettiklerini belirttikleri parsellerle ilgili aralarındaki hukuki ilişkiyi ispat etmek amacıyla yargılama dosyasına aşamalarda bir kısım belgeler ibraz ettikleri, şöyle ki;
a. 21.04.2000 tarihli anlaşma başlıklı belgeye göre anlaşmanın taraflarının şirket, … Danışmanlık ve … Bey olarak gösterildiği, taraflar arasında gösterilen şirketin …’a ait olduğu belirtilmesine rağmen ölen …’ın ismi ile şirket isminin bu sözleşmede geçmediği, bir kısım parsel numaraları yazılı yerlerin tesciline ilişkin hizmet sözleşmesi şeklinde düzenlendiği,
b. 18.06.1986 tarihli noterlikte düzenlenen satış vaadi ve irtifak … sözleşmesine göre katılanın ölen … ve başkalarına bir kısım arsaları satmayı vaat ettiği sözleşmeyi,
c. 10.03.2000 tarihli noterlikte katılanın sanıklardan …’a 970 parsel numaralı yerin tapu işlemleri ile ilgili verdiği vekaletnameyi,
d. Eyüp 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 16.11.1999 tarihli ve 1999/84 Esas, 1999/808 Karar numaralı 920 parsel numaralı hazineye tescil edilen arsada beyanlar hanesine katılanın şagil olarak şerh düşülmesi kararını içeren ilamı,
e. 31.12.2008 tarihli sanıklar … ve … ile katılan arasında akdedilen ve katılandan 15 dönümlük araziyi devralamamaları nedeniyle metrekare başına 1.750 USD olmak üzere toplam 26.250.000 USD bedelli bono verilmesini içeren sözleşmeyi,
f. Sanıkların katılandan aldıklarını belirttikleri 31.12.2008 tanzim ve 31.12.2010 ödeme tarihli 26.250.000 USD bedelli ilk cirantaları sanıklar … ve …, ikinci cirantaları ise sanıklar … ve … olan bonoyu,
Sundukları anlaşılmıştır.
9. Katılan aleyhine suça konu bono ile 17.02.2012 tarihinde başlatılan icra takibinin devam ettiği, katılanın imzaya ve borca itirazının reddedildiği, menkul ve gayrimenkullerinin haczedildiği ve menkullerinin satılarak sanıklar müdafii tarafından bedellerinin sanıklar adına tahsil edildiği anlaşılmıştır.
10. Katılanın 920 numaralı parseldeki alım hakkının 19.10.2010 ve 27.12.2010 tarihli satış vaadi anlaşmaları ile … Holding A.Ş.’ye 4.500.000,00 TL ‘ye devrettiği, 24.05.2010 tarihinde alınan muvafakatname ile devir bedelinin bakiye kısmının ödendiği, ancak sanıkların muvazaalı ve bedelsiz olarak katılanın bu şirkete devir yaptığından bahisle bu şirket ve katılan aleyhine İstanbul 11. Asliye Hukuk Mahkemesinde tasarrufun iptali davası açtıkları, bu davada ceza yargılamasının sonucunun bekletici mesele yapıldığı anlaşılmıştır.
11. Mahkemesince bozmadan önce yapılan 07.03.2014 tarihli duruşmasında suça konu sahteliği öne sürülen bono ve dayanağı olan sözleşmenin getirtilerek gözlemlenerek özelliklerinin ana hatlarıyla tutanağa geçirildiği tespit edilmiştir.
12. Mahkemece bono üzerinde yapılan kriminal incelemeler sonucu düzenlenen bilirkişi raporlarında; suça konu bonoda borçlu ”…” adına atılan imzaların katılana ait olduğu fakat bu imzaların bono için değil başka amaçla atıldıkları ve atılış amaçları dışında üstteki … ile bağlantıları koparılıp daktiloyla boş kısmın bono olarak doldurulduğu, ayrıca katılana ait imzaların belgelerdeki düzenleniş tarihi olan 2008 yılı değil de 1998 yılındaki örnek imzalarını taşıyan resmi belgelerdeki imza tarzıyla uyumlu olduğu görüş ve kanaatinin bildirilmesi, katılanın aşamalardaki istikrarlı beyanları, tanık anlatımları, icra dosyası, tapu kayıtları ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde sanıkların iştirak halinde sahte bono ile icra takibi yapmak suretiyle nitelikli dolandırıcılık suçunu işledikleri kabulüyle mahkumiyet hükümleri kurulmuştur.
IV. GEREKÇE
1. Suç tarihinin gerekçeli karar başlığında 17.02.2012 yerine 31.12.2008 olarak gösterilmesi mahallinde düzeltilmesi mümkün maddi hata olarak kabul edilmiştir.
2. Sanıklar müdafiilerinin temyizleri yönünden; önceki hükmün aleyhe temyiz edilmesi sebebiyle kazanılmış hak bulunmadığından hapis cezasının yanında adli para cezasına da hükmedilmesinde bir isabetsizlik bulunmamış, ayrıca sanıkların ölen … ilgili satış vaadi içeren bir kısım sözleşme ve vekaletnameler sundukları, sundukları bu belgelerin incelenmesinde katılanın ölen …’a, 1986 yılında katılan adına tescil edilen parsellerle hiç ilgisi bulunmayan taşınmazlarla ilgili irtifak … ve gayrimenkul satış vaadine ilişkin vekaletname verdiği, bu belgenin sanıkların katılandan hukuken alacaklı olduklarına ilişkin bulunmadığı, yine 21.04.2000 tarihli emlakçı sanıklar ile ölen … arasında yapıldığı öne sürülen hizmet sözleşmesinin de katılanla hiç bir ilgisinin bulunmadığı ve katılanın bu sözleşmede taraf dahi olmadığı, bu sebeplerle temyizde öne sürülen 5237 sayılı Kanun’un 159 uncu maddesinin uygulanmamasında bir hata bulunmadığı, sanık avukatların işledikleri suçun görevleriyle ilgili olduğu ve soruşturma izni alınması gerektiği yönündeki temyizlerinin de yerinde olmadığı, zira suça konu senetten dolayı icra takibini bizzat sanık avukatların yapmadığı, sanık avukatların suça konu senedi tahsil amacıyla ciro yoluyla aldıkları, tahsil amacıyla cironun herhangi bir üçüncü kişiye yapılmasının da mümkün bulunduğu, diğer taraftan; sanık …’nin bozmadan sonra sekiz celse duruşmaya hiç gelmediği, müdafiinin mazeret sunduğu, sanıklardan …’in de daha önceden benzer nedenlerle reddi hakim talebinde bulunduğu ve bu talebinin hukuki süreçlerinin tamamlanarak kesinleştiği, son celsede sanık … müdafiinin savunma yapmak üzere duruşmaya müvekkilini getirmek için süre istediği, Mahkemesince tarafların duruşmayı uzatmaya matuf eylemlerinin de özetlenerek bu talebin reddedilmesi üzerine sanık … müdafiinin reddi hakim talebinde bulunduğu, bu talebin geri çevrilmesine karar verildiği, sanık … müdafiinin reddi hakim talebinden sonra 7 günlük süre içerisinde itirazda da bulunmadığı anlaşıldığından reddi hakim talebinin reddinde bir isabetsizlik görülmemiştir.
3. Yargılama sürecindeki işlemlerin usûl ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, eylemlerin sanıklar tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, vicdanî kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eylemlere uyan suç vasfı ile yaptırımların doğru biçimde belirlendiği anlaşıldığından, sanıklar müdafilerinin yerinde görülmeyen diğer temyiz sebepleri de reddedilmiştir.
V. KARAR
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle İstanbul 6. Ağır Ceza Mahkemesinin 28.12.2021 tarihli ve 2020/402 Esas, 2021/604 Karar sayılı kararında sanıklar müdafileri tarafından öne sürülen temyiz sebepleri ve dikkate alınan sair hususlar yönünden herhangi bir hukuka aykırılık görülmediğinden sanıklar müdafilerinin temyiz sebeplerinin reddiyle hükümlerin Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle ONANMASINA,
Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,
08.05.2023 tarihinde karar verildi.