YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2011/12619
KARAR NO : 2013/1079
KARAR TARİHİ : 18.01.2013
MAHKEMESİ :TİCARET MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen davada … Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 15/04/2011 tarih ve 2010/85-2011/136 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkili sigorta şirketi nezdinde “Nakliyat emtia sigorta poliçesi” ile sigortalı bulunan dava dışı sigortalısına ait taze mantar emtiasının Türkiye’den …’a nakliyesini davalı şirketin gerçekleştirdiğini, nakliye sırasında emtianın -2 derecede taşınması sonucunda donarak hasara uğradığını, ortaya çıkan zarardan davalının sorumlu olduğunu ve hasar nedeniyle dava dışı sigortalıya 16.822,00 TL ödendiğini, TTK’nın 1301. maddesine göre dava dışı sigortalısının haklarına halef olduğunu ileri sürerek, bu bedelin ödenmesi talebini içeren icra takibine davalı tarafından yapılan haksız itirazın iptali ile takibin devamına, davalının %40 icra inkâr tazminatına mahkûm edilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, zamanaşımı definde bulunarak davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, tüm dosya kapsamına, toplanan delillere ve düzenlenen kök-ek bilirkişi raporlarına göre, dava dışı sigortalı gönderenin ön soğutmayı yapmadığı için %25, davalının aracının soğutma sistemin düzgün çalışmaması nedeniyle %75 oranında kusurlu olduğu gerekçesiyle, davanın kısmen kabulüne, davalının icra takibine yönelik itirazının 12.024,66 TL’lik kısmının iptaline, bu miktar asıl alacağı takip tarihinden itibaren %27 ve değişen oranlarda avans faizi uygulanmasına, fazlaya ilişkin talebinin reddine, iptal edilen asıl alacak miktarı üzerinden davalının icra inkâr tazminatına mahkûm edilmesine karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.
Dava, Türkiye’den …’a davalı tarafından taşınan emtianın alıcısına hasarlı olarak teslimi nedeniyle, dava dışı sigortalıya ödenen sigorta tazminatının davalı taşımacıya rücuundan kaynaklanan icra takibine vaki itirazın iptali isteminden ibarettir.
Davalı vekili, cevap dilekçesinde takibe ve davaya konu alacağın TTK’nun 1301, 767/1 ve CMR 32. maddeleri uyarınca zamanaşımına uğradığını savunmuş, buna karşın davacı vekilince sunulan replik dilekçesinde davalının takip dosyasına yapmış olduğu itirazın tebliğ edilmediğinden zamanaşımının işlemeyeceği ileri sürülerek bu savunmaya karşı çıkılmıştır. Mahkemece verilen 4.6.2010 tarihli ara karar ile İİK’nun 66. ve CMR’nin 32. maddelerine dayanılmak suretiyle davalının zamanaşımı def’i reddedilmiş, davanın esasına girilerek yazılı şekilde davanın kısmen kabulüne hükmedilmiştir.
Mahkemenin gerek 4.6.2010 tarihli ara kararında ve gerekse de gerekçeli kararında, zamanaşımı süresinin ne zaman başladığına, sürenin ne kadar kabul edildiğine, hangi tarihte kesildiği yahut durduğu ve hangi tarihte yeniden başladığına ilişkin herhangi bir ayrıntıya yer verilmemiş ise de, benimsendiği belirtilen bilirkişi asıl raporunda, BK’nun 136/2. maddesi uyarınca, borçlu davalının 20.6.2008 tarihli dilekçe ile kayda geçen borca itirazının davacı alacaklıya tebliğ edilmediğinden bahisle, alacaklının borçlunun itirazından haberdar olmaması nedeniyle haciz talep ettiği tarih ile itiraz tarihi arasında takibin durması gerektiği ileri sürülmüştür. Bu durumda, yukarda belirtilen hususlar üzerinde ayrı ayrı durulması, bu kapsamda takibe itirazın zamanaşımını kesen bir niteliği bulunup bulunmadığının, itiraz dilekçesinin alacaklıya tebliğ edilmemiş olmasının zamanaşımını durduran bir sebep olarak kabul edilip edilmeyeceğinin belirlenmesi gerekmekle birlikte öncelikle zamanaşımı süresinin ne kadar olduğu açıklığa kavuşturulmalıdır.
Takip ve davaya konu alacak, CMR hükümlerine göre taşınan emtiadaki hasardan kaynaklanmış olup bu nev’i talepler bakımından CMR’nin 32. maddesinin nazara alınması gerekmektedir. TTK’nun 1301. maddesindeki halefiyet ilkesi uyarınca davacı sigortacının, davadışı sigortalısının hakkından daha fazlasına sahip olamayacağı açıktır. Bu durumda, mahkemece de kabul edildiği üzere, işbu davada ileri sürülen zamanaşımı def’inin karşılanmasında davadışı sigortalı ile davalı taşımacı arasındaki taşıma ilişkisi bakımından uygulanması gereken sözü geçen uluslar arası sözleşmenin 32. maddesi hükmünün nazara alınması gerektiğinde kuşku yoktur.
CMR’nin 32/1. maddesinde, sözleşme kapsamındaki taşımalardan kaynaklanan davalar bakımından zamanaşımı süresi 1 yıl olarak kabul edilmiş, taşımacının bilerek kötü hareket olarak kabul edilecek kusurlarının söz konusu olması halinde ise 3 yıl olarak belirlenmiştir. Dosya kapsamına ve iddianın ileri sürülüş biçimine göre, davadışı sigortalı tarafından gönderilen ve davalı tarafından taşınan mantar emtiası, uygun olmayan ısı koşullarında taşınmasından ötürü hasar görmüş ve yurtdışındaki alıcısı tarafından kabul edilmemiştir. Bu durumda, davalı taşıyıcının hasarın oluşmasına “bilerek kötü hareketinin” neden olduğunun iddia edildiği ileri sürülemeyeceği gibi mahkemenin de bu yolda bir kabulü yoktur. Şu halde, somut dava bakımından zamanaşımı süresinin 1 yıl olarak kabulü zorunludur.
İkinci olarak, zamanaşımı başlangıcı üzerinde durulmalıdır. CMR’nin 32/1. maddesinin (a) ve (b) bentlerinde zamanaşımı süresinin emtiadaki hasarın niteliğine göre ve en erken teslim tarihinden olmak üzere belirleneceği ifade edilmektedir. Öte yandan, CMR’nin 32/3. maddesi gereğince, zamanaşımının kesilmesi ve durması hususları ile ilgili olarak davanın açıldığı mahkemenin hukuku uygulanacak olup, bu durumda 818 sayılı BK’nun 132, 133 ve 136. maddeleri hükümlerinin de bu çerçevede gözetilmesi gerekecektir. Dosya kapsamı uyarınca emtianın hasarlı dahi olsa 21.6.2007 tarihinde alıcısına teslim edildiği ve kabul edilmediği uyuşmazlık dışıdır. Bu durumda, davacı tarafından 3.6.2008 tarihinde girişilen icra takibinin en erken teslim tarihinden başlatılması gereken 1 yıllık zamanaşımı süresi içerisinde ikame edildiği ve zamanaşımının bu tarihte kesildiği anlaşılmakla, BK’nun 133/2. maddesi hükmü de gözetilerek, emtiadaki hasarın “tam kayıp” kabul edilip edilmeyeceğinin ve buna bağlı olarak zamanaşımı başlangıcının hangi tarih olduğunun belirlenmesi, somut dava bakımından sonuca etkili değildir.
Şimdi de, BK’nun 133/2. maddesi uyarınca icra takibiyle kesilen 1 yıllık zamanaşımı süresinin yeniden ne zaman başlayacağı hususu üzerinde durulmalıdır. BK’nun 136/2. maddesi, zamanaşımının icra takibiyle kesilmesi halinde takibe ilişkin her işlemden sonra yeni bir sürenin başlayacağı hükmünü haizdir. Başlayacak yeni sürenin, asıl zamanaşımı süresi kadar, bir diğer söyleyişle 1 yıldan ibaret olduğu izahtan varestedir. Dosyada mevcut icra takip dosyasının incelenmesinde, ödeme emrinin 13.6.2008 tarihinde davalı borçluya tebliğ edildiği, davalı borçlu vekili tarafından 20.6.2008 tarihinde borca itiraz edilmesi üzerine takibin durdurulduğu ve İcra Memuru tarafından alınan 27.6.2008 tarihli karar ile takibin durdurulmasına ve keyfiyetin alacaklıya tebliğine karar verildiği anlaşılmıştır. İcra Memuru tarafından alınan 27.6.2008 tarihli bu karardan itibaren davacı alacaklının haciz istemine ilişkin 21.12.2009 tarihli istemine değin geçen bir yılı aşkın sürede zamanaşımını kesen bir takip işlemi bulunmamaktadır.
İcra takibinin itiraz üzerine durması halinde, alacaklının kesilen ve yeniden başlayan zamanaşımı süresinin tekrar kesilmesini ve yeni bir sürenin başlamasını teminen yapabileceği tek işlem, itirazın iptalini veya kaldırılmasını dava etmekten ibarettir. Söz konusu işlemlerin, istikrar kazanan Yargıtay uygulaması ve doktrince de benimsenen “uyuşmazlığı ileriye götüren işlemler” niteliğinde olduğu açıktır. İİK’nun 67. ve 68. maddelerinde söz konusu davaların açılabilmesi için öngörülen 1 yıllık ve 6 aylık süreler ise hak düşürücü nitelikte olup itirazın tebliği tarihinden itibaren başlamakla birlikte, bu davaların itiraz alacaklıya tebliğ edilmeden de açılmasına engel bir kanun hükmü bulunmamaktadır. İtirazın alacaklıya tebliğ edilmemesi, sadece İİK’nun 67 ve 68. maddelerinde sözü edilen hak düşürücü sürelerin başlamasına engel teşkil eder niteliktedir. Bu açıdan bakıldığında, işbu dava, itirazın tebliğinden itibaren bir yıllık hak düşürücü süre içerisinde açılmış ise de, hak düşürücü süre ile zamanaşımının birlikte cereyanı ve her iki sürenin aynı (olayımızda olduğu gibi bir yıl) olması halinde zamanaşımı süresinin dolmasından sonra ve fakat hak düşürücü süre içerisinde açılan davanın alacağın zamanaşımına uğramasına engel bir niteliği yoktur.
Öte yandan, BK’nun 132. maddesinde zamanaşımını durduran sebepler sıralanmıştır. Belirtilen durum, bir diğer söyleyişle icra takibinin durması, anılan kanun maddesinde yazılı sebepler arasında yer almadığından işlemeye başlayan zamanaşımının itirazın alacaklıya tebliğine değin durmuş olduğundan da söz edilemeyecektir. Üstelik, İİK’nun 59. maddesi, icra takibine girişen alacaklının, borçlunun yapabileceği itirazın tebliği için gerekli gideri peşinen karşılamakla yükümlü olduğu hükmünü içermektedir. Kısaca söylemek gerekirse, bu konudaki yükümlülük alacaklıya aittir. İncelenen takip dosyası zabıtlarından, alacaklı vekilinin bu gideri yatırmadığı anlaşılmaktadır. Bu durumda da, alacaklının itirazın kendisine tebliğ edilmediğinden bahisle davalının oyalaması nedeniyle zamanaşımı süresinin geçirildiğini, bir başka söyleyişle zamanaşımı def’inin ileri sürülmesinin MK’nun 2. maddesine aykırı olduğuna dayanabilmesi olanaklı değildir. Bir an için, BK’nun 132. maddesinde sıralanan zamanaşımını durduran sebeplerin sınırlı olmadığının, icra takibinin itiraz üzerine durdurulması halinde itirazın tebliğine değin alacağa yönelik zamanaşımı süresinin de duracağının ilke olarak kabulü halinde dahi, alacaklının borçlunun zatından kaynaklanmayan nedenlerden yararlanması sonucunu doğuracak şekilde, borçlunun itirazı ile itirazın alacaklıya tebliği arasında zamanaşımı süresinin durması gerektiği de ileri sürülemeyecektir.
Tüm bu nedenlerle, takip ve dava konusu alacak, CMR’nin 32, BK’nun 133, 132 ve 136. maddeleri gereğince dava tarihinden önce zamanaşımına uğramış olup, davalı vekilinin bu yoldaki def’inin eksik, hatalı ve yetersiz gerekçeyle reddedilmesi doğru olmamış, davalı vekilinin bu yöne ilişen temyiz itirazının kabulüyle yerel mahkeme kararının bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile yerel mahkeme kararının BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 24/01/2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.