YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2013/13983
KARAR NO : 2013/17263
KARAR TARİHİ : 02.10.2013
MAHKEMESİ :FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen davada Ankara 4. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi’nce verilen 17.01.2011 tarih ve 2010/106-2011/9 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin “RAW+Şekil” ibareli marka başvurusunun 556 sayılı KHK’nın 7/1 (b) m. uyarınca TPE YİDK kararıyla davalı şirketlere ait “RAW”, “RAW FOOTWEAR” ve “RAW SHOES” ibareli markalar mesnet gösterilerek reddedildiğini, red gerekçesi yapılan “RAW FOOTWEAR” ve “RAW SHOES” ibareli markaların sahibi olan G-Star Int. şirketinin müvekiliyle organik bağının bulunduğunu, diğer red gerekçesi markanın ise kötüniyetle tescil edildiğini, hükümsüzlüğü talebiyle dava açtıklarını, “G-Raw” markasını müvekkilinin dünyaya tanıttığını, “raw” ibaresini taşıyan 4 adet tescilli markasının bulunduğunu, “raw” ibareli markanın gerçek hak sahibinin müvekkili olduğunu ileri sürerek, 2009-M-3029 sayılı YİDK kararının iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı TPE vekili, kurum işlem ve kararlarının yerinde olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre, başvuru markasının redde mesnet markalardaki ürünlerle aynı/aynı tür olduğu, marklar arasında KHK nın 7/1 (b) m. anlamında benzerlik bulunduğu, davacı ile G-Star Int. arasında bağ bulunduğunu ispata yarar delil sunulmadığı, farklı tüzel kişilikler olması sebebiyle, farklı kişilere ait markaların müktesap hak sağlamayacağı, davacı adına tescilli markaların dava konusu marka başvurusunun yapıldığı tarih itibariyle henüz 3 yıllık markalar oldukları, hükümsüzlük davası açmak için gerekli 5 yıllık süreyi doldurmadıkları bu sebeple hükümsüz kılınma tehdidi altında oldukları, sahibi lehine müktesep hak sağlamalarının mümkün olmadığı gerekçesiyle; davanın TPE yönünden esastan reddine, davalı şirketler yönünden davayı takipten sarfınazar nedeniyle reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
1- Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına ve uyuşmazlık konusu başvuru ile redde dayanak markaların 556 Sayılı KHK’nin 7/1-b maddesi anlamında benzer bulunmalarına göre, davacı vekilinin aşağıdaki bent dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
2- Ancak, davacı başvuru ve yargılama aşamasında daha önce 2004 tarihinde başvuruları yapılan ve 2005 tarihinde tescili gerçekleştirilen markalarından dolayı uyuşmazlık konusu işaret üzerinde müktesep hakkı olduğunu ileri sürmüştür. Mahkemece, söz konusu markaların tescilinden itibaren işbu davanın konusu başvurunun yapıldığı tarihe kadar geçen 3 yıllık sürenin kazanılmış hak oluşturması için yeterli olmadığı, bu sürenin 556 sayılı KHK’nin 42. maddesi kapsamında dikkate alınan 5 yıllık hak düşürücü süreye ulaşması gerektiği görüşü benimsenerek davacının bu iddiası yerinde görülmemiş ise de, söz konusu 5 yıllık süre 556 sayılı KHK’nin 42. maddesi hükmüne dayalı olarak açılan hükümsüzlük davası aşamasında dikkate alınacak olup, kötüniyet halinde de böyle bir sürenin dikkate alınması mümkün değildir. Bu bakımdan önceki tarihlerde tescilli markalardan kaynaklanan müktesep hakkın varlığı her somut olayın özelliklerine göre değerlendirilmelidir.
Davacının anılan tescilli markaları aleyhine hükümsüzlük davası açıldığına ilişkin dosyada herhangi bir bilgi de bulunmadığına göre, başvuru tarihi itibariyle tescilli olup üzerinde başkaları tarafından niza yaratılmamış davacı markalarının kapsadıkları işaret ile kapsadıkları mal ve hizmetler açısından Dairemizin seri markalara ilişkin emsal kararları da gözetilmek suretiyle davacı itirazının değerlendirilmesi gerekirken, yazılı gerekçeyle davanın reddi doğru görülmemiş, hükmün temyiz eden davacı yararına bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ : Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının REDDİNE, (2) nolu bentte yazılı nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle hükmün davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 02.10.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.