Yargıtay Kararı 11. Hukuk Dairesi 2012/11088 E. 2013/10874 K. 27.05.2013 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/11088
KARAR NO : 2013/10874
KARAR TARİHİ : 27.05.2013

MAHKEMESİ :TİCARET MAHKEMESİ

Taraflar arasında görülen davada İstanbul 45. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 06.03.2012 tarih ve 2011/299-2012/47 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin … A.Ş.’nin … Şubesi’ne 26/11/1999 tarihinde, 31875 USD parasını %20 net faizle 35 gün, 12.260 USD parasını 03/12/1999 tarihinde %20 net faizle 31 gün ve 50.200 DEM parasını 03/12/2009 tarihinde %20 net faizle 31 gün vadeli olarak yatırdığını, müvekkilinin mevduatı vade sonunda işlemiş faizi ile birlikte toplam 51.080 DEM olduğunu, davacının bankaya yatırmış olduğu parasının henüz vadesi gelmeden 21/12/1999 tarihinde … A.Ş. yönetime BDKK tarafından el konularak bankacılık yapma ve mevduat kabul etme izni kaldırılarak yönetiminin TMSF’ye devredildiğini, daha sonra davalı … A.Ş. ile birleştirildiğini, … A.Ş.’nin ise … BANK olduğunu, müvekkilinin bankaya yatırmış olduğu mevduatın … A.Ş. yönetimi tarafından KKTC’de paravan olarak kurulan dava dışı … Bank Off Shore Ltd adlı banka hesabına aktarıldığını, müvekkilinin bankaya olan güveninin kötüye kullanılarak ve iradesi sakatlanarak havale talimatı imzalatıldığını, … A.Ş. bu şekilde müvekkili aleyhine sebepsiz zenginleştiğini ileri sürerek toplam 44.045 USD ve 50.200 DEM mevduat alacağının faizi ile birlikte davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, konu ile ilgili evvelce açılmış davanın Yargıtay incelenmesinden geçerek kesinleştiğini savunarak davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamı uyarınca kesin hüküm itirazına konu olan … 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2004/264 Esas 2009/245 Karar sayılı dava dosyasının itirazın iptali davası olduğu, davanın reddedildiği ve Yargıtay 19. Hukuk Dairesi’nin 2010/5880 Esas-13804 Kararı ile onandığı, taraflarının konusunun hukuki sebeplerinin dosya ile aynı olduğu, alacak konusunun aslını oluşturan her 3 mevduatın aynı olduğu, taraflar arasında başkaca bir hesap ilişki bulunmadığı, konusu tarafları hukuki sebepleri aynı olup, aynı konuda, aynı taraflar arasında her ne kadar itirazın iptali şeklinde dava açılmış ise de davanın itirazın iptali davasında da genel bir alacak davası olup neticesinin alacağın varlığının saptanmasına yönelik olduğu ve alacağın aynı usullerle saptandığı gerekçesiyle davanın kesin hüküm nedeniyle reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava, davacının iradesinin sakatlanarak imzaladığı havale talimatı uyarınca davalı banka nezdinde bulunan hesabının dava dışı … Bank Off Shore Ltd adlı banka hesabına aktarıldığı ve bu suretle davacının davalı bankadan alacağı oluştuğu iddiasına dayalı olarak açılmıştır.
Mahkemece, kesin hüküm oluşturduğu kabul edilen … 1. Asliye Hukuk Mahkemesi 2004-264 E 2009-245 K sayılı ilamın incelenmesinde davacının açık ve yazılı bir talimatı olmadan havale işleminin yapıldığı iddiası ile açılan davada, paranın davacı talimatı ile off-shore bankasına aktarıldığı gerekçesiyle davanın reddine karar verildiği anlaşılmaktadır.
Yukarıda kısaca açıklanmaya çalışıldığı üzere, asıl davada dayanılan maddi vakıa paranın davacı talimatı olmaksızın dava dışı off-shore bankasına aktarıldığına yönelik iken işbu dava davalının taahhüt ve garantileri ile yönlendirmeleri sonucu davacının iradesinin sakatlanması suretiyle paranın off-shore hesabına aktarıldığı iddiasına dayalı olarak açılmıştır. Kesin hükümden söz edilebilmesi için, tarafların ve müddeabihin aynı olmasının yanı sıra dava sebeplerinin de aynı olması gerekir, dava sebebinden maksadın ise hukuki sebepler değil, bilakis davanın dayanağı olan vakıalar olduğu yerleşmiş yargı kararları ve ağırlıklı doktrin görüşleriyle ortaya konulmuştur. Bu durumda, kesin hüküm bakımından davanın gerçek sebebi vakıalardır. Çünkü hakim, bu vakıalarla bağlı olduğu ve bunlar dışındaki vakıaları re’sen nazara alamadığı için (HUMK’nın 75,1 md.), birinci davada yalnız o vakıalar için inceleme yapmış ve yalnız o vakıalara dayanarak kararını vermiştir, şu halde kesin hüküm yalnızca o vakıalar bakımından oluşmuştur. Buna karşılık aynı taraflar arasında, aynı konuda açılan ikinci davanın dayandığı vakıalar, birinci davada ileri sürülen vakıalardan farklı ise, birinci dava sonucunda alınan hüküm ikinci davada kesin hüküm teşkil etmez ve ikinci dava mesmudur; çünkü iki dava arasında sebep birliği mevcut değildir. Somut olayda, ilk açılan davanın dayandığı maddi vakıa ile işbu temyize konu davanın dayanağı maddi vakıa arasında bir ayniyet bulunmadığından, mahkemece, işin esasına girilerek hasıl olacak sonuç çerçevesinde bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde kesin hükmün varlığının kabulü ile davanın reddine karar verilmiş olması hatalı olmuş ve kararın açıklanan nedenle davacı yararına bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 27.05.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.