Yargıtay Kararı 11. Hukuk Dairesi 2013/17338 E. 2014/6790 K. 07.04.2014 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2013/17338
KARAR NO : 2014/6790
KARAR TARİHİ : 07.04.2014

MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen davada Balıkesir 3. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 25/06/2013 tarih ve 2012/450-2013/196 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin davalıya olan borcuna istinaden bono düzenleyerek verdiğini ancak icra takibi sırasında bono altındaki imzayı inkar ettiğini, İcra Hukuk Mahkemesi’nde yapılan yargılama sonucunda alınan bilirkişi raporu doğrultusunda bono altındaki imzanın davalının eli ürünü olmadığının anlaşıldığından bahisle imzaya itirazın kabulüne karar verildiğini, aynı raporda bono üzerindeki borçlu isim ve soy isminin davalıya ait olduğunun da tespit edildiğini, borçlunun isim ve soy ismini kendisinin yazmasına rağmen imzayı atmamasının hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, mukayese imzalar tam olarak karşılaştırılmadan rapor düzenlendiğini belirterek yeniden imza incelemesi yapılmasını talep etmelerine rağmen İcra Hukuk Mahkemesi tarafından alınan raporun yeterli görüldüğünü ileri sürerek, 7.150 TL’nin faiziyle birlikte davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, bono altındaki imzanın müvekkiline ait olmadığına ilişkin mahkeme kararının Yargıtay denetiminden geçerek kesinleştiğini, davacının iddialarının yerinde olmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma ve dosya kapsamına göre, dava konusu edilen alacak icra takibine konu ve bonodan kaynaklanmakta olup davalının açtığı istirdat davasına konu alacak ile aynı alacak olduğu, her iki davanın tarafları ve konusunun da aynı olduğu, alacak ve menfi tespit veya istirdat davalarının birbirinin zıddı ve simetriği davalar olduğu, bu davalardan birinin kesinleşmesi halinde karşıtı olan davanın da ortak kesin hüküm nedeniyle dinlenmeyeceği, bu nedenle kesinleşen alacak davasına karşı menfi tespit davası açılamayacağı gibi menfi tespit veya istirdat davasına karşı da alacak davası açılamayacağı, tarafları ve konusu aynı olan ve Yargıtay aşamasında geçerek kesin hükme bağlanan uyuşmazlığın yeniden başka bir adla yargıya taşınmasının kesin hüküm nedeniyle mümkün görülmediği, bu hususun dava şartı olması ve resen gözetilmesinin gerektiği gerekçesiyle, davanın kesin hüküm nedeniyle dava şartı yokluğundan HMK 114/I maddesi gereğince usulden reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davacı vekilinin tüm temyiz itirazları yerinde değildir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı, davacı vekilinin bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı bakiye 0,90 TL temyiz ilam harcının temyiz edenden alınmasına, 07/04/2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.