Yargıtay Kararı 11. Hukuk Dairesi 2012/11430 E. 2013/9287 K. 07.05.2013 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/11430
KARAR NO : 2013/9287
KARAR TARİHİ : 07.05.2013

MAHKEMESİ :SULH HUKUK MAHKEMESİ

Hasımsız olarak görülen görülen davada … Sulh Hukuk Mahkemesi’nce verilen 05.06.2012 tarih ve 2012/539-2012/885 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkiline ait 2011 yılı ticari işletme defteri, fatura defteri ve bir kısım ticari evraklarının çalındığını ileri sürerek, bu defter ve belgeler hakkında zayii kararı verilmesini talep ve dava etmiştir.
Mahkemece, iddia ve dosya kapsamına göre, zayi belgesi istenen ticari işletme defteri ve faturaların içinde bulunduğu çanta ile birlikte otomobilin torpido gözünden çalındığı ileri sürülmüşse de defter ve belgelerin bu şekilde saklanmasının hayatın olağan akışına uymadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
1- İstem, dava tarihinde yürürlükte olan 6762 sayılı Yasa’nın 68. maddesine dayalı ticari defter ve belgelerin zayiine ilişkin belge verilmesi davasıdır.
Dava ve karar tarihinden önce 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren HMK’nın 383. maddesinde çekişmesiz yargı işleri ile ilgili olarak “aksine bir düzenleme bulunmadığı sürece” sulh hukuk mahkemesinin görevli olacağı öngörülmüştür. Bu bağlamda konuya yaklaşıldığında, bu nitelikteki davanın da gerek 1086 sayılı Kanun’un yürürlükte kaldığı süreçteki yargısal uygulama ve gerekse de 6100 sayılı HMK’nın 383/2-e/6 maddesi uyarınca ticaret hukukuna dahil çekişmesiz yargı işi niteliğinde olduğu açıktır. Bu nedenle, ilk bakışta, bu nitelikteki davaların da sulh hukuk mahkemesinde görülmesi gerektiği ileri sürülebilecektir. Ancak bu nitelikteki davalar ve/veya HMK’da tercih edilmiş tanımıyla işlerin, aynı zamanda dava tarihinde yürürlükte bulunan 6762 sayılı TTK’nın 4. ve 5. maddeleri uyarınca ticari dava ve/veya iş niteliğinde bulunduğu da kuşkusuzdur. Söz konusu yasa hükümlerinin özel nitelikte birer usul hükmü niteliğinde bulundukları düşünüldüğünde, bu davalar ve esasen ticaret hukukuna dahil ve mahkemece görülecek olan çekişmesiz yargı işlerinin tümü bakımından görevli mahkemenin tayininde, HMK’nın 383. maddesinde belirtilen hükmün aksine ve özel bir düzenlemenin var olduğu, bu durumda 6762 sayılı TTK’nın 5. maddesinin başlığı ile birlikte nazara alındığında, ticaret hukukunda yer alan
çekişmesiz yargı işleri bakımından asıl görevli mahkemenin asliye ticaret mahkemesi olduğu açıktır. Nitekim, 6100 sayılı HMK ile aynı tarihte kabul edilen ve fakat karar tarihinden önce yürürlüğe giren 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 5. maddesinde 6335 sayılı Kanun’un 2. maddesi ile yapılan değişiklik ile ticari nitelikteki çekişmesiz yargı işleri bakımından ticaret mahkemelerinin görevli olduğunun belirtilmiş olması da yasa koyucunun iradesinin esasen bu yönde olduğunun açık bir göstergesidir.
Görev, davanın her aşamasında re’sen nazara alınacak bir husus olup, açıklanan nedenlerle mahkemece görevsizlik kararı verilmesi gerekirken iş esasına girilerek yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamış, yerel mahkeme kararının bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
2- Bozma neden ve şekline göre davacı vekilinin temyiz isteminin bu aşamada incelenmesine gerek görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle mahkeme kararının BOZULMASINA, (2) nolu bentte açıklanan nedenle davacı vekilinin temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 07.05.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.