Yargıtay Kararı 11. Hukuk Dairesi 2012/9442 E. 2014/2382 K. 11.02.2014 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/9442
KARAR NO : 2014/2382
KARAR TARİHİ : 11.02.2014

MAHKEMESİ :TİCARET MAHKEMESİ
BİRLEŞEN DAVA : … 9. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ 2012/24 E.

Taraflar arasında görülen davada … 2. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 13/12/2011 tarih ve 2009/429-2011/491 sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi asıl ve birleşen davada davalılardan Sevgi ve … ile diğer davalılar vekilleri tarafından istenmiş olup, duruşma için belirlenen 21/01/2014 günü hazır bulunan davalı…Sigorta A.Ş. Vekili Av. … diğer davalılar vekili Av…. ile davacı vekili Av. … dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Asıl ve birleşen davada davada davacı vekili, davalı …’nun hastalığı sebebi ile müvekkili üniversiteye ait Uygulama ve Araştırma Hastanesi Göğüs Hastalıkları servisinde 25.08.2004-12.10.2004 tarihleri arasında “Bronş ve akciğer … ön tanısı ile uzun süre yataklı tedavi uygulandığını, davalı …’nun yatış işlemleri sırasında özel sağlık sigortası bulunduğunun bildirilmesi üzerine sigortayı yapan davalı … Sigorta Genel Müdürlüğü’nün 25.08.2004 tarih ve 4001634 provizyon numaralı yazısı ile tedavinin yapılmasına onay verildiğini, tedavinin yapıldığını, 25.603,48 TL faturayı düzenleyip davalı sigorta şirketine gönderildiğini, ancak fatura bedelinin ödenmediğini, birleşen davadaki davalıların ise …’nun mirasçıları olduklarını ileri sürerek, şimdilik 25.603,48 TL tedavi gider faturasının temerrüt faizi ile birlikte davalılardan tahsilini istemiştir.
Davalı ……Sigorta A.Ş. vekili, davalı …’nun sağlık sigorta poliçesinin 09.08.2004-09.08.2005 tarihleri arasında dönem için düzenlendiğini, TTK’nın 1268. Maddesi ile sigorta genel şartlarının 15. Maddesine göre davanın iki yıllık zamanaşımına uğradığını, tedavi giderlerinin açık olmadığını, dönemlerinin tespit edilemediğini ve sigortalılığının da sona erdiğini, bu nedenle müvekkilinin sorumlu olmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Diğer davalılar, davaya cevap vermemiştir.
Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna göre, …’nun mirasçılarının dava konusu miktardan sorumlu oldukları, davalı sigorta şirketinin de sağlık sigorta poliçesi düzenlemesi sebebi ile tedavi giderinden sorumlu olduğu, tedavinin yapıldığı

ve tamamlandığı zaman dilimi itibariyle 14.06.2007 tarihinde yürürlükten kalkan Sigorta Murakabe Kanunu’nun 19. maddesi uyarınca davanın 10 yıllık zamanaşımına tabi bulunduğu gerekçesiyle asıl ve birleşen davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kararı, asıl ve birleşen davada davalılardan Sevgi ve … ile diğer davalılar vekilleri temyiz etmiştir.
Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp,değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına, sağlık sigorta poliçesine dayalı asıl ve birleşen davada mahkemece zamanaşımına ilişkin olarak Sigorta Murakebe Kanunu’nun 19 nolu maddesinin uygulanması doğru değil ise de, esasen davacının tedavi giderlerinin tahsili için işbu davayı açmış olmasına, ölen sigortalının tedavisini üstlenen davacı ile davalı sigorta şirketi arasında provizyon işleminden sonra vekalet sözleşmesi hükümlerinin uygulanmasının gerekmesine, bu bağlamda zamanaşımı süresinin hüküm tarihinde geçerli olan BK’nın 126. maddesindeki beş yılık zamanaşımı süresine tabi olmasına, borcun muaccel olmasından itibaren dava tarihine kadar ki süre içerisinde zamanaşımı süresinin henüz dolmadığının anlaşılmasına göre, asıl ve birleşen davada davalılardan Sevgi ve … ile diğer davalılar vekillerinin tüm temyiz itirazları yerinde değildir.
SONUÇ:Yukarıda açıklanan nedenlerle, asıl ve birleşen davada davalılardan Sevgi ve … ile diğer davalılar vekillerinin tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA, takdir olunan 1.100 TL duruşma vekalet ücretinin asıl ve birleşen davada davalılardan alınarak davacıya verilmesine, aşağıda yazılı bakiye 1,363,95 TL temyiz ilam harcının temyiz edenlerden ayrı ayrı alınmasına, 11.02.2014 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.

KARŞI OY YAZISI

Sigortalı ile davalı sigortacı arasında Sağlık Sigorta Poliçesi bağıtlandığı, ölen sigortalının tedavisinin davacı tarafından yapıldığı, davalı sigortacının AKCİĞER CA nedeniyle muayene tetkik ve tedavi için provizyon verdiği taraflar arasında tartışmasızdır.
Somut olayda davacının yazısı üzerine, davalı sigorta şirketinin AKCİĞER CA nedeniyle muayene, tetkik ve tedavi için provizyon verdiğini bildirmesi, bu hususların kanun, sigorta genel ve özel şartların, uygun olması durumunda sigorta teminatı kapsamında olduğu anlamını taşır. Sözleşmenin, iki tarafın hukuksal sonuca yönelik karşılıklı ve birbirine uygun iradelerini açıklamasıyla meydana gelen hukuksal işlem olduğu göz önüne alındığında, davacının yazısı üzerine davalı sigorta şirketinin bildirimi ile taraflar arasında sözleşme veya vekalet hükümlerinin uygulanacağı bir sözleşmenin oluştuğunu kabul etme olanağı yoktur. Ancak, taraflar arasında önceden yapılan bir sözleşme ve bu sözleşmede provizyonun ödeme garantisi anlamına geleceği belirtilmişse bu akdi hüküm dairesinde sigortacının sorumluluğu gündeme gelir ki, bunun varlığıda ileri sürülüp kanıtlanmamıştır. Bu durum karşısında, somut olayda davacı ancak sigortalının temlikine dayanarak davalı sigorta şirketinden istemde bulunabilir. Davacının bu istemi, sigortalıya halefen istem olmakla, asıl alacağın tabi olduğu zamanaşımı süresinde herhangi bir değişiklik olmaz. Hastalık sigortası için Yasa’da özel bir zaman aşımı süresi ön görülmediğinden, genel hüküm niteliğindeki 6267 sayılı TTK’nın 1268. maddesi hükmünce, bu sigorta sözleşmesinden doğan bütün hak taleplerine 2 yıllık zamanaşımı süresi uygulanır. Bu nedenle dava tarihi itibariyle zamanaşımı süresinin dolması, Sigorta Şirketi’nin usulüne uygun zamanaşımı def’inde bulunması karşısında, davanın bu nedenle reddinin gerektiği düşüncesinde olduğumuz için çoğunluğun görüşüne katılmıyoruz.