Yargıtay Kararı 11. Hukuk Dairesi 2012/10835 E. 2013/10241 K. 17.05.2013 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/10835
KARAR NO : 2013/10241
KARAR TARİHİ : 17.05.2013

MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ

Taraflar arasında görülen davada Şanlıurfa 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 09/05/2012 tarih ve 2011/242-2012/230 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi …tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı taraf, 12.11.1990 tarihinde davalı bankanın Şanlıurfa Şubesi’nde adına açılan hesaba 285.000 TL para yatırdığını, hesabında toplam 14.000 TL bulunduğu sırada anılan şubenin 1992 veya 1993 yıllarında kapanarak tüm işlemlerin Gaziantep iline devredildiğini, ancak bu konuda kendisine bilgi verilmediğini, bu şubeye parasını almak için gittiğinde paranın Hazine’ye geçmiş oluşu nedeniyle kendisine verilmeyeceğinin bildirildiğini, yapılan bu işlem nedeniyle mağdur olduğunu ileri sürerek, 14.000 TL alacağın devir tarihinden itibaren yasal faizi ile davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davacının hesabının açılış tarihi olan 12.11.1990 tarihinden bugüne kadar ilgili hesapla ilgili olarak müvekkiline başvurmadığını, Borçlar Kanunu (BK)’nun 125 maddesi gereğince 10 yıllık zamanaşımının dolduğunu, müvekkili nezdinde böyle bir hesabın bulunmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
Mahkemece; iddia, savunma, benimsenen bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, hesabın açılış tarihinin 1990 yılı olduğu, 21 yıl sonra somut davayı açtığı, buna göre BK’nın 125. maddesi uyarınca 10 yıllık zamanaşımı süresinin dolduğu, ayrıca davalı banka kayıtlarında yapılan araştırmalarda ilgili hesaba ait herhangi bir kayda rastlanılmadığı, yine banka tarafından söz konusu hesabın TMSF’ye devredildiği hakkında davacıya bildirilmediği gerekçesiyle ispat edilmeyen davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı temyiz etmiştir.
Dava, davalı Banka’da davacı adına açılan mevduat hesabında bulunduğu iddia olunan mevduatın davalıdan tahsili istemine ilişkin olup, mahkemece 10 yıllık zamanaşımı süresinin dolduğu ve esasen davacının davalı Banka nezdinde hesabının bulunduğunun tespit edilemediğinden bahisle davanın reddine karar verilmiştir.
Oysa, davalı tarafın zamanaşımı def’inin değerlendirilmesi, öncelikle hesabın varlığının ve buna bağlı olarak talep edilebilirliğinin saptanması, ardından da hesabın açıldığı ve sonrasında kapanarak tüm işlemlerin Gaziantep iline devredildiğinin savunulduğu tarihte yürürlükte bulunan 3182 sayılı Kanun’un 36. maddesi ile zamanaşımının gerçekleştiği iddia edilen tarihte yürürlükte olan 4389 sayılı Kanun’un 10/4. maddesinde öngörülen koşulların yerine getirildiğinin belirlenmesi ile mümkündür
Davacı adına hesabın açıldığı ve kapandığı savunulan tarihte yürürlükte olan 3182 sayılı Bankalar Kanunu’nun mevduatta zamanaşımı başlıklı 36. maddesinde, her türlü mevduat son talep, işlem veya mudiin herhangi bir şekilde yazılı talimatı tarihinden başlayarak 10 yıl geçtiği halde, sahipleri tarafından aranmamış olan mevduatları, sahiplerinin
mevcut adreslerine bir mektupla bildirildikten sonra, bu sürenin bitimini izleyen takvim yılı başından itibaren 6 ay içerisinde bankalarca sahiplerinin isim, kimlik adresleri gösterilmek suretiyle düzenlenecek bir cetvel ile Merkez Bankası’na devredileceği; aynı fıkranın 3. bendinde ise, tutar ve değeri 1.500.000 TL’yi aşanların, Resmi Gazete ile ilan edileceği, bu ilandan itibaren 1 yıl içinde sahip veya mirasçıları tarafından aranmayan mevduat, emanet ve alacakların bu sürenin bitiminde Tasarruf Mevduat Sigorta Fonu’na gelir kaydedileceği öngörülmüştür.
Yine, 4389 sayılı Bankalar Kanunu’nun 10/4. maddesinde, “Her türlü mevduat, emanet ve alacaklardan en son talep, işlem veya mudiin herhangi bir şekilde yazılı talimatı tarihinden başlayarak 10 yıl içinde aranmayanlar zamanaşımına tabidir. Zamanaşımına uğrayan mevduat, emanet ve alacaklar Fona gelir kaydedilir. Bununla ilgili esas ve usuller Kurulca belirlenir.” hükmüne yer verilmiştir. Bu madde uyarınca Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu tarafından 27.06.2001 günlü Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe konulan Bankalar Kuruluş ve Faaliyetleri Hakkındaki Yönetmeliğin 35. maddesinde, hak sahiplerinin uyarılmasının iadeli taahhütlü bir mektupla yapılması hüküm altına alınmış, bu bildirimden itibaren 3 ay içinde sahip veya mirasçıları tarafından aranmayan mevduat, emanet ve alacakların bu sürenin bitiminde Tasarruf Mevduat Sigorta Fonu’na gelir kaydedileceği öngörülmüştür. Açıklanan yasa hükümleri karşısında bankalarda bulunan mevduat ve bu cümleden sayılan emanet ve alacakların 10 yıl sonra zamanaşımına uğraması, bankaca gerçekleştirilecek tebligatın yapılması koşuluna bağlıdır. Başka bir anlatımla, sahipleri hakkında bu yönde uygulama yapılmadan banka nezdindeki hakları ve alacakları kendiliğinden zamanaşımına uğramaz. Esasen Dairemiz uygulamaları da bu yönde olup, benzer bir düzenleme dava açıldığı tarihte yürürlükte olan 5411 sayılı Kanun’un 62. maddesinde de yer almaktadır.
Bu itibarla, mahkemece davalı tarafın zamanaşımı def’inin buna göre değerlendirilerek neticesine göre bir karar verilmek gerekirken, bu husus gözden kaçırılarak zamanaşımı nedeniyle davanın reddine karar verilmesi doğru olmadığı gibi, davacı tarafça hesap numarası da zikredilerek hesabın önce Şanlıurfa Şubesi’nde açıldığı, yaklaşık 2 yıl sonra bu şubenin kapanması nedeniyle hesabın Gaziantep Şubesi’ne aktarıldığı iddia edildiğine göre, davalı bankanın gerek Şanlıurfa Şubesi kayıtları, gerekse de Gaziantep Şubesine devir kayıtlarının incelenmesi, gerektirdiği takdirde Gaziantep Asliye Hukuk Mahkemesi’ne talimat yazılmak suretiyle bilirkişi incelemesi yaptırılarak oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken eksik incelemeye dayalı olarak bu kez davanın esastan reddine karar verilmesi de doğru olmamış, davacı yararına bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 17.05.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.