YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/3004
KARAR NO : 2013/9515
KARAR TARİHİ : 09.05.2013
MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen davada Isparta 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 29.12.2011 tarih ve 2010/114-2011/372 sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş olup, duruşma için belirlenen 07.05.2013 günü hazır bulunan davacı vekili Av. … … ile davalı vekilleri Av. … dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin davalı şirketin ortağı olup, davalı şirketin 17.10.2007 tarihli genel kurul toplantısı öncesinde TTK’nın 368. maddesine uygun şekilde genel kurula davete ilişkin işlemleri yerine getirmediğini, bu nedenle söz konusu genel kurulda alınan kararların geçersiz olduğunu, davalı şirketin yönetim kurulunun üç kişiden oluşup, ikisinin devlet memuru olarak çalıştıklarını, kanuna aykırı bu durum nedeniyle yönetim kurulunun yok hükmünde olduğunu, bu yönetim kurulu tarafından esas sözleşmeye aykırı olarak yapılan hisse devirlerinin kabul edilerek pay defterine kaydına ilişkin olarak verilen kararların da yok hükmünde olduğunu ileri sürerek, şirketin yönetiminin kayyuma teslimine ihtiyati tedbir ile karar verilmesine, kanunun emredici hükümlerine ve esas sözleşme hükümlerine aykırı toplanan 17.10.2007 tarihli genel kurulun ve aldığı kararların yokluğunun tespit edilmesine, bu genel kurulda alınan sermaye artırım kararının iptaline ve dava dilekçesinde belirtilen usulsüz hisse devirlerini onaylayan yönetim kurulu kararının yok hükmünde olduğunun tespiti ile yapılan satışların pay defterinden silinmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davacının iddialarının hiçbirisinin yerinde olmadığını, davaya konu genel kurul toplantısının hukuka uygun olarak yapıldığını ve kararların alındığını, beş yıl içinde gerçekleşen hise devirlerinin hiçbir itiraza uğramadığını, davanın hakkın kötüye kullanımı niteliğinde olduğunu, davada taraf olmayan kişiler hakkında hüküm kurulmasının mümkün olmadığını, kayyum atanmasına ilişkin isteğin şirket yönetimini kilitleme amacına yönelik olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece iddia, savunma, bilirkişi raporları ve tüm dosya kapsamına göre, davalı şirkette nama yazılı pay sahibi bulunan davacı ortağın toplantıya TTK’nın 368 maddesinde belirtilen emredici hükme aykırı olarak davet edilmediği ve davacının genel kurul toplantısına katılmadığı, bu nedenle 17.10.2007 tarihli genel kurul toplantısının yokluğunun tespitine karar vermek gerektiği, davacının esas sözleşmeye aykırı olarak yapılan pay devirlerini onaylayan yönetim kurulu kararlarının yokluğunun tespitine karar verilmesi istemine gelince; şirket esas sözleşmesinin 6. maddesinde hisselerini devretmek isteyen hissedarların öncelikle diğer hisse sahiplerine yazılı bildirimde bulunarak, hisselerini satmayı teklif etmek zorunda oldukları, diğer hissedarların alıcı olması halinde hisseler aralarında taksim edileceği, hissedarların bu bildirimi aldıkları tarihten itibaren 30 günlük bir sürede teklif edilen hisselerin bedelini ödeyip alımı tamamlamaz ise satıcının hisselerini bir üçüncü şahıs alıcıya ve diğer hissedarlara teklif edilen bedelden aşağı olmayacak bir fiyattan satabileceğinin düzenlendiği, bu hükmün şirket ortaklarına satışa çıkartılan hisseleri satın alma konusunda müktesep bir hak tanıdığı, kanun veya esas sözleşme ile oluşturulmuş müktesep hakları ihlal eden yönetim kurulu kararlarının batıl olduğu, somut olayda yönetim kurulunun şirket esas sözleşmesinin 6. maddesinde belirtilen emredici hükme aykırı olarak esas sözleşmede belirtilen yükümlülükler yerine getirilmeden yapılan pay devirlerini esas sözleşme hükümlerine aykırı olarak onadığı, yönetim kurulunun esas sözleşme hükümlerine aykırı olarak pay devirlerini onamasının ortakların müktesep haklarının ihlali niteliğinde bulunduğu, bu nedenle batıl olup, hükümsüzlüğün tespitine karar vermek gerektiği sonucuna varılarak, davanın kısmen kabulü ile davalı şirketin 17.10.2007 tarihli olağan genel kurul toplantısında alınan kararların yokluğunun tespitine, şirket yönetim kurulunun 15/11/2005, 25/11/2005, 03/01/2006, 26/02/2006, 14/11/2006 tarihli … tarafından yapılan, 14/11/2006 tarihli Hakan Kaya tarafından yapılan, 28/09/2007, 15/11/2007, 13/07/2009, 15/02/2010 tarihli … tarafından yapılan, 15/02/2010 tarihli … tarafından yapılan, 15/02/2010 tarihli … tarafından yapılan, 15/02/2010 tarihli Zeliha Sevim tarafından yapılan, 17/02/2010 tarihli … tarafından yapılan, 17/02/2010 tarihli … tarafından yapılan hisse satışlarının onayına ilişkin Yönetim Kurulu kararının batıl ( hükümsüz ) olduğunun ve satış sonrası paylara sahip olan kişilerin bu pay devirlerini davalı şirkete karşı ileri sürmelerinin mümkün bulunmadığının tespitine, davacı vekilinin diğer taleplerinin reddine, davalı şirkete denetçi kayyumu atanmasına ilişkin ihtiyati tedbir kararının kaldırılmasına, denetçi kayyumların görevinin sona erdirilmesine karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.
1- Dava, davalı şirketin 17.10.2007 tarihli genel kurul toplantısı öncesinde mülga TTK’nın 368. maddesine uygun şekilde genel kurula davete ilişkin işlemlerin yerine getirilmediği, bu nedenle söz konusu genel kurulda alınan kararların geçersiz olduğu iddiasıyla genel kurulda alınan kararların yokluğunun tespiti ile usulsüz olarak yapılan hisse devirlerini onaylayan yönetim kurulu kararının yok hükmünde olduğunun tespit edilerek, yapılan satışların pay defterinden silinmesi istemlerine ilişkindir.
Davaya konu genel kurul toplantısının 17.10.2007 tarihinde yapıldığı, toplantı öncesinde TTK’nın 368. maddesine uygun şekilde toplantıya davetin yerine getirildiği, toplantının Bakanlık komiserinin gözetiminde yapılıp, şirket sermayesini temsil eden 1.000 adet hisseden asaleten ve vekaleten olmak üzere toplam 883 adet hissenin toplantıda temsil edildiği ve kararların gerekli çoğunlukla alındığı anlaşılmıştır.Genel Kurul kararlarının iptalini düzenleyen aynı Kanunun 381. maddesinde, toplantıya davetin usulü dairesinde yapılmadığını veyahut gündemin gereği gibi ilan veya tebliğ edilmediğini iddia eden pay
sahiplerinin kanun veya esas mukavele hükümlerine ve bilhassa afaki iyi niyet esaslarına aykırı olan umumi heyet kararları aleyhine tarihlerinden itibaren üç ay içinde iptal davası açabilecekleri düzenlenmiştir. Dairemizin uzun yıllardır uyguladığı ve bu konuda artık istikrar kazanan yerleşik içtihadına göre, aynı Kanunun 368. maddesi emredici nitelikte ise de aynı Kanunun 381. maddesinde çağrıda usulsüzlük halinin genel kurula bu nedenle katılamayan ortaklara bu toplantıda alınan kararların iptali davası açma hakkını verdiği açıkça düzenlendiğine göre, bu husus kanun koyucunun da bu hükme aykırılığın müeyyidesini yokluk olarak kabul etmediğini açıkça göstermektedir.Bu durumda, tek başına toplantıya çağrıdaki usulsüzlük bir yokluk nedeni olmayıp, anılan madde uyarınca çağrılmayan ortağa iptal davası açma hakkı tanımaktadır.Bu açıklamalar doğrultusunda somut olaya gelindiğinde, davacının toplantıya çağrılmaması toplantı ve karar nisaplarını etkilemediği gibi başkaca bir nedene dayalı olarak ileri sürülen yokluk ve geçersiz iddiası da bulunmayıp, esasen davaya konu genel kurulun yok hükmünde veya geçersiz sayılmasını gerektirecek bir aykırılık da mevcut değildir.Bu itibarla, davacının davaya konu genel kurulda alınan kararlara karşı ancak iptal davası açma hakkı bulunup, bu hakkın da toplantı tarihinden itibaren 3 aylık hak düşürücü süre içinde kullanılması gerekmekte olup, genel kurulun 17.10.2007 tarihinde toplandığı, davanın ise 3 aylık hak düşürücü süre geçirildikten sonra 03.05.2010 tarihinde açıldığı anlaşıldığından süresinde açılmayan iptal davasının reddi gerekirken, yazılı şekilde Dairemizin uzun yıllardır uyguladığı son içtihatlarına aykırı gerekçeyle davaya konu genel kurul toplantısının yokluğunun tespitine karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.
2- Davacı açtığı işbu davada yönetim kurulu tarafından esas sözleşmeye aykırı olarak yapılan pay devirlerinin kabul edilerek pay defterine kaydına ilişkin olarak verilen kararların da yok hükmünde olduğunu ileri sürerek, usulsüz hisse devirlerini onaylayan yönetim kurulu kararının yok hükmünde olduğunun tespiti ile yapılan satışların pay defterinden silinmesine karar verilmesini de istemiştir.Davalı şirket, 03.10.2005 tarihinde ticaret siciline tescil edilerek kurulmuş olup, tescil edilen kuruluş anasözleşmesine göre şirket ortakları …’dan oluşmaktadır.Anasözleşmenin 6. maddesinde payların devrine ilişkin düzenleme mevcut olup, buna göre hisselerini devretmek isteyen hissedarların öncelikle diğer hisse sahiplerine yazılı bildirimde bulunarak hisselerini satmayı teklif etmek zorunda oldukları, hissedarların bu bildirimi aldıkları tarihten itibaren 30 günlük bir sürede teklif edilen hisselerin bedelini ödeyip, alımı tamamlamaz ise satıcının hisselerini bir üçüncü şahıs alıcıya ve diğer hissedarlara teklif edilen bedelden aşağı olmayacak bir fiyattan satabilecekleri, pay senetlerinin devrinin yönetim kurulunun onayına bağlı olduğu hususları düzenlenmiştir. Bu madde ile pay devirlerinde bağlam hükmü getirilmiş olup, buna uyulmaması hali devir sözleşmesinin feshini isteme hakkını verirse de her hakkın olduğu gibi önalım ve fesih hakkının kullanımı da MK’nın 2. maddesi ile sınırlıdır.Somut olayda, pay devirlerinde anasözleşmenin 6. maddesinde düzenlenen bağlam hükmünün uygulanmadığı, anılan maddedeki koşullar uygulanmadan yapılan pay devirlerinin kabul edilerek pay defterine kayıt edildiği, davalı şirketin üç büyük hissedarından biri ve aynı zamanda davacının eşi olan …’nun davalı şirketin yönetim kurulu üyesi olup, …’nun kendisi tarafından da anılan bağlam hükmüne uyulmadan pay devirlerinin yapıldığı anlaşılmıştır.Bu durumda, şirket ortağı olmasının dışında davalı şirketin eski büyük hissedarlarından birisi ve yönetim kurulu üyesi …’nun eşi de olan davacının gerek
eşi tarafından uzun yıllardır yapılan işlemlerden gerekse davaya konu pay devirlerinden haberdar olmaması hayatın olağan akışına aykırı bulunduğundan davacının uzun yıllar hiçbir itiraza uğramadan yapılan pay devirlerine yönelik işlemlerin anasözleşmeye aykırılığını ileri sürerek yok hükmünde sayılmasını istemesi, somut olayın özellikleri dikkate alındığında MK’nın 2. maddesinde düzenlenen hakkın kötüye kullanılması yasağına aykırılık teşkil ettiğinden davacının bu yöndeki isteminin de reddine karar verilmesi gerekirken bu yönler değerlendirilmeden yazılı şekilde pay devirlerinin geçersiz sayılması doğru olmadığı gibi temyizden sonra davalı şirket vekili tarafından dosyaya sunulan ek beyanlarda anasözleşmedeki pay devirlerine ilişkin bağlam hükmünün 2007 yılında yapılan genel kurul toplantısında yapılan anasözleşme değişikliği ile kaldırıldığının da ileri sürülmüş olmasına göre, bu yöndeki anasözleşme değişikliği dahi dikkate alınmadan iddia olunan değişiklik sonrasını da kapsayan pay devirleri hakkında da yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın bu nedenlerle pay devirlerine ilişkin olarak verilen hüküm açısından da bozulması gerekmiştir.
SONUÇ:Yukarıda (1) ve (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davalı yararına BOZULMASINA, takdir olunan 990,00 TL duruşma vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 09.05.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.