YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2013/1339
KARAR NO : 2013/7390
KARAR TARİHİ : 16.04.2013
MAHKEMESİ :TİCARET MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen davada … …. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen ….07.2010 tarih ve 2008/705-2010/378 sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş olup, duruşma için belirlenen 16.04.2013 günü tebligata rağmen gelen olmadığı yoklama ile anlaşıldı, duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, taraflar arasındaki 20/004 Esas sayılı güvenlik hizmetlerinin yürütülmesine dair sözleşmenin davalı tarafından 20.02.2003 tarihinde haksız olarak feshedildiğini ileri sürerek, şimdilik otomatik yenilenme sonucu işlemeye başlamış olan 2003 yılı Şubat ayından kalan 7 günlük hizmet bedeli ile haksız fesih nedeniyle 22.01.2004 tarihine kadar ödenmesi gereken bedel olmak üzere toplam 200.000.000.000 TL’nin faiziyle birlikte davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, güvenlik hizmetleri sözleşmesinin müvekkilince haklı olarak feshedildiğini, davalı şirket işçilerinin davalı şirket üst düzey yöneticilerinin şerefine dokunacak davranışta bulunduğunu, şirket telefon ve odaları dinlenerek şirkette yapılan yolsuzluk ile bağlantılı şifreli konuşmalar yapan davacı şirket çalışanlarının müvekkili şirket yetkililerini tehdit ettiğini ve gasba teşebbüs ettiklerini, durumun emniyete bildirilmesi üzerine davacı şirket elemanlarının giriş-çıkış kart şifresi ile hırsız alarm şifresini de alarak şirketi terk ettiklerini, davacı iddialarının yerinde olmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonucunda kısmen benimsenen bilirkişi raporuna göre, sözleşmenin baştan itibaren malul olduğu görüşünün kabul edilmediği, sözleşmenin tarafların kabulünde bulunduğu, 5 yıl süreli yapıldığı ilk dönem sorun olmadığı, ikinci dönem başında davacı personelleri ile davalının genel müdürü ve personelleri arasında emniyete ve savcılığa yansımış olaylar olduğu, davacı personellerinin sözleşme koşullarını ihlal ettiği, davalının, bu olaylara bağlı olarak sözleşmeyi feshettiği, her ne kadar sürenin dolmasından 1 ay önce fesih hakkı kullanılmamış ise de davacı personelinin tutum ve davranışlarının süre sonuna kadar sözleşmeye bağlılığı ortadan kaldırdığı, olayların basına yansıdığı, çekilmezlik söz konusu olduğu, davalının yeni güvenlik hizmeti aldığı, feshin yerinde bulunduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava, güvenlik hizmet sözleşmesinin haksız şekilde feshedildiği iddiasına dayalı alacak ve tazminat istemine ilişkindir.
Mahkemece, bozma ilamına uyularak yazılı gerekçelerle davanın reddine karar verilmiştir. Ancak, bozmaya uyulmasına rağmen gereği tam olarak yerine getirilmemiştir. Davacının, davalı şirkete güvenlik hizmeti verdiği, bu ilişkinin önceye dayalı olduğu, ikinci dönem başlangıcında davalının üst düzey yöneticisi ile davacı çalışanları arasında meydana gelen olaylar sonucu sözleşmenin davalı tarafından feshedildiği, başka bir firmadan hizmet alımına başlandığı hususları çekişmesizdir. Uyuşmazlık, hizmet alımında bulunan davalı tarafın sözleşmeyi feshetmesinin haklı olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. Davalı taraf, davacı personelinin müvekkilinin üst düzey yetkilisine karşı olumsuz eylemleri olduğunu, sözleşmeyi fesihte haklı bulunduğunu savunmuştur. Kural olarak TMK’nın 6. maddesi uyarınca taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispat etmek durumundadır. Olumsuz bir şeyin ispat edilmesi de söz konusu değildir. O halde, somut uyuşmazlıkta devam eden sözleşmeyi feshetmekte haklı olduğunu davalı kanıtlamak zorundadır. Başka bir anlatımla, haklı feshin varlığını ispat etmek yükümlülüğü davalıya aittir. Davacı personelleriyle davalı üst düzey yetkilisi arasında bir sorun yaşandığı dosya kapsamıyla sabittir. Bu sorun nedeniyle davalı yetkilisinin şikayette bulunduğu, ancak davacı personelleriyle ilgili takipsizlik kararı verildiği anlaşılmaktadır. Ayrıca, davacı personellerinin iftira suçundan dolayı davalı üst düzey yetkilisi hakkında suç duyurusunda bulundukları, bu yetkili hakkında asliye ceza mahkemesine kamu davası açıldığı ve bu davadan beraat ettiği de dosya kapsamıyla sabittir. Olayın sonrasında basına konu olduğu da çekişmesizdir. Taraf personelleri arasında geçen olayla ilgili savcılık soruşturması yapılması, dava açılması ve sonrasında olayın basında haber olması, davalının akdi feshetmesini tek başına haklı kılan nedenler değildir. Taraflar arasındaki olayların neler olduğu belirlenip, bu olayların meydana gelmesinde kimin kusurlu bulunduğu tespit edilip, mevcut olayların akdin feshine yol açıp açmayacağının değerlendirilmesi gerekmektedir.
Bu durum karşısında, ispat yükünün davalı tarafta olduğu dikkate alınıp, anılan tarafa ispat imkanı tanınıp, yukarıda açıklanan savcılık takipsizlik dosyası ile asliye ceza dosyası kapsamı değerlendirilip, tüm kanıtlar çerçevesinde davalının akdin feshinde haklı olup olmadığı açıklığa kavuşturulmadan yazılı şekilde eksik inceleme ile hüküm kurulması doğru görülmemiş, kararın bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 16.04.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.