Yargıtay Kararı 11. Hukuk Dairesi 2013/3362 E. 2013/10107 K. 16.05.2013 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2013/3362
KARAR NO : 2013/10107
KARAR TARİHİ : 16.05.2013

MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ

Taraflar arasında görülen davada Çorum 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 23.09.2010 tarih ve 2006/337-2010/407 sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenmiş olup, duruşma için belirlenen 14.05.2013 günü başkaca gelen olmadığı yoklama ile anlaşılıp hazır bulunan davalı vekili Av. … … dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin taraflar arasında imzalanan 11/09/1998 tarihli devir ve satış makbuzu ile davalı şirkete ortak olduğunu, taraflar arasında ayrıca inşaat sözleşmesi imzalandığını, bu iki sözleşme ile müvekkilinin hem şirkette hisse sahibi hem de o dönemde şirket tarafından yapımı devam eden dairelerin birinde hak sahibi olduğunu ileri sürerek, öncelikle müvekkiline düşen hisse oranının tespitini, sonrasında müvekkilinin davalı şirket tarafından yapılan inşattaki dairesinin tespiti ile bu yerin tapuda müvekkili adına tescilini, tescilin mümkün olmaması halinde müvekkilinin bugüne kadar yatırmış olduğu tüm bedellerin temerrüt faizi ile birlikte iadesini, müvekkilinin dairesinin teslim edilmemesi nedeni ile uğramış olduğu zararın da tazminini talep ve dava etmiş, 01/06/2010 tarihli ıslah dilekçesi ile 75.000 TL’nın tahsilini istediklerini bildirmiştir.
Davalı vekili, davacının müvekkili şirketin ortağı olduğunu, bu nedenle şirket hesabına sermaye payını ödediğini, şirket ortağı olması dışında müvekkilinden herhangi bir talep hakkının bulunmadığını, kendisine herhangi bir dairenin taahhüt edilmediğini savunarak, haksız açılan davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanılarak, taraflar arasındaki tarihsiz adi yazılı sözleşme ile davalının yapacağı inşatta 7. Kat C Blok kuzeydoğu cephesindeki bağımsız bölümü davacıya satmayı taahhüt ettiği, ancak bu sözleşmede söz konusu daire için ödenecek bedelin belirlenmediği, bu yetkinin davalı şirket yönetim kuruluna bırakıldığı, inşaat yapılan arsanın malikinin tapu kayıtlarına göre dava dışı üçüncü kişiler olduğundan yanlar arasında imzalanan sözleşmenin, Yargıtay’ın yerleşmiş kararları uyarınca alacağın temliki niteliğinde kabul edildiği, BK’nın 163. maddesi uyarınca, temlik sözleşmesinin yazılı şekilde yapılması yeterli olup somut olayda bu şekil şartı
gerçekleştiğinden sözleşmenin geçerli bulunduğu, dava konusu dairenin değerinin dava tarihi itibari ile 75.000,00 TL olarak tespit edildiği, bu durumda ya davacı tarafından yapılan ödemelerin güncelleştirilerek dava tarihindeki değerinin bulunması ve varsa aradaki farkın davacı tarafından davalıya ödenmesinin ya da mahkeme veznesine depo edilmesi koşuluyla davaya konu bağımsız bölümün davacıya ait olduğuna karar verilmesinin gerektiği, ancak davanın sadece müteahhite karşı açılması, tapuda malik gözükenlerin dava edilmemiş olması nedeniyle işbu davada tescilin mümkün olmadığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, davacının ödemelerinin güncelleştirilmiş değeri olan 51.577,83 TL’nin dava tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Kararı, taraf vekilleri temyiz etmiştir.
1- Dava, davalı anonim şirket ortağı olan davacının, davalı şirketteki hisse miktarının ve davalı şirket tarafından yapılan inşaatta kendisine düşen dairenin tespiti, bu dairenin tapu kaydının iptali ile davacı adına tescili, bu mümkün olmazsa anılan daire için yaptığı ödemelerin iadesi, ayrıca daire teslim edilmemesinden kaynaklanan zararının tazmini istemlerine ilişkindir.
Davacı vekili, müvekkilinin hem davalı şirketteki ortaklığı hem de inşaat için para yatırdığını, dolayısıyla müvekkiline hem hisse hem de daire verilmesi gerektiğini iddia etmiş, davalı vekili ise davacının tüm ödemelerini ortaklık payı karşılığı yaptığını, ödediği kadar da şirkete ortak olduğunu, inşaat için hiçbir ödeme yapmadığını, halen pay sahibi sıfatı nedeniyle şirkete ait işyerinden kira payı aldığını, toplam ödemelerinin sermaye payını dahi karşılamadığını savunmuştur.
Dosyaya sunulan 11.09.1998 tarihli devir ve satış makbuzuna göre davacı, dava dışı …’dan, bedelini nakit olarak ödemek suretiyle (50) TL karşılığı (100) hisse almıştır. Davacı ile davalı şirket arasındaki tarihsiz inşaat sözleşmesinde de davalı müteahhidin, yapacağı inşaatın 7. Kat, C Blok kuzeydoğu cephesinden bir bağımsız bölümü davacıya vereceği, davacının davalı şirkete sermaye katılım borcunun “yanında”, dairenin konumuna göre yönetim kurulunca belirlenecek bedeli de ödemek zorunda olduğu, aksi halde şirketin sözleşmeyi tek taraflı feshedip ödemelerini iade edebileceği ancak geri ödemelerde anonim şirket sermaye katılım borcunun indirileceği belirtilmiştir. Davalı şirket pay defterine göre ise davacının (13.346) TL karşılığı (13.346) hissesi mevcuttur. Mahkemece alınan 31.03.2010 tarihli bilirkişi raporunda da davacının yaptığı ödemeler toplamının (12.242) TL, davalı şirketin diğer ortaklarından …’in ödemeleri toplamının (52.171,59) TL, İsmail Fakı’nın ise (47.532,82) TL olduğu belirtilmiştir.
Her ne kadar davacı vekilince sunulan 31.08.2007 havale tarihli dilekçede, müvekkilinin hisse bedeli için 11.09.1998 tarihli devir sözleşmesi dışında başka bir ödeme yapmadığı, banka dekontlarındaki tüm ödemelerinin inşaat sözleşmesi gereği müvekkiline teslim edilecek daire karşılığı olduğu bildirilmişse de bu beyanlar, davacının başlangıçta (100) adet olan hisse miktarının nasıl arttığını açıklamaya yetmemektedir. Ayrıca davalı şirket ile davacı arasında imzalanan inşaat sözleşmesinde davacıya bir daire verilmesi de öngörülmüştür. Yine dosyaya sunulan 30.03.2003 tarihli genel kurul toplantı tutanağının 7. gündem maddesinde, konut yapımının ayrı bir ortaklığa dönüştürülmesi, bu amaçla Halk
Bankası Çorum Şubesi’nin (315855) numaralı hesabına ödeme yapılması, 8. maddesinde sermayenin (1.054.000) TL’na artırılması, 9. maddesinde ise inşaat yapılması için aidat alınması kararlaştırılmıştır. Hatta 9. gündem maddesi görüşülürken hükumet komiseri, anonim şirketlerde bu şekilde para toplama faaliyetinde bulunulamayacağını, inşaatın sadece sermaye artırımı yoluyla yapılabileceğini bildirilmiştir. Davacı tarafından sunulan ödeme dekontlarından bazılarında ödemenin anılan hesap numarasına yapıldığı da görülmektedir.
Tüzel kişilik ve sınırlı sorumluluk ilkelerinin sağladığı imkânlarla anonim ortaklıklar, ilk ortaya çıktıkları günden itibaren çok sayıda tasarruf sahibinin bir araya toplanmalarını, az bir para ile bilgi ve tecrübeye ihtiyaç duymadan yatırımcı haline gelmelerini, alacaklılara karşı da aktifi veya malvarlığı ile sınırlı şekilde sorumlu olmalarını sağlayarak, ekonomik ve sosyal hayatı önemli ölçüde etkileyen kuruluşlar olmuşlardır. Sermaye ortaklıklarında ve özellikle anonim ortaklıkta olağan şekil, birbirini tanımayan çok sayıda hisse senedi sahibinin bir araya gelmeleridir. Anonim ortaklık hukukundaki pay kavramı ise diğer şirketlerdeki ve kooperatif ortaklıklarındaki paydan ve zaman zaman kullanılan hisse kavramından farklıdır. Birinci anlamda pay, esas sermayenin belirli sayıda birim değere bölünmüş olan bir parçasını ifade eder. Kural olarak paylar, yani itibari değerler birbirine eşittir. Kural istisnasız değildir. İkinci anlamda pay, pay sahipliği mevkisidir. Yani pay sahipliği sahibine değil, paya bağlıdır. Payın diğer anlamları, kendisine bağlanan hakların ve borçların tümünü ifade eder. Pay sahipliği sıfatı ise aslen veya devren iktisapla ya da miras yoluyla kazanılabilir.
Pay sahibinin en önemli haklarından birisi de kar payı hakkıdır. Bu hak anonim şirketin kar elde etme ve paylaştırma gayesini izlemesi gerekliliğinden doğar. Gerçekten de bir sermaye şirketi olan anonim ortaklığın nihai amacı, kar elde etmek ve dağıtmaktır. Anonim ortaklık bu gayesini ne terk edebilir, ne erteleyebilir, ne de saptırabilir. Anonim şirkete ortak olan bir kişi şirkete koyduğu sermaye oranında kar payı alır. Anonim şirkete ortak olmanın amacı da budur. Anonim şirketlerde ortak ile şirket arasındaki ilişki bu şekilde olmalıdır.
Ancak somut uyuşmazlıkta her iki tarafın iddia ve savunmaları ile dosyaya sunulan bilgi ve belgelerin incelenmesinden, taraflar arasındaki ilişkinin yukarıda açıklanan şekilden farklı, atipik bir ilişki olduğu anlaşılmaktadır. Buna göre taraflar arasındaki uyuşmazlığın adil bir şekilde çözümlenebilmesi için davalı şirketin davacı durumunda olan diğer ortaklarıyla ilişkisinin de değerlendirilmesi ve inşaatın bitiminde şirketin akıbetinin ne olacağının da incelenmesi gerekir. Ayrıca somut uyuşmazlığa uygulanması gereken mülga TTK’nın 329 ve 405/2. maddelerinin, anonim şirketlerin kendi hisse senetlerini temellük edemeyeceğine ve pay sahiplerinin sermaye olarak şirkete verdiklerini geri isteyemeyeceklerine dair emredici nitelikteki hükümleri de göz önünde bulundurulmalıdır.
Bu itibarla mahkemece, davacıya başlangıçta şirkette 100 pay devrolunmuşken, pay defterindeki pay durumunun (13.346) TL karşılığı (13.346) hisseye yükselmesinin bir apel ödemesinden mi yoksa inşaat nedeniyle yaptığı ödemelerin paya tahvil edilmesinden mi kaynaklandığı, bu konuda davacı ile aynı konumda olan diğer ortakların ödemelerine göre davacının ödemelerinin hisse payı karşılığı mı yoksa kendisine inşaat sözleşmesiyle verilmesi öngörülen daire bedeli karşılığı mı yapıldığı, yine davalı şirketin defter ve kayıtlarına göre kuruluş amacının ve faaliyetlerinin ne olduğu ve nasıl işlediği, işbu davanın konusu olan
inşaatın bitiminde şirketin sona ermesinin amaçlanıp amaçlanmadığı, bu takdirde şirketin başka bir malvarlığına sahip olup olmayacağı, davalı tarafça savunulduğu üzere anılan inşaatta tüm ortakların faydalanmasına tahsis edilen bir işyeri kalıp kalmadığı, buna göre davacının tüm ödemelerinin güncelleştirilerek kendisine iadesinin bir sebepsiz zenginleşmeye neden olup olmayacağı, diğer bir deyişle davacının hem yaptığı ödemeler nedeniyle şirkette pay sahibi kalıp hem de yaptığı tüm ödemelerinin kendisine iadesinin, davacıyı sebepsiz zenginleştirip zenginleştirmeyeceği hususlarında, aralarında anonim şirketler hukuku konusunda uzmanlığı bulunan bir bilirkişinin de bulunduğu bilirkişi heyeti aracılığı ile taraflar arasındaki uyuşmazlığın yukarıda açıklanan ilkelerle birlikte değerlendirilmesi ve sonucuna göre adil bir çözüme kavuşturulması gerekirken, eksik incelemeye dayanılarak yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamış, kararın bu nedenle taraflar yararına bozulması gerekmiştir.
2- Bozma neden ve şekline göre, taraf vekillerinin diğer temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine gerek görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle taraf vekillerinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın taraflar yararına BOZULMASINA, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle taraf vekillerinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek olmadığına, takdir olunan 990,00 TL duruşma vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, ödedikleri temyiz peşin harcın istekleri halinde temyiz edenlere iadesine, 16.05.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.